Şübhesiz onlardan öncekiler de tuzak kurmuştu; fakat Allah('ın emri) binâlarına temellerinden geldi de tavan, tepelerinden üzerlerine çöktü ve azab onlara (böylece)ummayacakları bir yerden geldi.(2)
(2)“Ekseriyâ (çoğu kere) zâlim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp, buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübrâya (âhiretteki en büyük mahkemeye) bırakılıyor, te’hîr ediliyor (erteleniyor). Yoksa, bakılmıyor değil. Bazen dünyada dahi cezâ verir. Kurûn-ı sâlifede (önceki asırlarda) cereyân eden âsî ve mütemerrid (inadcı) kavimlere gelen azablar gösteriyor ki: İnsan başıboş değil, bir celâl ve gayret sillesine (tokadına) her vakit ma‘ruzdur. Evet, hiç mümkün müdür ki, insan umum mevcûdât (varlıklar) içinde ehemmiyetli bir vazîfesi, ehemmiyetli bir isti‘dâdı (kābiliyeti) olsun da, insanın Rabbi de insana bu kadar muntazam (intizamlı)masnûâtıyla (san‘atlı eserleriyle) kendini tanıttırsa; mukābilinde (karşılığında) insan îmân ile O’nu tanımazsa, hem bu kadar rahmetin süslü meyveleriyle kendini sevdirse; mukābilinde insan ibâdetle kendini O’na sevdirmese, hem bu kadar bu türlü ni‘metleriyle muhabbet (sevgi) ve rahmetini ona gösterse; mukābilinde insan şükür ve hamdle O’na hürmet etmese, cezâsız kalsın, başıboş bırakılsın!” (Zülfikār, 10. Söz, 18)