close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Nahl Sûresi 101. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve-iżâ beddelnâ âyeten mekâne âyetin(ﻻ) va(A)llâhu a’lemu bimâ yunezzilu kâlû innemâ ente mufter(in)(c) bel ekśeruhum lâ ya’lemûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Bir ayeti, başka bir ayetin yerine koyup hükmünü değiştirdik mi, Allah neyi indireceğini daha iyi bildiği halde, sen derler, ancak bir iftiracısın; halbuki onların çoğu bilmez.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Biz bir ayeti, bir (başka) ayetin yeriyle değiştirdiğimiz (şartlara ve ihtiyaçlara göre hükmünü ertelediğimiz) zaman, ki -Allah neyi indirdiğini (ve değiştirdiğini) daha iyi bilir-. "Sen yalnızca iftira edici (ve yalan dizici)sin" dediler. Hayır, onların çoğu bilmezler (gafil ve cahil sürüleridir).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Biz bir ayetin yerine, başka bir ayeti getirdiğimizde, Allah neyi indireceğini çok iyi bilirken, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, sen sadece değişik zamanlarda değişik ayetler getirdiğini söylemek suretiyle, hep uyduruyorsun derler. Halbuki onların çoğu, bilmeyen, anlamayan kimselerdir.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Biz geçmiş kitaplardaki bir âyetin yerine Kur'ân ile başka bir âyeti getirdiğimiz zaman, -ki Allah neyi indireceğini iyi bilir- : “Bu Kur'ân'ı sen uyduruyor, Allah'a iftira ediyorsun” derler. Kesinlikle hayır. Onların çoğu ilimden yoksun insanlar, neshin-geçmiş kutsal kitapları yürürlükten kaldırmanın hikmetini bilemezler.
Ahmet Varol
swap_vert close
Biz bir ayetin yerine başka bir ayet getirdiğimizde -ki Allah ne indirdiğini pek iyi bilir-: "Sen ancak bir iftiracısın" derler. Hayır; onların çoğu bilmiyor.
101.Kur`an-ı Kerim`in bazı hükümleri yine vahiyle gelen başka hükümlerle neshedilince müşrikler: "Muhammed arkadaşlarıyla alay ediyor. Bir gün kendilerine bir şey yapmalarını emrediyor, ertesi gün ise onu yapmamalarını istiyor. Belli ki bunları kendinden uyduruyor" diye konuştular. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Biz bir ayeti, bir (başka) ayetin yeriyle değiştirdiğimiz zaman, -Allah neyi indirdiğini daha iyi bilir.“Sen yalnızca iftira edicisin' dediler. Hayır, onların çoğu bilmezler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Biz, bir âyetin yerine, bir âyeti değiştirip getirdiğimiz zaman (önceki âyetin hükmünü kaldırdığımız vakit) Allah ne indirdiğini pek iyi bilmişken, kâfirler dediler ki: “- Sen, ancak bir iftiracısın.” Hayır, onların çoğu Kur'ân'ın hakikatını ve hüküm değiştirmenin faydasını bilmezler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Biz bir ayet yerine başka bir ayeti koyduğumuzda -ki Allah, ne indirdiğini çok iyi bilendir- Onlar: “Sen ancak bir iftiracısın!” derler. Hayır! Onların çoğu, (hakikati) bilmiyorlar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Biz bir âyetin yerini başka bir âyetle değiştirdiğimiz zaman onlar şöyle derler: “Sen sadece düpedüz bir iftiracısın.” Halbuki Allah ne indirdiğini en iyi bilendir, onların çoğu bilmiyorlar.
Besim Atalay
swap_vert close
Biz, bir âyeti başka bir âyetle değiştirirsek, Allah iyi bilir neyi indireceğin; «Sen yalnız iftiracısın!» diyorlar, pek çoğuysa, bilmiyorlar onların
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Biz bir ayetin yerine başka bir ayet getirdiğimiz zaman, inkârcılar sana: “Sen bunu yalandan uyduruyorsun” derler. Oysa Allah kullarına ne mesaj indireceğini herkesten iyi bilmektedir. Aslında onların çoğu işin gerçeğini (ayetlerin yerine neden başka bir ayetin geldiğini) bilmezler. 
Bkz. 2/106 ve dipnotu  
Cemil Said
swap_vert close
Âyetin birini fesh ve diğerleriyle tebdîl itdiğimiz zamân bunı "Sen îcâd itdin" diyorlar. Hâyır! Allâh inzâl itdiği âyetin aslını herkesden iyi bilür. Lâkin ânların ekserîsi bilmez.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Bir ayetin yerini başka bir ayetle değiştirdiğimizde, ki Allah ne indirdiğini gayet iyi bilir onlar, "Sen sadece uyduruyorsun" derler. Hayır, öyle değildir, ama onların çoğu bunu bilmezler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber’e, “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Hayır, onların çoğu bilmezler.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Biz bir âyetin yerine başka bir âyeti getirdiğimiz zaman -ki Allah neyi indireceğini çok iyi bilir- “Sen sadece uyduruyorsun” dediler. Öyle değil, fakat onların çoğu bilmezler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Biz bir âyetin yerine başka bir âyeti getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini çok iyi bilir- «Sen ancak bir iftiracısın» dediler. Hayır; onların çoğu bilmezler.
 Rivayete göre şiddet ifade eden bir âyet gelince kâfirler: «Muhammed bugün emrettiğini yarın yasaklayarak ashabıyla alay ediyor» diyorlardı. Bu âyet onlara bu konuda cevap teşkil eder. Nesh ve değiştirme, kulların maslahatına, ihtiyaçlarına göre Allah’ın bir lütfu olarak gerçekleşir. Bu durum, bir doktorun hastasına, tedavinin seyri boyunca bir ilaç vermişken değiştirip başka bir ilaç vermesine benzer. Binâenaleyh bir âyetin neshedilip yerine başka bir âyetin gönderilmesi, Allah’ın «ilim» sıfatına bir eksiklik getirmez, bilâkis «hakîm» olmasının bir eseridir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Biz bir delilin yerine bir başka delili getirdiğimiz zaman ki ALLAH neyi indirdiğini iyi bilir "Sen, ancak bir iftiracısın!," derler. Gerçekten çokları bilmiyor.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman Allah ne indirdiğini pek iyi bilmiş iken kâfirler Peygambere: "Sen, ancak bir iftiracısın" dediler. Hayır öyle değil; onların çoğu bilmezler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Bir âyeti bir âyetin yerine bedel yaptığîmız vakıt Allah indirdiğine ve indireceğine a'lem iken o Şeytan yârânı: «Sen sırf bir müfterisin» dediler, hayır onların çoğu bilmezler
Emrah Demiryent
swap_vert close
Biz bir âyetin yerine (onun hükmünü kaldıran) başka bir âyet getirdiğimiz zaman, kâfirler, (resûlümüze hitaben,) “Şüphesiz sen (Allah adına yalan uyduran) bir iftiracısın” derler. Oysa Allah (kullarının maslahatına neyin uygun olacağını ve resûlüne) neyi vahyedeceğini çok iyi bilir. Hayır, onların çoğu (nesih ile ilgili, yüce hikmetleri) bilmezler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Biz, bir ayeti, başka bir ayetle değiştirdiğimiz¹ zaman: “Allah ne indirdiğini bilirken², sen kesinlikle uyduruyorsun.” derler. Hayır, onların çoğu gerçeği bilmiyor.
1- Tevrat ve İncil'deki hükümlerin yerine yeni bir hüküm getirdiğimiz zaman. Kur'an'da “nesh” edilmiş (geçersiz kılınmış) ayetler olduğunu iddia ederek, Kur'an'a iftira atanlar, referans olarak öne sürdükleri ayetlerden biri de bu ayettir. Oysa ayette söz konusu edilen şey, Kur'an'daki herhangi bir hükmün iptal edilmesi değil, daha önceki kitaplarda yer alan kimi hükümlerin değiştirilmesidir. Örneğin kıblenin yönünün değiştirilmesi gibi. 2- Allah, böyle bir ayet indirmemiştir; Allah, hangi ayeti indireceğini biliyor. Bu ayetler, Allah'ın indirdiği ayetler değil, bunlar senin uydurmandır.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Biz bir âyeti diğer bir âyetin yerine (bunu nesh ederek) getirdiğimiz vakit — ki Allah neyi indireceğini çok iyi bilendir — dediler ki: «Sen ancak bir iftiracısın». Hayır, onların pek çoğu bilmezler.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Bir âyetin yerine (onun hükmünü kaldıran) başka bir âyet getirdiğimiz zaman, ki Allah ne indirdiğini daha iyi bilendir, (kâfirler:) “Sen ancak bir iftirâcısın!” derler. Hayır! Onların çoğu bilmiyorlar.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve biz (geçmiş kitaplardaki) bir ayetin (hükmün) yerine (Kur’an’la) başka bir ayeti (hükmü) getirdiğimiz zaman, -ki Allah neyi indireceğini daha iyi bilir, (bunu) sen sadece uyduruyorsun derler. Kesinlikle hayır, onların çoğu (bunun hikmetini) bilemezler.*
(*) İmam Ebü’l-Hasan el-Mâverdî’nin en-Nüket ve’l-uyûn (النكت والعيون) adlı tefsirinde (III, 214) aktardığı görüşe göre konumuz olan âyette Kur’an’ın bir âyetinin başka bir âyetle değiştirilmesi değil, yüce Allah’ın eski bir dinin hükmünü (o hükmü bildiren âyeti) sonradan gelen bir dinin hükmüyle (meselâ Tevrat ve İncil’deki bir hükmü Kur’an’ın bir âyetiyle) değiştirmesi kastedilmiştir (neshin anlamı, kapsamı ve Kur’an’da nesih konusunda bk. “Tefsire Giriş” bölümü, “I. Kur’ân-ı Kerîm F) Nesih” başlığı; Bakara 2/106)… Yani bu ayete göre, neshin Kur’an da değil, Kur’an’la diğer kitaplardaki bazı hükümlerin neshi söz konusu olmuştur. Buna dair açıklama aşağıdaki tefsir metinlerinde de geçmektedir. Ayrıca kıblenin değiştirilmesine gelince: Kudüs’teki Beytü’l-Makdis’in kıble oluşu; Kur’an ayeti ile sabit değildir, Tevrat’ın hükmü ile sabittir. İşte Kıble ile ilgili Kur’an’la bir ayet/hüküm henüz gelmediği için Hz. peygamber de Medine’ye yaptığı hicretin 16 -17 ayına kadar, yani kıblenin tahviline dair Kur’an ayeti gelinceye dek Tevrat’ta bulunan hüküm gereği namazlarında Beytü’l- Makdis’e yönelirdi. Yani burada Kur’an, başka bir Kur’an ayetini nasih etmemiş, bilakis Kur’an Tevtat’taki kıble ile ilgili hükmü nesih ediyor ve Kudus’taki Beytü’l Makdis kıblesi yerine Mescidi Haram daki Kabeyi kıbleye çeviriyor. Bu nedenle Kur’an da nesih edilmiş hiçbir ayet yoktur, Kur’an’ın bütün ayetleri muhkemdir. Zira (الر كتاب أحكمت آياته ثم فصلت من لدن حكيم خبير Hud-1. ayette de bu durum açıkça teyit edilmektedir. Ayrıca İmam Maturidi (تأويلات أهل السنة) adlı tefsirinde de ayetin anlamı (واذا بدلنا اية مكان اية) ‘’ Biz, bir delilden sonra başka bir delili, bir hüccetten sonra başka bir hücceti veya bir ayetten (alamet ve işaret) sonra başka bir alameti getirdiğimizde sen ancak uyduruyorsun diyorlar’’şeklindedir. Yani bunun anlamı, Kur’an’dan bir ayet kaldırıp, yerine başka bir ayeti getirmek değildir. Yine eğer Kur’an da bir nesih olsaydı, Hz. peygamberin hangi ayet, hangi ayeti nesih ettiğini söylemeyecek miydi? Neden böyle bir açıklamada bulunmamıştır? Böyle bir şey olduğu hâlde Allah resulü (haşa) bunu açıklamamışsa, Kur’an’ın tebliğ ve tebyin görevini ihmal etmiş anlamına gelmez mi? Hz. peygamberden böyle bir şey düşünmek mümkün mü? Demek, Kur’an da nesih edilen bir şey yok ki, Hz. peygamber onu açıklamış olsun! (وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً) في القرآن (مَّكَانَ آيَةٍ) في التوراة ، يعني إذا بدّلنا حكماً من أحكام التوراة وفرضناه على المسلمين في القرآن (وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ) من الأحكام التي تليق بكل أمّة (قَالُوا) أي اليهود لرسولنا محمد (إِنَّمَا أَنتَ مُفْتَرٍ) لأنّ أحكامك جاءت بخلاف ما في التوراة . وما ذلك الاعتراض إلّا جهلاً منهم بالتوراة الأصلية وبأوامر الله ونواهيه (بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ) الحقيقة ولذلك يعترضون عليك يا محمد : النصادر :(حقائق التأويل في الوحي والتنزيل - تفسير المتشابه من القران ) .قد ذكرنا أن مذهب أبي مسلم الأصفهاني : أن النسخ غير واقع في هذه الشريعة ، فقال : المراد ههنا إذا بدلنا آية مكان آية في الكتب المتقدمة ؛ مثل أنه حول القبلة من بيت المقدس إلى الكعبة ، قال المشركون : أنت مفتر في هذا التبديل (التفسير الكبير - الرازي) أي: جئنا بآية تدل على حكم يخالف ما جاء في التوراة، فقد كان استقبال الكعبة في القرآن بدل استقبال بيت المقدس في التوراة أي: اتهموا رسول الله صلى الله عليه وسلم بالكذب المتعمد، وأن هذا التحويل من عنده، وليس وحياً من الله تعالى ؛( مَا نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ أو نُنسِها).: ما نلغي أو نمحو من آية أو نجعلها تُنسى لأنَّ معناها قد حُرِّف = ما نلغي ونمحو من آية أي من كتاب كالتوراة أو الإنجيل لأنها قد حُرِّفت عبر الزمن، أو نتركها تُنسى بسبب تحريف الشيطان لمعناها.نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا ":نأتِ بآية أخرى بواسطة رسولٌ آخر خير من تلك الآية الباطلة الّتي حُرِّفت، أو نُعيدُ تنزيلها من جديد مع رسول آخر إذا كانت قد انتَسَت لأن معناها قد حُرِّف ولم يُعمل بها : المصدر:(حقائق في القرآن) قوله تعالى : وإذا بدلنا آية مكان آية والله أعلم بما ينزل قيل : المعنى بدلنا شريعة متقدمة بشريعة مستأنفة ; قاله ابن بحر . مجاهد : أي رفعنا آية وجعلنا موضعها غيره: (تفسير القرطبي - تفسير الماوردي ) 101- وإذا جعلنا معجزة لك بدل معجزة مساوية لنبى سابق، فجئناك بالقرآن معجزة، رموك بالافتراء والكذب على اللَّه، واللَّه - وحده - هو العليم (المنتخب في تفسير القرآن الكريم) فتبين أن موضوعها القرآن كله، لَا نسخ آية، واستبدال آية أخرى بها. الوجه الثالث - قوله تعالى بعد ذلك وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ لِسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ) لهذا كله سمحنا لأنفسنا بأن نخالف كثرة المفسرين - أي خالفناهم بأن لا نسخ في القران انما القران هو ناسخ لبعض أحكام وشرائع القديمة من التوراة المصدر : (زهرة التفاسير) التفسير الصحيح ؟ اقوله: {وَإِذَا بَدَّلْنَآ آيَةً مَّكَانَ آيَةٍ}، أي: بدّلنا حجّة بعد حجة، وآية بعد آية لرسالتي كلما أتاهم حجة على أثر حجة، وآية بعد آية يقولون: إنما أنت مفتر. ينسبون إليه الافتراء: أنه افترى، وكذلك كان عادتهم المعاندة والمكابرة؛ كقوله: { وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَٰتِ رَبِّهِمْ الخ} [الأنعام: 4]، وكقوله: { مَا يَأْتِيهِمْ مِّن ذِكْرٍ مِّن رَّبِّهِمْ مُّحْدَثٍ إِلاَّ ٱسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ } [الأنبياء: 2]، ونحوه من الآيات. كلما أتى بهم حجة وآية بعد آية كانوا يستقبلونه بالتكذيب لها، ونسبة رسول الله إلى الافتراء من نفسه؛ ويزداد لهم بذلك كفراً، (تأويلات أهل السنة) يعني اذا قيدت الاية بالقران أوجاءت بصيغة الجمع اذا تكون الاية هي اية القران والا فلا: (واذا بدلنا اية مكان اية) ليس فيها تقييد حتي تكون اية من القران  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Allah, ne indirdiğini bildiği halde, biz bir ayetin yerine başka bir ayeti değiştirdiğimizde “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Ama onların çoğu bilmiyorlar.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Biz bir ayeti başka bir ayetin yerine koyunca, ki Allah neyi bildireceğini çok iyi bilir, onlar şunu derler: "Sen ancak yalan uydurucusun." Yok, onların pek çoğu bilmezler.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Biz bir âyeti diğer bir âyet yerine getirirsek -ki Allah indireceğini daha iyi bilir- onlar "- Sen müfteriden başka bir şey değilsin" derler. Hayır, onların pek çoğu onu bilmezler
İsmail Yakıt
swap_vert close
Biz bir ayetin yerine başka bir ayet getirdiğimizde³⁸ - Hâlbuki Allah ne indirdiğini daha iyi biliyor- onlar (peygambere), “Sen ancak uyduruyorsun!” derler. Bilakis onların birçoğu bilmiyorlar.
38 Burada zannedildiği gibi ve eski bazı âlimlerin ileri sürdüğü fikirlerin aksine, Kur’an’ın kendi içinde bir “nesih” olayı yoktur. Eski ümmetler için getirilen talimatlar ve muharref olmuş kitaplardaki birtakım hükümler Kur’an ayetleriyle nesh edilmiştir. Yani hükümleri ortadan kaldırılmıştır ve yerine yeni hükümler getirilmiştir. Ayet, “nesh” kelimesini kullanmıyor, “tebdil” (değiştirme) kelimesini kullanıyor. İbn Abbas’a göre bu değişiklik sert üsluptan yumuşak üslûba geçişe işaret etmektedir. Yoksa nesihçilerin söylediği “Nesih ahkâm ayetlerinde olur” kuralı burada söz konusu değildir. Çünkü bu sûre Mekki olan bir sûredir. Ahkâm ayetleri Medine’de nazil olan sûrelerdedir. Dolayısıyla Kur’an’ın kendi içinde bir nesih aramak Kur’an’a karşı bir bühtandır.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Biz bir ayeti, bir (başka) ayetin yeriyle değiştirdiğimiz zaman, Allah neyi indirdiğini daha iyi bilmektedir. “Sen yalnızca iftira edicisin” dediler. Hayır, onların çoğu bilmezler.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Biz bir ayetin yerine başka bir ayet getirdik mi, yani daha önceki ümmetlere gönderdiğimiz kitapları yürürlükten kaldıran yeni bir kitap ve yeni bir şeriat gönderdik mi, Allah insanlığın her aşamasında neler gönderdiğini ve göndereceğini herkesten daha iyi bildiği hâlde, inkârcılar, “Ey Muhammed! Sen ancak, uydurduğu sözleri Allah’a nisbet eden bir yalancısın! Daha önce gönderilen kutsal kitaplar dururken, Allah niçin yeni bir kitap göndersin ki?” derler. Hayır, doğrusu onların çoğu, bütün ilâhî kitapların aynı kaynaktan geldiğini ve Kur’an’ın, daha önce tahrif edilen, anlamı çarpıtılan gerçekleri yeniden aslî şekline kavuşturan son ilâhî kitap olduğunu bilmezler.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Allah ne indireceğini çok iyi bilirken, bir âyetin yerini bir âyetle değiştirdiğimiz zaman: “Doğrusu sen iftirâcısın!” dediler. Aksine onların çoğu bilmez.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Resulüm! Biz bir ayetin hükmünü başka bir ayetle değiştirince, Allah getireceği yeniliği daha iyi bildiği halde sana: " uyduruyorsun " diyorlar. Yoo. Onların çoğu hâla bu işin özünü kavramış değil.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Biz geçmiş topluluklara gönderdiğimiz ayetlerin yerine başka bir ayet getirirsek veya onlara önceden gönderdiğimiz ayetin yerine başka bir ayet gönderirsek; “Sen ancak bir iftiracısın!” derler. Onlara şöyle de; “Hangi ayeti göndereceğini Allah çok iyi bilir. Allah hangi ayeti göndereceğini size sormaz!” Onların çoğu gerçeği bilmeyen cahillerdir. Hadlerini bilmeden Allah’a ders vermeye kalkıyorlar.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Biz bir ayetin yerine başka bir ayeti değiştirdiğimiz zaman –ki Allah neyi indireceğini çok iyi bilendir– “Sen ancak bir iftiracısın!” [*] dediler. [*] Hayır; onların çoğu (gerçeği) bilmezler.
Hz. Muhammed’e yönelik “müfteri” suçlamasıyla ilgili benzer mesajlar: Yûnus 10:38; Hûd 11:13; Enbiyâ 21:5; Furkân 25:4; Secde 32:3; Sebe’ 34:8; Şûrâ 42:24; Ahkâf 46:8.,Bu ayet bazıları tarafından “nesh”in delilleri arasında sayılmaktadır ki bu doğru olamaz. Çünkü konu Kur’an ayetleri arasındaki hükümlerle değil, aksine bütünüyle şeriat yani risaletle ilgilidir. Zaten bütünüyle Mekke döneminde indirilen Nahl suresinde bilinen anlamda neshle ilgili herhangi bir konu ele alınmış olamaz. Çünkü nesh hükümlerle ilgili bir konudur ve hükümlerle ilgili ayetler Medine dönemi surelerindedir. Ayrıca Nahl 16:102-103’teki bilgiler de bunun apaçık delilidir. nesh hakkında açıklamalarımız için bkz. Bakara 2:106, dipnot 2.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Biz, bir âyetin yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman,¹ -Allah neyi indirdiğini çok iyi bilip dururken- (kâfirler sana): “Sen sadece uyduruyorsun” dediler. Asla (böyle değil), bilakis onların çoğu, (hiçbir şey) bilmiyorlar.²
1 Nesh konusunda geniş bilgi için; Bk. (Bakara: 106 ve dipnotları, Nisâ: 160-161)2 Bir âyetin, başka bir âyetle Allah tarafından değiştirilmesi; Allah’ın ilim ve hikmetindendir. Önceki kötü, sonraki iyi gibi anlaşılamaz. Her ikisi de iyidir. Bunu; Allah önce birinci iyiyi, sonra da ikinci iyiyi uygulamamızı emretmiştir, şeklinde anlamak gerekir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Biz bir ayetin yerine bir başka ayeti getirdiğimizde ¹²⁵ -ki Allah adım adım ¹²⁶ ne indirdiğini bütünüyle bilmektedir- [hakkı inkar edenler], “Sen sadece uyduruyorsun!” derler. Oysa onların çoğu bilmeyen, anlamayan kimselerdir! ¹²⁷
125 Yani, bazı Müslüman alimlerin ileri sürdüğü gibi Kur’an’ın bir ayetinin hükmünü kaldırıp “neshedip” onun yerine bir başka ayet koyarak değil, fakat önceki ümmetlere mahsus birtakım özel talimatların yerine Kur’an mesajını koyarak. (Kur’an’ın kendi ayetleri için sözkonusu edilen bu savunulamaz “nesih doktrini” için bkz. 2:106 ve ilgili 87. not; ayrıca 41:42 ve 35. not.)126 Yani, vahyin (yunezzil fiil formunun da îma ettiği) tedricî inişi Allah’ın planıyla uyum içindedir; öyle ki Allah istek ve buyruğunu bir plana göre insana tedricî olarak bildirmekte, insanlığın zihinsel ve toplumsal gelişme düzeyine göre bir talimatını bir başkasıyla değiştirmekte ve bütün bu süreci Kur’an mesajıyla doruğuna ulaştırmaktadır.127 Yani, onlar yeni bir hükmün/talimatın gerekliliğini anlamadıkları için, buna bağlı olarak Kur’an’ı da gereği gibi anlayıp değerlendiremiyorlar.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Biz bir mesajı, başka bir mesaj ile değiştirdiğimizde ki, Allah hangi mesajı indireceğini pek ala bilir. Onlar “Bunu sen uyduruyorsun” derler. Hayır, aslında onların çoğu vahiy gerçeğini bilmiyorlar. 2/106, 10/15-16, 11/13-14, 13/38-39
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ve Biz bir mesajı diğeriyle değiştirdiğimizde,[²¹⁹⁰] -ki Allah neyi ne zaman indireceğini pekâla bilir-[²¹⁹¹] “Sen sadece ve sadece uydurduklarını söyleyen birisin!” derler; aksine onların çoğu, (ilahi tekamül yasasını) bilmeyen kimselerdir.[²¹⁹²]
[2190] Yani: “Önceki vahiyleri veya ilâhi kudret delillerini Kur’an ile değiştirdiğimizde”... Buradaki âyetin karşılığı Nebi’den ısrarla isteyip de bir türlü göremedikleri “mucize” olabileceği gibi vahiy de olabilir. İbarenin devamındaki “Allah neyi ne zaman indireceğini bilir” ara cümlesi bunu teyit eder. Bu âyet klasik nesh teorisinin savunulmasında ilk sırada yer alır. Ne var ki bu, yine bu teoriyi savunanların koydukları “nesh, inançla ilgili ihbârî âyetler için değil, dinî hükümlerle ilgili inşâî âyetler için geçerlidir” kuralına aykırıdır. Çünkü bu sûre Mekkîdir. Şu durumda bu âyetin, klasik nesh teorisine delil olması söz konusu değildir. Klasik nesh teorisi şu iki sebepten dolayı asla savunulamazdır: 1) Kur’an’da çelişki olduğu varsayımına dayandığı için. Bunu Kur’an reddeder (4:82). 2) Kur’an’da hükmü iptal edilmiş âyetler bulunduğu tezine dayandığı için. Kaldı ki bu âyette neshten değil tebdilden söz edilmektedir. Öte yandan bu âyet indiğinde, nesh teorisini savunanların değiştiğini iddia ettikleri “ahkâm âyetleri” henüz inmemişti. Hemen arkadan gelen yunezzilu fiili aslında bu âyetteki tebdilin nasıl anlaşılması gerektiğini de izah eder. İbn Abbas, “bir âyeti diğeriyle değiştirme” ibaresini, “daha sert âyetlerin yerini söylem olarak daha yumuşak âyetlere terk etmesi” olarak, yani üslûp değişikliği biçiminde anlamıştır (Mukâtil). Vahyin söylemindeki her farklılaşma bir öncekinin hükmünü geçersiz kılmayı değil, 125. âyette açıkça ifade edildiği gibi, “Rabbin yoluna hikmetle çağır” talimatının vahiy tarafından bizzat uygulandığını ifade eder. İbn Abbas’ın bu anlayışı, varsayıma dayalı sözde çelişkileri gidermek için, âyetlere birbirinin hükmünü iptal ettirmeye dayalı klasik nest teorisinden çok daha ehvendir. [2191] “Neyi ne zaman indireceği” şeklindeki çevirimiz, yunezzilu fiilinin “nassın yer ve zamanla irtibatlı olarak, parça parça indirilen” tabiatını ifade ettiği vakıasına dayanmaktadır. [2192] İstedikleri mucizeyi kendilerine getirmeyen Elçi’yi yalancılıkla suçlamak, aslında Allah’ı, kendi adına vahiy uyduran birini engellemekten aciz olmakla suçlamaktır. Allah’ın bir âyeti diğeriyle değiştirmesi iki anlama da gelebilir: 1) Önceki vahiylerin Kur’an vahyi ile değişimi. 2) Önceki elçilere verilen hissi ve duyulara hitap eden âyetlerin/mucizelerin, Son Rasul’de Kur’an mucizesiyle değiştirilmesi. Bu ilahi değişimin (tebdil) arkasında, Allah’ın insanlık aklı için koyduğu tekamül yasası yatmaktadır. Parantez içi açıklamamızın gerekçesi budur.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Oysa) Biz bir ayetin yerine (onu neshederek) başka bir ayeti indirdiğimiz zaman (ondan daha hayırlısını indiririz) Allah, ne indirdiğini gayet iyi bildiği halde, (onlar Peygamber’i suçlamaya kalkışırlar ve) "Sen ancak yalan uyduruyorsun" derler. Hayır!.. (Allah Teala, dilediğini yapan, dilediği hükmü verendir, bir ayetin hükmünü değiştirmesi de hikmeti gereğidir fakat) onların çoğu bunu bilmeler. (Kuranı inkar etmekte direnirler)
Osman Fırat
swap_vert close
Biz bir âyetin yerini başka bir âyetle değiştirdiğimiz zaman, Allah ne indirdiğini eniyi bilirkenDerler ki: "Sen (Allah’a) iftirâ ediyorsun’’. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve Biz bir âyeti bir âyetin yerine tebdîl edince, Allah ise indirdiğine pek ziyâde alîmdir. Dediler ki: «Sen şüphesiz bir iftiracısın.» Hayır. Onların ekserisi bilmezler.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Biz bir âyetin yerine onun hükmünü neshedecek başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah göndereceği âyetleri pek iyi bilmektedir- onlar: “Sen iftiracının tekisin! ” dediler. Hayır, hiç de öyle değil! Onların çoğu işin gerçeğini bilmiyorlar.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Biz bir ayetin yerine başka bir ayet getirdiğimiz zaman, -Allah ne indirdiğini bilirken- "Sen (Allah'a) iftira ediyorsun (bu sözleri kendin uydurup Allah'ın üstüne atıyorsun)" derler. Hayır, onların çokları bilmiyorlar.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Biz, bir âyeti diğer bir âyetle tebdîl iylediğimizde, Allâh Te'âlâ inzâl iylediği şeyi bilir, onlar: "Sen iftirâ idiyorsun" didiler. Şübhesiz onların ekserîsi ne söylediklerini bilmezler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Allah, neyi indireceğini çok iyi bildiği halde, bir âyetin yerine başka bir âyeti koyduğumuzda sana şöyle dediler: “Sen sadece iftiracısın.” Yok, onların pek çoğu bunu bilmezler.
Şaban Piriş
swap_vert close
Bir ayetin yerini başka bir ayetle değiştirdiğimiz zaman -ki Allah ne indirdiğini çok iyi bilir- şöyle derler: “sen ancak uyduruyorsun.” Hayır, onların çoğu bilmiyorlar.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Biz bir âyetin yerine başka bir âyet getirdiğimizde—ki Allah peyderpey indirdiklerini çok iyi bilir—onlar “Sen iftiracının birisin” derler. Onların çoğu, işin aslını bilmiyor.(24)
(24) 2:106’nın açıklamasına bakınız.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Biz bir ayeti, bir başka ayetin yerine koyduğumuzda -ki Allah neyi indirmekte olduğunu daha iyi bilir- şöyle derler: "Sen düpedüz bir iftiracısın." Hayır, öyle değil. Bunların çokları bilmiyorlar.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ķaçan degşürdük bir āyeti, bir āyet yirine, daħı Tañrı bilürirekdür anı kim indürür eyittiler: “bayıķ sen yalan baġlayıcısın.” belki eyregi anlaruñ bilmezler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı ḳaçan bir āyet yirine özge āyet getürsevüz, daḫı Tañrı Ta‘ālā bilür indürdügi nesneyi. Eydürler: Sen yalançısın, bel ki anlaruñ çoġı bilmezler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Biz bir ayənin yerinə digər bir ayəni gətirdikdə (bir ayənin hökmünü ləğv edib onu başqası ilə əvəz etdikdə) – Allah nə nazil etdiyini (hansı hökmün bəndələri üçün daha münasib olduğunu) Özü daha yaxşı bilir – (Kafirlər Muhəmmədə): “Sən ancaq bir iftiraçısan (Allahın adından yalan uydurursan!)” – deyərlər. Xeyr! Onların əksəriyyəti (cahil olduğu üçün əsl həqiqəti, bir hökmü başqası ilə əvəz etməyin hikmətini) bilməz!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And when We put a revelation in place of (another) revelation, and Allah knoweth best what He revealeth they say: Lo! thou art but inventing. Most of them know not.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
When We substitute one revelation(2140) for another,- and Allah knows best what He reveals (in stages),- they say, "Thou art but a forger": but most of them understand not.
2140 See 2:106, and n. 107. The doctrine of progressive revelation from age to age and time to time does not mean that Allah's fundamental Law changes. It is not fair to charge a Prophet of Allah with forgery because the Message, as revealed to him, is in a different form from that revealed before, when the core of the Truth is the same, for it comes from Allah.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاِذَا
ve o zaman ki
بَدَّلْـنَٓا
değiştirdik
اٰيَةً
bir âyeti
مَكَانَ
yerine
اٰيَةٍۙ
bir âyetin
وَاللّٰهُ
ve Allah
اَعْلَمُ
çok iyi bilir
بِمَا
o şe- yi ki
يُنَزِّلُ
indiriyor
قَالُٓوا
dediler
اِنَّـمَٓا
ancak
اَنْتَ
sen
مُفْتَرٍۜ
bir iftira- cısın
بَلْ
hayır
اَكْثَرُهُمْ
onların çoğu
لَا يَعْلَمُونَ
bilmezler
Biz (geçmiş kitaplardaki) bir âyetin yerine (bu Kur'ân ile) başka bir âyeti getirdiğimiz zaman -ki Allah neyi indireceğini çok iyi bilir- (kâfirler) "sen ancak bir iftiracısın (bu sözleri kendin uydurup Allah'a isnad ediyorsun)" dediler. Hayır, onların çoğu (Allah'ın bunu neden yaptığını) bilmezler.
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
بَدَّلَ
Fiil-II
ب د ل
Değiştirdi, çevirdi, tahrif etti
ءَايَة
İsim
ا ي ي
Âyet, mucize, alamet, işaret, nişane, ibret, delil
مَكَان
İsim
ك و ن
Yer, mekân, makam
ءَايَة
İsim
ا ي ي
Âyet, mucize, alamet, işaret, nişane, ibret, delil
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
اَعْلَم
İsim
ع ل م
Daha iyi bilen, çok iyi bilen, en iyi bilen
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
نَزَّلَ
Fiil-II
ن ز ل
İndirdi
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
اَنْتَ
Zamir
اَنْتَ
Sen
مُفْتَر
Etken fiil-VIII
ف ر ي
İftira eden
بَل
Edat
بَل
Bilakis, hayır ancak, doğrusu, aksine
اَكْثَر
İsim
ك ث ر
Çoğu, daha çok, daha fazlası
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi