close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Munâfikûn Sûresi 8. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Yekûlûne le-in raca’nâ ilâ-lmedîneti leyuḣricenne-l-e’azzu minhâ-l-eżel(le)(c) ve li(A)llâhi-l’izzetu ve lirasûlihi ve lilmu/minîne ve lâkinne-lmunâfikîne lâ ya’lemûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Derler ki: Medine'ye dönünce andolsun ki üstün olan, elbette aşağılık kişiyi çıkarır oradan ve Allah'ındır üstünlük ve Peygamberinin ve inananların ve fakat münafıklar, bilmezler.
Bu sözleri söyleyen Ubeyy oğlu Abdullah'tır (al-Tecrid, 118).  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Münafıklar:) "Andolsun, eğer Medine’ye dönersek (devlet ve hükümete yerleşirsek), daha üstün ve şerefli olan (bizler), daha güçsüz ve zelil olanı (sadık mü’minleri) oradan mutlaka çıkarıp atacaktır" diyorlardı. Oysa (gerçek) izzet, haysiyet ve üstünlük, (ancak) Allah’ın; Peygamberin ve (samimiyetle ve bütünüyle İslam’a) inananlarındır. Ne var ki münafıklar bunu bilecek (ve idrak edecek akli ve vicdani dürüstlükten uzaktırlar).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Derler ki: “Eğer Benî Müstalik savaşından Medine'ye dönersek biz üstün olanlar, Rasülullah ve beraberindeki aşağılık kimseleri Medine'den çıkaracağız.” Ama asıl şeref, üstünlük Allah'a O'nun elçisine ve inananlara aittir, fakat münafıklar bu gerçeği bilmezler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
“Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, kuvvetli ve haysiyetli olan, oradan, zavallı alçağı mutlaka çıkaracaktır.” diyorlardı. Halbuki güç, kuvvet, kudret, hükümranlık, Allah'ın, Rasulünün, şuurlu ve kâmil mü'minlerindir. Fakat müslüman görünerek İslâm'a karşı gizli eylem planları ve eylem yapan münâfıklar bunu bilmiyorlar.
Ahmet Varol
swap_vert close
Diyorlar ki: "Andolsun ki, eğer Medine'ye dönersek en yüce olan en aşağı olanı oradan çıkaracaktır." Oysa yücelik Allah'a, Peygamber'ine ve mü'minlere aittir. Ama münâfıklar bilmezler.
Ali Bulaç
swap_vert close
Derler ki, 'Andolsun, Medine'ye bir dönecek olursak, gücü ve onuru çok olan, düşkün ve zayıf olanı elbette oradan sürüp-çıkaracaktır.' Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Diyorlar ki, “(eğer bu savaştan) Medîne'ye bir dönersek kuvvet ve şerefi çok olan (bizler), zayıf ve düşük olanı (müminler topluluğunu) oradan çıkaracaktır. Halbuki kuvvet ve üstünlük Allah'ın, Rasûlünün ve müminlerindir; fakat münafıklar bilmezler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Onlar: “Şayet Biz Medine’ye dönersek, kesinlikle üstün olanlar, alçak olanları oradan çıkaracaktır” diyorlar. Hâlbuki bütün izzet ve üstünlük Allah’ın, elçisinin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bilmezler.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Onlar, “Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır” diyorlardı. Halbuki, asıl üstünlük ancak Allah, Peygamber'i ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.
Besim Atalay
swap_vert close
Diyorlar ki: «Medine'ye dönersek, güçlü olan, hor olanı oradan çıkaracak!»; güçlülükse hem Allahın, hem peygamberin, hem dahi inanmış olanlarındır, münafıklar bilmezler !
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Kalkmış bir de “Andolsun ki, Medine'ye döndüğümüzde izzetli ve şerefli olanlar zelil olanları oradan mutlaka çıkaracaktır.” diyorlar. Hâlbuki asıl (şeref ve) üstünlük ancak Allah'a, Resulüne ve mü'minlere mahsustur. Fakat münafıklar bunu bilmezler.
Beni Mustalik seferinde iken “Müreysi” suyu başında Ensar’dan Sinan-ı Cüheni ile muhacirlerden Cehcah b. Said arasında kavga çıkmıştı. Olaydan haberdar olan münafıkların başı Abdullah b. Ubeyy, muhacirlere yardım edilmemesini istemiş ve “Medine’ye dönersek üstün olan zayıf ve düşük olanı oradan çıkaracaktır” şeklinde hezeyanda bulunmuştu.  
Cemil Said
swap_vert close
Bu münâfıklar "Şehre (Medîne’ye) ’avdet ider isek, en kuvvetli, en za’ifi koğar" diyorlar. Kuvvet Allâh iledir, kuvvet peygamber iledir, kuvvet mü’minler iledir. Lâkin münâfıklar bilmezler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
"Eğer bu savaşdan Medine'ye dönersek, şerefli kimseler alçakları and olsun ki, oradan çıkaracaktır" diyorlardı. Oysa, şeref Allah'ın, Peygamberinin ve inananlarındır, ama ikiyüzlüler bu gerçeği bilmezler.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Onlar, “Andolsun, eğer Medine’ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır” diyorlardı. Hâlbuki asıl üstünlük, ancak Allah’ın, Peygamberinin ve mü’minlerindir. Fakat münafıklar (bunu) bilmezler.[550]
Bir sefer sırasında Ensardan bir şahıs ile Muhacirlerden birisi su yüzünden kavga etmiş ve Ensardan olan yaralanmıştı. Olaydan haberdar olan münafıkların lideri Abdullah b. Ubeyy, Muhacirlere yardım edilmemesini istemiş ve “Medine’ye dönersek üstün olan aşağı olanı oradan çıkaracak” demişti. 7. ve 8. âyetler bu olaya işaret etmektedir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Şöyle diyorlar: “Hele Medine’ye dönelim, o zaman güçlü olan zayıf olanı oradan çıkaracak!” Halbuki asıl güç ve izzet Allah’ındır, resulünündür, müminlerindir; fakat münafıklar bunu bilmezler!
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Onlar: Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı. Halbuki asıl üstünlük, ancak Allah'ın, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler.
 Münafıklar, kendilerini güçlü, şerefli, müslümanları zayıf ve hakir görüyorlar, Benî Mustalik dönüşünde onları Medine’den çıkaracaklarını söylüyorlardı.  
Edip Yüksel
swap_vert close
"Kente dönersek, üstün olanlar alçakları çıkaracaktır," diyorlar. Oysa üstünlük ALLAH'a, elçisine ve inananlara aittir. Ne var ki ikiyüzlüler bilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Diyorlar ki: "Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, daha üstün olan, daha alçak olanı oradan mutlaka çıkaracaktır." Üstünlük, ancak Allah'a, O'nun elçisine ve müminlere mahsustur. Fakat münafıklar bilmezler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Diyorlarki: eğer Medîneye dönersek herhalde eazz olan oradan ezell olanı çıkaracaktır, halbuki izzet, Allahın ve Resulünün ve mü'minlerindir ve lâkin Münafıklar bilmezler
Emrah Demiryent
swap_vert close
(O munâfıklar) diyorlar ki: “Yemin olsun ki, eğer (Benî Mustalık gazvesinden) Medine’ye dönersek, üstün olan (bizler), güçsüz olanı (müslümanları) muhakkak oradan çıkaracaktır!” Hâlbuki (mutlak) izzet (şeref ve üstünlük) Allah’a mahsustur, (Allah’a îmân etmeleri dolayısıyla, şeref ve üstünlük) peygamberine ve mü’minlere de aittir, fakat munâfıklar (bu hakikati) bilmezler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
“Eğer Medine'ye dönecek olursak, mutlaka daha güçlü olan, güçsüz olanı, oradan sürüp çıkarır.” diyorlar. Oysa izzet; Allah'ın, O'nun Resûl'ünün ve inananlarındır. Fakat münafıklar bu gerçeği bilmiyorlar.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Onlar «Eğer Medîneye dönersek, andolsun, en şerefli ve kuvvetli olan (ımız) oradan en hakıyr (ve zaîf) olanı muhakkak çıkaracakdır» diyorlardı. Halbuki şeref, kuvvet ve gaalibiyyet Allahındır, peyğamberinindir, müminlerindir. Fakat münafıklar (bunu) bilmezler.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(O münâfıklar) diyorlar ki: “Yemîn olsun eğer Medîne'ye dönersek, en azîz olan, en zelîl olanı muhakkak oradan çıkaracaktır!” Hâlbuki izzet (şeref ve üstünlük) Allah'ındır! Hem peygamberinin ve mü'minlerindir! Fakat münâfıklar bilmezler.(1)
(1)Zeyd bin Erkām (ra) şöyle der: “Peygamber (asm) ile berâber bir sefere çıkmıştık. Bir ara bütün askerler sıkıntıya düştü. Abdullah bin Übey fırsattan istifâde şöyle dedi: ‘Resûlullah’ın (asm) yanında olan kimselere sadaka ile yardım etmeyin ki etrâfından dağılıp gitsinler!’ Ayrıca şunu da ilâve etti: ‘Hele Medîne’ye bir dönelim de azîz olanlar zelîl olanları elbette oradan sürüp çıkaracaktır.’ Ben de hemen gelip bu sözleri peygamberimiz (asm)’a haber verdim. Resûl-i Ekrem (asm) Abdullah bin Übey’i çağırtarak: ‘Bunları söylediğin doğru mu?’ diye sorunca, böyle şeylerden aslâ haberi olmadığına dâir yemîn etti. Orada bulunanlardan bazıları bu sözlere inanarak: ‘Zeyd Resûlullah (asm)’a yalan söyledi’ dediler. Onların bu sözlerine çok üzüldüm. Öyle ki Cenâb-ı Hakk bu sûreyi indirdi.” (İbn-i Kesîr, c. 3, 505)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
(O münafıklar) diyorlar ki: “Eğer Medine’ye dönersek üstün olan (bizler), zayıf ve düşük olanı (iman edenleri) oradan çıkaracaktır. ’’ Hâlbuki asıl üstünlük ancak Allah’a, Resulü’ne ve mü’minleredir. Fakat münafıklar (bu gerçeği) bilmek istemiyorlar. *
(*) Münafıklar, kendilerini güçlü, şerefli, müslümanları zayıf ve hakir görüyorlar, Benî Mustalik dönüşünde onları Medine’den çıkaracaklarını söylüyorlardı. Bununla ilgili olay şöyle olmuştu. Beni Müstalik Seferi’nden dönerken, bir Muhacir ile bir Ensar su yüzünden kavga ederler. Ensar yaralanır, bunun üzerine Abdullah bin Ubey, ayette belirtilen sözü etmiştir.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Onlar “Eğer biz Medine ye dönersek, güçlü olanlar o şehirden zayıf ve güçsüz olanları oradan çıkartırlar” diyorlar. Ancak güç Allah’ın, elçisinin ve inananlarındır. Ama ikiyüzlü davrananlar bunları bilmiyorlar.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Bunlar derler: "Eğer biz Medine’ye dönecek olursak kesenkes güçlü olan güçsüz olanı oradan çıkaracaktır." Oysaki erk Allah’a, onun peygamberine, inananlara özgüdür. Ancak, iki yüzlüler bunu bilmezler.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onlar «— * Medine/ye döndüğümüzde ahalinin en şerefli ve kuvvetlisi en hakir ve zayıfını oradan çıkaracaktır» derler; Seni nasıl çıkarabilirler: halbuki yegâne galebe ve şeref Allah/a, peygamberine, mü/minlere mahsustur. Fakat münafıklar bunu bilmezler.
İsmail Yakıt
swap_vert close
“Andolsun, Medine’ye/şehre⁴ döndüğümüzde, üstün güce sahip olan zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır”⁵ demektedirler. Oysa üstün güç ve şeref [izzet] Allah’a, elçisine ve inananlara aittir⁶. Fakat ikiyüzlüler bunu bilmezler.
4 Medine, şehir demektir. Eski adı Yesrib olan şimdiki Medine şehrinin adı, Hz. Peygamber’in hicretinden sonra “Medinetu’n-Nebi” (Peygamber şehri) oldu. Daha sonra bu şehre sadece “Medine” denmiştir. Bazı Arapça şiirlerde Medine’nin adı “Tîbe” olarak da geçer. 5 Benû Mustalik/Müstalikoğulları Seferi’nden dönerken, bir Muhacir/Mekkeli ile bir Ensar/Medineli su yüzünden kavga ederler. Ensar yaralanır, bunun üzerine Abdullah bin Ubey, ayette belirtilen sözü etmiştir. 6 Krş. Nisâ, 4/139  
Kadri Çelik
swap_vert close
Derler ki: “Şüphesiz Medine'ye bir dönecek olursak, gücü ve onuru çok olan, düşkün ve zayıf olanı elbette oradan sürüp çıkaracaktır.” Oysa izzet Allah'ın, O'nun resulünün ve müminlerindir. Ancak münafıklar bilmezler.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Bir de, “Medîne’ye döndüğümüz zaman, üstün ve şerefli olan Medîneli münafıklar, alçak ve aşağılık olan Mekkeli Müslümanları bu şehirden mutlaka sürüp çıkaracaktır!” diyorlar. Oysa her türlü şeref ve üstünlük Allah’a, dolayısıyla Elçisine ve inananlara aittir; ne var ki, ikiyüzlüler bunun bilincinde değiller.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
“Medine’ye / Şehir’e döndüğümüzde, Azîzler (Güçlüler), Zelîller’i (Zayıflar’ı) oradan elbette çıkarırlar” diyorlar. Oysa İzzet Allah’ındır, O’nun rasûlünündür, Müminler’indir; ama Münâfıklar bilmez.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Diyorlar ki: " Salimen Medine'ye varırsak, göreceksiniz güçlü olan, zayıf olanı sürecek. " Aslında güç, Allah'ın, resulün ve müminlerin elinde ama, münafıklar bunun da farkında değiller...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Onlar, "Andolsun! Eğer Medine’ye dönersek üstün olan zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır!" diyorlardı. Hâlbuki asıl üstünlük Allah’ın, Resulünün ve Müminlerindir. Fakat Münafıklar bunu bilmez.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Onlar “Şüphesiz ki Medine’ye dönersek, üstün olan (taraf), zayıf olanı mutlaka oradan çıkaracaktır!” diyorlardı. (Oysa) itibar yalnızca Allah’a, Elçisine ve müminlere aittir fakat münafıklar (bunu) bilmezler.
Mehmet Türk
swap_vert close
Onlar (bir de): “Eğer Medîne’ye dönersek, üstün olan (bizler,) zayıf olan (Müslümanları) oradan elbette sürüp çıkaracaktır.” diyorlar. Şunu iyi bilsinler ki; asıl üstünlük¹ Allah’a, Onun Elçisi’ne ve Müslümanlara aittir, fakat münâfıklar, bunu bilmiyorlar.
1 İzzet: İnsanın kendi nefsinin hakikatini tanıması ve onu basit şeyler için hakarete düşürmeyip kıymetli tutmasıdır. Kibir ise; insanın kendisini bilmemesi ve kendisini bulunduğu seviyenin üzerinde görmesidir. İzzetin zıddı zillet, kibrin zıddı tevazu’dur. Hz. Hasan’a (r.a) birisi: “Ey Hasan! İnsanlar sende biraz kibir var zannediyorlar” deyince, Hz. Hasan: “o kibir değil, izzettir” demiş, bu ayeti okumuştur. Görülüyor ki bu âyette mü’minler, yani nifak eserinden uzak olan hâlis mü’minler izzet şerefiyle mümtaz kılınmışlardır. Çünkü hâlis mü’min fanî şeylere zebun olmaz, Allah’tan başkasına secde etmez. Bundan dolayı salihlerden bir kadın pejmürde bir halde idi ve şöyle demişti: “Sen İslâm üzere değil misin? İşte o, o izzettir ki beraberinde zillet yoktur ve o servettir ki beraberinde fakirlik yoktur.” (Elmalılı) Konu ile ilgili olarak Bk. (Nisa: 139, Yunus: 65, Fatır: 10)  
Muhammed Esed
swap_vert close
[Ve] onlar: “Kente ¹⁰ döndüğümüzde şan şeref sahibi olan [biz]ler, zavallı bîçâreleri oradan sürüp atacaktır!” derler. Ama asıl şeref, Allah’a, O’nun Elçisi’ne ve inananlara aittir: ama ikiyüzlüler bunun farkında değiller. ¹¹
10 Yani, Medine’ye, “Peygamber’in şehri”ne (Medînetu’n-Nebî ): daha önce Yesrib olarak adlandırılan şehir hicretten sonra bu adla tanınmaya başladı. Sonraki sözler, Abdullah b. Ubeyy tarafından H. 5. yılda Benî Mustalik kabilesine karşı yürütülen bir harekat sırasında söylendiğinden, birçok Hadisde belirtildiği gibi, 7 ve 8. ayetlerin aynı tarihlerde veya kısa bir ara ile vahyedildikleri aşikardır.11 Yukarıdaki tarihsel atıfların gerçek ve süreklilik taşıyan anlamı bu iki Kur’ânî ifadede -“... hazineleri Allah’a aittir” ve “asıl şeref Allah’a aittir”- yer almaktadır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Yine onlar “Medine’ye döndüğümüzde güç ve şeref sahibi olan bizler güçsüz ve zayıf olan muhacirleri oradan sürüp çıkaracağız” derler. Hâlbuki asıl izzet ve şeref Allah’a, Allah’ın mesajlarını tebliğ eden elçisine ve müminlere mahsustur. Fakat o ikiyüzlü münafıklar bunu bilmezler. 8/30, 17/76
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Onlar “Şehre döndüğümüzde şerefli olan (biz)ler şerefsiz olanları oradan elbet sürüp çıkaracaktır” diyorlar. Ama şeref Allah’a, O’nun Rasulüne ve mü’minlere aittir:[⁵¹²⁰] gel gör ki, ikiyüzlüler (bunu bile) bilmezler.
[5120] Saygınlığın gerçek kaynağı Allah’tır. İnsan saygınlığını Allah’tan alır. Allah’tan kopan, saygınlığından da kopar. Onurluluk sorumluluktur, sorumluluk takvâdır.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Bununla da kalmazlar) Onlar. "Eğer -seferden- Medine'ye dönersek, andolsun ki üstün olan (mal ve mevki bakımından güçlü olan bizler) zayıf olanı (o yoksul müminleri) oradan çıkaracaktır" da derler. Oysa izzet (üstünlük) Allah'ın, peygamberin ve müminlerindir, ama o münâfıklar bunu idrak edemezler.
Osman Fırat
swap_vert close
Diyorlar ki: Eğer Medine’ye dönersek üstün olan, zavallı olanı oradan mutlaka çıkaracaktır. "Ve (halbuki)üstünlük, ancak Allah’a, Elçisine ve müminlere mahsustur. Fakat münâfıklar bilmezler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Derler ki: «Eğer Medine'ye döner gider isek elbette azîz olanlar, zelil olanları oradan çıkaracaklardır.» Halbuki izzet Allah'a mahsustur ve Peygamberi ile mü'minlere mahsustur. Fakat o münafıklar bilmezler.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Hem derler ki: “Medineye bir dönelim; göreceksiniz aziz olan, zelil olanı oradan dışarı atacaktır. ” Heyhat! İzzet, Allah'ın, Resulünün ve müminlerindir. Ne var ki münafıklar bunu bilmezler.
Münafıklar akılları sıra Medinelilere dayandıklarından kendilerini güçlü, Mekkelileri sığıntı sandıklarından onları Medine’den çıkartıp İslâmı zayıflatma hülyaları kuruyorlardı.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Diyorlar ki: "Andolsun, eğer Medine'ye dönersek üstün olan, alçak olanı oradan mutlaka çıkaracaktır." Üstünlük, ancak Allah'a, Elçisine ve mü'minlere mahsustur. Fakat münafıklar bilmezler.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
"Medîne'ye 'avdetmizde en 'azîzimiz onların en zelîlini şehirden çıkarır ve tard ider" dirler. 'İzzet Allâh ve rasûlüne ve mü'minlere 'âiddir. Lâkin münâfıklar bunı bilmezler. [¹]
[1] Rasûl-ü Ekrem bir gazâya giderken "Müreysi' " nâmında bir kuyunun başuna nüzûl buyurdılar. Orada bir a'râbî, ensârdan biriyle gavga iderek bir sopa ile ensârînin başını yardı. Ensârî reisu'l münâfîkîn Abdullah bin Übey'ye şikâyet iyledi. Merkûm: "Rasûlullah ile berâber olanlara infâk ve ikrâm itmeyin ki yanından dağılub gitsünler. Medîne'ye 'avdetimizde, bizim 'azîz ve büyüğimiz onların en zelîlini oradan tard ider" didi. En 'azîzden maksadı kendi ve en zelîlden maksadı hazret-i fahr-i kâinât idi. Bu âyet-i kerîme nâzil olarak Cenâb-ı Hak bunı rasûlüne haber virdi. O zamân Cenâb-ı Fârûk: "Yâ Rasûlallah! Bana izin vir, gidüb başını keseyim" dimekle Fahr-i Risâlet: "İlişme, şimdi de 'Muhammed ashâbını katl idiyor' diye söz olur" buyurdı.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
(Benî Mustalik savaşında) Şunu bile demişlerdi: "Hele Medine'ye dönelim; biz üstünler, o alçakları elbette sürüp çıkaracağız." Oysa üstünlük Allah'tadır, elçisindedir ve inanıp güvenenlerdedir. Ama münafıklar bunu bilmezler[*].
[*] "Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer inanıp güveniyorsanız en üstün olan, sizlersiniz. "(Al-i İmran 3/139)  
Şaban Piriş
swap_vert close
-Medine'ye dönersek, güçlü olan, zayıf olanı oradan çıkaracaktır, diyorlar. Oysa güç Allah'a, Resulü'ne ve müminlere aittir. Fakat münafıklar bilmezler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
“Medine'ye dönersek, üstün ve şerefli olanlar, aşağılık kimseleri oradan çıkaracak” diyorlar. Oysa üstünlük ve şeref tümüyle Allah'a, Resulüne ve mü'minlere aittir; lâkin o münafıklar bunu bilmiyor.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Şöyle derler: "Eğer Medine'ye dönersek, yemin olsun ki, itibarlı ve baskın olan, ezik ve zayıf olanı oradan çıkaracaktır!" Güç ve itibar Allah'a, O'nun resulüne ve iman sahiplerine özgüdür. Ama münafıklar bunu bilmezler.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
eydürler “eger dönersevüz medįne’din yaña çıķara 'azįzıraķ ya'nį gendüler andan ħorıraġı” ya'nį peyġamber. daħı Tañrı’nuñdur 'izzet daħı yalavacınuñ daħı mü’minlerüñ velįkin münafıķlar bilmezler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Eydürler: Eger biz Medīneye dönsevüz, çıḳaraçaḳdur ‘azīzler andan ẕelīlle‐ri. Daḫı ‘izzet barça Allāhuñdur, daḫı resūlinüñ ve mü’minlerüñdür. Lākinmünāfıḳlar bilmezler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Onlar: “Əgər biz (Bəni Müstəliq vuruşunda) Mədinəyə qayıtsaq, ən güclülər (ən şərəflilər – münafiqlər) ən zəifləri (ən həqirləri – Peyğəmbəri və ona iman gətirənləri), əlbəttə, oradan çıxardacaqlar!” – deyirlər. Halbuki şərəf-şan da, (qüvvət və qələbə də) yalnız Allaha, Onun Peyğəmbərinə və mö’minlərə məxsusdur, lakin münafiqlər (bunu) bilməzlər!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
They say: Surely, if we return to Al Madinah the mightier will soon drive out the weaker; when might belongeth to Allah and to His messenger and the believers; but the hypocrites know not.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
They say, "If we(5475) return to Medina, surely the more honourable (element) will expel therefrom the meaner." But honour belongs to Allah and His Messenger, and to the Believers; but the Hypocrites know not.
5475 Words of this import were spoken by 'Abd Allah Ibn Ubayy, the leader of the Madinah Hypocrites to or about the Exiles, in the course of the expedition against the Banu Mustaliq in the fourth or fifth year of the Hijrah. He had hopes of leadership which were disappointed by the coming to Madinah of a man far greater than he. So he arrogated to himself and his clique the title of "the more honourable (element)" and slightingly spoke of the Emigrants as the "meaner" element that had intruded from outside.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
يَقُولُونَ
derler ki
لَئِنْ
andolsun eğer
رَجَعْنَٓا
dönersek
اِلَى الْمَد۪ينَةِ
Medine'ye
لَيُخْرِجَنَّ
elbette çıkaracaktır
الْاَعَزُّ
şerefli olan
مِنْهَا
oradan
الْاَذَلَّۜ
zelil
olanı
وَلِلّٰهِ
hâlbuki Allah'ındır
الْعِزَّةُ
izzet
وَلِرَسُولِه۪
ve O'nun resulünün
وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ
ve mü'minlerindir
وَلٰكِنَّ
fakat
الْمُنَافِق۪ينَ
münafıklar
لَا يَعْلَمُونَ۟
bilmezler
(Onlar bir de) "Andolsun ki eğer Medine'ye dönersek, şerefli olan (bizler), zelil olan (sizler)i kesinlikle oradan çıkaracaktır" derler. Hâlbuki asıl izzet (şeref ve üstünlük) Allah'a, O'nun resulüne ve mü'minlere aittir. Fakat münafıklar (bunu) bil(ip idrak ede)mezler.
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اِن
Edat
اِن
Eğer,  -se, -sa
رَجَعَ
Fiil-I
ر ج ع
Döndü
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
مَدِينَة
İsim
م د ن
Şehir, Medine
اَخْرَجَ
Fiil-IV
خ ر ج
Çıkardı
اَعَزّ
İsim
ع ز ز
Daha üstün, daha itibarlı, daha şerefli
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَذَلُّ
İsim
ذ ل ل
Zelil kimse, alçak olan
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
عِزَّة
İsim
ع ز ز
Gurur, izzet
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
مُؤْمِن
Etken fiil-IV
ا م ن
İman eden, mü'min, inanan
لٰكِنّ
Harf-i istidrak
لٰكِنّ
Ancak, fakat, lakin, başka, hariç
مُنَافِقُون
Etken fiil-III
ن ف ق
Münafık erkekler
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi