O (münâfıklar): “Allah’ın Elçisinin yanında bulunanlara hiç bir şey vermeyin de sonunda (onun etrafından) dağılıp gitsinler.” diyorlar. Oysa göklerin ve yerin tüm hazineleri Allah’ındır, fakat münâfıklar bunu anlamıyorlar.²
1 Zeyd b. Erkam (r.a)’den: Bir savaşta idim. Abdullah b. Übey’in; “Peygamberin yanındakilere hiçbir şey vermeyin de etrafından dağılsınlar...” dediğini işitince bunu, amcama söyledim. O da Peygamberimize söylemiş. Peygamberimiz beni çağırttı, ben de anlattım. Efendimiz, Abdullah b. Übey ve arkadaşlarını çağırtıp bunu sordu. Onlar da söylemediklerine yemin ettiler. Bunun üzerine Rasûlüllah, beni yalancılıkla itham edip onları tasdik etti. Ben de bundan dolayı öyle üzüldüm ki gittim evime oturdum. Amcam bana; “kendini Rasûlullah’a karşı yalancı çıkaracak kadar ileri gitmekten ne istedin?” dedi. Bunun üzerine Allah, “münafıkun sûresini” indirdi. Peygamberimiz, adam gönderip, beni çağırttı ve “Allah seni tasdik buyurdu ey Zeyd” dedi. (Buha-rî, Tirmizî, Müsned) Bu sûre nâzil olunca, Rasûlullah Zeyd b. Erkam’ın kulağını tuttu ve “Allah, bunun kulağına vefa verdi.” buyurdu. Abdullah b. Übey’in oğlu Abdullah, babasının bu durumunu öğrenince, Peygamberimizin huzuruna geldi ve; “Ey Allah’ın Elçisi! Bu sözünden dolayı, babamı öldürmeyi emretmişsin. Şâyet onu öldürteceksen bunu, bana emret. Ben, onun başını sana getireyim... Korkarım ki benden başka birisine emredersiniz ve o da babamı öldürürse, nefsim buna tahammül edemez. Bir Müslüman’ı bir kâfire bedel olarak öldürmüş olur, bu sebeple de cehenneme girerim.” dedi, Rasûlullah; “Hayır! Biz, ona iyilikle muamele ederiz, beraberimizde bulunduğu sürece de iyilikle sohbet ederiz.” buyurdu.