Onlar (o münafıklar) için bağışlanma dilesen de (şefaatte bulunsan da), bağışlanma dilemesen de (şefaatte bulunmasan da) kendilerine için birdir. (Onlar münafık olup gönülden iman etmedikleri sürece) Allah onları asla bağışlamayacaktır. Şüphesiz Allah fasıklar topluluğunu (doğru yoldan sapmış olanları o hâl üzere bulundukları sürece) doğru yola iletmez. *
(*) İşte burada Allah Resulûnün istiğfarı/şefaati münafık olanlara (gerçekten inanmamış olanlara) hiçbir faydası olmamıştır. Yine bundan anlaşılıyor ki, Hz. Peygamberin dua ve istiğfarı/şefaati dünyadadır, ahirette değil. Ama dünyada yaptığı o istiğfarın/şefaatin ahiret gününde faydası ise ancak yüce Allah’ın dünyada istiğfar/şefaat için izin verdiği muvahhid /mümin kimseler için geçerlidir. Yani muvahhid olmayanlar için dünya hayatında Allah resulüne istiğfar/şefaat izni verilmemiştir. Zaten iman, ameli salih, ibadet, dua ve istiğfar/şefaat dünya hayatındadır, ahirette değil. Zira dünya hayatı olan imtihan süreci bittikten sonra, yani ahirette iman etmenin, dua ve istiğfarda/şefaatte bulunmanın hiçbir kimseye faydası olmayacaktır. İstığfarın, yani şefaatin yapıldığı yer dünya hayatı olduğuna dair işte birkaç örnek: 1- Hz. İbrahim kendi babası için istiğfarda/şefaatte/bulunmak istemişti, ama onun babası müşrik olduğundan yüce Allah onun için izin vermemişti. 2- Yine Hz. Nuh oğlunun kurtuluşu için dua etmek/şefaatte bulunmak istemiş, ama yüce Allah onun için de izin vermemişti. 3 - Hz. peygamber de münafıkların cenaze namazını kılıp onlara dua ve istiğfarda/şefaatte bulunmak istiyordu, ama yüce Allah ona da izin vermiyordu. Çünkü yüce Allah ancak muvahhid kimseler için dua ve istiğfar/şefaat iznini veriyor. İşte bu nedenle yüce Allah’ın izin verdiği şefaat bu dünyadadır, ahirette değil. Ama maalesef şefaat konusu hep yanlış anlatılmaktadır. Ayrıca ahiret günündeki şefaatle ilgili rivayetlerin tutarsız ve çelişkili ve hatta Kur’an’a aykırı olduklarından hepsi de uydurma ve yalandır. (الله اعلم)