2,3,4. O (mü’minler) namazlarında huşu¹ sahibidirler ve boş söz (ve yararsız şeyler)den yüz çevirirler, zekât² (görevlerini) yerine getirirler.
1 Huşû: Korkmak, boyun eğmek ve iltifatı terk etmek anlamlarına gelir. Terim olarak huşû: Allah’ın azameti karşısında kişinin kendi küçüklüğünü göstererek, Onun emirlerine boyun eğip korku, sevgi ve saygı hissi duyması, tevazu göstermesi demektir. Burada bahsedilen “namazdaki huşû” ise; secde yerine bakıp sağa sola, şuna buna iltifat etmemektir. Huşû’un aslı, namazın şartlarından olan niyetin tam yapılmasıyla, görüntüsü ise namazın adap ve tadil-i erkân ile alâkadardır. Rasulullah (s.a.v.) ve ashabı namazda gözlerini semaya kaldırırlardı, bu âyetin nüzulü üzerine önlerine eğdiler ve namazlarını biraz daha uzattılar. Aişe (r.a.)’nin annesi Ümm-i Rûman: “namazımda sallanıyordum, Ebû Bekir bu durumu gördü, beni azarladı ve Rasulullah’ın: ‘her hangi biriniz namaza durduğunda her tarafı sakin olsun. Yahudiler gibi sallanmasın. Zira namazda sakin olmak namazın tamamındandır.’ buyurdu” dedi. (Buharî, Müslim) 2 Buradaki zekât’tan, temizlik de anlaşılabilir. O zaman bu âyet, “(nefsî, bedenî ve malî) temizliklerini yerine getirirler.” şeklinde de tercüme edilebilir.