close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Mulk Sûresi 10. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve kâlû lev kunnâ nesme’u ev na’kilu mâ kunnâ fî ashâbi-sse’îr(i)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve eğer derler, duysaydık, yahut akıl etseydik yakıp kavuran cehennem ehli olmazdık.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Keşke) "Eğer biz (gerçekleri) dinleyip duyan ve akıl edip anlayan kimseler olsaydık, (şimdi) bu azgın ateşe girenlerin arasında bulunmazdık" diyerek (hayıflanacaklardır).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve derler ki: “Şayet biz gelen elçilere kulak vermiş olsaydık ve aklımızı da kullansaydık şu çılgınca yanan cehennem azabı içinde olmazdık.”
Ahmet Tekin
swap_vert close
“- Eğer peygamberlerin tebliğlerini anlama ve icabet etme niyetiyle dinlemiş olsaydık veya davet edildiğimiz konularda akıllıca muhakeme yapabilseydik, körüklenen, alev püsküren, çıldırırcasına yanan cehennem ehlinden olmazdık” derler.
Ahmet Varol
swap_vert close
Ve derler ki: "Eğer biz dinlemiş veya akıl etmiş olsaydık şu çılgın ateşin halkı arasında olmazdık."
Ali Bulaç
swap_vert close
Ve: 'Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık' derler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Bir de şöyle derler: “- Biz işitir veya akıl eder olsaydık, şu azgın ateşe atılanlar arasında bulunmazdık.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Ve derler: “Eğer dinleyen, düşünen bir toplum olsaydık, Cehennem ehlinden olmazdık.”
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
“Eğer söz dinleseydik, yahut aklımızı kullansaydık, şu çılgın ateş halkı arasında bulunmazdık” diyecekler.
Besim Atalay
swap_vert close
Yine diyecekler ki: «Biz ya dinleseydik, ya da düşünseydik, cehennemlik olmazdık!»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Yine şöyle derler: “Eğer dinlemiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateşe müstahak olanlar arasında bulunmazdık.”
Cemil Said
swap_vert close
ve sonra "Eğer dinlenmiş ve düşünmüş ola idik bu ateşe atılmaz idik" diyecekler
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
"Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık" derler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Yine şöyle derler: “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
“Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık!” diye de ilâve ederler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık! diye ilâve ederler.
Edip Yüksel
swap_vert close
"Dinleseydik veya aklımızı kullansaydık biz şu ateşin halkı içinde olmazdık," dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Ve derler ki: "Eğer biz dinleseydik, yahut düşünüp anlasaydık şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ve biz işidir veya akl eder olsaydık bu Seıyr eshabı içinde bulunmazdık, derler
Emrah Demiryent
swap_vert close
Ve derler ki: “Şâyet (bize yapılan uyarılara) kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli ateşe girmezdik.”
Erhan Aktaş
swap_vert close
“Eğer dinlemiş veya düşünmüş olsaydık, şimdi alevli ateşin halkı içinde olmazdık.” dediler.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Ve (şunu) söylediler (söylerler): «Eğer bizi dinler, yahud aklımızı kullanır (insanlar) olsaydık şu çılgın cehennem yârânı içinde bulunmazdık.»
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Ve derler ki: “Eğer (biz) işitir veya akıl eder olsaydık, bu alevli ateş ashâbı arasında bulunmazdık!”
İhsan Aktaş
swap_vert close
Yine derler ki: Şayet (onları) dinlemiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli ateşin halkı arasında olmazdık.’
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Suçlular “Keşke o uyarıcıları dinleseydik veya aklımızı kullansaydık da şimdi burada, bu yakıcı ateşin içinde olanlardan olmazdık” derler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Yine derler: "Eğer biz onu dinlemiş, ya da düşünmüş olsaydık şimdi bu kızgın ateşin içinde olmazdık."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Yine diyecekler: Biz peygamberleri dinlemiş, akıl da erdirmiş olsaydık Cehennemlikler arasında bulunmayacaktık.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Yine şöyle derler: “Şayet biz (vahye) kulak verseydik veya aklımızı kullansaydık,⁴ bu çılgın alevli ateşin ehli arasında olmazdık.”
4 Bu ayette; ateşe duçar olanların dünyada yapmadıkları iki şeyden birini yapsalardı, azaba mahkûm olmayacakları belirtiliyor. Birincisi, vahye kulak vermek, yani onu dinlemek ve gereğiyle amel etmektir. İkincisi de aklını kullanmaktır. Bu aynı zamanda İslam dininin akla tam uygun oluşunu belirten bir ayettir. Nitekim İmam Cafer’e izafe edilen bir söze göre; “Peygamber zahiri akıldır. Akıl ise bâtıni peygamberdir.” Yani peygamber insanın dışındaki akıldır, akıl da insanın içindeki peygamberdir. Kendisine vahiy ulaşmamış veya vahyi kötü tanıtan propagandaların etkisi altında kalmış olsa bile aklıyla doğruları bulup amel edebilir. Kendisine vahiy ulaşanlar hem vahiyden hem akıldan sorumlu, kendisine vahiy ulaşmayanlar ise, sadece akıldan sorumludur. Ayetten bu iki sorumluluktan birini yapanın azaba duçar olmayacağı anlamı çıkar. Günümüzde ateist ve deistlerin sıkça sorduğu “Kendisine ilahi buyruk ulaşmamış, İslam’dan yüzyıllarca haberi olmayan Eskimolar, çok ücra yerlerde yaşayan vb topluluklar da mı cehenneme girecek, bu zulüm değil mi?” gibi soruların cevabı işte bu ayettir. Ayrıca Krş. En’âm, 6/130; Zümer, 39/71  
Kadri Çelik
swap_vert close
Ve derler ki: “Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin ehli arasında olmayacaktık.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ve ekleyecekler: “Eğer uyarılara kulak vermiş veya hiç değilse aklımızı kullanarak gözümüzün önündeki gerçekler üzerinde düşünmüş olsaydık, Allah’ın ayetlerini inkâr etmeyecek, böylece bu korkunç ateşi hak edenler arasında olmayacaktık!”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
-“İşitiyor veya aklediyor olsaydık, Saîr’in / Çılgın Alevli Ateş’in arkadaşları arasında olmazdık” da dediler.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Vaktiyle kafamızı çalıştırsak da söylenenlere kulak verse idik, şimdi şu çılgın alevcilerinden olmaz idik " derler ve
Mehmet Çoban
swap_vert close
"Eğer uyarılara kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, alevli ateşin içinde olmazdık."
Mehmet Okuyan
swap_vert close
“(Elçileri) dinleseydik yani [*] aklımızı kullansaydık şu alevli ateş halkı arasında olmazdık!” (diyecekler).
Buradaki [ev] edatı “yani” şeklinde yorumlanmalıdır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Ve: “Eğer (onu) dinleseydik veya aklımızı kullansaydık, (şimdi) şu çılgınca yanan cehennemin¹ halkından, olmazdık.” diyecekler.
1 Cehennem: Derin kuyu, ahirette kâfir ve günahkâr kimselerin azap çekecekleri ceza yeridir. Kur’an-ı Kerîm’de inanan ve güzel amel işleyen kimselere “Cennet” vadedildiği gibi (Kehf: 107); kâfir ve günahkâr kimselere de “Cehennem” vâdedilmiştir. Kâfir, münâfık ve müşrikler Cehennemde “ebedî kalırlar, orada ölmezler ve azapları hafifletilmez.” Tövbe etmeden günahkâr olarak ölen ve Allah’ın kendilerini affetmediği mü’minler ise Cehennemde ebedî kalmazlar. Kendilerine günahları kadar azap edilir. Sonra oradan kurtulup Cennet’e girerler ve orada ebedî kalırlar. Ateş, insan cismine çok büyük acı ve ıstırap verdiği için ahirette kâfir ve münâfıkların cezası ateşle verilecektir. Cehennem’in en açık vasfı ateş olduğu için bazen, Cehennem yerine ateş manasına “nâr” kullanılır. Kur’an-ı Kerîm’de Cehennem’in yedi tabakası olduğu belirtilmektedir. “O (cehennem)in yedi tabakası ve her bir tabakasında da o (şeytana uyanlardan) yerleştirilmiş gruplar vardır.” (Hicr: 44) Cehennemde görülecek azabın miktar, şiddet ve şekillerini ancak Allah ve Rasûlü’nün bizlere bildirmesiyle ve bildirdikleri kadarıyla bilebiliriz. Cehennem’in yakacağı hakkında da Kur’an’da bilgi verilmekte ve: “Ey îman edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan ve başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini derhal yapan meleklerin bulunduğu cehennemin ateşinden koruyun” buyurulmaktadır. (Tahrîm: 6)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve onlar, “Eğer biz” diye ekleyecekler, “[bu uyarıları] dinlemiş olsaydık veya [en azından] kendi aklımızı kullansaydık, [şimdi] yakıcı ateşe müstehak olanlar arasında bulunmazdık!” ⁸
8 Akıl, doğru kullanıldığında, insanı Allah’ın varlığını tanımaya ve böylece, O’nun bütün yaratma eyleminin altında belirli bir planın yattığını anlamaya sevk edecektir. Bu tanımanın mantıkî sonucu, insan hayatını etkileyen ilahî planın bazı yönlerinin -özellikle, doğru ile yanlış arasındaki ayrımın- Allah’ın seçilmiş elçilerine, yani peygamberlere indirdiği vahiy aracılığıyla insana sürekli olarak bildirildiği gerçeğinin kavranmasıdır. Bu, yaratılıştan gelen “Allah ile ahit” (2:27’de işaret edilen ve ilgili 19. notta açıklanan) ancak, öteki dünyadaki azabı kaçınılmaz bir akibet haline getiren, insanın ruhî geleceği pahasına bozulabilir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Eğer vahye kulak vermiş olsaydık yahut aklımızı kullansaydık bugün bu alevli ateşe düşenlerden olmazdık, derler. 6/36, 21/10
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ve “Eğer biz (vahyi) işitmiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi kavurucu ateşe müstahak olanlar arasında bulunmazdık”[⁵²¹¹] diyecekler.
[5211] Zımnen: “Kendimizi yakacak ateşe en yüksek bedeli ödeyenler arasında bulunmazdık”. Burada iki değil üç unsur var: Vahiy, akıl ve çevre. İmam Cafer’e atfedilen şöyle bir söz vardır: Peygamber insanın dışındaki akıl, akıl insanın içindeki peygamberdir. Duyularımızın ötesini akıl ile, aklımızın ötesini vahiy ile kavrayabiliriz. Burada duyuları “çevre” temsil etse gerektir. Cenneti hak edenlerin arasında olmak, duyuların doğru kullanımı açısından doğru kullanılan akıl ve doğru anlaşılan vahiy kadar önemlidir. Allah’tan ödünç değerler alma (ilm) ve onlarla Allah-insan-kâinatın hakikatine dair doğru hükümlere ulaşma (hikmet) konusunda her fert (âdem) aynı hakka sahiptir. Bu âyet Kelâm ilminin ortaya attığı hüsün-kubuh meselesine (teodise) dair son sözü söyleyen bir âyettir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
“Eğer (onların uyarılarına) kulak vermiş ve aklımızı kullanmış olsaydık, elbette şu çılgın ateşe düşenler içinde olmazdık" diye cevab verirler.
Osman Fırat
swap_vert close
Ve "Eğer söz dinleseydik, yahut akletseydik, şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!" dediler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve diyeceklerdir ki: «Eğer biz işitir olsa idik veya akilâne düşünse idik, biz bu çılgın cehennemin yârânı arasında bulunmuş olmaz idik.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Ve ilave edecekler: “Şayet biz gerçeği işiten ve aklını çalıştıran kimseler olsaydık, elbette bu alevli ateşe girenlerden olmazdık! ”
Süleyman Ateş
swap_vert close
Ve dediler ki: "Eğer söz dinleseydik, yahut düşünseydik, şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"
Süleyman Tevfik
swap_vert close
"Eğer biz rasûlün sözlerini dinleyüb anlamış olsa idik cehennem ehlinden olmazdık" dirler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
“Keşke söz dinleseydik ya da aklımızı kullansaydık, şimdi bu alevli ateşin ahalisi içinde olmazdık” derler.
Şaban Piriş
swap_vert close
Eğer dinlemiş veya akletmiş olsaydık bu ateş halkı için de olmazdık, derler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
“Keşke dinleseydik,” derler. “Keşke akıl edebilseydik! O zaman bu çılgın alevlerin arasında olmazdık.”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Ve derler ki: "Eğer söz dinleseydik yahut aklımızı çalıştırsaydık şu çılgın ateşin dostları arasında olmazdık."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı eyittiler “eger işidürmissedük yā anlarmıssaduķ olmaduġıdı ŧamu isleri içinde.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı eyitdiler: Eger biz işitse‐y‐dük, yā fehm itse‐y‐dük, olmazduḳ cehen‐nem ehlinden.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Onlar: “Əgər biz (peyğəmbərlərin öyüd-nəsihətinə) qulaq asıb ağlımızı başımıza yığsaydıq, cəhənnəm əhli içində olmazdıq!” – deyəcək,
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And they say: Had we been wont to listen or have sense, we had not been among the dwellers in the flames.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
They will further say: "Had we but listened or used our intelligence,(5567) we should not (now) be among the Companions of the Blazing Fire!"
5567 Man has himself the power given to him to distinguish good from evil, and he is further helped by the teachings of the great Messengers or World Teachers. Where such Teachers do not come into personal contact with an individual or a generation, the true meaning of their teaching can be understood by means of the Reason which Allah has given to every human soul to judge by. It is failure to follow a man's own lights sincerely that leads to his degradation and destruction.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَقَالُوا
ve dediler
لَوْ
eğer
كُنَّا
olsay- dık
نَسْمَعُ
işitiyoruz
اَوْ
ve- ya
نَعْقِلُ
akıl erdi- riyoruz
مَا كُنَّا
olmazdık
ف۪ٓي اَصْحَابِ
halkı arasında
السَّع۪يرِ
alevli ateşin
Yine şöyle derler: "Eğer biz, (onlara) kulak vermiş veya (Allah'ın afaktaki ya da enfüsteki âyetlerini düşünüp) akletmiş olsaydık, (şimdi şu) alevli ateşin halkı arasında bulunmazdık!"
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
لَو
Masdar harfi
لَو
Olsa, şayet, keşke
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
سَمِعَ
Fiil-I
س م ع
İşitti, dinledi, duydu
اَو
Bağlaç
اَو
Veya, ya da, hatta, yahut
عَقَلَ
Fiil-I
ع ق ل
Aklını kullandı, akletti, akıl erdirdi
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اَصْحٰب
İsim
ص ح ب
Ehil, halk, arkadaşlar, Ashâb, sahipler
سَعِير
İsim
س ع ر
Alevli ateş