Onlar da: “Evet! Gerçekten bize bir uyarıcı geldi, fakat biz, onu yalanladık ve ona; ‘Allah hiç bir şey indirmedi,¹ siz sadece büyük bir sapkınlık içerisindesiniz,’ dedik.”² diyecekler.
1 Bu sözleri söyleyen kâfirlerin “ateist” olmayıp, Peygamberlik müessesesini inkâr eden “deist” oldukları anlaşılmaktadır. Bu grubun içerisine; Peygamberleri kabul etseler de Peygamberliği kendilerince tanımlayan, bugünkü Hıristiyanlar, Yahûdîler ve Müslüman olduğunu söyleyen sapkın gruplar girmektedir.2 Deizm: Latince’de “Tanrı” anlamına gelen “deus” kelimesinden türetilmiş olup Grekçe’de yine “Tanrı” anlamındaki “theos”tan gelen “teizm” terimiyle aynı sözlük anlamına sahiptir. Tanrı’nın varlığını ve âlemin ilk sebebi olduğunu kabul etmekle birlikte akla dayalı bir tabii din anlayışı çerçevesinde peygamberliği şüphe ile karşılayan veya inkâr eden felsefî ekolün adıdır. Deizm daha ziyade Hristiyan ve Yahudi toplumlarında bilhassa İngiltere’de yaygındır. Batıdaki şekliyle İslam toplumu içerisinde görülmez. Ancak İbnu Teymiyye; Fârâbî, İbnu Sînâ ve İbnu Rüşd gibi bazı Müslüman oldukları söylenen filozofların, “Kur’an’ın lafız ve manasının Allah ile ilişkisine dair görüşlerine, Cebrail’i -faal akıl- olarak anlamalarına, peygamberler dışındaki bazı seçkin insanların veya kendilerinin de bu akılla bağlantı kurabilecekleri” şeklindeki iddialarına işaret ederek böyle bir anlayışı vahye dayalı din için tehlikeli bulmuştur. Bu anlayışa sahip olanların vahyin dinde belirlenmiş olan yerini kaybedeceklerini, peygamberliğe duyulan ihtiyacı ortadan kaldıracaklarını söylemiş ve böylece onların görüşlerinden bir tür “deizm” sonucu çıkarmıştır. Bugün bu manalara gelebilecek lakırtılar edenlerin, sözlerini biraz ölçüp tartmaları ve ahirette cehennem diye bir yerin olduğunu untmamaları gerekir.