Gerçekten bu dünya hayatı (eğer anlam ve amacından soyutlarsanız) ancak bir oyun ve bir oyalanmadan ibaret hâle gelir. Eğer inanır ve (inkâr, zulüm, isyan ve kötü işlerden) sakınırsanız (erdemli davranırsanız), O size mükâfatınızı (tam) verir ve sizden mallarınızı (tamamen kendi davası uğrunda harcamanızı) da istemez. *
(*) Bu dünya hayatı “bir oyundan ve geçici bir eğlenceden ibaret” olmasına rağmen Allah, müminleri meşru zevklerinden yoksun bırakmayı istemez ve böylece varlıklarının yalnızca küçük bir bölümü ile kendi yolunda fedakârlık yapmalarını bekler. Bu pasaj, klasik müfessirlerin büyük kısmının yukarıdaki ayet ile ilgili olarak işaret ettikleri gibi, Müslümanların gelirlerinin ve mülklerinin yüzde 2. 5’u oranında zekât (“arındırıcı yükümlülükler”) adı altında ödemeleri gereken yıllık zorunlu vergi mükellefiyetine bir ön işarettir (parantez içi ifadenin sebebi budur). Bu verginin gelirleri, Kur’an’ın “Allah uğrunda [lafzen, “yolunda”]” diyerek tanımladığı şey için, yani, Dinin/İnancın korunması ve tebliği ve toplumun refahı için harcanmalıdır; bu yükümlülüğün ruhsal amacı ise, Müslümanın mal varlığını ihtirasın ve bencilliğin kirlerinden “arındırmak”tır. (M. Esed Meali 36. Ayet Açıklaması) Yani yüce Allah, güzel ve mutlu bir yaşam için emek verip helal yollarla kazandığınız malların tamamını, kendi yolunda harcamanızı istemez. Elbet kendi ihtiyacınız olan mallarınıza sahip çıkacak, yaşamınızı hiç kimseye ihtiyaç duymadan yaşayacaksınız. Sakın bütün varlığınızı Allah yolunda harcayarak başkalarına muhtaç duruma düşmeyin!