İşte onlar o kimselerdir ki, Allah onlara lâ'net etmiştir. Sonra (bu isyankâr hâllerine binâen) onları sağırlaştırmış(1) ve gözlerini kör etmiştir.
(1)“Kulaktaki zar, nûr-ı îmân ile ışıklandığı zaman, kâinâttan gelen ma‘nevî nidâları (sesleri) işitir. Lisân-ı hâl (hâl dili) ile yapılan zikirleri, tesbîhâtları fehmeder (anlar). Hattâ o nûr-ı îman sâyesinde, rüzgârların terennümâtını (hoş seslerini), bulutların na‘ralarını, denizlerin dalgalarının negamâtını (nağmelerini) ve hâkezâ(bunun gibi) yağmurlardan, kuş vesâire gibi her nevi‘den Rabbânî kelâmları ve ulvî (yüce) tesbîhâtı işitir. (...) Fakat o kulak, küfür ile tıkandığı zaman, o lezîz, ma‘nevî yüksek savtlardan (seslerden) mahrum kalır. Ve o lezzetleri îrâs eden (bırakan) âvazlar, mâtem seslerine inkılâb eder (döner). Kalbde, o ulvî hüzünler yerine, ahbâbın fıkdânıyla (kaybedilmesiyle) ebedî yetimlikler, mâlikin ademiyle (bir sâhibin olmamasıyla) nihâyetsiz vahşetler (yalnızlıklar) ve sonsuz gurbetler hâsıl olur.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 64)