Artık onlar Kur’an’ı (araştırıp) düşünmüyorlar mı? (Allah, insan, evren, hayat, ölüm; insanın yaratılış amacı, uyması gereken prensipler, ölümden sonra onu bekleyen âkıbet vb. konularda Kur’an’ın mesajlarını inceleyip de, ondaki hidayet aydınlığını görmüyorlar mı?) Yoksa kalbleri (akıl merkezi olan beyinleri) üzerinde, (hakîkati görmelerine engel kibir ve önyargı gibi) kilitler mi var? *
(*) Bu hitap doğrudan o günün inkârcılarına olsa da bugün için bu ayetin birinci muhatabı Müslümanlardır. Zira Müslümanlar Kur’an’ı sadece lafız tekrarı yaparak terennüm ediyor, onun Arapça metnini güzel sesli insanlara okutarak geçici bir rahatlama yaşıyor, onun harflerinin mahreçleriyle gırtlak ve diyafram egzersizleriyle zaman tüketiyor, değişik adlarla anılan bir sürü kıraat programlarına katılarak onun anlaşılmayan metni üzerinde çalışmalar yapıyor. Ama onun hükümlerini iyiden iyiye düşünecek, ondaki öğretileri hayata geçirecek ve onun ahlakî değerlerinden faydalanacak bir çalışmaya girmiyor, onun rehberlik edeceği ve ebedi saadet yurduna taşıyacağı bir yaşam geliştirmiyor. Oysa Kur’an hayata müdahale etmek için gelmiş, yaratılış safiyetinden uzaklaşan insanları fıtratına döndürmek için nazil olmuş… (C. Külünkoğlu Meali 12. Ayet Açıklaması) Ayrıca burada da kalbin çoğulu olan (قلوبٍ)’’kulub’’ akıl merkezi olan beyin demektir. Zaten Kur’an’ın hiçbir yerinde kan pompalayan biyolojik organa vurgu yapılmıyor. Yani Kur’an’da geçen (قلب - قلوب)’’kalb- kulb’’ ifadeleri, Türkçedeki bildiğimiz ‘’kalp’’organı ile hiçbir alakası yoktur.