close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Muddessir Sûresi 31. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vemâ ce’alnâ ashâbe-nnâri illâ melâ-iketen(ﻻ) vemâ ce’alnâ ‘iddetehum illâ fitneten lilleżîne keferû liyesteykine-lleżîne ûtû-lkitâbe ve yezdâde-lleżîne âmenû îmânen(ﻻ) velâ yertâbe-lleżîne ûtû-lkitâbe velmu/minûne(ﻻ) veliyekûle-lleżîne fî kulûbihim meradun velkâfirûne mâżâ erâda(A)llâhu bihâżâ meśelâ(n)(c) keżâlike yudillu(A)llâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ(u)(c) vemâ ya’lemu cunûde rabbike illâ hu(ve)(c) vemâ hiye illâ żikrâ lilbeşer(i)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve biz, cehennem memurlarını, meleklerden tayin ettik ve kendilerine kitap verilenlerin iyideniyiye anlayıp inanmaları için ve inananların inancını arttırsın ve kendilerine kitap verilenlerle inananlar, şüpheye düşmesinler ve gönüllerinde hastalık olanlar ve kafirlerse, Allah bununla, bu örnekle neyi kastediyor ki desinler diye sayılarını on dokuz olarak taktir ettik. İşte böylece Allah, bildiğini saptırır ve dilediğini doğru yola sokar ve Rabbinin ordusu ne kadardır, ancak Allah bilir ve bu, insanlara bir öğüttür ancak.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Biz o ateşin görevli memurlarını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki; kendilerine kitap verilenler, şüpheden kurtulup kesin ve yakîn bilgiye varsın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kâfirler de şöyle desin: "Allah, bu (gereksiz) örnekle neyi anlatmak istiyor ki?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin (çok farklı hizmetlerle görevli milyarlarca manevi-melek-enerji) ordularını Kendisinden başka (hiç kimsenin) bilip (kavraması mümkün olmayacaktır). Bu (anlattıklarımız) ise, beşer (insan) için sadece bir zikir (öğüt ve hatırlatmadır).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve biz cehennem işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirdik. Biz o görevli meleklerin sayısını Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler için bir sınama aracı yaptık ki, daha önce bize de kitap verildi diyenler, sağlam bilgi edinsinler ve iman etmiş olanların imanları daha da güçlensin. Ve hem kendilerine kitap verilenler, hem de iman edenler bu meleklerin sayısı hakkında şüpheye düşmesinler. Kalplerinde şüphe ve nifak hastalığı bulunanlarla Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler de: “Allah bu örnekle neyi anlatmak istedi?” desinler. Böylece Allah yoldan çıkmak isteyeni saptırır, doğruya ulaşmak isteyeni ise doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularının yani melek, rüzgar, tabii afetler vb. şeylerin sayısını kendisinden başka kimse bilemez. Bu ayetler de insanlara diğer ayetler gibi bir öğüt ve uyarıdır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Biz cehennemde, infaz memurları olarak yalnızca sert ve haşin tabiatlı melekler yerleştirdik. Onların sayısını da, inkârda ısrar edenlerin, kâfirlerin karakterleri ortaya çıksın diye bir imtihan vesilesi haline getirdik. Kendilerine verilen kutsal kitapların hükmünce sorumlu tutulanlar, Kur'ân'ın hak kitap, Muhammed'in hak peygamber olduğunu delilleriyle, gerekçeleriyle kavrayıp kesin olarak inansın, iman edenlerin imanını artırsın. Kendilerine verilen kutsal kitapların hükmünce sorumlu tutulanlar ve ehl-i tevhid olanlar şüpheye düşmesinler. Kalpleri kararmış, aklından zoru olan hasta ruhlular ve kâfirler de, “Allah bu misal ile ne demek istedi?” desinler, istedik. İşte Allah, münafıkların, müşriklerin kötü duruma düşmelerine özgürlük tanıdığı gibi, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıkların hak yoldan uzaklaşıp dalâleti tercihine de özgürlük tanır. Sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıkları doğru yola sevketme lütfunda da bulunur. Rabbinin ordularını, askerî erkânını kendisinden başkası bilmez. Bu yalnız insanlık için bir öğüttür.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 2/26.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Biz o ateşin bekçilerini ancak melekler(den) kıldık. Sayılarını ise ancak inkâr edenler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilmiş olanlar kesin bilsinler, iman edenlerin imanları artsın, kendilerine kitap verilmiş olanlar ve mü'minler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık olanlar ve inkârcılar da: "Allah, acaba bu örnekle neyi kasdetmiştir?" desinler. İşte Allah, böylece dilediğini sapıklığa düşürür dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin askerlerini O'ndan başkası bilmez. Bu ancak insanlar için bir öğüttür.
31.İbnu İshak`tan rivayet edildiğine göre: "Onun üzerinde on dokuz (bekçi) vardır" (Müddessir, 74/30) mealindeki ayeti kerime indirilince Ebu Cehl: "Ey Kureyş halkı! Muhammed Allah`ın cehennemde size azap edecek askerlerinin sayısının on dokuz olduğunu ileri sürüyor. Oysa siz insanların en kalabalık olanlarısınız. Sizden yüz kişi bir kişi karşısında güçsüz mü kalacak" diye konuştu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi."  
Ali Bulaç
swap_vert close
Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: 'Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?' İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Biz o ateşin muhafızlarını hep meleklerden ibaret kıldık. Sayılarını da ancak kâfir olanlar için bir fitne yaptık, (zira on dokuz meleği azımsayarak onları helâk edebileceklerini sandılar); kendilerine kitab verilenler de Kur'an'ın hak olduğuna inansınlar; (çünkü onların kitablarında da bu meleklerin sayısı on dokuzdur); müminlerin de imanlarını artırsın. Kendilerine kitab verilenlerle müminler (böylece) şüpheye düşmesinler. Kalblerinde bir maraz (nifak) bulunanlarla kâfirler de şöyle desin: “- Allah bu sayı ile beraber hangi şeyi murad etmiştir? İşte Allah dilediğini böyle şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını da ancak kendisi bilir. O cehennem de insanlar için ancak bir öğüddür.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Biz o ateşe sahip olanları melekler yaptık. Ve onların sayılarını da o kâfirler için imtihan aracı yaptık. Ki kitap verilenler, (bu Kur’ana) kanaat getirsinler, Müminler imanlarını arttırsınlar ve kitap verilenler ile Müminler asla şüpheye düşmesinler. Ve kalplerinde hastalık olan(münafık)lar ve kâfirler, “Allah, bununla ne anlatmak istedi?” desinler. İşte Allah, böylece istediğini saptırır, istediğini de doğru iletir. Ve senin Rabbinin askerlerinin (sayısını,) ancak O bilir. Bu (on dokuzlu) Cehennem, insanlar için ancak bir belge ve uyarıdır.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Biz cehennemin bekçilerini sırf melekler kıldık. Sayılarını da, inkâr edenlere bir imtihan yaptık ki, kendilerine kitap verilenler Kur'ân vahyinin doğruluğundan emin olsunlar; inananların imanı artsın; kitap verilenler ve inananlar şüphe etmesinler; kalplerinde inanç sorunu olanlar ve inkâr edenler de, “Allah bu örnekle ne demek istedi?” desinler. Allah dileyeni böyle saptırır, dileyeni de doğru yola ulaştırır. Rabbinin ordularını kendisinden başka kimse bilemez. Bunlar insana sadece bir öğüttür.
Besim Atalay
swap_vert close
Cehennemin bekçilerin ancak meleklerden koyduk, onların sayısını kâfirlere sınav kıldık, kitaplı olanlar da yakından inanalar, inanları arta inananların, kitaplı olanlarla, inanlı bulunanlar şüpheye düşmeyeler; yüreklerinde hastalık bulunan kimeler, kâfirler diyecekler ki: «Allah bu örnekle ne demek istemiştir?»; Allah işte böyle, dilediğin saptırır, dilediğin doğru yola iletir; Tanrının orduların ancak kendisi bilir, bu yalnız, insanlara bir öğüt
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Biz o cehennemin muhafızlarını hep meleklerden ibaret kıldık. Sayılarını da ancak inkârcılar için bir sınav yaptık. Kendilerine kitap verilenler de Kur'an'ın hak olduğuna inansınlar (çünkü onların kitaplarında da bu meleklerin sayısı on dokuzdur). İnananlar da imanlarını artırsın. Kendilerine kitap verilenlerle mü'minler (böylece) şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık olan münafıklar ile inkârcılar da neticede: “Allah, bu örnek ile ne anlatmak istemiş olabilir?” desinler. Böylece Allah dileyeni sapıklıkta bırakır, dileyeni de doğru yola iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başka kimse bilemez. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.
Cemil Said
swap_vert close
Biz cehennemin muhâfazasını yalnız meleklere terk itdik. Ânların ’adedini kâfirlerin nazar-ı dikkatini celb itmek ve ehl-i kitâba Kur’ân’ın hak oldığını inandırmak ve mü’minlerin îmânını tezyîd iylemek içün bu vecihle ta’yîn itdik. Tâ ki ehl-i kitâb ve mü’minler şübhe itmesünler [1] varsun kalbleri mariz olanlar ile kâfirler "Allâh bu mesel ile ne dimek istiyor" disünler. Keyfiyet böyledir. Allâh istediğini dalâlete, istediğini hidâyete sevk ider. Allâh’ın zebâniye meleklerinin ’adedini kendinden başka kimse bilmez, bu insânlar içün bir ihtârdır.
[1] Çünki Tevrat’da 19 ’adedi zikr olunmuşdur.  
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkar edenlerin denenmesini ve kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: "Allah bu misalle neyi muradetti?" desinler. İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkâr edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü’minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kâfirler, “Allah, örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi” desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Biz cehennemin işlerine bakmakla yalnız melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkâr edenler için sadece bir imtihan vesilesi yaptık ki böylelikle kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, inananların imanı artsın; kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler; kalplerinde hastalık bulunanlar ve inkârcılar da, “Allah bu sayı misaliyle ne demek istemiş olabilir?” desinler. İşte Allah böylece dilediğini sapkınlıkta bırakır, dilediğine de doğru yolu gösterir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. İşte bu, insanlık için sadece bir öğüttür.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Biz cehennemin işlerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkârcılar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptık ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye öğrensin, iman edenlerin imanını arttırsın; hem kendilerine kitap verilenler hem müminler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: «Allah bu misalle ne demek istemiştir ki?» desinler. İşte Allah böylece, dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Bu ise, insanlık için ancak bir öğüttür.
Edip Yüksel
swap_vert close
Biz ateşe bekçi olarak sadece melekleri atadık. Onların sayısını (ondokuz'u) da, () inkarcılar için bir fitne (sınav/huzursuzluk kaynağı) yaptık, () kitap verilmiş olanları ikna etsin, () inananların inancını güçlendirsin, () kitap verilmiş olanlarla inananların kuşkularını ortadan kaldırsın, ve () kalplerinde hastalık olanlarla inkarcılar da, "ALLAH bu örnekle ne demek istiyor?" desinler. Böylece ALLAH dilediğini/dileyeni saptırır ve dilediğini/dileyeni de doğruya iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu (sayı) halklara bir mesajdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Biz o ateşin muhafızlarını hep melekler yaptık. Bunların sayılarını da ancak kâfirler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanı artsın. Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. İşte böyle, Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir. Rabbinin ordularını ancak Rabbin bilir. Bu, insanlar için uyarıdan başka bir şey değildir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Hem biz o ateşin muhafızlarını hep Melâike yaptık, sayılarını da ancak küfr edenler için bir fitne kıldık ki kitab verilmiş olanlar yakîn edinsin ve iyman edenlere iyman artırsın, kitab verilenler ve mü'minler şübhelenmesin, kalblerinde bir maraz bulunanlarla kâfirler de desin: Allah bununla meselâ ne murad etmiş? İşte böyle Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir ve rabbının ordularını ancak kendisi bilir ve o ancak bir öğüttür düşünmek için beşer
Emrah Demiryent
swap_vert close
Biz cehennemin görevlilerini yalnızca meleklerden kıldık. Onların sayısını inkârcılar/müşrikler için bir imtihân (vesilesi) yaptık. (Cehennemde vazifeli olan meleklerin sayısını bildirmemizin başka sebepleri de var. Şöyle ki;) Kendilerine kitap verilenler (kitaplarında bu bilginin mevcut olması hasebiyle, Kur’ân’ın hak olduğuna) kesin olarak inansınlar ve (zaten Kur’ân’ın hak olduğuna) îmân eden (mü’min) lerin (ise) îmân (lar) ı (nın kemâlâtını) art (tır) sın, hem kendilerine kitap verilenler hem mü’minler (zerre kadar dahi) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde (manevi) hastalık bulunanlar ile kâfirler, (inkâr ve alay ederek) Allah, bu (gereksiz) örnekle (bilgiyle) ne anlatmak istedi ki, derler. Allah, ısrarla bâtılı tercih eden kimseyi, (hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmediği müddetçe, cüz’î irâdesi ile tercih ettiği) sapkınlık üzere bırakır, hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf eden kimseyi ise, (lütfuyla) doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, (korkunç cehennem ateşi) insanlar için ancak bir uyarıdır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Cehennem ashabını¹ meleklerden² başkasını yapmadık. Onların sayılarını, gerçeği yalanlayan nankörler için bir fitneden³ başka bir şey yapmadık. Kendilerine kitap verilenler; gerçeği apaçık bilsinler, iman edenlerin imanları artsın. Kendilerine kitap verilmiş iman sahipleri kuşkuya düşmesinler. Kalplerinde hastalık olanlarla⁴, gerçeği yalanlayan nankörler de desinler ki: “Allah, bu örnekle ne demek istiyor şimdi?” İşte böyle, Allah, dileyeni dalalette bırakır, dileyene doğru yolu gösterir.5 Rabb'inin ordularını6, kendisinden başkası bilmez. Bu, beşer için zikirden7 başka bir şey değildir.
1- Cehennem görevlilerini. 2- Güç sahibi olanlardan. “Mlk” kökünden türeyen melek sözcüğü, aynı zamanda “güç sahibi, yönetim sahibi, yönetimin gücü” anlamına da gelmektedir. Mülk, malik, melik sözcükleri de bu kökten türemişlerdir. 3- Sınavdan. 4- Müşrikler, gerçeğe kuşku ile bakanlar. 5- Ayette lafzen geçen “dilediğini” sözcüğü kişinin seçimine göre uygun olan karşılığı vermek demektir. Bu terkip; Allah, doğru yola iletilmeyi hak edeni, isteyeni doğru yola iletir; sapkınlıkta kalmayı hak edeni, isteyeni de sapkınlıkta bırakır; sapkınlığı gerektiren şeyler yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir, demektir. 6- Görevli meleklerin sayısını. 7- Öğütten.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Biz o ateşin bekçi (lik) lerine meleklerden başkasını me'mur etmedik. Sayılarını da küfredenler için — başka değil — ancak bir fitne yapdık ki kendilerine kitâb verilenler sağlam bilgi edinsin (ler), îman edenlerin de inan(ç)ları artsın. (Hulâsa) hem kendilerine kitâb verilenler, hem mü'minler (bu hususda) şüpheye düşmesin (ler). Kalblerinde maraz bulunanlarla kâfirler dahi «Allah bu (aded) le, misâl olarak, neyi murâd etmiş?» desin (ler). İşte Allah, kimi dilerse böylece şaşırtır, kimi de dilerse doğru yola getirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. O, insan (lar) için öğüdden başkası değildir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Biz) Cehennemin sâhiblerini (o zebânîleri) meleklerden başkası yapmadık. Onların sayısını da inkâr edenler için ancak bir imtihan vesîlesi kıldık ki, kendilerine kitab verilmiş olanlar kat'î olarak îmân etsin, îmân edenlerin de îmânı artsın ve kendilerine kitab veril miş olanlarla mü'minler şübheye düşmesin ler. Kalblerinde bir hastalık (nifak) bulunanlarla kâfir ler ise desin ki: “Allah misâl olarak bununla neyi mu râd etti?” Böylece Allah, (isyanlarındaki ısrarları yüzünden) dilediğini dalâlete atar, dilediğini de (hikmetine binâen kendi lütfundan)hidâyete erdirir. Rabbinin ordularını ise, ancak kendisi bilir. Hem bu (Sakar ve onun sıfatları), insanlara ancak bir ibrettir.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve biz ateş ehlini (cehennem görevlilerini) meleklerden başkası kılmadık. Ve onların sayısını (bildirmekle) o inkâr etmiş olanlar (inkârda ısrar edenler) için de bir sınama (konusu) yaptık; ki böylece kendilerine kitap verilenler (Kur’an’da belirtildiği gibi kitaplarında da meleklerin güçlü bir yapıda olup cehennemi yönetecekleri ve bu görevli meleklerin suçluların üstesinden gelebilecekleri hususunda) kesin kanaate varır; iman etmiş olanların inançları da artar (çünkü Kur’an’ın meleklerin cehennemi yöneteceklerine dair mesajının aynısı diğer ilahi kitaplarda da bulunduğu için onlar da müminler gibi buna inanmaktadırlar), kendilerine kitap verilenlerle inananlar (bu konuda bir olup birbirlerini teyit ettikleri için) kuşkuya düşmezler, gönüllerinde hastalık olanlar (münafıklar) ile inkârcılar da neticede “Allah bu örnekle ne demek istemiş olabilir?” derler. İşte böylece Allah, dileyeni (inkâr edip sapıklığı tercih edeni) sapıklıkta bırakır ve dileyeni (iman edip hidayeti tercih edeni de) doğru yola iletir. Rabbinin (farklı hizmetlerde görevli kıldığı nice manevi-melek-enerji vs. gibi) ordularını (n sayısını ve gücünü) ise ancak kendisi bilir. Nihayet bunlar (buradaki mesajlar), tüm insanlık için bir uyarı ve öğütten ibarettir. *
(*) İnkârcılar, Allah bu sayı ile neyi kastediyor, bu azlık mı çokluk mu, neden şu kadar değil de bu kadar veya cehennemi neden bu kadar yönetecek gibi kimseyi ilgilendirmeyen sözlerle sapıklıklarının bahanesini oluşturmaya çalışırlar. Bu Allah, gerçeği kabul etmek istemeyip ısrarla sapmayı dileyeni/inkâr ve sapıklığı tercih edeni sapıklıkta bırakır, yaratılış sebebine uygun yaşamayı dileyeni/iman edip hidayeti tercih edeni de hidayete ulaştırır. Ayrıca ayetteki (وَلِيَقُولَ) ‘’ve liyakule’’üzerindeki (ل) ‘’L ‘’harfi, lâmi akıbet olup için anlamında değildir. Aşağıdaki (التحرير والتنوير)’’ tefsir metnine bakılabilir. Müfessirler de 30. âyetteki “on dokuz”sayısını “cehennemde görevlendirilmiş olan on dokuz melek; onlardan on dokuz grup; on dokuz saf; her birinin emrinde bir grup melek bulunan on dokuz yönetici melek”şekillerinde yorumlamışlardır (Zemahşerî, IV, 184; Şevkânî, V, 378; İbn Âşûr, XXIX, 298). Nitekim Tahrîm - 6. ayette de cehennemin başında iri cüsseli, sert tabiatlı ve Allah’ın emirlerini hemen uygulayan meleklerin bulunduğu bildirilmiştir. Râzî, insanın günah işleyip cehenneme girmesine sebep olan beden ve zihin güçlerini on dokuz olarak tesbit etmiş; cehennemde gözetim vazifesi yapan ve yöneten meleklerin sayısı ile bu güçler arasında bir ilginin bulunduğunu ifade etmiştir (XXX, 203). Kaynak: Kur’an Yolu Tefsiri) Ayrıca ayette verdiğimiz bu şekildeki meal, aşağıda metni bulunan (كتاب: حقائق التأويل في الوحي والتنزيل) adlı tefsirde verildiği bilgiye dayanmaktadır. (لِيَسْتَيْقِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ) بذكر الملائكة لأنّهم يعرفونهم أقوياء ويعرفون تميكنهم من البشر حيث مكتوبٌ هذا عندهم في الزبور (وَيَزْدَادَ الَّذِينَ آمَنُوا إِيمَانًا) أي يزدادوا يقيناً إذا أخبرتهم أهل الكتاب بقوة الملائكة وسلطتهم (وَلَا يَرْتَابَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ) يعني ولا يشكّ أهل الكتاب الذين أسلموا في نبوة محمد إذا استهزأ المشركون بقلّة العدد (وَلِيَقُولَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ) وهم المنافقون (وَالْكَافِرُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَـٰذَا) العدد القليل (مَثَلًا) فقال عليها تسعة عشر (كتاب: حقائق التأويل في الوحي والتنزيل - محمد علي حسن الحلي) { يُضِلُّ الله مَنْ يَشَاءُ}: يُضل؛ أيْ: من اختار لنفسه طريق الضّلال، والإعراض عن منهج الله، واستمر على ذلك وابتعد، عندها يتركه الله سبحانه لما اختاره لنفسه من الضّلال والخذلان {وَيَهْدِى مَنْ يَشَاءُ}: ويهدي من اختار لنفسه طريق الهداية، والطّاعة، ويمدُّ له، ويزيد في هدايته (كتاب تفسير القرآن الثري الجامع – محمد الهلال)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Biz ateşin görevlilerini meleklerden oluşturduk ve onların sayılarını da inkâr edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki, kendilerine kitap verilenlere destek olsun ve iman edenlerin imanları artsın, kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler diye. Kalplerinde hastalık olanlar ve doğruları inkâr edenler “Allah, bu misalle ne anlatmak istiyor” desinler. Böylece Allah dileyeni sapıklık içinde bırakır, dileyeni de doğru yola iletir. Rabbinin ordularının sayısını, ancak Rabbin kendisi bilir. Bu anlatılanlar, insanlar için yalnızca bir öğüttür.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Biz bu ateşe bakma işini meleklerden başkasına yaptırmayız. Onların sayısı ile de ancak tanımazları sınamış olduk. Şunun için ki kendilerine kitap verilenler, iyice kansınlar, inananların da inançları artsın, kitaplılar ile inananlar kuşkuya düşmesinler,içleri bozuk olanlarla tanımazlar da "Allah bu örneği vermekle ne demek istiyor?" desinler. Böylece Allah dilediğini doğru yoldan saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Allah’ın ordularını Kendinden başka bilen yoktur. Bu da ademoğlu için yalnız bir öğüttür o kadar.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Biz, Cehennemin işine bakanları ancak meleklerden tâyin ettik, onların sayısı hakkında ancak kâfirleri mihnete soktuk [⁴]. Bununla Kitaba nâil olanlar, Kur/an/ın hak olduğuna yakın getirecekler, mü/minler de imanlarını artıracaklar, ehl-i Kitapla mü/minler şüpheye düşmeyecekler ve kalplerinde şüphe ve nifak hastalığı bulunanlarla kâfirler «— Allah bu misalle [⁵] ne demek istedi?» diyecekler. İşte böylece Allah dilediğini eğri yola saptırır, dilediğini doğru yola götürür. Rabbinin ordularının sayısını [⁶] ancak kendisi bilir. Bu [⁷], ancak insanlar için bir öğüttür.
[4] Müşrikler; Ondokuz meleğin bu kadar ehl-i Cehennemi nasıl zabt ve ta'zip edebileceğini söyleyip istihza etmişler ve ehl-i Kitap ise bunu Kitaplarına muvafık bulmuşlardı, Cenab-ı Hak ondokuz meleği bu vazifeyi ifaya kaadir kılmakla hilâfını zaım eden müşrikleri istihzaya, istib'ade düşürüyor.[5] Ondokuz demekle.[6] Bu arada bu ondokuz meleği, Allah'ın hususî ordusu olan zebanileri de.[7] Bu Cehennem veya bekçilerin adedi veya bu Sûre.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Biz ateşin bekçilerini [ashab] yalnız meleklerden yaptık.⁵ Onların sayılarını da inkârcılar için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, inananların imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü’minler tereddütte [yertâb] kalmasın. Kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile inkârcılar, “Allah bu misalle ne demek istemiş olabilir?” desinler. İşte böyle, Allah dilediğini/dileyeni⁶ saptırır, dilediğini/dileyeni doğru yola iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başka kimse bilmez. Bu insan/beşer için bir öğütten başka bir şey değildir.
5 Krş. Alak, 96/18. Cehennem görevlilerine “Alak” Sûresi’nde “zebâni” denmektedir. 6 “Yeşâ” fiili çift özneli bir fiildir. Yerine göre, dileyeni/dilediğini diye tercüme edilebilir. Nitekim burada olduğu gibi.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Biz kendilerine kitap verilenler kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin imanları artsın, kendilerine kitap verilenler ile iman edenler kuşkuya kapılmasın, kalplerinde bir hastalık olanlar ile küfre sapanlar da, “Allah, bu örnekle (on dokuz sayısı ile) neyi anlatmak istedi?” desin diye o ateşin koruyucularını, meleklerden başkasını kılmadık ve onların sayısını da küfre sapanlar için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık. İşte Allah, dilediğini de böyle hidayete iletir. Rabbinin ordularını kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir hatırlatmadır.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Biz cehennemde zebani olarak, ancak melekleri görevlendirdik. Onların sayısını da, sırf inkârcılar için bir imtihân aracı yaptık ki, kendilerine daha önce ilâhî Kitap verilmiş olan Yahudi ve Hıristiyanlar, hakîkati ortaya koyan bu Kitabın Allah’tan geldiğine yürekten inansınlar ve ona zaten iman etmiş olanların inançları daha da güçlensin; böylece, daha önce Kitap verilmiş olanların ve müminlerin kalplerinde, bu konuda zerre kadar kuşkuya yer kalmasın! Fakatkalplerinde hastalık bulunan ve bu yüzden, bazen mümin, bazen kâfir gibi davranarak şüphe ve tereddüt içinde bocalayan münâfıklar ve Kur’an’ı doğrudan ve açıkça inkâr eden kâfirler, bu muhteşem ayetlerdeki hikmeti kavrayamadıklarından, “Sizin inandığınız Allah, bu örnekle ne demek istemiş acaba? Eğer cehennemde sadece 19 görevli varsa, hepimiz bir olup onların hakkından geliriz!” diyerek sizinle alay edecekler. Ya da 19 rakamına olmadık anlamlar yükleyerek insanları saptırmaya çalışırlar. İşte böylece Allah, bile bile kötülüğü tercih ederek sapıklıkta kalmak isteyeni saptırır, samîmî bir kalple gerçeğe, doğruya yönelmek isteyeni de doğru yola iletir.Evet, Rabb’inin ordularının sayısını ve gücünü, Kendisinden başka hiç kimse bilemez! O hâlde dinleyin, ey insanlar! Size haber verilen bu korkunç cehennem ateşi, insanlık için bir öğüt ve uyarıdan başka bir şey değildir. Bu gerçek ortada iken, nasıl buyruklarıma karşı gelebilirsiniz?
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Ateş arkadaşlarını ancak melekler kıldık. Onların sayısını da inkâr etmiş olanlar için ancak bir deneme (sınav) yaptık. Kitap verilmiş kimseler ikna olsun (kesin inansın), iman etmiş olanlar da imanlarını artırsın, Kitap verilmiş kimseler ve Müminler tereddüt etmesin, kalblerinde hastalık olanlar ve Kâfirler de: -“Allah bu misâl ile ne demek istedi?” desin! Allah, dileyeceği kimseyi böyle saptırıyor, dileyeceği kimseyi de hidayete eriştiriyor. Senin rabbinin ordularını O’ndan başkası bilmez. O, Beşer için ancak hatırlatmalardır / öğütlerdir.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Zaten bizim ateşçilerimizin hepsi melektir. Biz bu sayı ile inkarcıların kafasını karıştırdık. Ehlikitap iyice anlasın, müminler daha da yüreklensin, gerek ehlikitap gerek müminlerin içinde kuşku kalmasın istedik. En azından kötü niyetliler ve inkarcıların: " Allah, bu sayı örneği ile ne kastetti acaba ? " demelerini sağladık. Allah sapacağını bildiği kimseleri sapıtır; yola geleceğini bildiği kimseleri de yola getirir. Rabb'inin asker sayısını sadece kendisi bilir. Ölüm ötesi hayat, insanın hep aklını kurcalar.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Biz ateşin zebanilerini meleklerden yaptık. O meleklerin sayısını inkâr edenler için bir sınama aracı yaptık. Bakalım 19 hakkında ne diyecekler? Yalan mı diyecekler? Yoksa 19’dan bir din mi üretecekler? Yoksa hikmetini Rabbimiz bilir mi diyecekler? Ayetlerimizi açıklıyoruz ki kendilerine kitap verilenler, kitabın hak olduğunu kavrasınlar. İnananların imanı artsın! Kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde nifak hastalığı olanlar inkârcılar; "Allah verdiği bu misal ve sayı ile ne demek istedi?" desinler diye böyle yaptık. Böylece Allah verdiği çeşitli örneklerle insanları imtihan eder. Sonuçta insanlar muhakeme kurar düşünür. İnanırlar veya inanmazlar. Ayetlerde verilen örnekler gerçekten iman edenlerle iman etmeyenleri birbirinden ayırır. Verilen örnekler kiminin inkârını kiminin imanını artırır. Böylece nifak içindeki inkârcılar ortaya çıkar. Allah inkâr edenleri zorlayarak gerçeğe ulaştıracak değildir. Onları inkârlarında öylece bırakır. Ancak Allah’a yaklaşıp yardım isteyenlere Allah doğru yolunu gösterir. Onlara yardım eder. Unutma ki Rabbinin ordularını Rabbinden başkası bilemez. Onlar sadece kendi kafalarından uydurduğu zan ile tahminlerini söyler. Onların tahminleri kupkuru gerçek olmayan zandan başka bir şey değildir. Rabbinin bildirdiği gerçekler insanların ibret alması için gönderdiği öğütlerdir.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Biz ateşin sahiplerini (muhafızlarını) ancak melekler yapmışızdır. Onların sayısını kâfir olanlar için sadece bir imtihan yaptık ki kendilerine kitap verilenler ikna olsunlar; iman edenlerin imanı artsın; [*] hem kendilerine kitap verilenler hem de müminler şüpheye düşmesinler; kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de “Allah bu örnekle ne kastetmiştir ki?” desinler. İşte böylece Allah dileyeni (layık gördüğünü) saptırır (sapkınlığını onaylar), dileyeni (layık gördüğünü) doğru yola ulaştırır. [*] Rabbinin ordularını O’ndan başka kimse bilemez. Bunlar, insanlık için sadece (gerçeğin) hatırlat(ıl)masıdır.
Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:173; Enfâl 8:2; Tevbe 9:124; Kehf 18:13; Meryem 19:76; Hacc 22:54; Ahzâb 33:22; Muhammed 47:17; Fetih 48:4.,Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: “İşte böylece Allah dilediğini (layık olanı) saptırır, dilediğini (layık olanı) ise doğru yola ulaştırır.” Benzer mesajlar: Bakara 2:284; Âl-i İmrân 3:129; Mâide 5:18, 40; Ra‘d 13:27; İbrâhîm 14:4; Nahl 16:93; Hacc 22:16; ‘Ankebût 29:21; Fâtır 35:8; Fetih 48:14.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Biz cehennemin görevlilerini sadece meleklerden kıldık. Biz onların sayısını sadece kâfirler için bir imtihan (vesilesi) yaptık ki böylece kendilerine kitap verilenler iyice inansın, îman edenler îmanlarını artırsın, bir de kendilerine kitap verilenler ve îman edenler, şüpheye düşmesin, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de: “Allah bu misalle ne demek istiyor?” desinler. İşte Allah böylece dilediğini şaşırtır, dilediğini de hak yola yöneltir. Rabbinin ordularını, kendisinden başka kimse bilemez. Bütün bunlar, insanlık için ancak bir öğüttür.
Muhammed Esed
swap_vert close
Çünkü yalnızca melekî güçleri [cehennem] ateşinin gözcüleri ¹⁶ kıldık; ve onların sayısını hakikati inkara şartlanmış olanlar için bir sınama (aracı) yaptık; ¹⁷ ki böylece daha önce vahye muhatab olanlar [bu ilahî kelâmın doğruluğuna] kanî olsunlar; ¹⁸ ve [ona] iman etmiş olanların imanları daha da güçlensin; ve geçmiş vahiylere muhatab olanlar ile [bu vahye] iman edenler bütün şüphelerden kurtulsunlar; ve kalplerinde hastalık olanlar ¹⁹ ile hakikati tamamen reddedenler: “[Sizin] Allah[ınız] bu temsîl ile ne demek istiyor?” ²⁰ diye sorsunlar. Böylece Allah, [yoldan çıkmak] isteyeni saptırır, [doğruya ulaşmak] isteyeni ise doğru yola ulaştırır. ²¹ Ve Rabbinin güçlerini Kendisinden başka kimse bilemez: bütün bunlar ²² ölümlü insan için yalnızca bir uyarıdır.
16 İnsan, bilinçli algılama ve kavramsal düşünme yetenekleri sayesinde iyi ile kötüyü ayırd etme bilgisine sahip olduğundan ve böylece büyük ruhî üstünlüklere kavuştuğundan, bu güçler burada “melekî güçler” olarak tanımlanmıştır (lafzen, “melekler” -bu ifade, melek teriminin Kur’an’ın vahiy tarihinde ilk kullanıldığı yerdir). Diğer taraftan, bu melekî güçlerin gözardı edilmesi veya kasıtlı olarak kötü kullanılması, insanın bütün günahlarının ve dolayısıyla öteki dünyada çekeceği azabın temelinde yer aldığından, sözkonusu güçler, önceki ayetteki “onun üzerinde” ifadesini tamamlayıcı olarak, “[cehennem] ateşinin gözcüleri (ashâb )” şeklinde anılmışlardır.17 Bu, pasajın müteşabih karakterine açık bir işarettir, ki “hakikati inkara şartlanmış olanlar” onu böyle kabul etmezler ve bu sebeple gerçek anlamını kavrayamazlar. Kur’an’ın “müellifi” olarak gördükleri Muhammed (s)’i sözde belli bir sayıyı vurgulamaya sevk eden sebepler üzerinde spekülasyonlar yaparak teşbîhi, temsîli lafzî anlamında alırlar, böylece onun özünü bütünüyle gözden kaçırırlar.18 Yani, yukarıdaki teşbîhi doğru anlayarak Kur’an’ın bütün itikadî konulara aklın kavrayabileceği şekildeki yaklaşımını değerlendirebilme ve anlayabilme yeteneği kazanmak suretiyle. “Daha önce vahye muhatab olanlar”a yapılan atıf, insanın dinî tecrübesindeki devamlılık prensibini ortaya koyan ilk ifadedir.19 Yani, bu örnekte, doğru ile yanlış arasında ayrım yapma yeteneğine sahip olmalarına rağmen inaçsızlığa eğilim duyan yarım-gönüllüler.20 Karş. 2:26’daki aynı ifade ve ilgili not 18. Bu her iki pasajdaki parantez içi “sizin” kelimesi, bu soruyu soranların inkarcılar olduğu gerçeğini yansıtmak için zorunlu görülmüştür.21 Yahut: “Allah dilediğini saptırır ve dilediğini doğru yola ulaştırır” (bkz. sure 14, not 4). Bir “örnek-olay” (mesel) olarak zikredilen yukarıdaki pasajın müteşabih niteliğinin vurgulanması, 2:26’daki ile aynı maksada sahip görünmektedir: yani, Kur’an’ın izleyicilerini, onun ahirete ilişkin tasvirlerine lafzî bir anlam yüklemekten kaçındırmak -bu pasajın son cümlesinde mükemmel bir şekilde ifade edilen bir amaç: “Bütün bunlar ölümlü insan için yalnızca bir uyarıdır”. (Ayrıca bkz. sonraki not.)22 Lafzen, “o” veya “bunlar” -verilecek karşılık hiye şahıs zamirinin tekil yahut çoğul bir şeye işaret etmesine göre değişir. Tekil olarak alınması halinde, “cehennem ateşi” anlamındaki bir dişil (müennes) isim olan sekar’a işaret eder (Taberî, Zemahşerî, Beğavî, İbni Kesîr) -çoğul olarak alınması halinde ise, Râzî’nin “bu müteşabihat ile ilgili olan [Kur’an] ayetleri (hâzihi’l-müteşâbihât)” şeklinde tanımladığı şeyi gösterir: bu nedenledir ki hiye zamirine “bütün bunlar” şeklinde bileşik bir karşılık verdim.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Biz cehennem bekçilerini yalnızca meleklerden yaptık. Onların sayısını kâfirler için sadece bir fitne yaptık ki kendilerine vahiy verilenlerin bilgileri sağlamlaşsın, müminlerin de imanı artsın. Böylece kitap ehli ve müminler bütün kuşkulardan arınsın. Buna mukabil akılları karışık hastalıklı olanlar ve gerçekleri örtbas eden kâfirler “Allah bu misali vermekle ne yapmak istiyor” desinler. İşte Allah böylece dileyeni sapkınlıkta bırakır, dileyeni de doğru yoluna iletir.Aslında Rabbinin görevli meleklerinin sayısını sadece kendisi bilir. İşte bu beşer için sadece zikir ve bir uyarıdır. 17/105...108, 18/29,
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Zira yalnızca melaikeyi ateşin muhafızları kıldık; ve onların sayısını inkârda ısrar edenler için bir sınav yaptık;[⁵⁴²²] ki böylece önceki vahyin mensupları gönülden ikna olsun ve (ona) iman edenlerin imanları artsın; hem önceki vahyin mensupları hem de (bu vahye) iman edenler bütün kuşkulardan arınsın; ve kalplerinde hastalık olanlar[⁵⁴²³] ve inkâra gömülenler ise, “Allah bu temsil ile ne yapmayı diledi?” diye sorsun.[⁵⁴²⁴] İşte böylece Allah isteyeni/istediğini saptırır, isteyeni/istediğini ise doğru yola yöneltir.[⁵⁴²⁵] Ve Rabbinin ordularını(n sayısını) Zatından başka kimse bilemez. Nihayet bunlar,[⁵⁴²⁶] ölümlü insan için bir uyarı ve öğütten ibarettir.
[5422] Fitne, altının sahte olup olmadığını anlamak için ateşte sınamaya verilen isim. (bkz: 9:49, not 2). [5423] Kullanıldığı her yerde duygu ve düşünce kirliliğini ifade eden “Kalplerinde hastalık olanlar” ile ilgili âyetler karşılaştırmalı olarak okunduğunda, bu zümrenin, yan yana anıldığı münafıklardan (8:49; 33:12, 60), kâfirlerden (74:31), şüphe içinde bocalayanlardan (24:50), kalbi kararanlardan (22:53) ayrı bir kategori olduğu anlaşılır. Bu kategoriye dahil olanların şifa bulması da, hastalıkları ilerlediği için manen ölmesi de mümkündür. (Bkz: 2:10; 8:49; 9:125; 33:12 vd.) [5424] İrade, kullanıldığı 140 yerin tamamında da tıpkı akıl gibi fiil olarak gelir. Mesaj açıktır: İrade kullanılıyorsa vardır, değilse yoktur. Hepsi de mazi ve muzari kipiyle gelmiş, hiç emir kipi kullanılmamıştır. Zira irade emirle kullanılmaz. Bu Allah’ın iradeye verdiği değerdir. 140 kelimeden 50 kadarı Allah için, 90 kadarı da kullar için kullanılmıştır. [5425] 37. âyet ışığında anlaşılmalıdır. İnsanın hidayet ve dalaleti seçimine bağlıdır. Kur’an’daki bu tür ibareleri “Allah istediğini saptırır” diye çevirmek de anlamak da cinayettir. Allah asla saptırmaz. O hidayetin kaynağıdır. Kullarını hem vahiyleri ve elçileri aracılığıyla doğru yola çağırıp, hem de nasıl saptırır? Saptıracaksa niye vahiy gönderip hakikate davet eder? Yüce Allah İblis’e (28:15) ve Firavun’a (20:79) nisbet ettiği “saptırma” işini nasıl olur da kendisi yapar? İşte bu hakikatten dolayı, burada ve daha birçok yerde gelen yehdi/yudillu men yeşa ibarelerindeki men ile birlikte gelen yeşâ’ fiilleri, iki özneyi gören konumu dikkate alınarak çevrilmiştir (isteyeni/istediğini doğru yola ulaştırır/saptırır). Ra’d 27, bunun en açık delilidir. Bunu, mezkur (13:27) âyette, “hidayet”in zıddı olan “delâlet”le birlikte geçince anlıyoruz: İnnallahe yudillu men yeşau ve yehdi ileyhi men enab. Bu âyet yeşa fiilinin çift özneli kullanımına güzel bir örnektir. Fakat hedâ-edalle sözcüklerinin özneleri Allah’tır. Saptıran da, doğru yola ileten de O’dur, fakat “kimi”? Elbette “sapanı saptırır” (2:26). Sözün özü: “Ve eğer Rabbin isteseydi, yeryüzünde bulunan herkes topyekün iman ederdi (fakat bunu tercih etmedi.)” (10:99). [5426] Hiye dişil zamirinin mercii çoğul olarak 30. âyetteki “on dokuz” ve hemen öncesindeki “ordular”dır. Zamirin tekil olarak mercii ise sekar adıyla anılan cehennem, anlatılan kıssa, veya Kur’an’ın âyetleri veya 29. âyetteki levvâha olabilir. Bu Kur’an’ın eşsiz belâgatına ve iç örgüsüne çarpıcı bir örnektir. Bu özelliğiyle bu âyet, lisan-ı hal ile “ehline ve erbabına benim söyleyecek çok sözüm var” der gibidir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Biz cehennemin bekçilerini ancak meleklerden yaptık. (*) Onların sayılarını (19 rakamını) ancak kâfirler için bir fitne kıldık ki, - kendilerine kitap verilmiş olanlar kesin bilgi sahibi olsunlar, iman edenlerin de inançları artsın- ve kalplerinde hastalık (nifak) bulunanlar ile kâfirler, "Acaba Allah bununla ne murâd etmiş?" desinler (**) İşte böylece Allah, dilediğini saptırır, dilediğini de hidâyete erdirir. (***) Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir! (Melekler O'nun ordularını teşkil eder, onların sayısını ise O’ndan gayrı da asla bilemez) Bu ayetler de ancak, bütün insanlar için (ibret almaları gereken) birer öğüttür.
(*) Nitekim Tahrîm suresinin 6. ayetinde de, "Cehennemin üzerinde öyle iri ve çetin melekler vardır ki, Allah kendilerine ne emrederse asla karşı gelmezler, emredileni derhal yerine getirirler" buyurulmuştur. (**) 19 adet cehennem zebanisini, küçümsesinler, cehennemden kaçabilecekleri zehabına kapılsınlar!.. Nitekim "Üzerinde ondokuz vardır" ayeti indiği zaman; Ebu Cehil: "Ey Kureyş topluluğu, analarınız ağlasın, Muhammed size, cehennem bekçilerinin ondokuz adet olduğunu haber veriyor, sizler ise demir gibi pehlivanlarsınız, sizin her onunuz, onlardan birini yakalamaktan aciz mi?" demiş ve bunun üzerine "Biz cehennemin bekçilerini ancak meleklerden kıldık" ayeti inmiştir. Böylece onlar sizin güç yetireceğiniz adamlar değil, meleklerdir buyurularak onlar uyarılmışlardır. (***) Kur'an'ın beşer sözü olduğunu iddia ederek küfürde direnenleri, ahirete iman etmekten yoksun bırakır da, onlar böylece ne kadar uyarılsalar kıyâmete, mahşere ve cehennem azabı ile karşılaşacaklarına inanmazlar. Onun bekçileri bu kadar azsa biz onlarla başa çıkarız derler, sapıttıkça sapıtırlar ve hak ettikleri cezaya maruz kalırlar. Müminler ise, sadece "İman ettik" demekle o tehlikeden korunamayacaklarını anlarlar.. Ufak günahları işlemekten sakınarak her zaman sâlih ameller işlerler ve Rablerinin hidâyetine ve hak ettikleri ahiret mükâfatına nâil olurlar.  
Osman Fırat
swap_vert close
Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını kafirler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler ve iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü’minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kâfirler, "Allah, örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi" desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu (Kur’an), insanlar için ancak bir uyarıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve Biz cehennemin muhafızlarını meleklerden başka kılmadık ve onların adetlerini kâfir olanlar için ancak bir fitne kılmış olduk. Tâ ki kendilerine kitap verilmiş olanlar, yakîn getirsinler. Ve imân etmiş olanlara da imân arttırsın, ve kitap verilmiş olanlar ile mü'min bulunanlar, şüpheye düşmesinler. Ve kalblerinde bir maraz bulunanlar ile kâfirler de desin ki: «Allah bununla bir mesel olarak ne murad etmiş?» İşte Allah, dilediği kimseyi böyle dalâlete düşürür ve dilediği kimseye de hidâyet nâsib buyurur ve Rabbin ordularını ancak kendisi bilir ve o, insan için ancak bir öğüttür.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Biz cehennem görevlilerini sadece melaikelerden kıldık. Onların sayısını da kâfirler için imtihan ve sıkıntı sebebi yaptık ki Ehl-i kitaptan olanlar Peygambere imanda yakîn sahibi olup, daha kesin inansınlar. mü'minlerin imanlarındaki yakinleri artsın. Ehl-i kitap ve müminler tereddüde düşmesinler. Kalplerinde hastalık olan münafıklar ile kâfirler de neticede: “Allah, bu misal ile ne anlatmak istemiş olabilir? ” desinler. Böylece Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını Kendisinden başka kimse bilemez. Bu, (yani cehennem veya ondan bahseden âyetler) beşere bir öğüt ve uyarıdan başka bir şey değildir. [2, 26]
Kâfirler, iyi zan içinde olmadıklarından, hemen itiraz edecek bir taraf arayıp ona takılır. Mesela sayı doğru olmakla birlikte işin özü değildir. Ama kâfir sayıya takılarak kendi kendisini tökezletir. Yürüyüşüne devam edemez. Kur’ân’da bildirilir ki bir imtihandan sonra mümin imanında sebat gösterir, din hususunda cayıp geri dönmezse, o zaman imanı kökleşir. “Allah’ın orduları”: O’nun yarattığı mahlûklar, onlara verdiği kuvvetler, görevlerdir.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Biz cehennemin muhafızlarını hep melekler yaptık. Onların sayısını da inkar edenler için bir sınav yaptık ki, kendilerine Kitap verilmiş olanlar iyice inansın, inananların da imanı artsın. Kitap verilmiş olanlar ve inananlar kuşkulanmasınlar. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve kafirler de: "Allah bu misalle ne demek istedi?" desinler. Böylece Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğni doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlara bir uyarıdır.
Sekar, yahut cehennem muhafızlarının sayısı veya bu sure.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Biz cehennem zebânîlerini ancak melekler kıldık ve onların 'adedlerini küffâra fitne ve imtihân kıldık. Tâ ki Ehl-i Kitâb (bunı kendi kitâblarına muvâfık bularak) Kur'ân'a ve Muhammed'in nübüvvetine yakîn hâsıl ideler ve (Ehl-i Kitâb'ın tasdîkini görerek) mü'minlerin îmânı arta ve Ehl-i Kitâb ve Mü'minler bunda şekk itmeyeler. Ve kalblerinde maraz ve nifâk olanlarla kâfirler: "Allâh bu mikdârı îrâd ile ne murâd itdi" dirler. İşte Allâh böylece dilediğini idlâl ve dilediğine hidâyet ider. Rabbinin cünûdını ancak O bilür. O Sekar, nâsa mev'ıza ve tezkârdır.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
O ateşi yönetme işinde meleklerden başkasına görev vermedik. Sayılarını da sırf kafirler için bir imtihan sebebi[*] yaptık. Böylece kendilerine kitap verilenler kesin kanaate varır; müminlerin güvenleri artar, kendilerine kitap verilenler ile müminler kuşkuya düşmezler. Kalplerinde hastalık olanlarla kafirler de “Allah bu örnekle ne demek istiyor?” derler. Allah, sapıklığı tercih edenin sapıklığını onaylar, doğru yolu tercih edeni de yola getirir. Allah’ın ordularını kendi dışında kimse bilmez. O (Kur’an), tüm insanlık için doğru bilgiden başkası değildir.
[*] Bu ayette bildirilen melek sayısı tıpkı ayette belirtildiği gibi kafirler için imtihan sebebi olmuştur. Bu gibi insanlar Kitab'ın ayetler arası ilişkisini örtmek için, sözde matematiksel ilişkiler ağı kurarak, Kitab'ın iç bağlantılarını kafalarına göre kurmak ve fitne çıkarma isteğiyle çeşitli yorumlar yapar, kendilerine veya önderlerine kutsallık edinmeye çalışırlar. Oysa Kitabın ayetler arası ilişkisi Al-i İmran 3/7'de açık olarak bildirilmiştir.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Ateş bekçilerini yalnızca meleklerden kıldık. Onların sayısını da ancak kafir olanları denemek, kitap ehlinin kesin bilgiye ulaşması ve iman edenlerin de imanını artırmak için verdik. Kitap ehli ve mü'minlerin şüphe etmemesi, kalplerinde hastalık olanların ve kafirlerin de:-Allah bu misalle ne demek istiyor? demesi için (verdik). Allah, dilediğini işte böyle sapıklıkta bırakır, dilediğine de yol gösterir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemez. Bu, insanlar için bir uyarıdan başka bir şey değildir.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Biz Cehennem görevlilerini meleklerden seçtik. Onların sayısını da kâfirler için bir fitne yaptık ki, kendilerine kitap verilenler iyice inansın; iman edenlerin imanı artsın; Kitap Ehli ile mü'minler şüpheye düşmesin; kalplerinde hastalık bulunanlar ile kâfirler de “Bu misalle Allah ne anlatmak istedi?” deyiversin. Allah dilediğini böyle saptırır, dilediğine de hidayet verir. Rabbinin ordularını Ondan başkası bilemez. Cehennem ise beşere bir ibrettir.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Biz, cehennem yâranını hep melekler yaptık. Ve biz, onların sayılarını da küfre sapanlar için bir imtihandan başka şey yapmadık. Ta ki, kendilerine kitap verilenler iyice ve apaçık bilsinler. İman etmiş olanların imanı artsın. Kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin. Kalplerinde hastalık olanlarla küfre sapmış bulunanlar da; "Allah bununla neyi örneklendirmek istiyor?" desinler. İşte böyle. Allah, dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de doğruya ve güzele kılavuzlar. Rabbinin ordularını ancak O bilir. Bu, insan için bir öğüt verici ve düşündürücüden başka şey değildir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ķılmaduķ od islerini daħı ķılmaduķ śaġışın illā azġunlıķ anlara kim kāfir oldılar tā gümānsuz ola anlar kim virinildiler kitāb’ı daħı arturalar anlar kim įmān getürdiler inanmaġı daħı şeklü olmaya anlar kim virinildiler kitāb’ı daħı mü’minler daħı tā eyide anlar kim göñüllerinde śayrulıķdur daħı kāfirler “ne nesene diledi Tañrı uşbunuñ-ıla meŝeldin yaña?” ancılayın azdurur Tañrı anı kim diler daħı ŧoġru yol gösterür aña kim diler. daħı bilmez çalabuñ sözlerini illā ol. daħı degül ol ögüt ādemiye.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı biz ḳılmaduḳ cehennem ḫāzinlerini, illā feriştehler. Daḫı anlaruñṣaġışını fitne ḳılduḳ kāfirlere yaḳīn bilmeg‐içün kitāb virilenler, daḫımü’minlerüñ īmānı artmaġ‐ıçun. Daḫı gümān eyleme kitāb virilen‐ler, mü’minler daḫı. Eyitmeg‐içün yüreklerinde münāfıḳlıḳ olanlar, kāfir‐ler. Daḫı ne nesne diledi Allāh bu meẟel bile ki ġarīb ‘adeddür? Anuñ gi‐bidür, Tañrı Ta‘ālā [azdurur] kimi dilese ve hidāyet virür kime dilese. Tañrı Ta‘ālā’nuñ çerilerin bilmez, illā kendüsi. Ol degüldür, illā ögüt ādemoġlanlarına.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Biz cəhənnəm gözətçilərini yalnız mələklərdən etdik. Biz onların sayını ancaq kafirlərin imtahana çəkilməsi, kitab verilənlərin yəqinlik hasil etməsi (çünki onların kitablarında bu mələklərin sayı on doqquzdur), iman gətirənlərin imanının daha da artması, kitab əhlinin və mö’minlərin (bununla əlaqədar Muhəmməd əleyhissəlam barəsində) şübhəyə düşməməsi, həmçinin qəlblərində mərəz (nifaq və şəkk mərəzi) olanların və kafirlərin: “Allah bu misalla nə demək istəyir?” – demələri üçün (on doqquz) etdik. Allah istədiyi kimsəni (haqq yoldan) belə sapdırır və istədiyini də doğru yola salır. Rəbbinin ordularını özündən başqası bilməz. Bu (vəsf olunan Səqər) insanlar üçün ancaq bir öyüd-nəsihətdir!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
We have appointed only angels to be wardens of the fire, and their number have We made to be a stumbling block for those who disbelieve; that those to whom the scripture hath been given may have certainty, and that believers may increase in faith; and that those to whom the Scripture hath been given and believers may not doubt; and that those in whose hearts there is disease, and disbelievers, may say: What meaneth Allah by this similitude? Thus Allah sendeth astray whom He will, and whom He will He guideth. None knoweth the hosts of thy Lord save Him. This is naught else than a Reminder unto mortals.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And We have set none(5794) but angels as Guardians of the Fire; and We have fixed their number(5795) only as a trial for Unbelievers,- in order that the People of the Book may arrive at certainty, and the Believers may increase in Faith,- and that no doubts may be left for the People of the Book and the Believers, and that those in whose hearts is a disease and the Unbelievers may say, "What symbol doth Allah intend by this?"(5796) Thus doth Allah leave to stray whom He pleaseth, and guide whom He pleaseth: and none can know the forces of thy Lord, except He.(5797) And this is no other than a warning to mankind.
5794 Cf. 66:6, and n. 5540. There was a great volume of angelology in the religious literature of the People of the Book (i.e., the Jews and Christians) to whom (among others) an appeal is made in this verse. The Essenes, a Jewish brotherhood with highly spiritual ideas, to which perhaps the Prophet Jesus himself belonged, had an extensive literature of angelology. In the Midrash also, which was a Jewish school of exegesis and mystical interpretation, there was much said about angels. The Eastern Christian sects contemporary with the birth of Islam had borrowed and developed many of these ideas, and their mystics owed much to the Gnostics and the Persian apocalyptic systems. In the New Testament the relation of the angels with Fire is referred to more than once. In Rev. 9:11 we have "the angel of the bottomless pit, whose name in the Hebrew tongue is Abaddon, but in the Greek tongue hath his name Apollyon". In Rev. 14:18 there is an "angel which had power over fire", and in Rev. 16:8 an angel has "power . . . given unto him to scorch men with fire". In the Old Testament (Daniel 7:9-10) me essence of all angels is fire: thousands of them issued as a fiery stream from before the Ancient of Days, whose "throne was like the fiery flame, and His wheels as burning fire". 5795 The mystic significance of numbers is a favourite theme with some writers, but I lay no stress on it. In Christian theology the number of the Beast, 666, in Rev. 13:18 has given rise to much controversy, and may refer only to the numerical value of the letters in the name of the Roman Emperor Nero. In our own literature I think that we ought to avoid too much insistence on speculative conjectures. (R). 5796 There are four classes of people mentioned here: (1) the Muslims will have their faith increased, because they believe that all revelation is from Allah Most Merciful, and all His forces will work in their favour; (2) the People of the Book, those who had received previous revelations of an analogous character, the Jews and Christians, had numerous sects disputing with each other on minute points of doctrine; but they will now, if they believe, find rest from controversies in a broad understanding of scripture; (3) those in whose hearts is a disease (see 2:8-10, notes 33-34), the insincere ones, the hypocrites, will only be mystified, because they believe nothing and have rejected the grace and mercy of Allah; (4) the Unbelievers have frankly done the same and must suffer similar consequences. (R). 5797 It is a necessary consequence of moral responsibility and freedom of choice in man, that he should be left free to stray if he chooses to do so, in spite of all the warning and the instruction he receives. Allah's channels of warning and instruction—His spiritual forces-are infinite, as are His powers. No man can know them. But this warning or reminder is addressed to all mankind. All things are referred to Allah. But we must not attribute evil to Him. In 4:79 we are expressly told that the good comes from Allah, and the evil from ourselves.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَمَا جَعَلْنَٓا
ve Biz kılmadık
اَصْحَابَ
arkadaşlarını (muhafızlarını)
النَّارِ
ateş
اِلَّا
an-cak
مَلٰٓئِكَةًۖ
melekler
وَمَا جَعَلْنَا
ve kılmadık
عِدَّتَهُمْ
onların sayısını
اِلَّا
an-cak
فِتْنَةً
bir imtihan
لِلَّذ۪ينَ
kimseler için
كَـفَرُواۙ
kâfir
لِيَسْتَيْقِنَ
kesin ikna olması için
الَّذ۪ينَ
kimseler ki
اُو۫تُوا
onlara verildi
الْـكِتَابَ
kitap
وَيَزْدَادَ
ve artsın
الَّذ۪ينَ
o kimseler ki
اٰمَنُٓوا
iman ettiler
ا۪يمَاناً
iman cihetiyle
وَلَا يَرْتَابَ
ve şüphe etmesin
الَّذ۪ينَ
o kimse-ler ki
اُو۫تُوا
onlara verildi
الْـكِتَابَ
kitap
وَالْمُؤْمِنُونَۙ
ve mü'minler
وَلِيَقُولَ
ve demesi için
الَّذ۪ينَ
o kimse-ler ki
ف۪ي قُلُوبِهِمْ
kalplerinde
مَرَضٌ
bir hastalık
وَالْـكَافِرُونَ
ve kâfirler
مَاذَٓا
neyi
اَرَادَ
diledi
اللّٰهُ
Allah
بِهٰذَا
bununla
مَثَلاًۜ
misal olarak
كَذٰلِكَ
işte böyle
يُضِلُّ
delâlette bırakır
اللّٰهُ
Allah
مَنْ يَشَٓاءُ
dilediği kimseyi
وَيَـهْد۪ي
ve hidâyete erdirir
مَنْ يَشَٓاءُۜ
dilediği kimseyi
وَمَا يَعْلَمُ
ve bilmez
جُنُودَ
ordularını
رَبِّكَ
Rabbinin
اِلَّا
an-cak
هُوَۜ
O
وَمَا هِيَ
ve o değildir
اِلَّا
ancak
ذِكْرٰى
bir uyarıdır
لِلْبَشَرِ۟
beşer için
Biz, (cehennem) ateşin(in) muhafızlarını ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını kâfirler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler (daha önce onlara indirdiğimiz kitapta olan bu bilgiye) kesin olarak ikna olsunlar, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü'minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kâfirler de "Allah bu misalle neyi (anlatmayı) murad etti" desinler. İşte böyle, Allah, dilediğini (küfründe inat edeni) dalâlette bırakır, dilediğini (hidâyeti isteyeni) de hidâyete erdirir. Rabbinin ordularını O'ndan başkası bilmez. Bu, insanlık için ancak bir (hatırlatma ve) uyarıdır.
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
اَصْحٰب
İsim
ص ح ب
Ehil, halk, arkadaşlar, Ashâb, sahipler
نَار
İsim
ن و ر
Ateş
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
مَلَك
İsim
م ل ك
Melek
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
عِدَّة
İsim
ع د د
Sayı, iddet, bekleme müddeti
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
فِتْنَة
İsim
ف ت ن
İmtihan, fitne, bela
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
كَفَرَ
Fiil-I
ك ف ر
Kâfir oldu, inkâr etti, nankör oldu, küfretti, karşılıksız bıraktı
اِسْتَيْقَنَ
Fiil-X
ي ق ن
İkna oldu
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
كِتَاب
İsim
ك ت ب
Kur'ân, kitap, yazılmış olan, mektup
اَزْدَادَ
Fiil-VIII
ز ي د
İleri gitti, arttırdı, ziyade etti, ilave etti
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
اِيمَان
Fiilimsi-IV
ا م ن
İman
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اِرْتَابَ
Fiil-VIII
ر ي ب
Şüpheye düştü, şüphe etti
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
كِتَاب
İsim
ك ت ب
Kur'ân, kitap, yazılmış olan, mektup
مُؤْمِن
Etken fiil-IV
ا م ن
İman eden, mü'min, inanan
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
قَلْب
İsim
ق ل ب
Kalp, yürek
مَرَض
İsim
م ر ض
Hastalık
كَافِرُون
Etken fiil
ك ف ر
Kâfirler, inkâr edenler, nankörler
مَاذَا
Soru eki
مَاذَا
Ne, neye, hangi şey
اَرَادَ
Fiil-IV
ر و د
Murâd etti, istedi, diledi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
هٰذَا
İşaret zamiri
هٰذَا
Bu, budur
مَثَل
İsim
م ث ل
Misal, örnek, benzetme, benzer
ذٰلِك
İşaret zamiri
ذٰلِك
İşte bu, bunun için, bunda böyle
اَضَلَّ
Fiil-IV
ض ل ل
Dalâlette bıraktı, dalâlete düşürdü, saptırdı, dalâlete sürükledi, boşa çıkardı
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
شَاءَ
Fiil-I
ش ي ا
Diledi, istedi
هَدَى
Fiil-I
ه د ي
Hidâyet etti, başarıya ulaştırdı, yol gösterdi, sevk etti
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
شَاءَ
Fiil-I
ش ي ا
Diledi, istedi
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi
جُنْد
İsim
ج ن د
Ordu, taraftar
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
هُوَ
Zamir
هُوَ
O
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
هِيَ
Zamir
هِيَ
O (bayanlar için kullanılır)
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
ذِكْرٰى
İsim
ذ ك ر
Hatırlama, zikir, ihtar, öğüt, nasihat, uyarı, anma
بَشَر
İsim
ب ش ر
İnsan, beşer