Muddessir Sûresi Meali ve Arapçası

close
close

Muddessir Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 74. sûresidir. Mekkî bir sûredir, 56 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 5. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.

1. Âyet

يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ

Ey (vahyin) örtüsüne bürünen (ve nübüvvetini gizleyen resul)!

2. Âyet

قُمْ فَاَنْذِرْۙ

(Nebîliğin ve resullüğün gereği olarak) Kalk ve (insanları) uyar!

3. Âyet

وَرَبَّكَ فَـكَبِّرْۙ

Ve Rabbini tekbir et (Rabbinin büyüklük ve azametini anlat)!

4. Âyet

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ

(Bir de takvâ) Elbiseni tertemiz tut!

5. Âyet

وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ

Temiz olmayan (maddi, manevi) her şeyden de hicret et (uzak dur)!

6. Âyet

وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُۙ

Daha çoğunu bekleyerek (insanlara) iyilik yapma!

7. Âyet

وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْۜ

Ve Rabbin için (sana gelen her musibet ve belaya) sabret!

8. Âyet

فَاِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِۙ

Sûr'a üfürüldüğü zaman var ya,

9. Âyet

فَذٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَس۪يرٌۙ

İşte o gün, pek çetin bir gündür.

10. Âyet

عَلَى الْـكَافِر۪ينَ غَيْرُ يَس۪يرٍ

Kâfirler için (o gün hiç de) kolay değildir.

11. Âyet

ذَرْن۪ي وَمَنْ خَلَقْتُ وَح۪يداًۙ

(Resulüm!) Tek olarak yarattığım o kimseyi (sen) Bana bırak!

12. Âyet

وَجَعَلْتُ لَهُ مَالاً مَمْدُوداًۙ

(12-13) Ki Ben ona, genişleyen bir mal, gözü önünde duran oğullar verdim.

13. Âyet

وَبَن۪ينَ شُهُوداًۙ

Bu âyetin meali 12. âyetle birlikte verilmiştir.

14. Âyet

وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْه۪يداًۙ

Ve (dünya nimetlerini) on(un önün)e serdikçe serdim.

15. Âyet

ثُمَّ يَطْمَعُ اَنْ اَز۪يدَۗق

Sonra o, hırsla (bu nimetleri) daha da arttırmamı arzu eder.

16. Âyet

كَلَّاۜ اِنَّهُ كَانَ لِاٰيَاتِنَا عَن۪يداًۜ

Hayır (bunu asla ummasın)! Çünkü o, Bizim âyetlerimize karşı (olabildiğince inkârcı ve) inatçıdır.

17. Âyet

سَاُرْهِقُهُ صَعُوداًۜ

(Bu nedenle) Ben, onu yakında sarp bir yokuşa sardıracağım (asla rahat edemeyeceği meşakkatli bir azaba uğratacağım).

18. Âyet

اِنَّهُ فَـكَّرَ وَقَدَّرَۙ

Zira o, (vahyimiz hakkında) tefekkür etti (enine boyuna düşündü) ve ölçtü, biçti.

19. Âyet

فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ

Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti!

20. Âyet

ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَۙ

Sonra kahrolası (tekrar) ne biçim ölçtü, biçti!

21. Âyet

ثُمَّ نَظَرَۙ

Sonra nazar etti (eğer iman ederse insanların ona ne diyeceğine baktı).

22. Âyet

ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَۙ

Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı.

23. Âyet

ثُمَّ اَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَۙ

Sonra (vahyimizden yüz çevirip) kibirlenerek arkasını döndü.

24. Âyet

فَقَالَ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُۙ

Ve dedi ki: "Bu (Kur'ân) ancak (öteden beri) süregelen bir sihirden başka bir şey değildir."

25. Âyet

اِنْ هٰذَٓا اِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِۜ

"Bu ancak (bir) beşer sözüdür."

26. Âyet

سَاُصْل۪يهِ سَقَرَ

Ben onu Sekar'a (alevli cehennem ateşine) yaslayacağım.

27. Âyet

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سَقَرُۜ

Sekar'ın ne olduğunu biliyor musun?

28. Âyet

لَا تُبْق۪ي وَلَا تَذَرُۚ

O, (azap etmeyi) bırakmaz ve (azap etmekten) vazgeçmez.

29. Âyet

لَـوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِۚ

O, beşere (nefsinin arzusunu ilâh edinenlere) susamıştır.

30. Âyet

عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَۜ

Onun üzerinde on dokuz (muhafız melek) vardır.

31. Âyet

وَمَا جَعَلْنَٓا اَصْحَابَ النَّارِ اِلَّا مَلٰٓئِكَةًۖ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ اِلَّا فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ كَـفَرُواۙ لِيَسْتَيْقِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْـكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا ا۪يمَاناً وَلَا يَرْتَابَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْـكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَۙ وَلِيَقُولَ الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْـكَافِرُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلاًۜ كَذٰلِكَ يُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَـهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَۜ وَمَا هِيَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْبَشَرِ۟

Biz, (cehennem) ateşin(in) muhafızlarını ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını kâfirler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler (daha önce onlara indirdiğimiz kitapta olan bu bilgiye) kesin olarak ikna olsunlar, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve mü'minler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kâfirler de "Allah bu misalle neyi (anlatmayı) murad etti" desinler. İşte böyle, Allah, dilediğini (küfründe inat edeni) dalâlette bırakır, dilediğini (hidâyeti isteyeni) de hidâyete erdirir. Rabbinin ordularını O'ndan başkası bilmez. Bu, insanlık için ancak bir (hatırlatma ve) uyarıdır.

32. Âyet

كَلَّا وَالْقَمَرِۙ

(32-37) Hayır! Ay'a, dönüp gitmekte olan geceye, ağarmakta olan sabaha andolsun ki o (Sekar), sizden (hayırda) ileri gitmek ya da geri kalmak isteyen insanları uyarmak için en büyük (ikazlardan) biridir.

33. Âyet

وَالَّيْلِ اِذْ اَدْبَرَۙ

Bu âyetin meali 32. âyetle birlikte verilmiştir.

34. Âyet

وَالصُّبْحِ اِذَٓا اَسْفَرَۙ

Bu âyetin meali 32. âyetle birlikte verilmiştir.

35. Âyet

اِنَّهَا لَاِحْدَى الْـكُبَرِۙ

Bu âyetin meali 32. âyetle birlikte verilmiştir.

36. Âyet

نَذ۪يراً لِلْبَشَرِۙ

Bu âyetin meali 32. âyetle birlikte verilmiştir.

37. Âyet

لِمَنْ شَٓاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَتَقَدَّمَ اَوْ يَتَاَخَّرَۜ

Bu âyetin meali 32. âyetle birlikte verilmiştir.

38. Âyet

كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَه۪ينَةٌۙ

Her nefis, (dünyada) kazandığının (âhirette) rehinidir.

39. Âyet

اِلَّٓا اَصْحَابَ الْيَم۪ينِۜۛ

Ancak sağın arkadaşları (olan cennetlikler başka).

40. Âyet

ف۪ي جَنَّاتٍۜۛ يَتَسَٓاءَلُونَۙ

(40-42) (Onlar) Cennetlerdedir ve mücrimlere, "sizi Sekar'a sokan şey nedir" diye sorarlar.

41. Âyet

عَنِ الْمُجْرِم۪ينَۙ

Bu âyetin meali 40. âyetle birlikte verilmiştir.

42. Âyet

مَا سَلَـكَكُمْ ف۪ي سَقَرَ

Bu âyetin meali 40. âyetle birlikte verilmiştir.

43. Âyet

قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّ۪ينَۙ

Onlar (da cevap vererek şöyle) derler: "Biz (Allah'ın resulünü ve getirdiği dini kabul edip) destekleyenlerden değildik."

44. Âyet

وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْك۪ينَۙ

"Biz yoksulu da doyurmuyorduk."

45. Âyet

وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَٓائِض۪ينَۙ

"Ve (bâtıla) dalanlarla birlikte biz de dalıyorduk."

46. Âyet

وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۙ

"Biz din (hesap) gününü de yalan sayıyorduk."

47. Âyet

حَتّٰٓى اَتٰينَا الْيَق۪ينُۜ

"Ta ki bize yakîn (ölüm) gelinceye kadar."

48. Âyet

فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِع۪ينَۜ

Artık (o gün) şefâatçilerin şefâati onlara fayda vermez.

49. Âyet

فَمَا لَهُمْ عَنِ التَّذْكِرَةِ مُعْرِض۪ينَۙ

(49-51) Hâl böyle iken onlara ne oluyor da aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi (insanlık için ancak bir) Zikir (öğüt ve hatırlatma olan bu Kur'ân)dan yüz çevirip kaçıyorlar?

50. Âyet

كَاَنَّهُمْ حُمُرٌ مُسْتَنْفِرَةٌۙ

Bu âyetin meali 49. âyetle birlikte verilmiştir.

51. Âyet

فَرَّتْ مِنْ قَسْوَرَةٍۜ

Bu âyetin meali 49. âyetle birlikte verilmiştir.

52. Âyet

بَلْ يُر۪يدُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُؤْتٰى صُحُفاً مُنَشَّرَةًۙ

Üstelik onlardan her biri (yaptıklarına rağmen) kendisine açılmış sahifeler (vahiy) verilmesini ister.

53. Âyet

كَلَّاۜ بَلْ لَا يَخَافُونَ الْاٰخِرَةَۜ

Hayır! Bilakis onlar âhiretten korkmuyorlar.

54. Âyet

كَلَّٓا اِنَّهُ تَذْكِرَةٌۚ

Hayır (onların zannettikleri gibi değil)! Muhakkak ki bu (Kur'ân insanlık için ancak) bir zikir (öğüt ve hatırlatma)dır.

55. Âyet

فَمَنْ شَٓاءَ ذَكَرَهُۜ

Dileyen onu tezekkür eder (Allah'a âbd olmak için yaratıldığını hatırlar ve onunla küfürden, şirkten temizlenir).

56. Âyet

وَمَا يَذْكُرُونَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ هُوَ اَهْلُ التَّقْوٰى وَاَهْلُ الْمَغْفِرَةِ

Bununla beraber Allah dilemedikçe (ve onlar da Allah'ın kendileri için dilediğini istemedikçe) öğüt alamazlar. O (Allah), takvâ ehlidir (kuluna karşı Rabblik sorumluluğunu yerine getirendir) ve mağfiret sahibidir (kulluk sorumluluğunu yerine getirmeyenleri dahi tövbe edip istiğfar ettikten sonra mağfiret edendir).

Muddessir Sûresi Hakkında

Adını ilk âyette yer alan müddessir (örtüsüne bürünen) kelimesinden alır. Mekke döneminin ilk yıllarında nâzil olmuştur. Elli altı âyet olup fâsılası ا، د، ر، ن، ة، هـ harfleridir. Sûrenin ilk âyetleri, çoğunluk tarafından kabul edildiğine göre Alak sûresinin ilk beş âyetinden sonra inmiştir. Bu âyetlerde Allah Teâlâ Hz. Peygamber’e, “Ey örtüsüne bürünen!” diye hitap ederek artık insanları uyarmak için harekete geçmesini, rabbinin büyüklüğünü tanımasını, elbisesini temiz tutmasını ve kötülüklerden sakınmasını emretmektedir. Bu âyetlerin nüzûl sebebiyle ilgili olarak Resûl-i Ekrem’in Mekke yollarının birinde yürürken bir ses duyduğu, fakat kimseyi görmediği, korkarak evine geldiği, bir köşeye çekilip, “Beni örtün” dediği, bunun üzerine ilk âyetlerin nâzil olduğu şeklindeki rivayetin yanı sıra (Mâtürîdî, vr. 842a; Kurtubî, XIX, 59-60) müşriklerin kendisine “sihirbaz” demelerinden dolayı Resûlullah’ın üzüldüğü, evine girip örtüsüne büründüğü görüşü de mevcuttur (Mâtürîdî, vr. 842a; Fahreddin er-Râzî, XXX, 190). İlk rivayetin sıhhatinde tereddüt gösteren Mâtürîdî’nin de belirttiği gibi Hz. Peygamber’e gelen vahyin, muhtevası anlaşılmayan bir sesten ibaret olması, ayrıca onun korkup bir örtüye bürünmesi yadırganan bir husustur. Bir önceki Müzzemmil sûresi de aynı mânadaki hitapla başlamaktadır. Bu iki sûrede yer alan “örtüsüne bürünen” nitelemesi Râzî’nin de kısmen işaret ettiği üzere mecazi mânada olmalıdır ve ilâhî hitabın asıl amacı muhtemelen, Hz. Muhammed’in nübüvvet ve risâlet görevinin gereği olarak artık tebliğ faaliyetine başlamasının istenmesidir. Kaynaklarda sebeb-i nüzûl diye gösterilen sihirbazlık ithamı ise muhtemel görünmemektedir. Çünkü müşriklerin bu iddiada bulunması için Kur’an metninden epeyce bir kısmın vahyedilmesi gerekir. Halbuki Müzzemmil ve Müddessir sûreleri ilk nâzil olan âyetlerden oluşmaktadır.

Hem nazmı hem mâna ve muhtevası açısından yüksek edebî değere sahip bulunan Müddessir sûresinin temel konusunun muhataplarına sorumluluk duygusu telkin etmekten ibaret olduğunu söylemek mümkündür. Yâsîn sûresinde de beyan edildiği gibi (36/6) ataları ilâhî bir tebliğle uyarılmayan Kur’an’ın ilk muhatapları güçlünün haklı olduğu düşüncesiyle hayatlarını sürdürmekte, toplumda kadınlara, köle, fakir ve kimsesiz zümrelere zalimce davranmakta sakınca görmemekteydi. Çünkü insanın yaptığı kötülüğün yanına kâr kalacağına, başka bir hayatın ve hesap gününün bulunmadığına inanıyorlardı. Müddessir sûresi, ilk ilâhî mesajlardan biri olarak dünyadaki davranışların karşılığının görüleceği ebedî hayatı vurgulu bir şekilde dile getirmektedir.

Sûrenin yedi emir içeren ilk yedi âyetinin muhatabı Resûlullah olup bunlarda yukarıda sıralananlar yanında insanlara yapacağı iyilikleri gözünde büyütüp başa kakmaması, davet ve tebliğ faaliyetlerinde karşılaşacağı güçlüklere rabbinin rızası için sabretmesi istenmektedir. Bu emir ve tavsiyeler Hz. Peygamber’in şahsında davet ve irşad görevi yapacak herkese yöneliktir. Âhiret sorumluluğu taşıması gereken her insanı hedef alan bundan sonraki âyetlerde kıyametin bir gün kopacağına temas edildikten sonra (âyet 8-10) yetenekli, güçlü, zengin, fakat gerçeğe karşı inatçı ve kibirli bir tip tasvir edilmekte, böylesinin cehennemin maddî ve ruhî tahribatı büyük olan bölümüne (sekar) atılacağı bildirilmektedir (âyet 11-30). Sözü edilen bu kişiyle Asr-ı saâdet döneminde Velîd b. Mugīre’nin kastedildiği belirtilmektedir (Taberî, XXIX, 99). Daha sonra nefsânî arzuların baskısından kurtulmak için en güçlü uhrevî müeyyide olan cehennemden söz edilmekte ve inançsız her insanın dünyada yaptıklarının cezasını orada çekeceği belirtilmektedir (âyet 31-38). Burada cehennem ehlinin dünyadaki kötü vasıfları şöyle haber verilmektedir: Alnı secdeye varmamak, fakirleri doyurmamak, gaflet içinde bulunanlardan ayrılmamak ve nihayet bunların etkisiyle büyük hesap gününün vukuuna inanmamak (âyet 39-47). Sûrenin son dokuz âyetinde ümit bağladıkları kişilerin ve putların bâtıl ehline âhirette hiçbir fayda sağlayamayacağı bildirildikten sonra böylelerinin bunca uyarılara rağmen öğüt kabul etmedikleri, âdeta her birine özel bir ilâhî mesajın gelmesini bekledikleri, ancak böyle bir şeyin mümkün olmadığı ifade edilmektedir. Bazı kaynaklarda Müddessir sûresinin faziletiyle ilgili olarak yer alan, “Allah Müddessir sûresini okuyan kimseye Mekke’de Muhammed’i tasdik eden ve yalanlayan kimselerin her biri sayısınca on sevap verir” meâlindeki hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 188; Beyzâvî, IV, 349) sahih olmadığı anlaşılmaktadır (Muhammed et-Trablusî, II, 725).

Müddessir sûresine dair yapılan çalışmalar arasında Abdülhamîd Mustafa İbrâhim’in Teǿemmülât belâġıyye fî sûreti’l-Müddeŝŝir (Kahire 1987) ve Halûk Nurbâki’nin Kur’ân’ın Matematik Sırları (İstanbul 1987, s. 7-49) isimli eserleriyle M. Cuypers’in “Structures rhétoriques de la sourate 74 (al-Muddaththir)” (Luqmân, XIII/2 [1997], s. 37-74) ve Uri Rubin’in, “The Shrouded Messenger on the Interpretation of al-Muzzammil and al-Muddaththir” (Jerusalem Studies in Arabic and Islam, XVI [1993], s. 96-107) başlıklı makaleleri zikredilebilir.

BİBLİYOGRAFYA:

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “dşr” md.; Lisânü’l-ǾArab, “sķr” md.; Taberî, CâmiǾu’l-beyân, XXIX, 99; Mâtürîdî, Teǿvîlâtü’l-Ķurǿân, Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 40, vr. 842a; Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl, Beyrut 1410/1990, s. 375-376; Zemahşerî, el-Keşşâf, IV, 188; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, XXX, 190; Kurtubî, el-CâmiǾ, XIX, 59-60; Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, Beyrut 1410/1990, IV, 349; Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî Ǿan şedîdi’ż-żaǾf ve’l-mevżûǾ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408, II, 725.

M. Kâmil Yaşaroğlu