(Ey Habîbim!) Görmedin mi ki şübhesiz Allah, göklerde ne var, yerde ne varsa bilir. Üç kişinin gizli bir konuşması olsa, mutlaka dördüncüleri O'dur! Beş (kişi) olsalar, mutlaka altıncıları O'dur; bundan daha az ve daha çok da olsalar, (ve her) nerede bulunsalar, mutlaka O, onlarla berâberdir. Sonra kıyâmet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Şübhesiz ki Allah, herşeyi hakkıyla bilendir.(1)
(1)“Şu kâinâtta görünen ef‘âl (fiiller) ile tasarruf edip îcâd eden Sâni‘in (san‘atkârın), bir muhît (herşeyi kuşatan) ilmi var. (...) Perdesiz, güneşe karşı zemin yüzündeki eşyâ (varlıklar) güneşi görmemesi kābil olmadığı gibi, o Alîm-i zü’l-Celâl’in nûr-ı ilmine karşı eşyânın gizlenmesi bin derece daha gayr-ı kābildir, muhâldir(mümkün değildir). Çünki huzur var. Yani herşey dâire-i nazarındadır (bakış alanındadır) ve mukābildir(karşısındadır) ve dâire-i şuhûdundadır (görüyor) ve herşeye nüfûzu (ilmi ve görmesi herşeye nüfûz edip işlemesi) var. (...) Mâdem şu kâinât sâhibinin böyle bir ilmi vardır; elbette insanları ve insanların amellerini görür ve insanlar neye lâyık ve müstehak olduklarını bilir, hikmet ve rahmetin muktezâsına (gereğine) göre onlarla muâmele eder ve edecek. Ey insan! Aklını başına al, dikkat et! Nasıl bir zât seni bilir ve bakar, bil ve ayıl!” (Mektûbât, 20. Mektûb, 73-74)