Mucâdele Sûresi Meali ve Arapçası

close
close

Mucâdele Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 58. sûresidir. Medenî bir sûredir, 22 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 105. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.

1. Âyet

قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّت۪ي تُجَادِلُكَ ف۪ي زَوْجِهَا وَتَشْتَك۪ٓي اِلَى اللّٰهِۗق وَاللّٰهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌ

(Resulüm!) Andolsun ki kocası hakkında seninle tartışan (ona bir hüküm vermen için direnen) ve Allah'a şikayette bulunan (kadın)ın sözünü Allah işitmiştir; çünkü Allah sizin birbirinizle konuşmanızı işitir. Muhakkak ki Allah Semî''dir, Basîr'dir (her şeyi ve herkesi işiten, gizli ve açık her şeyi görendir).

2. Âyet

اَلَّذ۪ينَ يُظَاهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَٓائِهِمْ مَا هُنَّ اُمَّهَاتِهِمْۜ اِنْ اُمَّهَاتُهُمْ اِلَّا الّٰٓئ۪ وَلَدْنَهُمْۜ وَاِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنْكَراً مِنَ الْقَوْلِ وَزُوراًۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ

İçinizden kadınlarına zıhâr yapanlar (vücudunu annesinin vücudu gibi kendisine haram kılanlar bilmelidir) ki o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Gerçekten onlar çok edepsizce (boş) ve yalan bir söz söylüyorlar. Fakat Allah muhakkak ki Afuvv'dur, Ğafûr'dur (affı sonsuz ve sınırsız olan ve her türlü günahı mağfiret edendir).

3. Âyet

وَالَّذ۪ينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَٓائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَـتَحْر۪يرُ رَقَـبَةٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَٓاسَّاۜ ذٰلِكُمْ تُوعَظُونَ بِه۪ۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ

Kadınlarına zıhâr yapıp da sonra söylediklerinden dönenlerin, (eşleriyle) temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. İşte, size bununla nasihat edilmektedir. Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.

4. Âyet

فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَتَمَٓاسَّاۚ فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَاِطْعَامُ سِتّ۪ينَ مِسْك۪يناًۜ ذٰلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَلِلْكَافِر۪ينَ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

Fakat kim (buna imkân) bulamazsa (eşiyle) temas etmeden önce ard arda iki ay oruç tutar. (Buna da) Gücü yetmeyen kişi altmış fakiri doyurur. Bu (hafifletme), Allah'a ve resulüne iman etmeniz içindir. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. (Bu hükümleri inkâr eden) Kâfirler için ise elem verici (iç yakan) bir azap vardır.

5. Âyet

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحَٓادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَقَدْ اَنْزَلْـنَٓا اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍۜ وَلِلْكَافِر۪ينَ عَذَابٌ مُه۪ينٌۚ

Muhakkak ki Allah'a ve resulüne karşı gel(erek koydukları sınırları çiğney)enler, kendilerinden öncekilerin (alçaltılıp) perişan edildiği gibi (alçaltılıp) perişan edileceklerdir. Çünkü Biz, apaçık âyetler indirmişizdir. Kâfirler için (âhiret günü) aşağılayıcı bir azap vardır.

6. Âyet

يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُواۜ اَحْصٰيهُ اللّٰهُ وَنَسُوهُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ۟

O gün Allah, onların hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah o (yaptıkları)nı bir bir saymış, onlarsa bunları unutmuşlardır. Zira Allah, Şehîd (ismiyle) her şeye (en ince ayrıntısına kadar) şahiddir.

7. Âyet

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوٰى ثَلٰثَةٍ اِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ اِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَٓا اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْثَرَ اِلَّا هُوَ مَعَهُمْ اَيْنَ مَا كَانُواۚ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ

Göklerde olanları da yerde olanları da Allah'ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O'dur. Beş kişinin (gizli konuştuğu yerde) altıncısı mutlaka O'dur. Bundan daha az veya daha çok olsunlar (ve her) nerede bulunurlarsa (bulunsunlar) mutlaka O, onlarla beraberdir. Sonra da onlara kıyamet günü yaptıklarını (bir bir) haber verecektir. Muhakkak ki Allah her şeyi (en ince ayrıntısına kadar) bilendir.

8. Âyet

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ نُهُوا عَنِ النَّجْوٰى ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَيَتَنَاجَوْنَ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِۘ وَاِذَا جَٓاؤُ۫كَ حَيَّوْكَ بِمَا لَمْ يُحَيِّكَ بِهِ اللّٰهُۙ وَيَقُولُونَ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ لَوْلَا يُعَذِّبُنَا اللّٰهُ بِمَا نَقُولُۜ حَسْبُهُمْ جَهَنَّمُۚ يَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمَص۪يرُ

(Resulüm!) Gizli konuşmaktan men edildikten sonra o kendisinden yasaklandıkları şeye dönenleri görmedin mi? Onlar yine günah, düşmanlık ve resule isyan hususunda gizli gizli konuşuyorlar. Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamlamadığı bir şekilde selamlıyorlar. Kendi içlerinden de, "(bu) söylediğimizden dolayı Allah'ın bize azap etmesi gerekmez miydi?" diyorlar. Cehennem onlara yeter! Onlar oraya gireceklerdir. O, ne kötü varılacak yerdir!

9. Âyet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَاجَوْا بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ وَتَنَاجَوْا بِالْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Siz aranızda gizli konuşacağınız zaman günah, düşmanlık ve resule isyan hususunda gizli gizli konuşmayın; fakat (konuşacaksanız) iyilik ve takvâ hakkında sessizce konuşun! Ve huzuruna toplanacağınız Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın).

10. Âyet

اِنَّمَا النَّجْوٰى مِنَ الشَّيْطَانِ لِيَحْزُنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَيْسَ بِضَٓارِّهِمْ شَيْـٔاً اِلَّا بِـاِذْنِ اللّٰهِۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

(Günah, düşmanlık ve resule isyan hususundaki) Gizli konuşmalar, ancak şeytandandır. (Bu) İman edenleri üzmek içindir. Oysa (şeytan), Allah'ın izni olmadıkça mü'minlere hiçbir zarar veremez. O hâlde mü'minler ancak Allah'a (güvenip) tevekkül etsinler.

11. Âyet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللّٰهُ لَكُمْۚ وَاِذَا ق۪يلَ انْشُزُوا فَانْشُزُوا يَرْفَعِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْۙ وَالَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Size meclislerde, "yer açın" denildiği zaman yer açın (ve Allah yolunda kazanmak isteyenlere imkân verin) ki Allah da size (kendi yolunda kazanma imkânı verip) yer açsın. Bir de size, "kalkın (ve Allah yolunda bir şeyler yapın)" denildiği vakit kalkın ki Allah sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.

12. Âyet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَةًۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ لَـكُمْ وَاَطْهَرُۜ فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Resulle gizli olarak konuşacağınız zaman bu gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız bilin ki Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir).

13. Âyet

ءَاَشْفَقْتُمْ اَنْ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَاتٍۜ فَاِذْ لَمْ تَفْعَلُوا وَتَابَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ۟

(Resulle) Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar verme(niz size bildirildiği için bu emir)den çekindiniz mi? Çünkü (bunu) yapmadınız. (Öyleyse Allah'a samimi olarak yönelip tövbe edin; zira) Allah size yönel(erek tövbenizi kabul et)ti. Şu hâlde namazı ikâme ed(erek her anda Allah'ın huzurunda durmaya çalış)ın, zekâtı ver(erek nefsinizin cimriliğini temizley)in, Allah'a ve (içinizde bulunan) resule itaat edin! Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.

14. Âyet

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ تَوَلَّوْا قَوْماً غَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ مَا هُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْۙ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْـكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

(Resulüm!) Allah'ın, kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost (ve müttefik) edinen o (münafık)ları görmedin mi? Onlar ne sizdendir ne de onlardandır. Onlar (bir de) bile bile yalan yere yemin ediyorlar.

15. Âyet

اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَاباً شَد۪يداًۜ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Allah, onlar için (cehennemde) şiddetli bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür!

16. Âyet

اِتَّخَذُٓوا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌ

(Resulüm!) Onlar (senin Allah'ın resulü olduğuna dair) yeminlerini (kendilerine) bir kalkan yaptılar da (insanları) Allah yolundan alıkoydular. Bu yüzden onlara (âhiret günü) aşağılayıcı bir azap vardır.

17. Âyet

لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ

(O gün) Onların malları da evlatları da Allah'a karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamaz. İşte onlar ateş ehlidir. Onlar orada ebedi kalacaklardır!

18. Âyet

يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَم۪يعاً فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلٰى شَيْءٍۜ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ

O gün Allah, o (münafık)ların hepsini diriltecek, onlar da (dünyada) size (mü'min olduklarına dair) yemin ettikleri gibi O'na da yemin edecekler ve kendilerinin (hakikat namına) bir şey üzerinde olduklarını sanacaklardır. Dikkat edin! Şüphesiz onlar yalancıların ta kendileridir.

19. Âyet

اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسٰيهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ

şeytan onlar üzerinde üstünlük sağlayıp kendilerine Allah'ı zikretmeyi unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın taraftarları (dost ve yoldaşları)dır. Dikkat edin! şeytanın taraftarları hüsrana uğrayanların ta kendileridir!

20. Âyet

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُحَٓادُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اُو۬لٰٓئِكَ فِي الْاَذَلّ۪ينَ

Muhakkak ki Allah'a ve resulüne karşı gelenler var ya, işte onlar en zelil (ve aşağılık) kimseler arasındadırlar.

21. Âyet

كَتَبَ اللّٰهُ لَاَغْلِبَنَّ اَنَا۬ وَرُسُل۪يۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ

Allah (Levh-i Mahfuz'da), "Ben ve resullerim mutlaka galip geleceğiz" diye yazmıştır. Çünkü Allah Kaviyy'dir, Azîz'dir (güçlü, kuvvetli, kudretlidir ve bütün şerefin, kudretin kendisine ait olduğu tek zattır).

22. Âyet

لَا تَجِدُ قَوْماً يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَٓادُّونَ مَنْ حَٓادَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُٓوا اٰبَٓاءَهُمْ اَوْ اَبْنَٓاءَهُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَش۪يرَتَهُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَتَبَ ف۪ي قُلُوبِهِمُ الْا۪يمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُۜ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

(Resulüm!) Allah'a ve âhiret gününe iman eden bir topluluğun; babaları veya oğulları yahut kardeşleri ya da aşiretleri (ve akrabaları) bile olsalar, Allah'a ve resulüne karşı gelenlere sevgi beslediklerini (asla göremez, onları o hâlde) bulamazsın! İşte (Allah) onların kalplerine imanı yazmış ve kendinden bir rûh ile onları desteklemiştir. Ayrıca onları (âhiret günü) içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Allah onlardan razı olmuş, (onlar da) O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın taraftarlarıdır. Dikkat edin! (Her iki dünyada da asıl) Felaha (kurtuluş ve saadete) erenler, (sadece) Allah'ın taraftarlarıdır.

Mucâdele Sûresi Hakkında

Medine döneminde nâzil olmuştur. Yirmi iki âyettir. Mücâdele, Kad semia ve Zıhâr sûresi olarak da anılır. İlk âyetinde geçen “tücâdilüke” (seninle tartışan) ifadesinden maksat Evs b. Sâmit el-Ensârî’nin hanımı Havle bint Sa‘lebe’dir. Evs’in, Câhiliye geleneğine uyarak “zıhâr” diye anılan bir tür boşama ile Havle’yi boşaması ve artık kendisinin annesi gibi mahremi konumunda bulunduğunu söylemesi üzerine Havle, Resûl-i Ekrem’e gelerek boşanmak istemediğini söylemiş ve kendisiyle tartışmaya girmiştir. Bu olay sebebiyle nâzil olan sûrenin adı sözü edilen hanıma işaretle “Mücâdile”, Resûlullah’la yaptığı tartışma dolayısıyla “Mücâdele” diye belirlenmiştir. Sûrenin fâsılası د، ر، ز، م، ن harfleridir.

Sûrenin muhtevasını zıhâr, yahudiler ve münafıklarla ilgili âyetler olmak üzere üç bölümde incelemek mümkündür. Birinci bölümde Câhiliye döneminin âdeti olan zıhâr adlı boşamanın iptal edildiği, bu tarzda boşama ifadesi kullanan kocanın kefâretle mükellef tutulduğu ifade edilir (âyet 1-4; ayrıca bk. ZIHÂR). İkinci bölümde, Allah’a ve resulüne muhalefet edip meşrû sınırları aşanların onur kırıcı yenilgiye mâruz kalacakları, işledikleri ve yapıp da unuttukları kötü fiillerin cezasının gizliyi ve âşikâreyi bilen Allah tarafından verileceği bildirilmiş (âyet 5-7), ardından onların müslümanları endişeye sevketmek amacıyla gizli istişarelerde bulunmaları ve Hz. Peygamber’i övgü görünümlü yergi ifadeleriyle selâmlamaları eleştirilmiş, bu arada müslümanların da dikkatli olmaları istenmiş ve cami âdâbıyla Resûlullah’la özel konuşma âdâbı hakkında tavsiyelerde bulunulmuştur (âyet 8-13). Sûrenin üçüncü bölümü mümin göründükleri halde yahudileri dost edinen münafıklar hakkındadır. Ne müslüman ne de yahudi olan bu tipler yalan yere yemin etmek ve bunu kalkan olarak kullanmak suretiyle insanları Allah yolundan saptırmaya çalışırlar. “Şeytanın fırkası” diye nitelendirilen münafıkların da kâfirler ve yahudiler gibi onur kırıcı âkıbete mâruz kalacakları ifade edilir. Bu bölümde hak-bâtıl mücadelesinde Allah’ın ve peygamberinin mutlaka galip geleceği hususunun O’nun tarafından tayin edildiği belirtildikten sonra (âyet 21) son âyette Allah’a ve âhiret gününe iman edenlerin babaları, oğulları, kardeşleri ve akrabaları dahi olsa Allah’a ve resulüne düşmanlık besleyenleri asla sevemeyeceği, Allah’ın kalplerine imanı nakşettiği bu müminlerin Allah’tan yana oldukları, Allah’ın onlardan, onların da Allah’tan hoşnut bulundukları ifade edilmiştir.

Medine döneminin son yıllarında nâzil olduğu anlaşılan Mücâdile sûresinden müslüman toplumun yaşadığı bazı problemleri tesbit etmek mümkündür. Zira Medine civarında anlaşmalı vatandaş statüsünde bulunan yahudi kabileleri hem Mekke müşrikleriyle hem de Medine’deki münafıklarla gizli ilişkiler içinde bulunuyor, Resûlullah’a ve ashabına karşı psikolojik mücadele yürütüyordu. Sûre bu tür bozguncu faaliyetleri ifşa etmek suretiyle müslümanları bilgilendirmekte ve uyarmaktadır. Sûrenin 21. âyeti samimi müminlere büyük bir müjde vermekte, 22. âyeti ise fertlerin ve kitlelerin Allah nezdinde makbul olacak iman derecesinin tesbiti için şaşmaz bir ölçü belirlemektedir.

Sûrenin faziletiyle ilgili olarak bazı kaynaklarda yer alan, “Mücâdile sûresini okuyan kimse kıyamet gününde Allah’ın taraftarları arasında kaydedilir” meâlindeki hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 79) sahih olmadığı anlaşılmaktadır (Muhammed et-Trablusî, II, 723). Mücâdile sûresi hakkında yapılan çalışmalar arasında Abdülmün‘im en-Nimr’in el-Ķurǿân ve’l-ĥayât: fî tefsîri sûreti’l-Mücâdile’si (Kahire 1407/1987) ve Fülve bint Nâsır’ın Sûretü’l-Mücâdile: Dirâse mevżûǾiyye taĥlîliyye’si (1409/1989, yüksek lisans tezi, Külliyyetü’t-terbiyye li’l-benât [Riyad]) sayılabilir.

BİBLİYOGRAFYA:

Taberî, CâmiǾu’l-beyân, XXVIII, 2-19; Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl, Kahire 1378/1959, s. 231-236; Zemahşerî, el-Keşşâf, IV, 79; İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ķurǿân, IV, 318-330; Muhammed et-Trablusî, el-Keşfü’l-ilâhî Ǿan şedîdi’ż-żaǾf ve’l-mevzûǾ ve’l-vâhî (nşr. M. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408, II, 723; Elmalılı, Hak Dini, VI, 4772-4805.

M. Kâmil Yaşaroğlu