close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Mucâdele Sûresi 13. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
E-eşfektum en tukaddimû beyne yedey necvâkum sadakât(in)(c) fe-iż lem tef’alû ve tâba(A)llâhu ‘aleykum fe-akîmû-ssalâte ve âtû-zzekâte ve-etî’û(A)llâhe ve rasûleh(u)(c) va(A)llâhu ḣabîrun bimâ ta’melûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Gizlice konuşmadan önce sadakalar vermeden korktunuz mu? Mademki yapmadınız, Allah da tövbe nasip etti artık size ve kabul etti tövbenizi, şu halde namaz kılın ve zekat verin ve itaat edin Allah'a ve Peygamberin'e ve Allah, ne yapıyorsanız hepsinden de haberdardır.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Allah’ın elçisiyle) Gizli konuşmanızdan önce sadakalar vermekten ürküp-çekinip (sıkıldınız) mı? Çünkü (nefislerinize ağır geldiği için) yapamadınız, (ama) Allah sizin tevbelerinizi kabul etti (ve bağışladı). Şu halde namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin (cimrilik edip eksik bırakmayın), Allah’a ve O’nun Resulüne (her konuda) itaat edin, (Hakk’tan ayrılmayın, zira) Allah, yaptıklarınızdan Haberdardır.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Gizli konuşmanızdan önce, sadaka vermekten dolayı, fakir düşeceğinizden mi korkuyorsunuz? Madem size emredileni yapmadınız, Allah da sizi bundan affetti, bundan dolayı, bundan sonra, sadaka vermeden de konuşup danışabilirsiniz. Öyleyse sizler bundan böyle, namazınızda devamlı ve dikkatli olun, zekatı verin, Allah'a ve Rasulüne itaat edin. Çünkü Allah, yapageldiğiniz herşeyden haberdardır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Ne o, gizli, özel, bir şey konuşmanız-dan önce, imanda sadâkatinizin ve kemâlinizin ifadesi olan sadakalar vermekten, harçları ödemekten sızlanır hale mi geldiniz? İmkânlarınızın olmaması, sıkıntıya düşmeniz endişesiyle, bunu yapamaz durumda iken, Allah'ın size ruhsat tanıdığı, günah ve isyandan vazgeçip, kendisine itaate yönelişinizi kabul ettiği zaman, namazı erkanına, şartlarına, vaktine riayet ederek âşikâre kılmaya devam edin, vicdanlarınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verin, Allah'a ve Rasûlüne itaat edin, Kur'ân'ı ve sünneti uygulayın, tebliğe, teşrie riayet edin. Allah işlediğiniz amellerden haberdardır.
Ahmet Varol
swap_vert close
Gizli konuşmanızdan önce sadakalar vermekten korktunuz mu? Madem ki yapmadınız, Allah da sizin tevbelerinizi kabul etti; şu halde namaz kılın, zekât verin, Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Ali Bulaç
swap_vert close
Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü? Çünkü yapmadınız, Allah sizin tevbelerinizi kabul etti. Şu halde namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
(Peygambere maruzatta bulunmak için) konuşmanızdan önce sadakalar vereceğinizden korktunuz mu? Mademki (emredildiğiniz şeyi) yapmadınız, Allah da sizin kusurunuzu bağışladı. Artık namazı gereği üzre kılın, zekâtı verin. Allah'a ve peygamberine itaat edin. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Peygamber ile gizli konuşmalarınızdan önce sadaka vermekten çekindiniz mi? İşte madem yapmadınız ve Allah da tevbenizi kabul etti; (onun yerine tam olarak) namaz kılın, zekât verin. Allah’a ve Resulüne itaat edin. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Özel konuşmanızdan önce sadakaları vermekten çekindiniz mi? Çünkü sadaka vermeyi yerine getirmediniz; Allah da sizi affetti. Artık namazı kılınız, zekâtı veriniz, Allah'a ve Peygamberine itaat ediniz. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
Besim Atalay
swap_vert close
Gizli konuşmanızdan önce verdiğiniz sadaka sizleri korkuttu mu? Eğer yapmaz iseniz, Allah sizi bağışlar; namaz kılın, zekât verin, hem Allaha, hem de peygamberine başeğin, Allah bilir niderseniz
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Baş başa konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü? Sizler bunu yapamayınca Allah da sizden bu yükümlülüğü kaldırdı. Şu hâlde namazı ikame edin, zekâtı verin ve Allah'ın ve Resulünün emirlerine uyun! Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
Cemil Said
swap_vert close
Rasûl ile hafî görüşmezden evvel sadaka virmekden çekiniyor mısınız? Eğer yapmaz iseniz Allâh sizi ’afv ider. Fakat hiç olmaz ise namâz kılınız, zekât viriniz, Allâh’a ve rasûlüne itâ’at idiniz. Sizin yapdıklarınızdan Allâh haberdârdır.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Hususi konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü ki bunu yerine getirmediniz? Ama Allah, tevbenizi kabul etmiştir. Öyleyse namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin. Allah, işlediklerinizden haberdardır.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Baş başa konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da, sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Allah, bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Özel görüşme yapmadan önce sadaka verecek olmanızdan dolayı (ya veremezsek diye) korkuya mı kapıldınız? Madem bunu yapamadınız ve Allah da sizi bağışladı, o halde namazı özenle kılın, zekâtı verin, Allah’a ve resulüne itaat edin. Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekâtı verin Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.  
 Bu âyet, önceki âyetin hükmünü neshederek, sadaka yükümlülüğünü hafifletmiş, verilmediği zaman muaheze edilmeyeceklerini bildirmiştir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Özel görüşmenizden önce bir sadaka vermekten çekindiniz mi ki onu uygulamadınız? ALLAH tevbenizi kabul eder. Namazı gözetin, zekatı verin, ALLAH'a ve elçisine uyun. ALLAH yaptıklarınızdan haberdardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat Allah da sizi affetti. Şu halde namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ya!.. Fısıltınızdan önce sadakalar takdim etmekten korktunuz mu? Mâdemki yapmadınız Allah da size tevbe lûtfetti artık namaza devam edin ve zekâtı verin ve Allah ve Resulüne itaat edin ki Allah habîrdir her ne yaparsanız
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Ey sadaka vermeye gücü olan mü’minler! Peygamber ile) özel (birebir) konuşmadan önce sadaka vermekten (sadaka verirseniz fakir düşeceğinizden) korktunuz da mı, bunu yapmadınız? (Sadaka vermeden de peygamberle gizlice (birebir) konuşmak için size ruhsat vererek) Allah sizi affetti. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Peygamberine itaat edin. Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Gizli bir şey konuşmadan önce sadaka vermek ağır geldi değil mi? Bunu yapamayınca Allah, sizin hatadan dönüşünüzü kabul etti. Artık salatı ikame edin, zekatı¹ verin; Allah'a ve Resul'üne itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
1- Ayette yer alan “salat” sözcüğünden kasıt, “namaz;” “zekât” sözcüğünden kasıt da “mali yardım” demek değildir. Kast edilen şey şudur: Kulluğunuzu, Allah'a yönelmenizi, şirkten arınmış bir bilinçle yapın. Bunu; benliğinizi arındırmış, temizlenmiş ve arı duru hale gelmiş bir şekilde yerine getirin. Ayette de görüldüğü gibi, sadaka vermenin dahi kendisine ağır geldiği bir kimseden ne diye zekât vermesi istensin ki?  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Mahrem konuşmanızdan evvel sadakalar vereceğinizden korkdunuz mu? Çünkü işte yapmadınız. (Bununla beraber) Allah sizin tevbelerinizi kabul etdi. O halde dosdoğru namazı kılın. Zekâtı verin. Allaha ve peygamberine (diğer emirlerinde de) îtâat edin. Allah, ne yaparsanız hakkıyle haberdârdır.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Gizli konuşmanızdan önce sadakalar takdîm etmekten korktunuz mu? Mâdem ki yapmadınız, Allah da sizi affetti (sadaka vermeden konuşmanıza izin verdi); o hâlde namazı hakkıyla edâ edin, zekâtı verin,(2) Allah'a ve Resûlüne itâat edin! Allah, ne yaparsanız(hepsinden) haberdâr olandır.
(2)“Evet nasıl ki Fâtiha Kur’ân’a, insan kâinâta fihristedir; namaz da hasenâta (iyiliklere) fihristedir. Çünki namaz; savm (oruç), hac, zekât ve sâir hakīkatleri hâvî olduğu (içine aldığı) gibi, idrâkli ve idrâksiz(anlayışlı ve anlayışsız) mahlûkātın (yaratılmışların) ihtiyârî ve fıtrî (irâdeyle ve yaratılışları îcâbı olan)ibâdetlerinin nümûnelerine de şâmildir (onları da içine alır). Meselâ: Secdede, rükû‘da, kıyamda olan melâikenin ibâdetlerini, hem taş ve ağaç ve hayvanların o ibâdetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibâdettir.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 38) “Namaz, عِماَدُ الدّ۪ينِ [Dînin direği] hadîs-i şerîfi mûcibince (gereğince) dînin direği ve kıvâmı (en olgun hâli)olduğu gibi, zekât da İslâm’ın kantarası, yani köprüsüdür. Demek birisi dîni, diğeri âsâyişi muhâfaza eden İlâhî iki esastırlar. Bunun için birbiriyle bağlanmışlardır.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 39)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Özel, bir şey konuşmanızdan önce, (imanda sadâkatinizin ve kemâlinizin ifadesi olan) (yoksullara) bir yardımda bulunmamaktan dolayı (günah işlemiş olabileceğinizden) korkuyor musunuz? Eğer (farz olan zekâtın dışında imkânlarınızın olmamasından dolayı) bunu yapamazsanız ve Allah size affediciliğini gösterirse, siz de namazlarınızda devamlı ve dikkatli olun ve [sadece] arındırıcı yükümlülüklerinizi yerine getirin ve [böylece] Allah’a ve (tebliğ ettiği mesajlar hususunda) elçisine itaat edin ve (bilin ki) Allah yapmakta olduğunuz her şeyi bilmektedir. *
(*) Yani, bir müminin servetini ve gelirini bencilliğin kirinden arındırmayı hedefleyen zorunlu vergiyi (zekât): bu demektir ki, kişinin karşılıksız yardım olarak daha fazlasını yapma imkanına sahip olmaması bir günah sayılmaz. (M. Esed Dipnotu) 12 ile 13. âyet arasında nesih değil, hafifletme ve af vardır. Peygamberimiz (s.a.s.) ile özel görüşme yapmadan önce sadaka vermek isteyen yine verir. Veremeyenin ise affedileceği 12. âyetin sonunda belirtilmiştir. 13. âyette ise sadaka verecek durumda olup da vermek istemeyenden, mutlaka sadaka verme zorunluluğu kaldırılmıştır. Yani birinci âyetteki zorunluluk ikinci âyette isteğe bırakılmıştır. Dolayısıyla burada nesih değil, bir ta’dil ve hafifletme olduğu anlaşılmaktadır. (Mücâdele Sûresi Tefsiri (Ömer Çelik) Kur’an’ın bütününde olduğu gibi bu iki ayet arasında da [nesh] (hüküm iptali), söz konusu değildir. Böylesi bir durumun söz konusu olabilmesi için “sadaka vermeyin” şeklinde mevcut hükme tamamen aykırı bir ifadenin yer alması gerekmekteydi. Oysa konuyla ilgili ayetlerde de Kur’an’ın genelinde de böyle bir durum söz konusu değildir. (Mehmet Okuyan Meali Mücâdele Suresi 13. Ayet Açıklaması) Dolayısıyla bu âyeti bir önceki âyetin hükmünü iptal eden (nâsih) âyet gibi algılamak bir âyetin hükmünü geçersiz ilan etmek (mensuh) demeye geldiği için tehlikeli, o âyetin getirdiği muhteşem terbiyeyi önlediği için zararlı, Allah’ın bir emrine “kadük” muamelesi yapıldığı için vebaldir. Zira bu âyetin emri, benzer durumlarda dün nasıl geçerliyse bugün de öyle (belki daha fazla) geçerlidir. Zira çok önemli görevler ve sorumluluklar üstlenen kimselerin mesaisinin, gerekli gereksiz, yerli yersiz çalınması geçmişte kalan bir durum değildir. Böylesi bir durumda bir âlimin, mesaisini özel görüşme ile alacak birine “şu eseri oku, şunları şunları yap, şu şu sorumluluklarını yerine getir” şartı koşması, bu âyetin maksadıyla uyumludur. Aynı şey görev ve sorumlulukları ağır yetkililer için de geçerlidir. (M. İslamoğlu Meal Açıklaamsı) Not: Hz. Ali (r.a): “Allah’ın kitabında bir âyet vardır ki, onunla benden önce kimse amel etmedi, benden sonra da kimse amel etmeyecektir. Bu âyet, “Necvâ âyetidir…’’ şeklindeki rivayet zayıf, tutarsız, munkati ve ravilerinin de zayıf, metrük, müddelis ve rivayetleri irsal yaptıklarından dolayı sahih değil hüccet olamaz! Aşağıdaki arapça metinlerine bakabilirsiniz. وليس هناك نص صحيح يُحدّد المدة التي استمر فيها ذلك الإجراء الاحترازي بتقديم الصدقة بين يدي مناجاة الرسول صلى الله عليه وسلم. وقد وردت في ذلك روايات أغلبها منسوب إلى علي بن أبي طالب رضي الله عنه، وهي روايات لا تصح، الظاهر أنها من نَسْج القُصَّاص وأنصار التشيُّع الذين تفننوا في وضع الأخبار التي تنسب كل الفضائل إلى علي بن أبي طالب رضي الله عنه. قال ابن العربي: "وَقَدْ رُوِيَ عَنْ مُجَاهِدٍ أَنَّ أَوَّلَ مَنْ تَصَدَّقَ فِي ذَلِكَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ، تَصَدَّقَ بِدِينَارٍ، وَنَاجَى رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ . وَرُوِيَ أَنَّهُ تَصَدَّقَ بِخَاتَمٍ، وَهَذَا كُلُّهُ لَا يَصِحّ - وفيما يأتي عرض لبعض تلك الأخبار الضعيفة من باب التنبيه على ضعفها، وليس من باب الاستشهاد بها.أخرج الترمذي عَنْ عَلِيِّ بْنِ عَلْقَمَةَ الأَنْمَارِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ: لَمَّا نَزَلَتْ: (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوَاكُمْ صَدَقَةً) قَالَ لي النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا تَرَى؟ دِينَارٌ؟ قُلْتُ: لاَ يُطِيقُونَهُ، قَالَ: فَنِصْفُ دِينَارٍ؟، قُلْتُ: لاَ يُطِيقُونَهُ. قَالَ: فَكَمْ؟ قُلْتُ: شَعِيرَةٌ. قَالَ: إِنَّكَ لَزَهِيدٌ. قَالَ: فَنَزَلَتْ (أَأَشْفَقْتُمْ أَنْ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوَاكُمْ صَدَقَاتٍ) الآيَةَ. قَالَ: فَبِي خَفَّفَ اللَّهُ عَنْ هَذِهِ الأُمَّةِ." قال الترمذي: "هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ". وهذا الخبر مروي عن علي بن علقمة الأنماري، وهو ضعيف. قال عنه البخاري: "عليّ بْن عَلقَمَة الأَنمارِيُّ الأَنصارِيُّ. عَنْ عليٍّ رضي الله عَنْهُ. رَوَى عَنه سالم بْن أَبي الجَعد فِي الكُوفيين. فِي حديثه نَظَرٌ." (التاريخ الكبير للبخاري بحواشي محمود خليل ج6، ص289). ذكره ابنُ حِبَّان في كتاب"الثقات" ج5، ص163، ثم ذكره بعد ذلك في "المجروحين" وقَال: "منكر الحديث، ينفرد عن علي بما لا يُشبه حديثه، فلا أدري سمع منه سماعا أو أخذ ما يروي عنه عن غيره؟ والذي عندك ترك الاحتجاج به إلا فيما وافق الثقات من أصحاب علي في الروايات." (ج2، ص85) (مصنف ابن أبي شيبة، كتاب الفصائل، باب فضائل علي بن أبي طالب رضي الله عنه، ج6، ص373، رقم (32125). هذه رواية لا تصح؛ لأن فيها ليث بن أبي سليم وهو ضعيف كثير التخليط. جاء في الكواكب النيرات (ص: 493): "ليث بن أبي سليم بن زنيم -بالزاي والنون مصغرا- أبو بكر الكوفي. روى عن طاوس ومجاهد وعطاء والشعبي وشهر بن حوشب وأبي إسحاق وغيرهم. وعنه عبد السلام بن حرب والثوري والحسن بن صالح وشعبة بن الحجاج وأبو بدر شجاع بن الوليد وآخرون. قال ابن سعد: كان ليث رجلا صالحا عابدا وكان ضعيفا في الحديث. وقال يحيى بن معين: ليس حديثه بذاك ضعيف. وقال أبو حاتم وأبو زرعة لا يُشتغل به، هو مضطرب الحديث. وقال الإمام أحمد مضطرب الحديث، ولكن حدث الناس عنه. وجاء في سير أعلام النبلاء (6/ 180): "قَالَ عَبْدُ اللهِ بنُ أَحْمَدَ: سَأَلْتُ عُثْمَانَ بنَ أَبِي شَيْبَةَ، فَقَالَ: سَأَلْتُ جَرِيْراً عَنْ: لَيْثٍ، وَعَطَاءِ بنِ السَّائِبِ، وَيَزِيْدَ بنِ أَبِي زِيَادٍ، فَقَالَ: كَانَ لَيْثٌ أَكْثَرَ تَخلِيطاً، وَيَزِيْدُ أَحْسَنَهُم اسْتِقَامَةً. قَالَ عَبْدُ اللهِ: فَسَأَلْتُ أَبِي عَنْ هَذَا، فَقَالَ: أَقُوْلُ كَمَا قَالَ جَرِيْر - وزيادة على ما سبق، فإن روايات مجاهد عن علي رضي الله عنه كلها ضعيفة؛ لأنها مراسيل لا ندري عمن أخذها. جاء في سير أعلام النبلاء (ج4، ص454): "قال ابن خراش: أحاديث مجاهد عن علي وعائشة مراسيل." ومما يؤيد ضعف الروايات المنسوبة إلى مجاهد ما فيها من تضارب: فالرواية السابقة تزعم أنه كان لعلي بن أبي طالب رضي الله عنه دينار صرفه عشرة دراهم، وكان كلما أراد أن يناجي الرسول صلى الله عليه وسلم قدم بين يدي نجواه درهما، وهذا يعني أن الحكم بقي مدة طويلة كانت كافية لمناجاة الرسول صلى الله عليه وسلم عشر مرات والتصدق بعشرة دراهم. في حين نجد رواية أخرى منسوبة إلى مجاهد نفسه تزعم أن الأمر بتقديم الصدقة بين يدي النجوى كان لمدة ساعة فقط، بحيث تمكن علي بن أبي طالب وحده من العمل بذلك الأمر وتقديم الصدقة! عن مجاهد بن جَبْر قال: "قال علي رضي الله عنه مَا عَمِلَ بِهَا أَحَدٌ غَيْرِي حَتَّى نُسِخَتْ، وما كانت إلا ساعة."المراجع : 1- ( (الجصاص، أحكام القرآن، ج5، ص316.): المرجع - 2(ابن العربي، محمد بن عبد الله أبو بكر، أحكام القرآن، مراجعة وتعليق محمد عبد القادر عطا (بيروت: دار الكتب العلمية، ط3، 1424هـ/ 2003م) ج4، ص201.) المرجع - 3(سير أعلام النبلاء (ج4، ص454) المرجع - 4 - (تفسير القرطبي : معنى الآية 13 من سورة المجادلة)... وما روي عن علي رضي الله عنه ضعيف ، لأن الله تعالى قال : فإذ لم تفعلوا وهذا يدل على أن أحدا لم يتصدق بشئ (نسخ تقديم صدقة بين يدي مناجاة الرسول صلى الله عليه وسلم) تارخ وفات علي : رمضان 40 هـ، الموافق 27 يناير 661م  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Elçi ile özel görüşme öncesinde sadaka vermenizden korktunuz mu? Sonra bunu yapmadınız. Allah sizi hatalarınızdan dolayı affetti. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve O’nun elçisine itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdar olandır.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Yoksa siz gizli konuşmadan önce verintide bulunmaktan çekiniyor musunuz? Çünkü bakın bunu yapmadınız. Yine de Allah tövbenizi onadı. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah’a, elçisine boyun eğin, Allah bütün işlediklerinizden bilgilidir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Gizli konuşmadan evvel sadaka vermekten fakir düşeceğiniz diye mi telâş ettiniz? Çünkü emrolunanı işlemediniz. Allah, bu özürünüzü kabul etti, yapmamanıza müsaade etti. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah/a ve peygamberine itaat edin. Allah yaptığınızdan haberdardır.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Baş başa konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz [eşfaktum] mi? Bunu yapamadınız ve Allah da tevbelerinizi kabul ettiğine göre artık namazı dosdoğru kılınız, zekâtı veriniz, Allah’a ve elçisine itaat ediniz. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Kadri Çelik
swap_vert close
Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermenizden ürküntü mü duydunuz (da yapmadınız)? Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre, artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah'a ve O'nun resulüne itaat edin. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olandır.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Peygamber ile özel görüşme öncesinde sadaka vermek sizi bu kadar korkuttu mu ki, —Hz. Ali ve birkaç kişi hariç— görüşme isteğinden vazgeçtiniz? Sadaka vermekten kaçınmak bir mümine hiç yakışır mı? Ama yine de Allah sizin bu kusurunuzu bağışladı ve buyruk hedefine ulaştığı için, bundan böyle sadaka vermeksizin Peygamberle yalnız görüşmenize izin verdi. Çünkü artık, İslâm toplumunun önderiyle baş başa görüşmek için ayrılan vaktin ne kadar değerli olduğunu idrâk etmiş bulunuyorsunuz. Fakat ne zaman müminlerde bu zaaf tekrar ortaya çıkarsa, bu ayetin hükmü yeniden geçerli olacaktır. O hâlde, halkın nazarında size itibar kazandıracak özel görüşmelerle değil, sizi Allah katında yüceltecek gerçek iyiliklerle meşgul olun: Örneğin, namazınızı güzelce kılın, zekâtınızı verin ve Allah’a ve Elçisine gönülden itaat edin! Ve şunu hiç aklınızdan çıkarmayın: Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Gizli konuşmalarınız arasında sadaka sunmaya çekindiniz mi? Diyelim ki yapmadınız, Allah da size tevbe kabul etti; artık Namaz’ı kılın, Zekât’ı verin, Allah’a ve O’nun rasûlüne itaat edin! Allah ne işliyorsanız haberlidir.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Yapacağınız gizli görüşmeden önce, sadaka vermek konusunda ikilemde mi kaldınız? Korkmayın Allah sizi bağışlar. Ama namaza devam edin, zekatı verin, Allah ve resulüne saygılı olun. Çünkü Allah, yaptıklarınızın farkındadır...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Baş başa konuşmanızdan önce insanlara yardım etmekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınız için Allah sizi affettiğine göre ilk fırsatta salat-ı ve zekât-ı ikame edin! Allah’a ve Resulüne itaat edin! Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Elçi ile) gizli (özel) görüşmenizden önce [sadaka]lar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapamadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre namazı kılın, zekâtı verin; Allah’a ve Elçisine itaat edin! [*] Allah yaptıklarınızdan haberdardır. [*]
Allah’a ve Elçisine itaatle ilgili bkz. Âl-i İmrân 3:32, 132; Nisâ 4:59; Mâide 5:92; Enfâl 8:1, 20, 46; Nûr 24:52, 54; Ahzâb 33:71; Muhammed 47:33; Fetih 48:17; Teğâbun 64:12.,Kur’an’ın bütününde olduğu gibi bu iki ayet arasında da [nesh] (hüküm iptali), söz konusu değildir. Böylesi bir durumun söz konusu olabilmesi için “sadaka vermeyin” şeklinde mevcut hükme tamamen aykırı bir ifadenin yer alması gerekmekteydi. Oysa konuyla ilgili ayetlerde de Kur’an’ın genelinde de böyle bir durum söz konusu değildir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Ey îman edenler!) Yoksa Peygamberle gizli bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat Allah, sizi affetti.¹ Artık namazı dosdoğru ve devamlı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Rasûlüne itaat edin. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan (tümüyle) haberdardır.
1 12. ayet yukarıdaki notta da belirtildiği gibi 13. ayetle nesh edilmiştir. Hem de bu ayetin nesh edildiğini Hz. Ali (r.a) söylemiştir. Nesh’i kabul etmeyenler, mensuh ayetler için “kadük” ifadesini bile kullanacak kadar basitleşerek akıllarını dinlerinin önünde tutma alışkanlıklarını hakaretamiz ifadelerle sürdürmeye devam etmektedirler. Her ne kadar nesh’i ilk inkâr eden mutezili veya şiî olduğu söylenen el-Isfahani ise de şimdiki mutezililer ondan da ileri giderek işi hakaret boyutuna taşımışlardır. Hatta meseleyi; kendilerini peygamber gibi zannedip, âlim (!) olduklarına ve kendilerini rahatsız edenlerin de, “zat-ı alilerinin(!) mesailerini çaldıklarına” kadar getirmişlerdir. Esasen nesh; “hayırlı bir ayetin yerine ondan daha hayırlı veya benzeri bir ayetin yine Allah tarafından getirilmesi” demektir. (Bakara: 106) Kadük ise; “Bir yasama meclisinin değişmesi ile önceden sunulan yasa tasarılarının değerini yitirmesi” demektir. Dini, felsefe veya beşeri bir sistem zannedenlerin düştükleri acizlik ne kadar da kötüdür. Konu ile ilgili olarak Bk. (Bakara: 106 ve dipnotu.)  
Muhammed Esed
swap_vert close
[Elçi’ye] danışmanız vesilesiyle kimseye bir yardımda bulunmamaktan dolayı [günah işlemiş olabileceğinizden] korkuyor musunuz? Eğer [imkanlarınızın olmamasından dolayı] bunu yapamazsanız ve Allah size affediciliğini gösterirse, siz de namazlarınızda devamlı ve dikkatli olun ve [sadece] arındırıcı yükümlülüklerinizi ²⁴ yerine getirin ve [böylece] Allah’a ve Elçisi’ne itaat edin: Çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.
24 Yani, bir müminin servetini ve gelirini bencilliğin kirinden arındırmayı hedefleyen zorunlu vergiyi (zekât): bu demektir ki, kişinin karşılıksız yardım olarak daha fazlasını yapma imkanına sahip olmaması bir günah sayılmaz.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Elçiyle özel görüşme yapmadan önce sadaka vermek zor geldi değil mi? İmkân sahibi olduğunuz halde bunu yapmamanızdan dolayı Allah bu yükümlülüğünüzü kaldırdı. O halde namazınızı kılmaya ve zekâtınızı vermeye devam edin Allah’a ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden elçisine itaat edin zira Allah yapıp ettiklerinizden haberdardır. 2/271
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
(Elçi ile) özel görüşme talebinizden önce, sadaka türü bir şeyler vermekten dolayı sizde şafak attı, öyle mi? Hemen belli oldu bunu yapamayacağınız ve Allah sizin pişmanlığınızı kabul etti:[⁴⁹⁹²] haydi artık namazı hakkını vererek kılın, zekâtı gönlünüzden gele gele verin, Allah’a ve Rasulüne itaat edin: zira Allah yaptıklarınızdan ayrıntısıyla haberdardır.
[4992] Özel görüşme sadakası, bu sadakayı vermeyecekleri gün gibi ortada olan münafıkları deşifre etmeyi amaçlıyordu. Yöntem o kadar etkili oldu ki, amaç kısa zamanda gerçekleşti. Zira para söz konusu olunca, ilk geri duran münafıklar oldu ve bu da emrin amacının gerçekleştiği anlamına geliyordu. Dolayısıyla bu âyeti bir önceki âyetin hükmünü iptal eden (nâsih) âyet gibi algılamak bir âyetin hükmünü geçersiz ilan etmek (mensuh) demeye geldiği için tehlikeli, o âyetin getirdiği muhteşem terbiyeyi önlediği için zararlı, Allah’ın bir emrine “kadük” muamelesi yapıldığı için vebaldir. Zira bu âyetin emri, benzer durumlarda dün nasıl geçerliyse bugün de öyle (belki daha fazla) geçerlidir. Zira çok önemli görevler ve sorumluluklar üstlenen kimselerin mesaisinin, gerekli gereksiz, yerli yersiz çalınması geçmişte kalan bir durum değildir. Böylesi bir durumda bir âlimin, mesaisini özel görüşme ile alacak birine “şu eseri oku, şunları şunları yap, şu şu sorumluluklarını yerine getir” şartı koşması, bu âyetin maksadıyla uyumludur. Aynı şey görev ve sorumlulukları ağır yetkililer için de geçerlidir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey Peygambere çok sık müracatta bulunanlar) Her dilekten önce sadaka vermek size ağır geldi de bunu yapamadınız. Allah sizi affettiğine göre, (bu yükü üzerinizden kaldırdığına göre) artık namazınızı kılın, zekâtı verin ve Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.
Osman Fırat
swap_vert close
Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermenizden korktunuz mu? Çünkü yapmadınız. Allâh da sizin (bundan) tövbenizi kabul etti. Artık namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Elçisine itâ’at edin. Allâh yaptıklarınızı bilmektedir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ya maruzatta bulunmadan önce sadakalar takdîm etmenizden korktunuz mu? Madem ki yapmadınız ve Allah üzerinize afv ile nazar buyurdu, artık namazı ikame edin ve zekâtı verin ve Allah'a ve Peygamberine itaat eyleyin ve Allah yapar olduğunuz şeylerden haberdardır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Özel görüşmeden önce sadaka vermeniz halinde fakir düşeceğinizden mi korktunuz? Size emredilen bir bu tasadduku yapmadığınıza göre, Allah da sizi bundan muaf tuttu. Artık namazı hakkıyla ifa edin, zekâtı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin! Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermenizden korktunuz mu? Çünkü yapmadınız. Allah da sizi (bundan) affetti. Artık namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Elçisine ita'at edin. Allah yaptıklarınızı bilmektedir.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Rasûl'e münâcâtdan evvel sadaka virmekden (dûçâr-ı fukarâ oluruz diye) korkdınız mı? Mâdâm ki işlemediniz, Allâh Te'âlâ sizi ondan 'afv itdi. İmdi namâzınızı âdâb ve erkânıyla kılın. Zekâtı virin, Allâh ve rasûlüğne itâ'at iyleyin. Allâh Te'âlâ işlediğiniz şeyleri bilicidir.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Yapacağınız özel görüşmeden önce sadakalar vermeniz sizi rahatsız mı etti? Madem vermediniz; Allah da bu konudaki tevbenizi kabul etti; öyleyse namazı tam kılın, zekatı verin, Allah’a ve elçisine boyun eğin. Allah, yaptıklarınızın iç yüzünü bilir.
Şaban Piriş
swap_vert close
Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermekten çekiniyor musunuz? Bunu yapamazsanız; Allah, tevbenizi kabul eder, öyleyse namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Elçisine itaat edin, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Gizli konuşmadan önce sadaka vermekten korktunuz da mı bunu yapmadınız? Yine de Allah sizi bağışladı. Siz de namazı dosdoğru kılmaya bakın, zekâtı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Zira Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.(3)
(3) Peygamberimizle özel olarak görüşme taleplerinin, onu bunaltacak ve mü’minlerin işleriyle meşgul olmaktan alıkoyacak bir seviyeye vardığı anlaşılıyor. Bunun üzerine getirilen önlem amacına ulaşınca bu yükümlülük kaldırılmıştır. Böylelikle, ihtiyaç halinde başvurulabilecek bir çözüm gösterilmiş bulunmaktadır.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Gizli konuşmanızdan önce, sadakalar vermekten ürperdiniz mi? Çünkü yapmadınız. Allah size tövbe nasip etti. Artık namazı/duayı yerine getirin, zekâtı verin, Allah'a ve resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
iy ķorķduñuz mı ya'nį yoħsullıķdan kim ilerü dutasız sözüñüz ileyinde śadaķalar? pes ķaçan işlemedüñüz daħı tevbe virdi Tañrı size pes ŧururuñ namāzı daħı virüñ zekātı daħı muŧį' oluñ Tañrı’ya daħı yalavacına. daħı Tañrı ħaberlüdür aña kim işlersiz.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ḳorḳduñuz mı yoḫsulluḳdan söyleşmezden burun ṣadaḳa virmekden?Niçün işlemezsiz? Daḫı size Tañrı Ta‘ālā tevbe virdi. Pes durġuruñ | namāzı, daḫı virüñüz zekātı ve uyuñuz Tañrı‐y‐ıla peyġamberine. DaḫıTañrı Ta‘ālā siz işlegeni bilicidür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Məgər siz (Peyğəmbərlə) məxfi danışmazdan əvvəl sədəqə verməkdən qorxdunuzmu? Madam ki, siz (bunu) etmədiniz (sədəqə vermədiniz) və Allah da tövbənizi qəbul buyurdu, onda namaz qılıb zəkat verin, Allaha və Onun Peyğəmbərinə itaət edin. Allah nə etdiklərinizdən xəbərdardır!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Fear ye to offer alms before your conference? Then, when ye do it not and Allah hath forgiven you, establish worship and pay the poor due and obey Allah and His messenger. And Allah is Aware of what ye do.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Is it that ye are afraid of spending sums(5352) in charity before your private consultation (with him)? If, then, ye do not so, and Allah forgives you, then (at least) establish regular prayer; practise(5353) regular charity; and obey Allah and His Messenger. And Allah is well-acquainted with all that ye do.
5352 Note the plural here, Sadaqat, instead of the singular, Sadaqah in verse 12 above. While people with the foibles described in n. 5350 may be willing to spend "something" (small) in charity for a special consultation occasionally, they may be frightened of spending large sums when their needs for consultation may be numerous. What is to be done then? Are they to be shut out altogether? No. They are asked to be punctilious in the discharge of their normal duties of at least normal regular prayers and regular charity, "if Allah forgives you", i.e., if Allah's Messenger relieves them of further special contributions such as those noted in verse 12. This condition, "if Allah forgives you", provides the safeguard against the abuse of the privilege. The messenger would know in each case what is best for the individual and for the community. 5353 Zakah, which I have translated "regular charity", was instituted about A.H. 2.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
ءَاَشْفَقْتُمْ
korktunuz mu
اَنْ تُقَدِّمُوا
takdim etmenizden
بَيْنَ يَدَيْ
öncesinde
نَجْوٰيكُمْ
gizli konuş- manızın
صَدَقَاتٍۜ
sadakalar
فَاِذْ
çünkü
لَمْ تَفْعَلُوا
yapmadınız
وَتَابَ
ve yöneldi
اللّٰهُ
Allah
عَلَيْكُمْ
size
فَاَق۪يمُوا
artık ikâme edin
الصَّلٰوةَ
namazı
وَاٰتُوا
ve verin
الزَّكٰوةَ
zekâtı
وَاَط۪يعُوا
ve itaat edin
اللّٰهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۜ
ve resulüne
وَاللّٰهُ
ve Allah
خَب۪يرٌ
tamamen haberdardır
بِمَا
o şey- leri ki
تَعْمَلُونَ۟
yapıyorsunuz
(Resulle) Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar verme(niz size bildirildiği için bu emir)den çekindiniz mi? Çünkü (bunu) yapmadınız. (Öyleyse Allah'a samimi olarak yönelip tövbe edin; zira) Allah size yönel(erek tövbenizi kabul et)ti. Şu hâlde namazı ikâme ed(erek her anda Allah'ın huzurunda durmaya çalış)ın, zekâtı ver(erek nefsinizin cimriliğini temizley)in, Allah'a ve (içinizde bulunan) resule itaat edin! Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.
اَشْفَقَ
Fiil-IV
ش ف ق
Korktu
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
قَدَّمَ
Fiil-II
ق د م
Takdim etti, hazırlık yaptı, sundu
بَيْن
İsim
ب ي ن
Arasında
يَد
İsim
ي د ي
El
نَجْوٰى
İsim
ن ج و
Gizli konuşma, fısıldaşma
صَدَقَات
İsim
ص د ق
sadakalar
اِذ
Zaman zarfı
اِذ
Bir vakit, o vakti ki, bir zaman, o zaman
لَم
Olumsuzluk eki
لَم
-Me, -ma (olumsuzluk eki)
فَعَلَ
Fiil-I
ف ع ل
Yaptı, muamele etti
تَابَ
Fiil-I
ت و ب
Yöneldi, tövbe etti, tövbeleri kabul etti
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
اَقَامَ
Fiil-IV
ق و م
İkâme etti, korudu, ayağa kaldırdı, doğrulttu, dosdoğru yaptı
صَلٰوة
İsim
ص ل و
Namaz, salât, dua
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
زَكٰوةَ
İsim
ز ك و
Zekât, temiz olmak, temizlik
اَطَاعَ
Fiil-IV
ط و ع
İtaat etti, tabi oldu, uydu, boyun eğdi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
خَبِير
İsim
خ ب ر
Habîr (Allah'ın esması, ismidir. Her şeyden, herkesten haberdar olan demektir), haberdar
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
عَمِلَ
Fiil-I
ع م ل
İşledi, yaptı, amel etti, çalıştı, iş yaptı