Özel, bir şey konuşmanızdan önce, (imanda sadâkatinizin ve kemâlinizin ifadesi olan) (yoksullara) bir yardımda bulunmamaktan dolayı (günah işlemiş olabileceğinizden) korkuyor musunuz? Eğer (farz olan zekâtın dışında imkânlarınızın olmamasından dolayı) bunu yapamazsanız ve Allah size affediciliğini gösterirse, siz de namazlarınızda devamlı ve dikkatli olun ve [sadece] arındırıcı yükümlülüklerinizi yerine getirin ve [böylece] Allah’a ve (tebliğ ettiği mesajlar hususunda) elçisine itaat edin ve (bilin ki) Allah yapmakta olduğunuz her şeyi bilmektedir. *
(*) Yani, bir müminin servetini ve gelirini bencilliğin kirinden arındırmayı hedefleyen zorunlu vergiyi (zekât): bu demektir ki, kişinin karşılıksız yardım olarak daha fazlasını yapma imkanına sahip olmaması bir günah sayılmaz. (M. Esed Dipnotu) 12 ile 13. âyet arasında nesih değil, hafifletme ve af vardır. Peygamberimiz (s.a.s.) ile özel görüşme yapmadan önce sadaka vermek isteyen yine verir. Veremeyenin ise affedileceği 12. âyetin sonunda belirtilmiştir. 13. âyette ise sadaka verecek durumda olup da vermek istemeyenden, mutlaka sadaka verme zorunluluğu kaldırılmıştır. Yani birinci âyetteki zorunluluk ikinci âyette isteğe bırakılmıştır. Dolayısıyla burada nesih değil, bir ta’dil ve hafifletme olduğu anlaşılmaktadır. (Mücâdele Sûresi Tefsiri (Ömer Çelik) Kur’an’ın bütününde olduğu gibi bu iki ayet arasında da [nesh] (hüküm iptali), söz konusu değildir. Böylesi bir durumun söz konusu olabilmesi için “sadaka vermeyin” şeklinde mevcut hükme tamamen aykırı bir ifadenin yer alması gerekmekteydi. Oysa konuyla ilgili ayetlerde de Kur’an’ın genelinde de böyle bir durum söz konusu değildir. (Mehmet Okuyan Meali Mücâdele Suresi 13. Ayet Açıklaması) Dolayısıyla bu âyeti bir önceki âyetin hükmünü iptal eden (nâsih) âyet gibi algılamak bir âyetin hükmünü geçersiz ilan etmek (mensuh) demeye geldiği için tehlikeli, o âyetin getirdiği muhteşem terbiyeyi önlediği için zararlı, Allah’ın bir emrine “kadük” muamelesi yapıldığı için vebaldir. Zira bu âyetin emri, benzer durumlarda dün nasıl geçerliyse bugün de öyle (belki daha fazla) geçerlidir. Zira çok önemli görevler ve sorumluluklar üstlenen kimselerin mesaisinin, gerekli gereksiz, yerli yersiz çalınması geçmişte kalan bir durum değildir. Böylesi bir durumda bir âlimin, mesaisini özel görüşme ile alacak birine “şu eseri oku, şunları şunları yap, şu şu sorumluluklarını yerine getir” şartı koşması, bu âyetin maksadıyla uyumludur. Aynı şey görev ve sorumlulukları ağır yetkililer için de geçerlidir. (M. İslamoğlu Meal Açıklaamsı) Not: Hz. Ali (r.a): “Allah’ın kitabında bir âyet vardır ki, onunla benden önce kimse amel etmedi, benden sonra da kimse amel etmeyecektir. Bu âyet, “Necvâ âyetidir…’’ şeklindeki rivayet zayıf, tutarsız, munkati ve ravilerinin de zayıf, metrük, müddelis ve rivayetleri irsal yaptıklarından dolayı sahih değil hüccet olamaz! Aşağıdaki arapça metinlerine bakabilirsiniz.
وليس هناك نص صحيح يُحدّد المدة التي استمر فيها ذلك الإجراء الاحترازي بتقديم الصدقة بين يدي مناجاة الرسول صلى الله عليه وسلم. وقد وردت في ذلك روايات أغلبها منسوب إلى علي بن أبي طالب رضي الله عنه، وهي روايات لا تصح، الظاهر أنها من نَسْج القُصَّاص وأنصار التشيُّع الذين تفننوا في وضع الأخبار التي تنسب كل الفضائل إلى علي بن أبي طالب رضي الله عنه. قال ابن العربي: "وَقَدْ رُوِيَ عَنْ مُجَاهِدٍ أَنَّ أَوَّلَ مَنْ تَصَدَّقَ فِي ذَلِكَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ، تَصَدَّقَ بِدِينَارٍ، وَنَاجَى رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ . وَرُوِيَ أَنَّهُ تَصَدَّقَ
بِخَاتَمٍ، وَهَذَا كُلُّهُ لَا يَصِحّ - وفيما يأتي عرض لبعض تلك الأخبار الضعيفة من باب التنبيه على ضعفها، وليس من باب الاستشهاد بها.أخرج الترمذي عَنْ عَلِيِّ بْنِ عَلْقَمَةَ الأَنْمَارِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ: لَمَّا نَزَلَتْ: (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوَاكُمْ صَدَقَةً) قَالَ لي النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا تَرَى؟ دِينَارٌ؟ قُلْتُ: لاَ يُطِيقُونَهُ، قَالَ: فَنِصْفُ دِينَارٍ؟، قُلْتُ: لاَ يُطِيقُونَهُ. قَالَ: فَكَمْ؟ قُلْتُ: شَعِيرَةٌ. قَالَ: إِنَّكَ لَزَهِيدٌ. قَالَ: فَنَزَلَتْ (أَأَشْفَقْتُمْ أَنْ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيْ نَجْوَاكُمْ صَدَقَاتٍ) الآيَةَ. قَالَ: فَبِي خَفَّفَ اللَّهُ عَنْ هَذِهِ الأُمَّةِ." قال الترمذي: "هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ". وهذا الخبر مروي عن علي بن علقمة الأنماري، وهو ضعيف. قال عنه البخاري: "عليّ بْن عَلقَمَة الأَنمارِيُّ الأَنصارِيُّ. عَنْ عليٍّ رضي الله عَنْهُ. رَوَى عَنه سالم بْن أَبي الجَعد فِي الكُوفيين. فِي حديثه نَظَرٌ." (التاريخ الكبير للبخاري بحواشي محمود خليل ج6، ص289). ذكره ابنُ حِبَّان في كتاب"الثقات" ج5، ص163، ثم ذكره بعد ذلك في "المجروحين" وقَال: "منكر الحديث، ينفرد عن علي بما لا يُشبه حديثه، فلا أدري سمع منه سماعا أو أخذ ما يروي عنه عن غيره؟ والذي عندك ترك الاحتجاج به إلا فيما وافق الثقات من أصحاب علي في الروايات." (ج2، ص85) (مصنف ابن أبي شيبة، كتاب الفصائل، باب فضائل علي بن أبي طالب رضي الله عنه، ج6، ص373، رقم (32125). هذه رواية لا تصح؛ لأن فيها ليث بن أبي سليم وهو ضعيف كثير التخليط. جاء في الكواكب النيرات (ص: 493): "ليث بن أبي سليم بن زنيم -بالزاي والنون مصغرا- أبو بكر الكوفي. روى عن طاوس ومجاهد وعطاء والشعبي وشهر بن حوشب وأبي إسحاق وغيرهم. وعنه عبد السلام بن حرب والثوري والحسن بن صالح وشعبة بن الحجاج وأبو بدر شجاع بن الوليد وآخرون. قال ابن سعد: كان ليث رجلا صالحا عابدا وكان ضعيفا في الحديث. وقال يحيى بن معين: ليس حديثه بذاك ضعيف. وقال أبو حاتم وأبو زرعة لا يُشتغل به، هو مضطرب الحديث. وقال الإمام أحمد مضطرب الحديث، ولكن حدث الناس عنه. وجاء في سير أعلام النبلاء (6/ 180): "قَالَ عَبْدُ اللهِ بنُ أَحْمَدَ:
سَأَلْتُ عُثْمَانَ بنَ أَبِي شَيْبَةَ، فَقَالَ: سَأَلْتُ جَرِيْراً عَنْ: لَيْثٍ، وَعَطَاءِ بنِ السَّائِبِ، وَيَزِيْدَ بنِ أَبِي زِيَادٍ، فَقَالَ: كَانَ لَيْثٌ أَكْثَرَ تَخلِيطاً، وَيَزِيْدُ أَحْسَنَهُم اسْتِقَامَةً. قَالَ عَبْدُ اللهِ: فَسَأَلْتُ أَبِي عَنْ هَذَا، فَقَالَ: أَقُوْلُ كَمَا قَالَ جَرِيْر - وزيادة على ما سبق، فإن روايات مجاهد عن علي رضي الله عنه كلها ضعيفة؛ لأنها مراسيل لا ندري عمن أخذها. جاء في سير أعلام النبلاء (ج4، ص454): "قال ابن خراش: أحاديث مجاهد عن علي وعائشة مراسيل." ومما يؤيد ضعف الروايات المنسوبة إلى مجاهد ما فيها من تضارب: فالرواية السابقة تزعم أنه كان لعلي بن أبي طالب رضي الله عنه دينار صرفه عشرة دراهم، وكان كلما أراد أن يناجي الرسول صلى الله عليه وسلم قدم بين يدي نجواه درهما، وهذا يعني أن الحكم بقي مدة طويلة كانت كافية لمناجاة الرسول صلى الله عليه وسلم عشر مرات والتصدق بعشرة دراهم. في حين نجد رواية أخرى منسوبة إلى مجاهد نفسه تزعم أن الأمر بتقديم الصدقة بين يدي النجوى كان لمدة ساعة فقط، بحيث تمكن علي بن أبي طالب وحده من العمل بذلك الأمر وتقديم الصدقة! عن مجاهد بن جَبْر قال: "قال علي رضي الله عنه مَا عَمِلَ بِهَا أَحَدٌ غَيْرِي حَتَّى نُسِخَتْ، وما كانت إلا ساعة."المراجع : 1- (
(الجصاص، أحكام القرآن، ج5، ص316.): المرجع - 2(ابن العربي، محمد بن عبد الله أبو بكر، أحكام القرآن، مراجعة وتعليق محمد عبد القادر عطا (بيروت: دار الكتب العلمية، ط3، 1424هـ/ 2003م) ج4، ص201.) المرجع - 3(سير أعلام النبلاء (ج4، ص454) المرجع - 4 - (تفسير القرطبي : معنى الآية 13 من سورة المجادلة)... وما روي عن علي رضي الله عنه ضعيف ، لأن الله تعالى قال : فإذ لم تفعلوا وهذا يدل على أن أحدا لم يتصدق بشئ (نسخ تقديم صدقة بين يدي مناجاة الرسول صلى الله عليه وسلم)
تارخ وفات علي : رمضان 40 هـ، الموافق 27 يناير 661م