Siz ey imana ermiş olanlar! Hac yaparken av hayvanı öldürmeyin. Ve sizden kim onu kasden öldürürse, ¹¹² öldürdüğüne eş değerdeki hayvanı –iki dürüst kişinin onunla ilgili vereceği karara istinaden– kurban edilmek üzere Kâbe’ye getirerek ¹¹³ tazmin etmekle yükümlüdür; yahut muhtaçları doyurmak suretiyle veya ona denk olacak kadar oruç tutarak günahının kefaretini ödemelidir: ¹¹⁴ [Bu,] yaptığı fiilin tam ağırlığını hissedebilsin diyedir. Allah geçmişi silmiştir. Ama her kim onu yeniden işlerse, Allah cezasını ona gösterecektir. Zira Allah kudret sahibidir, kötülerden intikam alandır.
112 Bu ayetin son cümlesinden anlaşıldığına göre, burada atıfta bulunulan “kasden” öldürme ile, önceki ayetin o kadar şiddetle kınadığı, “hakikat sınırlarının” isteyerek ve ısrarla “aşılması” değil, yalnızca münferit bir olay (yahut bir ilk ihlal) kasdedilmektedir. Unutulmamalıdır ki “av” (sayd) terimi, bu bağlamda, yalnızca eti yenebilir hayvanlar ile ilgilidir: Nitekim, birçok sahih Hadis’e göre, tehlikeli veya vahşi bir hayvanın, mesela bir yılanın, akrebin, kuduz köpeğin vb. öldürülmesi hac zamanında bile serbest bırakılmıştır.113 Yani, yoksullar arasında dağıtılmak üzere. Bu bağlamda Kâbe, mecazî olarak, yalnız mâbedin kendisini değil ama Mekke’nin kutsal çevresini de ifade eder (Râzî). “İki dürüst kişi”den, öldürülen yabanî hayvanın yaklaşık et değerini tesbit etmeleri ve buna dayanarak hangi evcil hayvanın bunun karşılığında kurban edileceğine karar vermeleri beklenir.114 Lafzen, “yahut muhtacı doyurmak veya oruç tutmak suretiyle buna denk bir kefaret [ödeyecektir].” Bu iki alternatif, öldürdüğü ava değer olarak denk düşecek bir baş sığırı veya sığırları temin edemeyecek kadar, yahut -son olarak zikredilen alternatifte- başka insanları doyuramayacak kadar yoksul olan bir hacı için geçerlidir. Ne Kur’an ne de sahih Hadisler, doyurulması gereken yoksul adedi veya oruç tutulacak gün adedi hakkında hiçbir belirleme yapmadıklarından, bu ayrıntılar, açık olarak kişinin vicdanına terk edilmiştir.