يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَوْفُوا بِالْعُقُودِۜ اُحِلَّتْ لَكُمْ بَه۪يمَةُ الْاَنْعَامِ اِلَّا مَا يُتْلٰى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ مَا يُر۪يدُ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! (Bir söz verdiğiniz zaman) Akitleri(nizin gereğini) yerine getirin! İhramlı iken Avlanmayı helâl saymamanız şartıyla, (aşağıda) size oku(nup açıkla)nacak olanların dışında kalan (tüm) hayvanlar, sizin için helâl kılındı. Muhakkak ki Allah, dilediği hükmü verir.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَٓائِرَ اللّٰهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَٓائِدَ وَلَٓا ٓاٰمّ۪ينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَاناًۜ وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواۜ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ اَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اَنْ تَعْتَدُواۢ وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰىۖ وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Allah'ın (hac ibadeti için tayin ettiği) nişanelerine, haram aya, (Allah adına kesilmiş) kurbana, (onun boynuna asılan) gerdanlıklara, Rabblerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Harâm'a gelenlere (saygısızlık edip bu yaptıklarınızı) helâl saymayın! İhramdan çıktığınız zaman (isterseniz) avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Harâm'dan alıkoydular diye bir kavme olan kin(iniz), sakın sizi haddi aşmaya sevk etmesin! Siz iyilik ve takvâ üzerine yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın ve Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! Çünkü Allah, cezası pek şiddetli olandır.
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْز۪يرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِه۪ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّط۪يحَةُ وَمَٓا اَكَلَ السَّبُعُ اِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْاَزْلَامِۜ ذٰلِكُمْ فِسْقٌۜ اَلْيَوْمَ يَـئِسَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ د۪ينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِۜ اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَت۪ي وَرَض۪يتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ د۪يناًۜ فَمَنِ اضْطُرَّ ف۪ي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِاِثْمٍۙ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Size sadece ölü (hayvanın eti), kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvanın eti haram kılındı), bir de (canı çıkmadan yetişip) kestiğiniz müstesna; boğulmuş, (taş, sopa ve benzeri ile) vurul(up öldürül)müş, (yukarıdan) yuvarlan(arak öl)müş, boynuzla(nıp öldürül)müş, yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış, dikili taşlar (olan putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar(ın eti) ve fal oklarıyla kısmet aramanız haram kılındı. Bunlar fısktır (insanı yoldan çıkaran kötü şeylerdir). Bugün artık kâfirler, sizin dininiz(i terk edeceğiniz)den (tamamen) umutlarını kesmişlerdir. Artık onlardan (size bir kötülük yaparlar diye) korkmayın! (Yalnızca) Benden korkun! Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'a razı oldum. O hâlde kim açlık hâlinde günaha meyletmeksizin (ölmeyecek kadar bunlardan yemek) zorunda kalırsa bilsin ki Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir).
يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَٓا اُحِلَّ لَهُمْۜ قُلْ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۙ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّب۪ينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُۘ فَكُلُوا مِمَّٓا اَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ
(Resulüm! Mü'minler) Sana kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: "Size (bütün) temiz şeyler helâl kılınmıştır. Allah'ın size öğrettiğinden öğretip avcı hâle getirdiğiniz hayvanların sizin için tut(up yakala)dıklarından da yiyin ve (onu av için salarken) üzerine (besmele çekerek) Allah'ın ismini zikredin!" Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! Muhakkak ki Allah, hesabı süratlice görendir.
اَلْيَوْمَ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُۜ وَطَعَامُ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْۖ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْۘ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ اِذَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَ وَلَا مُتَّخِذ۪ٓي اَخْدَانٍۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْا۪يمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُۘ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ۟
Bugün size (bütün) temiz şeyler helâl kılınmıştır. (Daha önce) Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helâl, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Mü'min kadınlardan iffetli olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, namuslu bir şekilde mehirlerini ödediğiniz takdirde (size helâldir). Kim (ehl-i kitapta bulunan) imanı inkâr ederse andolsun ki onun ameli boşa gitmiştir ve o, âhirette de hüsrana uğrayanlardandır.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı ve topuklara kadar da ayaklarınızı meshedin (ve/veya yıkayın)! Eğer cünüp iseniz (boy abdesti alarak) tamamen temizlenin! Fakat hasta (olur) veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse ya da kadınlarla (cinsi) münasebette bulunmuşsanız, (abdest veya gusül almanızı gerektiren bu hâllerde bir de) su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin; yüzlerinizi ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla (ovalayıp) meshedin! Allah sizin güçlük çekmenizi istemez; ama sizi tertemiz kılmak ve umulur ki şükredersiniz diye size (ihsan ettiği iman) nimetini tamamlamak ister.
وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَم۪يثَاقَهُ الَّذ۪ي وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓۙ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
(Ey iman ettiğini iddia edenler!) Allah'ın üzerinizdeki (iman) nimetini ve (O'na resulü aracılığıyla verdiğiniz ve) sizi onunla bağladığı sağlam sözünü hatırlayın! Hani (o resule) "(seni) işittik ve itaat ettik" demiştiniz. Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! Muhakkak ki Allah, göğüslerin içinde (gizli) olanı (dahi en ince ayrıntısına kadar) bilendir.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواۜ اِعْدِلُوا۠قف هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Allah için şahidlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun! Bir kavme olan kin(iniz), sakın sizi haddi aşmaya sevk etmesin! Adil olun! Bu, takvâya daha yakındır. Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.
وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ
Allah, iman edip sâlih ameller işleyenlere (katından geniş) bir mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ
(Resulümüzü) İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar da cehennemliklerdir.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ هَمَّ قَوْمٌ اَنْ يَبْسُطُٓوا اِلَيْكُمْ اَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ۟
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Allah'ın üzerinizdeki (iman) nimetini hatırlayın! Hani bir topluluk size (fenalık yapmak için) el uzatmaya yeltenmişti de Allah onların ellerini sizden çekmiş (buna engel olmuş)tu. Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! O hâlde mü'minler, ancak Allah'a (güvenip) tevekkül etsinler.
وَلَقَدْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ بَن۪ٓي ٔاِسْرَٓاي۪لَۚ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَق۪يباًۜ وَقَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مَعَكُمْۜ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلٰوةَ وَاٰتَيْتُمُ الزَّكٰوةَ وَاٰمَنْتُمْ بِرُسُل۪ي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَاَقْرَضْتُمُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً لَاُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَاُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ
Andolsun ki Allah, (vaktiyle) İsrâîloğulları'ndan (O'na âbd olacaklarına dair) sağlam (bir) söz almıştı. (Her kabileden birer kişi olmak üzere) Onlardan on iki (kişiyi) de (onların başına) önder atamıştık. Allah (onlara) şöyle buyurdu: "Muhakkak ki Ben sizinle beraberim. Eğer namazı ikâme eder(ek her anda huzurumda durmaya çalışır), zekâtı ver(erek nefsinizin cimriliğini temizl)er, resullerime iman eder, onlara (gerektiği gibi kıymet verip) saygı gösterir ve (karşılığını sadece Allah'tan almak üzere malınızdan infak edip) Allah'a güzel bir borç verirseniz andolsun ki (Ben de) sizin kötülüklerinizi (kıyamet günü) örterim ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Fakat bundan sonra sizden kim inkâr ederse şüphesiz (o), dümdüz (ve Hakk'a dosdoğru varan) yoldan sapmış olur."
فَبِمَا نَقْضِهِمْ م۪يثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةًۚ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِه۪ۙ وَنَسُوا حَظاًّ مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۚ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلٰى خَٓائِنَةٍ مِنْهُمْ اِلَّا قَل۪يلاً مِنْهُمْ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ
Fakat (Bize) verdikleri (o) sağlam sözlerini bozmaları sebebiyle Biz de onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar, (Tevrât'taki) kelimelerin konuldukları yerleri tahrif ed(ip değiştir)irler ve kendilerine nasihat edilen (o kitap)tan bir nasip (almay)ı da unuttular. İçlerinden pek azı müstesna, onlardan daima bir hainlik görürsün. (Resulüm!) Yine de sen onları affet ve (en güzel şekilde onlara) muamele et! Çünkü Allah, muhsinleri (güzellik yapıp güzel olanları) sever.
وَمِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰٓى اَخَذْنَا م۪يثَاقَهُمْ فَنَسُوا حَظاًّ مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۖ فَاَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّٰهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
(Biz, Yahudilerden olduğu gibi) "Biz Hristiyanız" diyenlerden de sağlam (bir) söz almıştık; ama onlar da kendilerine nasihat edilen (İncîl)den bir nasip (almay)ı unuttular. Bu sebeple kıyamet gününe kadar (onların) aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında (gerçekleşecek olan kıyamet günü) Allah onlara yaptıklarını (bir bir) haber verecektir.
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَث۪يراً مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ قَدْ جَٓاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُب۪ينٌۙ
Ey ehl-i kitap! Resulümüz (olan Muhammed) size kitaptan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak için geldi. O, birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah'tan bir nûr (olan resulü) ve apaçık bir Kitâb (olan Kur'ân) gelmiştir.
يَهْد۪ي بِهِ اللّٰهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِه۪ وَيَهْد۪يهِمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ
Allah, onunla rızasına tabi olanları selâmet yollarına hidâyet eder ve onları izniyle (cehalet ve nefsani) karanlıklardan nûra çıkarıp sırât-ı mustakîme (Allah'a dosdoğru varan yola) hidâyet eder.
لَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَۜ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاً اِنْ اَرَادَ اَنْ يُهْلِكَ الْمَس۪يحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Andolsun ki, "şüphesiz Allah, o Meryem oğlu (Îsâ) Mesîh'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. (Resulüm!) De ki: "Peki (Allah, sizin ilâh zannettiğiniz) Meryem oğlu (Îsâ) Mesîh'i, annesini ve yeryüzündekilerin hepsini helâk etmek istese Allah'a karşı kimin bir şeye gücü yetebilir?" Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin mülkü (hakimiyet ve hükümranlığı yalnız) Allah'a aittir. O, dilediğini yaratır; çünkü Allah her şeye Kadîr'dir (kudretiyle her şeyi hükmü altında tutandır).
وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارٰى نَحْنُ اَبْنَٓاءُ اللّٰهِ وَاَحِبَّٓاؤُ۬هُۜ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْۜ بَلْ اَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَقَۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۘ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُ
Yahudiler ve Hristiyanlar, "biz, Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" dedi(ler). (Resulüm!) De ki: "Öyleyse (Allah), günahlarınızdan dolayı niçin size azap ediyor? Bilakis siz de O'nun yarattığı insanlardansınız." (O) Dilediği kimseyi (rahmetinden dolayı) mağfiret eder, dilediği kimseye de (hak ettiği için) azap eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü (hakimiyet ve hükümranlığı yalnız) Allah'a aittir. Dönüş de ancak O'nadır.
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلٰى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ اَنْ تَقُولُوا مَا جَٓاءَنَا مِنْ بَش۪يرٍ وَلَا نَذ۪يرٍۘ فَقَدْ جَٓاءَكُمْ بَش۪يرٌ وَنَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟
Ey ehl-i kitap! (Fetret devrinde) Resullerin arası kesildiği bir sırada resulümüz (olan Muhammed) size (hakkı) açıklamak için geldi ki (kıyamet günü), "bize ne bir müjdeleyici ne de bir uyarıcı geldi" demeyesiniz. Andolsun ki size bir müjdeleyici ve bir uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye Kadîr'dir (kudretiyle her şeyi hükmü altında tutandır).
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَعَلَ ف۪يكُمْ اَنْبِيَٓاءَ وَجَعَلَكُمْ مُلُوكاًۗق وَاٰتٰيكُمْ مَا لَمْ يُؤْتِ اَحَداً مِنَ الْعَالَم۪ينَ
Hani bir zamanlar Mûsâ, kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Allah'ın üzerinizdeki (iman) nimetini hatırlayın! Zira O, içinizde nebîler var etti, sizi (kendi kendinizin) efendileri kıldı ve (bu zamanda vahyi taşıma şerefini size bahşederek) âlemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi."
يَا قَوْمِ ادْخُلُوا الْاَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّت۪ي كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِر۪ينَ
"Ey kavmim! Allah'ın size (vatan olarak) yazdığı, mukaddes toprak (olan Kudüs)e girin ve (düşmandan korkarak) arkanızı dön(üp kaç)mayın, yoksa (dünya ve âhirette) hüsrana uğrayanlardan olursunuz."
قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّ ف۪يهَا قَوْماً جَبَّار۪ينَۗق وَاِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتّٰى يَخْرُجُوا مِنْهَاۚ فَاِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَاِنَّا دَاخِلُونَ
Onlar dediler ki: "Ey Mûsâ! Orada zorba bir kavim var, onlar oradan çıkıncaya kadar biz oraya asla girmeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen (oraya) gireriz."
قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذ۪ينَ يَخَافُونَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَۚ فَاِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَاِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللّٰهِ فَتَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ
(Onların içinden Allah'tan) Korkanlardan, Allah'ın kendilerine (ilim ve iman) nimet(ini) verdiği iki kişi ise şöyle dedi: "Onların üzerine (şehrin) kapı(sın)dan girin, oraya bir girdiniz mi artık siz galip kimselersiniz (demektir). Eğer mü'min iseniz ancak Allah'a (güvenip) tevekkül edin!"
قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّا لَنْ نَدْخُلَـهَٓا اَبَداً مَا دَامُوا ف۪يهَا فَاذْهَبْ اَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَٓا اِنَّا هٰهُنَا قَاعِدُونَ
Onlar (yine) dediler ki: "Ey Mûsâ! Onlar orada bulundukça biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabbin gidip savaşın! Biz burada oturacağız."
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْس۪ي وَاَخ۪ي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ
(Mûsâ) Dedi ki: "Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına güç yetiremiyorum, bizimle bu fâsıklar topluluğunun arasını ayır!"
قَالَ فَاِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ اَرْبَع۪ينَ سَنَةًۚ يَت۪يهُونَ فِي الْاَرْضِ فَلَا تَاْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ۟
(Allah, şöyle) Buyurdu: "Şüphesiz (bu yaptıklarına karşılık) orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. (Bu müddet içinde) Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklardır. Artık sen, bu fâsıklar topluluğu için üzülme!"
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ ابْنَيْ اٰدَمَ بِالْحَقِّۢ اِذْ قَرَّبَا قُرْبَاناً فَتُقُبِّلَ مِنْ اَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْاٰخَرِۜ قَالَ لَاَقْتُلَنَّكَۜ قَالَ اِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللّٰهُ مِنَ الْمُتَّق۪ينَ
(Resulüm! Sen) Onlara, Âdem'in iki oğlunun (Hâbil ile Kabil'in) haberini de hak olarak oku! Hani ikisi de (Allah'a) birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden (kurbanı) kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen Kabil, kıskançlıkla Hâbil'e) "Andolsun seni mutlaka öldüreceğim" demişti. (Hâbil ise) Dedi ki: "Allah ancak muttakilerden (kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışanlardan kurbanı) kabul eder."
لَئِنْ بَسَطْتَ اِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَن۪ي مَٓا اَنَا۬ بِبَاسِطٍ يَدِيَ اِلَيْكَ لِاَقْتُلَكَۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَم۪ينَ
"Andolsun ki eğer sen, beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana asla uzatacak değilim; çünkü ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."
اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ تَبُٓواَ بِاِثْم۪ي وَاِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِۚ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُا الظَّالِم۪ينَۚ
"(Eğer sen böylesine kötü bir işi yaparsan) Ben isterim ki hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenip ateş ehlinden olasın. (Nefsine zulmeden) Zalimlerin cezası işte budur."
فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ اَخ۪يهِ فَقَتَلَهُ فَاَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
(Hâbil'in bu sözleri Kabil'e fayda vermedi) Sonunda nefsi onu kardeşini öldürmeye sevk etti ve onu öldürdü. Böylece (hem dünyada hem de âhirette) hüsrana uğrayanlardan oldu.
فَبَعَثَ اللّٰهُ غُرَاباً يَبْحَثُ فِي الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَار۪ي سَوْاَةَ اَخ۪يهِۜ قَالَ يَا وَيْلَتٰٓى اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِيَ سَوْاَةَ اَخ۪يۚ فَاَصْبَحَ مِنَ النَّادِم۪ينَۚۛ
Derken Allah, (ne yapacağını bilemediği) kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için (öldürdüğü kargayı) yeri eşeley(erek göm)en bir karga gönderdi. (Bunun üzerine Kabil) "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olamayıp kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben" dedi ve (yaptığına) pişman olanlardan oldu.
مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَۚۛ كَتَبْنَا عَلٰى بَن۪ٓي ٔاِسْرَٓاي۪لَ اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يـعاًۜ وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاًۜ وَلَقَدْ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِۘ ثُمَّ اِنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ فِي الْاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
İşte bu yüzdendir ki Biz, İsrâîloğulları'na (Tevrât'ta) şöyle yazmıştık: "Kim bir canı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere zahiren veya manen) öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir. Her kim de birini (zahiren veya manen) yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibidir."* Andolsun ki resullerimiz onlara apaçık deliller (âyetler ve mucizeler) getirdiler; fakat bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde (dünya menfaati uğruna hayatını israf eden) müsrifler oldular.
<Manen öldürme; birini imandan alıkoymak veya küfrüne sebep olmaktır. Manen yaşatma veya diriltme ise; Allah'ın vahyiyle birinin hidâyetine vesile olmaktır.>
اِنَّمَا جَزٰٓؤُا الَّذ۪ينَ يُحَارِبُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَاداً اَنْ يُقَتَّلُٓوا اَوْ يُصَلَّـبُٓوا اَوْ تُقَطَّعَ اَيْد۪يهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ اَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْاَرْضِۜ ذٰلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ
Allah ve resulüne savaş açanların ve yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezası; ancak (birini öldürmüşlerse kendilerinin de) öldürülmeleri veya (malını da alarak öldürmüşlerse) asılmaları veya (sadece mallarını zorla almışlarsa) elleri ile ayaklarının çaprazlama (bağlanıp) kesilmesi veya (tehditle insanları korkutmuşlarsa, bulundukları) yerden sürgün edilmeleridir. Bu, onların dünyadaki rezilliğidir, âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır.
اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَقْدِرُوا عَلَيْهِمْۚ فَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟
Ancak, siz kendilerini ele geçirmeden önce (tövbe ederek yanlıştan) dönenler müstesna. Şunu iyi bilin ki şüphesiz Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir).
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَابْتَغُٓوا اِلَيْهِ الْوَس۪يلَةَ وَجَاهِدُوا ف۪ي سَب۪يلِه۪ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! O'na (yaklaşmak için bir hidâyetçi ile) vesile arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki felaha (kurtuluş ve saadete) eresiniz.
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِه۪ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
Şüphe yok ki yeryüzünde bulunanların hepsi ve bununla beraber bir misli daha gerçekten kâfirlerin olsa ve kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu feda etseler (bu verdikleri o gün) onlardan asla kabul edilmez. Onlar için (artık sadece) elem verici (iç yakan) bir azap vardır.
يُر۪يدُونَ اَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُمْ بِخَارِج۪ينَ مِنْهَاۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُق۪يمٌ
(Onlar o gün) Ateşten çıkmak isterler; fakat oradan çıkacak değillerdir. Onlar için (orada) daimi bir azap vardır.
وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا جَزَٓاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ
Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadının (yaptıklarının sonucunda) kazandıkları (günahları)na karşılık Allah'tan ibret verici bir ceza olmak üzere (sağ) ellerini kesin! Allah Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şeref ve kudretin sahibi olan, her işinde hikmet ve hayır olandır).
فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِه۪ وَاَصْلَحَ فَاِنَّ اللّٰهَ يَتُوبُ عَلَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Fakat kim (hem kendine hem de başkalarına yaptığı) bu zulümden sonra tövbe edip (nefsini) ıslah ederse, şüphesiz Allah onun tövbesini kabul eder. Çünkü Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir).
اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkü (hakimiyet ve hükümranlığı tamamen) Allah'a aittir. (O) Dilediği kimseye (hak ettiği için) azap eder, dilediği kimseyi de (rahmetinden dolayı) mağfiret eder; çünkü Allah her şeye Kadîr'dir (kudretiyle her şeyi hükmü altında tutandır).
يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذ۪ينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْۚ وَمِنَ الَّذ۪ينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ اٰخَر۪ينَۙ لَمْ يَاْتُوكَۜ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِه۪ۚ يَقُولُونَ اِنْ اُو۫ت۪يتُمْ هٰذَا فَخُذُوهُ وَاِنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُواۜ وَمَنْ يُرِدِ اللّٰهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَمْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْۜ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ
Ey resul! Küfürde yarışanlar seni üzmesin! Onlar ki kalpleri iman etmediği hâlde ağızlarıyla "iman ettik" diyen (münafık)lar ve (âyetleri) yalanlamak için (sana) kulak veren, (bir de) sana gelmeyen başka bir kavim için (casusluk yaparak mü'minlerin konuşmalarına) kulak veren Yahudilerdir. (Onlar kitaptaki) Kelimeleri yerlerin(e konulduk)tan sonra tahrif ed(ip değiştir)irler. Ve (şöyle) derler: "Eğer size bu (hüküm bizim değiştirdiğimiz gibi) verilirse onu hemen alın, eğer o (şekilde) verilmezse (ondan) sakının!" Allah, kimi (küfründeki ısrarı yüzünden) fitneye düşürmek isterse artık sen Allah(tan gelecek azab)a karşı onun lehine bir şeye güç yetiremezsin! İşte onlar (Allah'ın âyetlerinin hükmünü değiştirmek istemeleri sebebiyle), Allah'ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada bir rezillik ve âhirette ise (yine) onlar için büyük bir azap vardır.
سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ اَكَّالُونَ لِلسُّحْتِۜ فَاِنْ جَٓاؤُ۫كَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ اَوْ اَعْرِضْ عَنْهُمْۚ وَاِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْـٔاًۜ وَاِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِط۪ينَ
O (münafıklar ve Yahudi)ler (âyetleri) yalanlamak için (sana) kulak verirler, durmadan haram yerler. Eğer (aralarında hüküm vermen için) sana gelirlerse (ister) aralarında hüküm ver veya onlardan yüz çevir! Eğer onlardan yüz çevirirsen (onlar) sana hiçbir zarar veremezler. Şayet (aralarında) hüküm verirsen de aralarında adaletle hükmet! Çünkü Allah, adil olanları sever.
وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرٰيةُ ف۪يهَا حُكْمُ اللّٰهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ۟
(Resulüm!) İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrât yanlarında olduğu hâlde nasıl seni hakem kılıyorlar da sonra bunun ardından (senin verdiğin hükme de) yüz çeviriyorlar? Çünkü onlar (kendi kitaplarına da sana da) iman etmiş kimseler değillerdir.
اِنَّٓا اَنْزَلْنَا التَّوْرٰيةَ ف۪يهَا هُدًى وَنُورٌۚ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذ۪ينَ اَسْلَمُوا لِلَّذ۪ينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللّٰهِ وَكَانُوا عَلَيْهِ شُهَدَٓاءَۚ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَناً قَل۪يلاًۜ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ
İçinde bir hidâyet ve bir nûr olan Tevrât'ı muhakkak ki Biz indirdik. (Allah'a) Teslim olmuş nebîler, onunla Yahudilere hüküm verirlerdi. Allah'ın kitabını muhafaza etmekle görevlendirildikleri için Rabbanîler (yalnız Allah'a ihlâsla âbd olanlar) ve ahbâr (ilim sahibi zatlar) da (onunla hükmeder) ve on(un Allah'ın kitabı olduğun)a şahidlik ederlerdi. Şu hâlde (ey mü'minler! Size bir kötülük yaparlar diye) insanlardan korkmayın! (Yalnızca) Benden korkun ve (Yahudiler gibi) âyetlerimi (dünya malı gibi) az bir pahaya satmayın! Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ ف۪يهَٓا اَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِۙ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْنِ وَالْاَنْفَ بِالْاَنْفِ وَالْاُذُنَ بِالْاُذُنِ وَالسِّنَّ بِالسِّنِّۙ وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌۜ فَمَنْ تَصَدَّقَ بِه۪ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُۜ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Biz, o (Tevrât)ta onlara (şöyle) yazmıştık: "Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş, yaralara ise (ayniyle) kısas (vardır)." Fakat kim bu (kısas hakkı)nı bağışlarsa o kendisi için kefaret olur. Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
وَقَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِۖ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ ف۪يهِ هُدًى وَنُورٌۙ وَمُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ
O (nebî ve resul)lerin ardından da Meryem oğlu Îsâ'yı, kendinden önce gelen Tevrât'ı tasdik edici olarak gönderdik. Ona da içinde bir hidâyet ve nûr olan, kendinden önce gelen Tevrât'ı tasdik edici ve takvâ sahipleri (Allah'a karşı kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışanlar) için bir hidâyet ve bir nasihat olarak İncîl'i verdik.
وَلْيَحْكُمْ اَهْلُ الْاِنْج۪يلِ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ ف۪يهِۜ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Ve İncîl ehli, Allah'ın onda indirdiğiyle hükmetsin (diye buyurduk)! Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir.
وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِناً عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ عَمَّا جَٓاءَكَ مِنَ الْحَقِّۜ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجاًۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ي مَٓا اٰتٰيكُمْ فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِۜ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَۙ
(Resulüm!) Sana da kendinden önceki kitab(lar)ı tasdik edici ve on(lar)ı gözetleyici olmak üzere bu Kitâb'ı hak olarak indirdik. O hâlde (sen), onların arasında Allah'ın (sana) indirdiği (bu Kur'ân) ile hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların hevâlarına (nefsani arzu ve isteklerine) tabi olma! (Ey insanlar! Biz gönderdiğimiz her nebî ile) Sizden her biriniz için (o devre ait) bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi sizi bir tek (şeriat ve yol üzerinde bulunan bir) ümmet yapardı; fakat size verdiği (farklı şeriat ve yollar)la sizi imtihan etmek için (böyle yaptı). Öyleyse hayır işlerinde yarışın! (Unutmayın!) Sonunda hepinizin dönüşü Allah'adır ve (O) ihtilafa düştüğünüz şeyleri(n iç yüzünü) size haber verecektir.
وَاَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ اَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكَۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ اَنَّمَا يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُص۪يبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ
(Resulüm!) Onların arasında Allah'ın (sana) indirdiği (bu Kur'ân) ile hükmet ve onların hevâlarına (nefsani arzu ve isteklerine) tabi olma! Allah'ın sana indirdiği (hükümler)in bir kısmından seni şaşırtmalarından da sakın. Buna rağmen eğer (sana indirilen hükümden yine) yüz çevirirlerse artık bil ki Allah ancak onlara bazı günahları yüzünden bir musibet tattırmak ister. Şüphesiz ki insanlardan çoğu gerçekten fâsıktırlar.
اَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَۜ وَمَنْ اَحْسَنُ مِنَ اللّٰهِ حُكْماً لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ۟
Yoksa onlar (İslam öncesi) cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak ikna ol(up iman ed)ecek bir toplum için hükmü Allah'tan daha güzel kim vardır?
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارٰٓى اَوْلِيَٓاءَۢ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاِنَّهُ مِنْهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin! (Zira) Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Muhakkak ki Allah, (böyle yaparak hem kendi nefsine hem de başkalarına zulmeden) zalim kavmi hidâyete erdirmez.
فَتَرَى الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ ف۪يهِمْ يَقُولُونَ نَخْشٰٓى اَنْ تُص۪يبَنَا دَٓائِرَةٌۜ فَعَسَى اللّٰهُ اَنْ يَاْتِيَ بِالْفَتْحِ اَوْ اَمْرٍ مِنْ عِنْدِه۪ فَيُصْبِحُوا عَلٰى مَٓا اَسَرُّوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ نَادِم۪ينَۜ
(Resulüm!) Kalplerinde (şeytanın verdiği vesveseyle) bir hastalık bulunan (münafık)ların, "(Müslümanları ileride) çepeçevre kuşata(cak bir musibeti)n bize de isabet etmesinden korkuyoruz" diyerek (Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmek için) onların aralarında koşuştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih yahut katından (münafıklar hakkında) bir emir getirir de onlar içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.
وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ اَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْۙ اِنَّهُمْ لَمَعَكُمْۜ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَاَصْبَحُوا خَاسِر۪ينَ
(İşte o zaman) İman edenler (ehl-i kitaba dostluk gösteren münafıklar için), "bunlar mıdır sizinle beraber olduklarına dair bütün çaba ve gayretleriyle Allah'a yemin edenler?" diyeceklerdir. Onların (bütün) amelleri boşa gitmiş ve (onlar) hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ د۪ينِه۪ فَسَوْفَ يَاْتِي اللّٰهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُٓ اَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ اَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِر۪ينَۘ يُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَٓائِمٍۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah (onların yerine) öyle bir topluluk getirir ki (Allah) onları sever, (onlar da) Allah'ı severler. (Onlar) Mü'minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise izzet sahibidirler. (Onlar) Allah yolunda (mallarıyla ve canlarıyla) cihad ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah'ın dilediğine (hidâyeti isteyene) vereceği lütfu (ve ihsanı)dır. Çünkü Allah Vâsi''dir, Alîm'dir (ilmi ve rahmetiyle her şeyi ve herkesi kuşatan ve bilendir).
اِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ
Sizin dostunuz ancak Allah'tır, resulüdür ve iman edenlerdir. Onlar ki rükû ed(ip Allah'ın hükmü karşısında kibirlenmey)erek namazı ikâme eden (her anda Allah'ın huzurunda durmaya çalışan) ve zekâtı ver(ip nefsinin cimriliğini temizley)en kimselerdir.
وَمَنْ يَتَوَلَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَاِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْغَالِبُونَ۟
Kim Allah'ı, resulünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) mutlaka galip gelecek olanlar Allah'ın taraftarlarıdır.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا د۪ينَكُمْ هُزُواً وَلَعِباً مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ اَوْلِيَٓاءَۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp eğlence konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin! Eğer (gerçekten) mü'min kimseler iseniz Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)!
وَاِذَا نَادَيْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ اتَّخَذُوهَا هُزُواً وَلَعِباًۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ
(Onlar, siz ezan okuyarak mü'minleri) Namaza çağırdığınız zaman onu alaya alıp eğlence konusu yaparlar. Bu, şüphesiz onların akıllarını kullanmayan bir kavim olmalarındandır.
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّٓا اِلَّٓا اَنْ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلُۙ وَاَنَّ اَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ
(Resulüm! Onlara) De ki: "Ey ehl-i kitap! Sırf Allah'a, bize indirilen (Kitâb)a ve daha önce indirilen (kitap)lara iman ettiğimiz için mi (bize düşmanlık besleyerek) bizden intikam alıyorsunuz? Oysa çoğunuz (yoldan çıkmış) fâsıklarsınız."
قُلْ هَلْ اُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ مَنْ لَعَنَهُ اللّٰهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَاز۪يرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَۜ اُو۬لٰٓئِكَ شَرٌّ مَكَاناً وَاَضَلُّ عَنْ سَوَٓاءِ السَّب۪يلِ
De ki: Allah katında cezası bundan daha şerli olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği ve gazap ettiği, onlardan (nefsini) maymunlar, domuzlar (gibi doymak bilmez bir hâle sahip) kıldığı ve tâğuta (Allah'tan başka herhangi bir varlığa) âbd ol(up kulluk ed)en kimselerdir. İşte bunlar, (âhiret günü) yeri daha şerli, dümdüz (ve Hakk'a dosdoğru varan) yoldan sapmış olanlardır.
وَاِذَا جَٓاؤُ۫كُمْ قَالُٓوا اٰمَنَّا وَقَدْ دَخَلُوا بِالْـكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِه۪ۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا كَانُوا يَكْتُمُونَ
(Onlar) Siz(in yanınız)a geldikleri zaman, "biz de iman ettik" derler. Hâlbuki (onlar sizin yanınıza) küfürle girmiş ve yine onunla çıkmışlardır. Allah, onların (içlerinde) gizlediklerini çok iyi bilendir.
وَتَرٰى كَث۪يراً مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
(Sen) Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yemede (birbirleriyle) yarıştıklarını görürsün. Onların yapmakta oldukları şey gerçekten ne kötüdür!
لَوْلَا يَنْهٰيهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْاِثْمَ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
(İçlerindeki) Rabbanîlerin (yalnız Allah'a ihlâsla âbd olması gerekenlerin) ve ahbârın (ilim sahiplerinin) onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi! Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür!
وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌۜ غُلَّتْ اَيْد۪يهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُواۢ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۜ وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ كُلَّمَٓا اَوْقَدُوا نَاراً لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُۙ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَاداًۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ
Yahudiler, "(rızık vermede) Allah'ın eli bağlı (ve çok sıkı)dır" dediler. Söyledikleri (bu söz)den ötürü onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Bilâkis, O'nun iki eli de (dünyada da âhirette de kullarına olan ihsanı) açıktır, (O, dilediğini, dilediği kimseye) dilediği gibi verir. (Resulüm!) Andolsun ki sana Rabbinden indirilen (bu Kur'ân), onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Biz (bu hâllerinden dolayı), kıyamet gününe kadar (onların) aralarına düşmanlık ve kin bıraktık. Onlar ne zaman savaş için bir (fitne) ateş(i) yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde (her daim) fesad çıkarmaya çalışırlar. Allah ise fesad çıkaranları sevmez.
وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْكِتَابِ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَاَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ
Eğer ehl-i kitap(tan olanlar) iman edip takvâ sahibi olsalardı (kulluk sorumluluklarını bilip yerine getirmeye çalışsalardı), onların kötülüklerini (âhirette) mutlaka örter ve elbette onları Naîm cennetlerine koyardık.
وَلَوْ اَنَّهُمْ اَقَامُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَاَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْۜ مِنْهُمْ اُمَّةٌ مُقْتَصِدَةٌۜ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ سَٓاءَ مَا يَعْمَلُونَ۟
Eğer onlar Tevrât'ı, İncîl'i ve Rabblerinden kendilerine indirilen (bu Kur'ân)ı (okuyup üzerlerinde ahlaka dönüştürerek hayatlarında) ayağa kaldırsalardı, şüphesiz hem üstlerin(deki manevi nimetler)den hem de ayaklarının altın(daki zahiri nimetler)den yerlerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre de vardır; fakat onlardan çoğunun yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّـغْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۜ وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ
Ey resul! (Sen) Rabbinden sana indirilen (Kur'ân)ı tebliğ et! Eğer (bunu) yapmazsan, O'nun (sana verdiği) risalet (görev)ini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allah, kâfirler topluluğunu hidâyete erdirmez.
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلٰى شَيْءٍ حَتّٰى تُق۪يمُوا التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراًۚ فَلَا تَاْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ
De ki: "Ey ehl-i kitap! Siz Tevrât'ı, İncîl'i ve Rabbinizden size indirilen (bu Kur'ân)ı (okuyup üzerinizde ahlaka dönüştürerek hayatınızda) ayağa kaldırmadıkça (hakikat namına) hiçbir şey üzerinde değilsiniz." (Resulüm!) Andolsun ki sana Rabbinden indirilen (bu Kur'ân), onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Artık sen, kâfirler topluluğu için üzülme!
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالصَّابِـؤُ۫نَ وَالنَّصَارٰى مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Muhakkak ki iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler ve Hristiyanlar var ya, (işte onlardan her) kim Allah'a ve âhiret gününe iman edip sâlih amel işlerse artık onlara (dünyada da âhirette de hiçbir) korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.
لَقَدْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَ بَن۪ٓي ٔاِسْرَٓاي۪لَ وَاَرْسَلْـنَٓا اِلَيْهِمْ رُسُلاًۜ كُلَّمَا جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوٰٓى اَنْفُسُهُمْۙ فَر۪يقاً كَذَّبُوا وَفَر۪يقاً يَقْتُلُونَ
Andolsun ki Biz, (vaktiyle) İsrâîloğulları'ndan (Allah'a âbd olacaklarına dair) sağlam (bir) söz almış ve onlara resuller göndermiştik. Ne zaman bir resul onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyi getirdiyse (ona isyan ettiler ve o resullerden) bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
وَحَسِبُٓوا اَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا وَصَمُّوا ثُمَّ تَابَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا وَصَمُّوا كَث۪يرٌ مِنْهُمْۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
Ve (yaptıkları bu şeylerin kendileri için) bir fitneye (bela ve musibete) sebep olmayacağını sandılar da (hakka karşı) kör ve sağır oldular. Sonra (tövbe ettiler) Allah (da) onların tövbelerini kabul etti. Bunun ardından onlardan çoğu (yine hakka karşı) kör ve sağır oldular. Allah, onların yaptıklarını hakkıyla görendir.
لَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَۜ وَقَالَ الْمَس۪يحُ يَا بَن۪ٓي ٔاِسْرَٓاي۪لَ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبَّكُمْۜ اِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَاْوٰيهُ النَّارُۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ
Andolsun ki, "şüphesiz Allah, o Meryem oğlu (Îsâ) Mesîh'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. Hâlbuki (Îsâ) Mesîh (onlara şöyle) demişti: "Ey İsrâîloğulları! Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a âbd ol(up kulluk ed)in. Bilin ki kim Allah'a şirk koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar ve onun varacağı yer ateştir. (O gün nefsine zulmeden) Zalimler için hiçbir yardımcı da yoktur."
لَقَدْ كَفَرَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ ثَالِثُ ثَلٰثَةٍۢ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّٓا اِلٰهٌ وَاحِدٌۜ وَاِنْ لَمْ يَنْتَهُوا عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
Andolsun ki, "şüphesiz Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler de kâfir olmuşlardır. Hâlbuki Vâhid (sıfatlarında ve isimlerinde tek) olan İlâh'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Eğer (onlar bu) söylediklerinden vazgeçmezlerse, onlardan kâfir olanlara mutlaka elem verici (iç yakan) bir azap dokunacaktır.
اَفَلَا يَتُوبُونَ اِلَى اللّٰهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Onlar hâlâ Allah'a tövbe edip O'ndan mağfiret dilemeyecekler mi? Çünkü Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir).
مَا الْمَس۪يحُ ابْنُ مَرْيَمَ اِلَّا رَسُولٌۚ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُۜ وَاُمُّهُ صِدّ۪يقَةٌۜ كَانَا يَاْكُلَانِ الطَّعَامَۜ اُنْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْاٰيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ
Meryem oğlu (Îsâ) Mesîh ancak bir resuldür. Şüphesiz ondan önce de (birçok) resuller gelip geçmiştir. Onun annesi de (Rabbine âbd olacağına dair verdiği söze) sadık olan bir kadındı. İkisi (de her insan gibi) yemek yerdi. Bak, onlara âyetleri(mizi) nasıl da açıklıyoruz, sonra (yine) bak (şeytanın verdiği vesveseyle) nasıl (da haktan) döndürülüyorlar!
قُلْ اَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاًۜ وَاللّٰهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
(Resulüm!) De ki: "Allah'ı bırakıp da size ne bir zarar ne de bir fayda vermeye malik olan şeylere mi âbd ol(up kulluk ed)iyorsunuz? Hâlbuki Allah, (evet) O, Semî''dir, Alîm'dir (her şeyi, herkesi işiten ve bilendir)."
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا ف۪ي د۪ينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُٓوا اَهْوَٓاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَاَضَلُّوا كَث۪يراً وَضَلُّوا عَنْ سَوَٓاءِ السَّب۪يلِ۟
De ki: "Ey ehl-i kitap! Dininizde haksız yere sınırları aşmayın ve (sizden) daha evvel dalâlete düşmüş, birçoklarını da dalâlete düşüren ve dümdüz (Hakk'a dosdoğru varan) yoldan sapmış bir kavmin hevâlarına (nefsani istek ve arzularına) tabi olmayın!"
لُعِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ بَن۪ٓي ٔاِسْرَٓاي۪لَ عَلٰى لِسَانِ دَاوُ۫دَ وَع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَۜ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
İsrâîloğulları'ndan kâfir olanlar, Dâvûd ve Meryem oğlu Îsâ'nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bunun sebebi (âyetlerimize ve resullerimize) isyan etmeleri ve haddi aşmalarıdır.
كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُۜ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
Onlar (bir de) yaptıkları (herhangi bir) kötülükten (birbirlerini) men etmezlerdi. Yapmakta oldukları şey gerçekten ne kötüdür!
تَرٰى كَث۪يراً مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ اَنْفُسُهُمْ اَنْ سَخِطَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ
(Resulüm!) Onlardan çoğunun kâfirlerle dostluk ettiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için (âhirete) gönderdikleri şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde ebedi olarak kalacaklardır.
وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالنَّبِيِّ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ اَوْلِيَٓاءَ وَلٰكِنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
Şayet onlar Allah'a, nebîye ve ona indirilen (Kur'ân)a iman etmiş olsalardı, o (müşrik)leri dost edinmezlerdi; fakat onların çoğu (yoldan çıkmış) fâsıklardır.
لَتَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُواۚ وَلَتَجِدَنَّ اَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰىۜ ذٰلِكَ بِاَنَّ مِنْهُمْ قِسّ۪يس۪ينَ وَرُهْبَاناً وَاَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
(Resulüm!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisi (olarak) elbette Yahudileri ve (Allah'a) şirk koşanları bulursun. İman edenlere sevgi bakımından en yakın (olarak) da "biz Hristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onların içinde keşişlerin ve rahiplerin bulunmasındandır; çünkü onlar (Allah'a karşı kibirlenip) büyüklük taslamazlar.
وَاِذَا سَمِعُوا مَٓا اُنْزِلَ اِلَى الرَّسُولِ تَرٰٓى اَعْيُنَهُمْ تَف۪يضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّۚ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اٰمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِد۪ينَ
(Onların) Resule indirilen (bu Kur'ân)ı işittikleri zaman, hakkı tanımalarından dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. (O vakit onlar) Derler ki: "Rabbimiz! (Biz, Senin resulüne ve ona indirdiğin kelamına) İman ettik, artık bizi (vahyini ve resulünü tanıyan) şahidlerle beraber yaz!"
وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَا جَٓاءَنَا مِنَ الْحَقِّۙ وَنَطْمَعُ اَنْ يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِح۪ينَ
"Zaten biz, Rabbimizin bizi sâlihler topluluğuyla beraber (cennete) koymasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen hakka iman etmeyelim?"
فَاَثَابَهُمُ اللّٰهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْمُحْسِن۪ينَ
(Bu) Söylediklerinden dolayı Allah, onları içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükâfatlandırmıştır. Muhsinlerin (güzellik yapıp güzel olanların) mükâfatı işte budur!
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟
(Resulümüzü) İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar da cehennemliklerdir.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَٓا اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَد۪ينَ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Allah'ın size helâl kıldığı (güzel ve) temiz şeyleri (kendinize) haram kılmayın ve sakın (Allah'ın koyduğu sınırları çiğneyerek) haddi aşmayın; çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.
وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ حَلَالاً طَيِّباًۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اَنْتُمْ بِه۪ مُؤْمِنُونَ
Artık Allah'ın, sizi helâl (ve) temiz olarak rızıklandırdığı şeylerden yiyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)!
لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ ف۪ٓي اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْاَيْمَانَۚ فَكَفَّارَتُهُٓ اِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاك۪ينَ مِنْ اَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ اَهْل۪يكُمْ اَوْ كِسْوَتُهُمْ اَوْ تَحْر۪يرُ رَقَبَةٍۜ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلٰثَةِ اَيَّامٍۜ ذٰلِكَ كَفَّارَةُ اَيْمَانِكُمْ اِذَا حَلَفْتُمْۜ وَاحْفَظُٓوا اَيْمَانَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Allah sizi, kasıtsız (alışkanlıkla düşünmeden ağzınızdan çıkan) yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz. Lâkin (düşünerek yaptığınız ve) sizi bağlayan yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun kefareti de ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak veya onları giydirmek yahut da bir köle azat etmektir. Fakat kim (bunları) bulamazsa üç gün oruç tutar. Yemin ettiğiniz (ve sonra onu bozduğunuz) takdirde yeminlerinizin kefareti işte budur. Yeminlerinizi muhafaza ed(ip gereğini yerine getir)in. İşte, Allah size umulur ki şükredersiniz diye âyetleri böyle açıklar.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْاَنْصَابُ وَالْاَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! (Aklı örten) İçki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar (olan putlara tapmak), fal (ve şans) okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Öyleyse bunlardan kaçının ki felaha (kurtuluş ve saadete) eresiniz.
اِنَّمَا يُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ
şeytan; içki ve kumar (yoluy)la ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ın zikrinden ve namazdan (hayatı yaşarken Allah'ın huzurunda durmaya çalışmaktan) alıkoymak ister. Artık siz (bunlardan) vazgeçtiniz (değil) mi?
وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاحْذَرُواۚ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّمَا عَلٰى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ
(Ey iman ettiğini iddia edenler!) Allah'a itaat edin, resule de itaat edin ve (Allah'a karşı gelmekten) sakının! Buna rağmen (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki resulümüze düşen ancak apaçık bir tebliğdir.
لَيْسَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ ف۪يمَا طَعِمُٓوا اِذَا مَا اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَاَحْسَنُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟
İman edip sâlih ameller işleyenlere, (haram kılınmadan önce bu sayılanları) tattıklarından dolayı bir günah yoktur. Onlar ki (önce akıllarıyla) takvâ sahibi olup (kulluk sorumluluklarını bilip yerine getirmeye çalışanlar) ve iman edip sâlih ameller işleyenler, sonra (Allah'tan bir hidâyetçi ile) takvâ sahibi olup (kulluk sorumluluklarını bilip yerine getirmeye çalışanlar) ve iman edenler, sonra da (her zerresi ile) takvâ sahibi olup (kulluk sorumluluklarını bilip yerine getirmeye çalışanlar) ve güzellik yapanlardır. Çünkü Allah, muhsinleri (güzellik yapıp güzel olanları) sever.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللّٰهُ بِشَيْءٍ مِنَ الصَّيْدِ تَنَالُهُٓ اَيْد۪يكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالْغَيْبِۚ فَمَنِ اعْتَدٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Allah sizi, gıyabında Kendisinden kimin korktuğunu bil(ip ortaya çıkar)ması için (ihramlı iken yasaklandığınız) ellerinizin ve mızraklarınızın (kolaylıkla) erişebileceği av (hayvanların)dan bir şey ile mutlaka sizi imtihan eder. Her kim bundan sonra haddi aşarsa artık onun için elem verici (iç yakan) bir azap vardır.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَاَنْتُمْ حُرُمٌۜ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّداً فَجَزَٓاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِه۪ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْياً بَالِغَ الْكَعْبَةِ اَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاك۪ينَ اَوْ عَدْلُ ذٰلِكَ صِيَاماً لِيَذُوقَ وَبَالَ اَمْرِه۪ۜ عَفَا اللّٰهُ عَمَّا سَلَفَۜ وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللّٰهُ مِنْهُۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُو انْتِقَامٍ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Siz ihramlı iken (karada yaşayan) av (hayvanların)ı öldürmeyin! İçinizden kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (ona) öldürdüğü hayvanın dengi (bir kurbanlık) ceza vardır. Kâbe'ye varacak bir kurban olmak üzere (bu kurbanın öldürülen hayvanın dengi olduğuna ise) içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder. Yahut (bu avlanmanın cezası), yoksulları doyurmak suretiyle kefaret yahut da buna karşılık oruç tutmaktır. Ta ki (kişi, yaptığı yanlış) işinin vebalini tatmış olsun. Allah, geçmişte olanları affetmiştir. Fakat kim (bu yaptığını) tekrar ederse artık Allah ondan intikam alır. Çünkü Allah Azîz'dir, Muntakim'dir (bütün şeref ve kudretin sahibi olan ve kimsenin yaptığını yanına kâr bırakmayan intikam sahibidir).
اُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعاً لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِۚ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُماًۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّـذ۪ٓي اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı (yapmak) ve o (deniz ürünleri)ni yemek sizlere helâl kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz müddetçe size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)!
جَعَلَ اللّٰهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَاماً لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَٓائِدَۜ ذٰلِكَ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
Allah; Kâbe'yi, o Beyt-i Harâm'ı, (kendisinde haccedilen) haram ayı, (hac) kurbanı(nı) ve (onun boynuna asılan) gerdanlıkları insanlar(daki fıtri olan imanları) için bir ayakta tutma (vesilesi) kıldı. Bu, muhakkak ki Allah'ın göklerdeki her şeyi ve yerdeki her şeyi bildiğini ve şüphesiz Allah'ın her şeyi (en ince ayrıntısına kadar) bilen olduğunu (sizin de) bilmeniz içindir.
اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ وَاَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌۜ
Bilin ki gerçekten Allah'ın azabı çok şiddetlidir. Ve (yine bilin ki) muhakkak Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir).
مَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
Resule düşen (vazife) ancak (hakkı) tebliğdir. Allah, sizin açığa vurduklarınızı da gizli tuttuklarınızı da bilir.
قُلْ لَا يَسْتَوِي الْخَب۪يثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ اَعْجَبَكَ كَـثْرَةُ الْخَب۪يثِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ۟
(Resulüm!) De ki: "Murdar ile temiz (kâfir ile mü'min, helâl ile haram) bir olmaz, murdar (ve kâfirler)in çokluğu ('Allah neden acaba bu kadar murdar ve kâfiri yarattı' deyip) tuhafın(ız)a gitse de (Allah böyle takdir etmiştir)." Öyleyse ey gönül (ve aklı selim) sahipleri! Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın) ki felaha (kurtuluş ve saadete) eresiniz.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَسْـَٔلُوا عَنْ اَشْيَٓاءَ اِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْۚ وَاِنْ تَسْـَٔلُوا عَنْهَا ح۪ينَ يُنَزَّلُ الْقُرْاٰنُ تُبْدَ لَكُمْۜ عَفَا اللّٰهُ عَنْهَاۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ حَل۪يمٌ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Size açıklandığı takdirde hoşunuza gitmeyecek şeyler hakkında (resule soru) sormayın! Eğer Kur'ân indirilirken onları sorarsanız size (hükmü) açıklanır. Allah, (onlar hakkında bir hüküm indirmediğine göre) onları affetmiştir (siz sorup da kendinizi altından kalkamayacağınız bir sorumluluk altına koymayın). Allah Ğafûr'dur, Halîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden ve hilm sahibi olarak kullarına yumuşak muamele edendir).
قَدْ سَاَلَهَا قَوْمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ ثُمَّ اَصْبَحُوا بِهَا كَافِر۪ينَ
Sizden önce de bir toplum onları sormuş sonra da (kendilerine verilen hükümlerin gereğini yerine getirmeyip) onunla kâfir olmuşlardı.
مَا جَعَلَ اللّٰهُ مِنْ بَح۪يرَةٍ وَلَا سَٓائِبَةٍ وَلَا وَص۪يلَةٍ وَلَا حَامٍۙ وَلٰكِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ وَاَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Allah, (cahiliye devrindeki âdet üzere hayvanlar için) bahîra (beşinci doğurduğu erkek olduğu için kulağı yarılan), sâibe (putlara adak sonucu salıverilen), vasîle (erkek dişi ikizler doğuran) ve hâm (on defa doğurduğundan dolayı yük vurulamayan hayvanlar) diye bir şey(i haram) kılmamıştır. Fakat kâfirler, Allah'a karşı yalan uydurarak iftira etmektedirler. Zaten onların çoğu (hakka karşı) aklını kullanmayan (kimse)lerdir.
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ
Üstelik onlara, "Allah'ın indirdiği (Kitâb)a ve resul(ün)e gelin" denildiği zaman onlar, "atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter" derler. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve hidâyete ermemiş (doğru yolu da bulmamış) idiyseler! (Yine de onlara mı tabi olacaklar?)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْۚ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْۜ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Siz hidâyete erdiğiniz takdirde dalâlete düşenler size (hiçbir) zarar veremezler. (Unutmayın!) Sonunda hepinizin dönüşü Allah'adır ve (O) size yaptıklarınızı (tek tek) haber verecektir.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ ح۪ينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ اِنْ اَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَاَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةُ الْمَوْتِۜ تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ اِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَر۪ي بِه۪ ثَمَناً وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۙ وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ اِنَّٓا اِذاً لَمِنَ الْاٰثِم۪ينَ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet sırasında içinizden adalet sahibi iki kişi aranızda şahidlik etsin! Yahut yeryüzünde seferde iken başınıza ölüm musibeti gelirse sizden olmayan başka iki kişi (bu vasiyete şahidlik etsin)! Eğer (vasiyetinize şahidlik edenlerden) şüpheye düşerseniz onları namazdan sonra alıkoyun da onlar, Allah (adın)a (şöyle) yemin etsinler: "Bu (yemin)i akraba dahi olsa (hiç kimseye herhangi bir) bedel karşılığında satmayacağız ve Allah'ın şahidliğini* gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz, elbette günahkârlardan oluruz."
<Herhangi bir konuda şahidlik yapan kişinin, Allah'ın kendisini gördüğünü ve her olaya şahid olduğunu bilerek şahidlik yapması gerekir.>
فَاِنْ عُثِرَ عَلٰٓى اَنَّهُمَا اسْتَحَقَّٓا اِثْماً فَاٰخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذ۪ينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْاَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ لَشَهَادَتُـنَٓا اَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَاۘ اِنَّٓا اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ
Eğer (bu şahidlerin, vasiyetle ilgili yalan söyleyerek büyük) bir günahı hak ettikleri anlaşılırsa; bu durumda (o iki şahidin) haklarına tecavüz etmek istediği (mirasçı) kimselerden (ölüye) daha yakın olan iki kişi onların yerini alır ve onlar da Allah (adın)a (şöyle) yemin ederler: "Andolsun ki bizim şahidliğimiz onların şahidliğinden daha gerçektir ve biz (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik. Aksi takdirde biz, elbette zalimlerden oluruz."
ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ يَاْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلٰى وَجْهِهَٓا اَوْ يَخَافُٓوا اَنْ تُرَدَّ اَيْمَانٌ بَعْدَ اَيْمَانِهِمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاسْمَعُواۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟
Bu (usul), şahidliği layıkıyla yerine getirmeleri yahut yeminlerinden sonra yeminler(in)in (mirasçılar tarafından) reddedilmesinden korkmalarına (çare olarak) daha uygundur. Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın) ve (O'nu) dinleyin! Çünkü Allah, fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.
يَوْمَ يَجْمَعُ اللّٰهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَٓا اُجِبْتُمْۜ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
(Ey iman ettiğini iddia edenler!) Allah'ın (tüm) resulleri (bir araya) toplayacağı sonra da "(kavminizi vahyime davet ettiğiniz zaman) size ne cevap verildi?" buyuracağı (bir) gün(den kendinizi koruyun! O gün) onlar derler ki: "Bizim (bu hususta hiçbir) bilgimiz yoktur, muhakkak ki (bizim için) gayb (olan tüm gizlilik)leri hakkıyla bilen ancak Sensin."
اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَت۪ي عَلَيْكَ وَعَلٰى وَالِدَتِكَۢ اِذْ اَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلاًۚ وَاِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۚ وَاِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطّ۪ينِ كَـهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ بِاِذْن۪ي فَتَنْفُخُ ف۪يهَا فَتَكُونُ طَيْراً بِاِذْن۪ي وَتُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ بِاِذْن۪يۚ وَاِذْ تُخْرِجُ الْمَوْتٰى بِاِذْن۪يۚ وَاِذْ كَفَفْتُ بَن۪ٓي ٔاِسْرَٓاي۪لَ عَنْكَ اِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ
Allah o zaman şöyle buyuracak: "Ey Meryem oğlu Îsâ! Sana ve annene olan nimetimi hatırla! Hani seni Rûhu'l-Kudüs ile desteklemiştim. (Sen) Beşikte iken de yetişkin çağında da insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı (hakikatin bilgisini), hikmeti (olaylardaki muradımı), (Mûsâ'ya verilen) Tevrât'ı ve (sana indirilen) İncîl'i öğretmiştim. Hani Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıyordun da ona üflüyordun, Benim iznimle hemen o bir kuş oluyordu. Yine Benim iznimle körü ve (cüzzam hastalığına yakalanmış teni) alacalıyı iyileştiriyordun. Ölüleri Benim iznimle (kabirlerinden dirilmiş olarak) çıkarıyordun. Hani bir vakitte İsrâîloğulları'na apaçık deliller (âyetler ve mucizeler) getirdiğin zaman içlerinden inkâr edenler, 'bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir' demişlerdi de sen(i onların tuzakların)dan korumuştum."
وَاِذْ اَوْحَيْتُ اِلَى الْحَوَارِيّ۪نَ اَنْ اٰمِنُوا ب۪ي وَبِرَسُول۪يۚ قَالُٓوا اٰمَنَّا وَاشْهَدْ بِاَنَّـنَا مُسْلِمُونَ
Hani havarilere de "Bana ve resulüme iman edin" diye vahyetmiştim. Onlar (da), "iman ettik (ya Rabbi), şahid ol ki biz şüphesiz Müslümanlarız" demişlerdi.
اِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَط۪يعُ رَبُّكَ اَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِۜ قَالَ اتَّقُوا اللّٰهَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ
Hani bir vakitte havariler, "ey Meryem oğlu Îsâ, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. (O da) "Eğer (gerçekten) mü'min iseniz Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)!" demişti.
قَالُوا نُر۪يدُ اَنْ نَاْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ اَنْ قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِد۪ينَ
Onlar, "biz istiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini kesin olarak bilelim ve ona (gözleriyle) şahidlik edenlerden olalım" demişlerdi.
قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللّٰهُمَّ رَبَّنَٓا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَٓائِدَةً مِنَ السَّمَٓاءِ تَكُونُ لَنَا ع۪يداً لِاَوَّلِنَا وَاٰخِرِنَا وَاٰيَةً مِنْكَۚ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ
(Bunun üzerine) Meryem oğlu Îsâ (dua ederek şöyle) dedi: "Ey Rabbimiz olan Allah'ım! Bize gökten bir sofra indir ki (bugün) hem bizim için hem de (bizden) öncekiler ve sonrakiler için bir bayram ve Senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; çünkü Sen, rızık verenlerin hayırlısısın."
قَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْۚ فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَاِنّ۪ٓي اُعَذِّبُهُ عَذَاباً لَٓا اُعَذِّبُهُٓ اَحَداً مِنَ الْعَالَم۪ينَ۟
Allah da şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki Ben, onu size indireceğim; ama ondan sonra içinizden kim (bu âyetimi) inkâr ederse elbette ona âlemlerden hiç kimseye azap etmediğim bir azapla azap ederim!"
وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُون۪ي وَاُمِّيَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِحَقٍّۜ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُۜ تَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْس۪ي وَلَٓا اَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْسِكَۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
Allah (kıyamet günü), "ey Meryem oğlu Îsâ! İnsanlara sen mi 'beni ve annemi, Allah'tan başka iki ilâh edinin' dedin?" buyurduğu zaman, o, (hâşâ!) dedi, "Sen Subhân'sın (her türlü noksanlıktan münezzehsin), hakkım olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir! Eğer ben onu söylemiş olsaydım, kesinlikle Sen onu bilirdin. Sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise Senin zatında olanı bilmem. Muhakkak ki gayb (olan tüm gizlilik)leri hakkıyla bilen ancak Sensin."
مَا قُلْتُ لَهُمْ اِلَّا مَٓا اَمَرْتَن۪ي بِه۪ٓ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبَّكُمْۚ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَه۪يداً مَا دُمْتُ ف۪يهِمْۚ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَن۪ي كُنْتَ اَنْتَ الرَّق۪يبَ عَلَيْهِمْۜ وَاَنْتَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ
"Ben onlara ancak, 'benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a âbd ol(up kulluk ed)in' diye (Senin) bana emrettiğinden başka bir şey söylemedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onların üzerinde bir şahid (ve gözetleyici) idim. Fakat beni vefat ettirince onların üzerinde gözetleyici Sen oldun ve Sen Şehîd (isminle) her şeye (en ince ayrıntısına kadar) şahidsin."
اِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَاِنَّهُمْ عِبَادُكَۚ وَاِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَاِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
"Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar Senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları mağfiret edersen, yine şüphe yok ki Sen Azîz'sin, Hakîm'sin (bütün şeref ve kudretin sahibi olan, her işinde hikmet ve hayır olansın)."
قَالَ اللّٰهُ هٰذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِق۪ينَ صِدْقُهُمْۜ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ
(Bunun üzerine) Allah şöyle buyurdu: "Bu(gün, Rabblerine âbd olacaklarına dair verdikleri söze) sadakat gösterenlere sadakatlerinin fayda vereceği gündür. Onlara, içinde ebedi kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuş, (onlar da) O'ndan razı olmuşlardır." İşte büyük kurtuluş (ve saadet) budur.
لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا ف۪يهِنَّۜ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Göklerin, yerin ve bunların içinde bulunan her şeyin mülkü (hakimiyet ve hükümranlığı tamamen) Allah'a aittir. O, her şeye Kadîr'dir (kudretiyle her şeyi hükmü altında tutandır).