Sularda yapılan her türlü avlanma ve denizin hem [yerleşik olan] sizler için hem de gezginler için rızık olarak su yüzüne çıkardıkları ¹¹⁵ sizin için meşrudur; ¹¹⁶ ama hacda iken karada avlanmanız size yasaklanmıştır. Ve hepinizin varıp toplanacağı Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun.
115 Lafzen, “denizin avı ve ... onun yiyeceği”. Bahr terimi, herhangi bir geniş su birikintisini gösterdiğinden, klasik müfessirler ve hukukçular, yukarıdaki emrin denizlerden, ırmaklardan, göllerden veya havuzlardan çıkan bütün av hayvanlarını kapsadığında ittifak etmişlerdir (Taberî). Ta‘âmuhû (lafzen, “onun yiyeceği”) ibaresindeki zamir bahr kelimesine râcidir ve böylece, dalgaların kıyıya sürüklediği balıkları ve diğer deniz hayvanlarını gösterir (Taberî, Râzî). Ancak Zemahşerî, zamirin bu şekildeki avın (sayd) nesnesi ile ilgili olduğunu söyler ve sonuçta ibareyi “onu yeme” şeklinde anlar. Bu her iki okuma şekli de orijinal metin ile uyumludur, çünkü yukarıdaki ayet, karada avlanmak (saydu’l-berr) hacıya yasak olduğu halde her türlü su avının müminler için -hac sırasında bile- meşru olduğu ilkesini koymaktadır.116 Hasan Basrî’ye göre (Taberî’nin naklettiği gibi), bu ayette zikredilen “gezginler”, bu anlam örgüsü içinde “hacılar” ile eş anlamlıdır: Başka bir deyişle, her türlü su avı, müminlere hacda olup olmadıklarına bakılmaksızın meşru kılınmıştır.