Kesinlikle bütün insanlar içerisinde, (bu mesaja) iman edenlere karşı en çok düşmanlık yapanların Yahudiler ve Allah’a şirk koşanlar olduğunu görürsün. Yine onlar içerisinden (bu mesaja) iman edenlere en yakın olanların da, “Biz Nasârâ’yız”[⁹⁷¹] diyenler olduğunu görürsün. Bunun nedeni, onların arasında böbürlenmeyen keşişlerin ve rahiplerin bulunuyor olmasıdır.[⁹⁷²]
[971] Kur’an’da kitap ehli üç çevreden oluşur: Yahudi, Nasârâ ve “Biz Nasara’yız diyenler”. Kur’an bu üçüncüleri Hıristiyanlardan ayrı olarak “Biz Nasârâ’yız diyenler” şeklinde tanımlar. Bizim değerlendirmemiz, bunların muvahhid İsevilik inancının Habeşistan’da yaşayan temsilcileri olduğu şeklindedir. Süddî’nin bu kimselerin Habeşistan’dan gelen İseviler olduğu rivayeti de bunu teyit eder. Mekke’de bu inancı temsil eden 3 kişi vardı: Varaka b. Nevfel, Ubeydullah b. Cahş, Osman b. el-Huveyris. Sonuna kadar Hanif (Hz. İbrahim’in dinine mensup) kalan Hz. Ömer’in amcası Zeyd b. Amr b. Nufeyl ile Varaka arasındaki bu tercih farkından doğan tartışmalar kaynaklara geçmiştir.
[972] Kur’an, kitap ehlinin sapmasını aktarırken, kasıt unsurunu bünyesinde barındıran ellezine eşraku ya da doğrudan kimliğe dönüşmüş bir nitelik olan muşrikûn formunu kullanmıyor. Yukarıdaki âyette geçtiği gibi sadece “akidede haddi aşmak” (77) olarak niteliyor. Bu âyet Kur’an’ın Nasârâ dediği Hıristiyanlardan farklı olarak “Biz Nasârâ’yız” diyen bir gruba mensup keşişlerin ve rahiplerin inançta kibirli olmamalarını artı bir puan sayarak, Yahudilerin düşmanlığının da doğru adresini göstermiş oluyor: İnançta kibir. Bu sûrenin 5. âyetinde, ayrıca 43, 44, 46, 48, 66, 68, 69. âyetlerinde ifadesini bulan tüm kutsal kitapları ve onlara inananların imanını bir ‘değer’ olarak tanıyan Kur’an, inançta kibri kendisine inananların gönlünden kazımak istemiştir. Kendisine inananlardan, bir değer olan imanı inkâr etmemelerini isteyen (5:5) Kur’an, Tevrat’a inananların ona, İncil’e inananların da ona uymalarının ahlâkî bir zorunluluk olduğunu hatırlatarak (5:43, 47) “inançta kibre” yer olmadığını isbatlamıştır. Yine, Allah’ın her ümmet için ayrı bir “şeriat” ve ayrı bir “yöntem” koyduğunu ifade eden Kur’an, kendisiyle birlikte geçmiş vahiylere de inanmayı şart koşmuştur (5:59).