Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni (indirilen vahyin tümünü) tilavet edip (insanlara) tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan (indirilen vahyin tümünü tilavet edip insanlara tebliğ etmezsen) O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Oysa (hakkıyla tebliğ görevini yaparsan) Allah seni (inanmayan ve sana zarar vermeye çalışan) insanlardan koruyacaktır. Şüphe yok ki, Allah, inkârcılar topluluğunu (inkârda ısrar edip sapıklığı tercih ettikleri sürece) doğru yola iletmez. *
(*) Bu ayette yüce Allah kendi tarafından resule vahiy yoluyla indidrilen ne varsa hepsini insanlara okuyup tebliğ etmesini emretmektedir. Şayet kendisine gelen vahyin tümünü insanlara okuyup tebliğ etmemişse, elçilik görevini yerine getirmemiş demektir. Şimdi ‘’Vahy-i metlüv (tilâvet edilen/ okunan vahiy): Vahy-i gayri metlüv (tilâvet edilmeyen/ okunmayan vahiy) diye vahyi ikiye bölen zihniyet sahiplerine soruyoruz! O vahyi gayri metluv nerededir? Yoksa Allah resulü onu okuyup insanlara tebliğ etmemiş midir? Eğer Allah Resulü o vahiy türünü insanlara tilavet edip duyurmamışsa, o zaman haşa elçilik görevini yapmamış olur. Böyle düşünmek ise hem inkârdır hem de Allah Resulüne iftiradır. Yok, o vahy-i gayri metlüv’’ hdislerdir diyorsanız, kıyamete kadar vahyin ürünü olan Kur’an’ın korunması için Allah Resulü Kur’an ayetlerini kitap hâlinde yazdırıp kayıt altına aldığı gibi ikinci vahiy ürünü olan hadislerinin de korunması için neden onları da yazdırıp kayıt altına almadı? Mademki hadisleri de vahiydir, Kur’an’daki vahyin korunması için vahiy kâtiplerini oluşturduğu gibi, ikinci vahiy ürünü olan hadislerin korunması için de neden hadis kâtiplerini oluşturmadı? Bilakis görüyoruz ki, hadislerinin yazılmasına ve kayıt altına alınmasına bile izin vermemiş ve yazılmasını da yasaklamıştır. Eğer hadisleri vahiy ürünü olsaydı, böyle bir şeyi yapar mıdı? İşte Hz. Peygamberin vefatından asırlar sonra kulaktan dolma bilgilerle derlenen piyasalardaki hadislerin hâlini görüyoruz. Bu haidslerin içinde uydurma, yalan, zayıf, münker, tutarsız, çelişkili, Kur’an’a, yüce Allah’ın merhametine, adaletine, akla, mantığa, bilime ve nihayet Hz. Peygamberin Kur’an’a uygun yaşam tarzına aykırı niceleri vardır. Peki, bunlar vahiy mi olur? Eğer Hz. Peygamberin hadisleri, sünnetleri ve içtihatları vahiy olsaydı, Tahrim, Abese ve diğer bazı sûrelerde Hz. Peygamberin bazı tutum ve davranışları yüce Allah tarafından kınanır mıdı? Eğer bugün onun sünneti olarak bildiğimiz her şey vahiy ürünü olsaydı bütün sünnetlerini yerine getirmemiz de tıpkı Kur’an’daki yüce Allah’ın emirleri gibi bize farz olmaz mıdı? Hâlbuki sünnetler farz değildir, onları yerine geitren sevap kazanabilir, ama sünnetleri yerine getirmeyen de asla günahkâr olmaz. Bu nedenlerle Vahyi Gayri Metlüv/yani okunmayan ve metni olmayan bir vahiy/olduğunu düşünmek Allah muhafaza insanı küfre kadar götürür. İşte bu ayetin gereği vahyin tümü metlûv olması gerekir, metlûv olmayan bir vahiy asla söz konusu değildir… Ayrıca burada geçen inkârcılar kendi özgür iradeleriyle inkâr ve sapıklığı tercih ettikleri sürece hidayete ermezler. İşte hadislerin yazılmasını kesin bir dille yasaklayan Müslim’deki hadisi şerif şöyledir: Kur’an dışında benden bir şey yazmayın, kim Kur’an dışında benden bir şey yazmışsa, onu hemen imha etsin…! İşte Hz. Peygamber bu hadisiyle, hadislerinin yazılmasını kesin bir dille yasaklamıştır. Bu nedenle hadislerin yazılması Hz. Peygamberin talimatına aykırı olup onun bu emrini ihlal etmekten başka bir şey değildir. Haşa Hadisleri Kur’an’la (Allah’ın kelamiyle) eş tutan zihniyet sahipleri diyorlar ki, efendim önce Hz. Peygamber hadislerinin yazılmasını yasaklamış, ama sonra izin vermiştir. Peki, onlara soruyoruz! O izin nerede? Neden hiçbir eserde yok? Böyle bir izin olsaydı Kabir ziyaretini önce nehyeden ve daha sonra izin veren Hz. peygamberin hadisi bulunduğu halde neden bunun gibi hadislerin yazılmasına izin verdiğine dair bir hadisi de yoktur? Olması gerekmez miydi? Bu durum kabir ziyaretinden daha önemli değil midir? Ayrıca 1. Hz. Peygamberin vahyi yazacak kâtipleri tayin ettiği gibi, hadislerin korunması için neden hadisleri de yazacak kâtipleri tayin etmedi? 2. Neden Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer gibiler kendi dönemlerinde yazılan hadisleri yakıp imha ediyorlardı? 3- Neden sahabe döneminde hadis kitapları yazılmadı? Çünkü bunlar hadislerin yazılmasını yasaklayan Resulullah’ın kesin talimatına uyuyorlardı! O hâlde Hz. Peygamberin bu yasağına rağmen iki asır sonra kulaktan dolma bilgilerle hadis adı altında Kur’an’a, akla, mantığa, bilime, yüce Allah’ın adaletine aykırı olan, zayif, tutarsız, çelişkili, münker ve uydurma hadislerle dolu piyasadaki eserleri yazanlar kıyamet gününde Resulullah’ın bu yasağına rağmen aceba nasıl cevap verecekler? İlgili hadis metnine bkz:
لا تَكْتُبُوا عَنِّي، ومَن كَتَبَ عَنِّي غيرَ القُرْآنِ فَلْيَمْحُهُ، وحَدِّثُوا عَنِّي، ولا حَرَجَ، ومَن كَذَبَ عَلَيَّ - قالَ هَمَّامٌ: أحْسِبُهُ قالَ: مُتَعَمِّدًا- فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّار: الحديث صحيح (رواه مسلم)ِ لاتَكْتبوا عنِّي شيئًا سِوَى القُرآنِ ، من كتبَ عنِّي شيئًا سِوى القُرآنِ فليَمحُه : الحديث ثابت (الراوي أبو سعيد الخدري – المصدر فتح المغيث - السخاوي)