Ve eğer onlar (o malum yahudi ve hıristiyanlar geçmişte; bozulmamış) Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirilmiş olanları (bütün vahiyleri) ayakta tutmuş olsalardı, (onlara inanıp hakkıyla uygulasalardı), elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (gökten yağan yağmur sayesinde yetişen mahsullardan ve yeraltı kaynaklarından Allah’ın verdiği sayısız nimetleri) yiyeceklerdi. (Bunların) içlerinde aşırı olmayan (haksızlık ve ahlâksızlıktan sakınan iktisatlı mutedil) bir topluluk (da) vardır. (Ama) onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötü ve çirkindir! *
(*) Dindar olmak ve dini uygulamak, medenî ve iktisadî bakımdan toplumları geri bırakmak şöyle dursun refah ve mutluluğun zirvesine çıkarır. Dini bırakıp menfaat felsefesine göre hareket edenler, başka milletleri sömürme yoluna gittikleri için gerilik, sefalet, savaş ve kargaşalara sebep olmaktadırlar. Allah’ın hükümranlığına boyun eğildiği takdirde yeryüzünde hiçbir kimse zerrece zulme uğramayacak, herkes hakkını alacak, zenginlik, bolluk ve refahı meşru yollarda arayacak ve işte o zaman gökten nimetler yağacak, bolluk ve bereket olacak, yerden de zenginlikler fışkıracaktır. (Diy. Vakfı Meali 66. Ayet Açıklaması) ‘’Üstlerinden’’maksat yağmurla gelen bolluğu, ‘’ayaklarının altından’’ ise, yerde biten ürünler ile yer altı kaynaklardır. Ayrıca açıktır ki, Tevrat ve İncil’i ikame etmekten kastedilen, onların o dönemde ellerinde kalan hak Tevrat ve İncil’den geriye kalana uymaları olup tahrif olana uymak anlamına gelmemektedir. Yani eğer bunlar kendi dönemlerinde Tevrat ve İncil’in hükümleriyle ve Rablerinden kendilerine indirilenlerle amel etmiş olsaydı’’ şeklindedir.
(وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُواْ التَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ) أي ولو أنّهم عملوا بما فيهما في الماضي ولم يغيّروا من توحيد ولم يبدّلوا من أحكام (كتاب حقائق التأويل في الوحي والتنزيل) وبديهي أنّ المراد من اقامة التّوراة والإِنجيل هو اتّباعهم لما بقي من التّوراة والإِنجيل الحقيقيين في أيديهم في ذلك العصر، ولا يعني اتّباع ما حرّف منهما ( تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل)