Ey inanmış olanlar! (Size karşı düşmanlık içindeki o ırkçı ve saldırgan) Yahudileri ve (yine onlar gibi aynı konumda olan) Hıristiyanları kendinize veliler (kendilerine işlerinizi havale edeceğiniz merci, yönetici, lider vs.) edinmeyin. Onlar, birbirlerinin (Yahudi Yahudilerin, Hıristiyan da Hıristiyanların) velisi (vekili, yöneticisi, yardımcısı ve müttefiki)dirler. Ve sizden kim onları (size karşı düşmanlık içinde olan saldırganları) veli (lider, yönetici, vekil ve müslümanlara karşı müttefik) edinirse, o da onlardan olur. Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu (zulme devam ettikleri sürece) doğru yola eriştirmez.*
(*) Yahudi ve Hıristiyanlar hakkında Kur’an’da geçen “Velî, evliyâ” edinilmemesi şeklindeki sözcükleri “velâyet”; idarî, siyasî ve hukukî velâyettir [korunma, gözetilme ve yönetilmedir]; Arkadaşlık, samimiyet, işbirliği ve iş ortaklığı değildir. Mü’minler kesinlikle velâyetlerini [korunmalarını, gözetilmelerini, yönetimlerini; hak ve özgürlüklerini), İslama ve Müslümanlara karşı düşmanlık içindeki saldırgan müşriklere-inkârcılara, Yahudi ve Hıristiyanlara veremezler, teslim edemezler. Bu, kesinlikle yasaklanmıştır. Müslümanların korunma, gözetilme, yönetilme; bekalarını ve geleceklerini etkileyecek işlerine, hak ve özgürlüklerine, Müslümanlara saldıran ve düşmanlık yapanlara tevdi edilmemelidir. Onlara ne velâyet ne de vekâlet verilebilir. Yüce Allah’ın koyduğu bu velâyetin, Yahudi, Hıristiyan, inkârcı ve münafıklara verilmemesi kuralı, bağımsızlığın, özgürlüğün, varlığı sürdürmenin ve gelecekte de var olmanın teminatıdır. Ama bir Müslüman erkek, yahudi veya hristiyan bir kadınla evlenebilir. Onlarla dost ve arkadaş olabilir, hem de tüm insanı ilişkilerde bulunabilir, bunda herhangi bir sakınca yoktur. Eğer ‘’Veli, (tekil)‘’evliya, (çoğul),’’ dostluk, arkadaşlık ve samimiyet gibi anlamlarda olsaydı herhalde bunların kadınlarıyla da mü’minlerin evlenmesine izin verilmezdi. Çünkü inasanın en yakın dostu hiç şüphesiz eşidir. Eğer Kur’an kitap ehli ile dostluğumuzu yasaklasaydı kitap ehli kadınlarla evlenmemize de izin vermezdi. Zira onlarla evlendiğimizde kitap ehli olan kadınları ve ailelerini kendimize en yakın dost yapıyoruz. Bize yasaklanan Müslümanlar aleyhine onlarla ittifak yapmak veya onları kendimize lider, temsilci ve yönetici yapmaktır. Ayrıca Mümtehine 9. da yer aldığı üzere “Allah, din uğruna sizinle savaşmayanlara ve sizi evlerinizden çıkarmamış olanlara iyilikte bulunmaktan, adaletli davranmaktan, sizi alıkoymaz,” diye buyrulmuştur. Onun için Müslümanlara saldırmayan, onların aleyhinde düzenler kurmayanların dost edinilmesiye ilgili bir yasaklama yoktur. Bu nedenle birçok mealde ‘’onları dost edinmeyin’’şeklindeki tercüme yanlıştır. Zaten ‘’veli’’ dost anlamında değildir. Aynı şekilde veli edinilmesi yasaklanan kitap ehlinin kimler olduğunu Maide 57. de vurgusu yapılmıştır. Yani bu ayet Yahudi ve Hristiyan kimselerle iyi ve insani ilişkileri, ticari ve bilimsel iş birliğini ve dostluğu değil; zulüm sistemlerinin ve oluşumlarının güdümüne girmeyi, onları kendimize/islam toplumuna lider ve yönetici yapmamızı yasaklamaktadır.
( يا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصارى أَوْلِياءَ) إلخ أي لا يوالى أفراد أو جماعات من المسلمين أولئك اليهود والنصارى المعاندين للنبي والمؤمنين، ويعاهدونهم على التناصر من دون المؤمنين، رجاء أن يحتاجوا إلى نصرهم إذا خذل المسلمون وغلبوا على أمرهم قال ابن جرير: إن الله تعالى نهى المؤمنين جميعا أن يتخذوا اليهود والنصارى أنصارا وحلفاء على أهل الإيمان بالله ورسوله ويطلق الولي بمعنى من يتولى الأمر، ومن يكون صاحب الولاية (زهرة التفاسير) قال أبو جعفر : والصواب من القول في ذلك عندنا أن يقال : إن الله تعالى ذكره نهى المؤمنين جميعا أن يتخذوا اليهود والنصارى أنصارا وحلفاء على أهل الإيمان بالله ورسوله وغيرهم (تفسير الطبري) يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى الذين يتآمرون علي الاسلام ويقاتلون المسلمين، ويدبرون لهم المكايد، ويخرجونهم من ديارهم او يظاهرون علي اخراجهم – أَوْلِيَاء - اي في أمورهم وشؤنهم الدنية والدنيوية - َ