Ve sana, [ey Peygamber], hakikati ortaya koyan bu ilahî kelâmı, geçmiş vahiylerden bu/güne kalanı tasdik edici ve içinde hangi doğruların bulunduğunu belirleyici ⁶⁴ olarak indirdik. Öyleyse, [ey Peygamber,] geçmiş vahyin izleyicileri arasında Allah’ın indirdiklerine uygun olarak hüküm ver, ⁶⁵ ve sana gelmiş olan hakikati terk ederek onların mesnedsiz görüşlerine uyma. Biz, her biriniz için [farklı] bir sistem ve [farklı] bir hayat tarzı belirledik. ⁶⁶ Eğer Allah dileseydi, hepinizi bir tek topluluk yapardı: ama indirdikleri aracılığıyla sizi sınamak için [başka türlü diledi]. ⁶⁷ O halde hayırlı işlerde yarışın! Hepinizin dönüşü Allah’adır; o zaman Allah, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size gösterecektir. ⁶⁸
64 Muheymin ortacı, heymene, “[bir şeyi] gözetledi” veya “[onu] kontrol etti” rubâ‘î fiilinden türetilmiştir ve burada Kur’an’ı geçmiş kitaplarda neyin gerçek neyin gerçek dışı olduğuna karar vermenin belirleyici ölçüsü olarak tanımlamak için kullanılmıştır (bkz. Menâr VI, 410 vd.).65 Lafzen, “onlar arasında ... hüküm ver”. Bu, yalnızca hukukî ihtilaflar için değil, ama aynı zamanda ahlakî anlamda neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair hükümler için de geçerlidir (bkz. yukarıdaki not 55). Önceki ayette “İncil’in izleyicileri”nin ve baştaki pasajlarda da Tevrat’ın anılmasından açıkça anlaşılacağı gibi, burada sözü edilen halk hem Yahudiler hem de Hristiyanlardır.66 “Her biriniz için” ifadesi, insanlığı oluşturan çeşitli toplumları anlatır. Şir‘a yahut şerî‘a terimi, lafzî olarak, (insanların ve hayvanların yaşamaları için zorunlu olan su ihtiyacını karşıladıkları) “su kaynağına giden yol”u gösterir ve Kur’an’da bir topluluğun sosyal ve manevî refahı için gerekli olan bir hukuk sistemini göstermek için kullanılır. Diğer taraftan minhâc terimi, genellikle soyut anlam taşıyan “açık yol”, yani bir “hayat biçimi” anlamına gelir. Ancak, şir‘a ve minhâc terimleri, yalnızca belli bir inanç sistemi ile ilgili kanunları değil ama aynı zamanda Kur’an’a göre Allah’ın her peygamberi tarafından tebliğ edilen bütün değişmez, temel manevî hakikatleri de kapsayan dîn teriminden anlam olarak daha dar kapsamlıdır. Çünkü Peygamberler tarafından tesis edilen belli bir hukuk sistemi (şir‘a veya şerî‘a) ve tavsiye edilen hayat biçimi (minhâc), zamanın ihtiyaçlarına ve her toplumun kültürel gelişmesine bağlı olarak değişir. İşte bu “çoklukta birlik” Kur’an’da sıkça vurgulanmıştır (mesela, 2:148’in ilk ayeti, 21:92-93, yahut 23:52 vd.). Öğretilerinin evrensel geçerliliği ve metinsel değişmezliği ile Peygamber Muhammed (s)’in “hâtemu’l-enbiyâ’”, yani, peygamberlerin sonuncusu (bkz. 33:40) olması gerçeği nedeniyle, Kur’an, bütün vahiylerin zirvesini temsil eder ve ruhî/manevî tatminin en son, en mükemmel yolunu ortaya koyar. Ancak Kur’an mesajının bu benzersizliği, önceki inançların mensuplarını Allah’ın rahmetine ulaşmaktan alıkoymaz: çünkü -Kur’an’ın sıkça işaret ettiği gibi- onlar arasından Tek Allah’a ve Hesap Günü’ne (yani, bireyin ahlakî sorumluluğuna) katıksız biçimde inananlar ve erdemlice bir hayat yaşayanlar, “ne korkacak ne de üzüleceklerdir.”67 Yani, “kendinizi Allah’a teslim etme ve O’na itaat etme niyetinizi çeşitli bağlayıcı dinî kurallar aracılığıyla sınamak için” (Zemahşerî, Râzî), “ve böylece, ilahî kaynaklı evrim kanununa uygun biçimde sosyal ve manevî olarak gelişmenizi sağlamak için” (Menâr VI, 418 vd.).68 Lafzen, “ihtilaf ettiğiniz şeyleri size bildirir” (karş. sure 2, not 94). Böylece Kur’an, Allah’a inanan müslim ve gayrimüslim herkese, dinî uygulamalarındaki farklılıkların, onları karşılıklı düşmanlığa sürüklemek yerine “hayırlı işlerde birbirleriyle yarışma”ya yöneltmesi gerektiğini vurgulamaktadır.