Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına karşılık Allah’tan bir ceza olarak her ikisinin de ellerini (hırsızlıktan) kesin (hapsedin, önleyici ve ıslah edici tedbirler geliştirin). Allah ise mutlak güç sahibidir, doğru hüküm verendir. *
(*) Ayetin mesajının detaylı açıklaması şöyledir: 1) Yusuf sûresinin 70-79. ayetlerinde de hırsızlık suçuna karşılık olarak el kesme değil hırsızın mülkiyet hakkına el koyma (onun için tutuklama) hükmü verilmekte suç ile cezanın birbirine uygun-paralel olması gerektiğinin altı çizilmektedir. Yani yüce Allah’ın birer peygamberi olan Hz. Yakup ve Hz. Yusuf’un şeriatında ve son din olan İslamdan önceki bütün ilahı dinlerde maddi anlamda hırsızın cezası el kesmek değildi. 2) Oysa son ve evrensel din olan İslam ve onun kitabı Kur’an bütün insanlık için hidayet, rahmet, şefkat ve müjde kaynağıdır. Konuyla İlgili bir ayet şöyledir: ) (وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَاناً لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِمٖينَࣖ ﴿٨٩ ‘’ve sana bu kitabı (Kur’an’ı) her şeyi açıklamak için bir doğru yol rehberi, bir rahmet kaynağı ve (zatım olan Allah’a) yürekten teslim olanlara bir müjde olarak indirdik. (Nahl-17/89) İşte görüldüğü gibi Kur’an bir rahmet kaynağıdır. Bu nedenle onun ilkeleri kolaylık ve rahmet bakımından önceki diğer ilahi dinlerin ilkelerinden geri olması söz konusu olamaz. Yani Hz. Âdem’le başlayarak, Hz. Muhammed’le son bulan ilahi dinlerin hak, adalet ve rahmet gibi konularda aralarında hiçbir fark yoktur. Peki, neden önceki ilahi kaynaklarda böyle bir ceza yoktur da, âlemlere rahmet ve rehber olarak gönderilen Kur’an’da maddi anlamda el ve ayak kesme cezası bulunsun! 3) Ayrıca Yusuf-31. ayetin (وقطعن أيديهن)’’ve katta’ne eydiyehunne’’ şeklinde mübalağa sigasıyla/şeddeli gelmesine rağmen yine de ellerini kesip koparmak değil de, çizip yarmak anlamında gelmiş olması buna bir örnektir. Hâlbuki Maide-5/38. ayette (فاقظعوا)’’ faktau’’ ifadesi, (فقطعوا) ‘’fekattıu’’ şeddeli, yani mübalağa sigasıyla da gelmemiştir. Bu nedenle Maide-5/38. ayetteki (قطع - أيد) ifadelerin de mecaz anlamında olması daha uygun olur. Zira Arapçada (قطع)’’kataa’’ kelimesinin anlamı geniş olup yerine göre bazen fiziksel/yarmak, çizmek, yaralamak, kesmek vs, bazen de mecaz anlamda gelebilir. Ama şeddesiz ise mecaz anlamında olur. Fakat Arapçada (بتر - بتك)‘’betere ve beteke’’ ise sadece fiziksel anlamda kesmektir. İşte birkaç örnek! (بتَر عضوًا ونحوَه قطعه، استأصله، نزعه - لمْ يَكُنْ أمَامَ الطَّبِيبِ مِنْ خِيَارٍ إلاَّ أنْ يَبْتُرَ يَدَ الْمَرِيضِ : البَتْر في الجراحة: قطع طَرَف أو جزء منه جراحيًا البَتْرُ اسْتِئْصالُ الشيء قطعاً: المصدر :(تعريف و معنى بتر في قاموس الكل. عربي) البتك - بَتكهُ : قطعه، وفي التنزيل: (فَليَبتِّكُنَّ آذانَ الأنعَامِ - فليقطعن)ّ ( İşte görüldüğü üzere Kur’an (فابتروا أيديهما – أو بتكوا أيديهما) ‘’febterü eydiyehuma veya bettikü eydiyehuma’’ şeklinde yalnız fiziksel anlamda olan kelimeleri değil, mecaz anlamına da gelen (فاقطعوا) ‘’fektau’’ ifadesini kullanmıştır. Bu nedenle bu ifadeyi mecaz anlamda kullanmakta hiçbir sakınca olmadığı gibi hem yüce Allah’ın sınırsız merhametine hem de insanlığa hidayet ve rahmet kaynağı olan Kur’an’ın genel mesajına daha uygun olduğu görülmektedir. Ayrıca el kesme ile ilgili rivayetlerin de tutarsız, çelişkili, Mürsel, müdelles ve zayıf olduğundan böyle önemli bir konuda bu tür rivayetlerin hüccet ve delil sayılması mümkün değildir. Çünkü 1) Hz. Peygamber tarafından Beni Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan kadının eli kesilmiştir’’ şeklindeki rivayet hem mürsel ve müdelles (munkat’i ve zayıf) hem de birçok âlime göre (İbni Hacer, İmam Şafii, el- Âllai, ed-Darkutni, el-Belhi ve daha niceleri gibi) bu hadiseyi aktaran ravilerden ez-Zuhri müdellis olup rivayetleri makbul ve delil sayılmaz. 2) Yine buradaki ravilerden Urve bin Zubeyir’in de müdellis olduğu ve ez-Zehebi ile İbn Kattan tarafından hadisleri reddedildiği bilinmektedir. 3) Zaten bununla ilgili rivayetler de Haber-i Ahad’ir, Haber-i Ahad ise, zannidir, yani kesin değildir. Hâlbuki Yunus-36. ayette ...إِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْأ)) ’’ Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan hiçbir şeyin yerini tutmaz…‘’ şeklindeki ayetin son cümlesinin mesajı genel olup burada hiçbir surette zanni bilgilerin hak namına bir şeyi ifade etmeyeceğine dair vurgu yapılmaktadır. Yine Allah Resulû de, (اياكم والظن فان الظن أكذب الجديث)’’Zandan ve zanni haberden kaçının, çünkü zan ve zanna dayalı haber en yalan haberdir’’ buyurmaktadır. Mademki Haberi Âhad zannidir, öyleyse ondan kaçınmak, yani onu kabul etmemek gerekir. Çünkü Haber-i Âhad olan rivayetler delil olamazlar. 4) Mekke fethi esnasında ‘’Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan kadının eli kesildi’’ şeklinde Hz. Aişe’ye dayandırılan bu rivayet irsal/inkıta tarikıyla gelmektedir. Bu da bu rivayetin zayif veya uydurma olduğunu göstermektedir. 5) Ayrıca zina edene (başkasının namusunu kirletene) sadece yüz kamçı cezası uygulayan bir din, başkasının malını veya birkaç kuruşunu çalanın, (hâlbuki çalınan mal insanın namusu gibi değerli ve kutsal da değildir) elinin kesilmesi gibi geri dönüşü olmayan bir ceza verir mi? Üstelik tövbe ile telafisi mümkün olan bir suça karşı, böyle bir uygulamaya müsaade eder mi? El gibi önemli bir uzvun kesilmesi ne demek, düşünebiliyor musunuz? Elleri kesilen kişi bekârsa evlenemeyecek ya da ancak çok zor şartlarda evlenebilecek, ölünceye kadar başkalarına muhtaç yaşayacak, kendi özel ihtiyaçlarını dahi göremeyecek, varsa eşinin ve çocuklarının nafakasını temin edemeyecek, eğer devlet onlara yardım etmez veya edemezse hem kendisi hem de çocukları kendi karınlarını doyurmak için dilencilik yapacaklar veya onlar da babaları gibi hırsızlık yapacaklar. Yani merhamet edenlerin en merhamet edeni olan yüce Allah’ın böyle bir ceza verebileceğini aklınız, mantığınız alıyor mu? 6) Ayrıca bir yumurtayı, bir doları veya birkaç lirayı çalan ile milyarlarca dolar çalana aynı ceza mı verilecek? Eğer hırsızın cezası fiziksel anlamda el kesmek ise, o zaman bir yumurtayı, bir doları veya birkaç lirayı çalanın da milyarlarca dolar çalanın cezası aynı olur. Peki, hangi dine, hangi kitaba, hangi hukuka ve hangi vicdana göre böyle adaletsiz bir ceza olur? Ayrıca neden rivayetler tutarsız ve çelişkilidir? Neden çok önemli olan hırsız elinin kesilmesi konusunda Kur’an’da elin nereden kesileceğine dair hiçbir bilgi yoktur? Hani Kur’an (تبيانا لكل شئ)’’ Kur’an (din konusunda ihtiyaç duyulan) her şeyi açıklamaktadır’’ deniliyor. Demek ki buradaki el kesme fiziksel anlamda değildir. (الله اعلم) Ayrıca eğer Hz. Peygamber döneminde maddi anlamda hırsızın eli kesilmişse, nereden kestiğine dair neden ittifak yoktur? 7) Şimdi Hz. Peygamber tarafından Mekke fethinde hırsızlık yaptığını iddia edilen Beni Mahzûm kabilesinden bir kadının elini kestiğine dair rivayetlerin delil olup olamayacağına veya böyle bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğine dair ilgili rivayetin analizini yapalım: Bu konuda üç farklı rivayet vardır. Bir rivayete Hz. Âişe şöyle dedi: Mekke fethinde Benî Mahzûm kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri çok üzmüştü. Onlar: Bu konuyu Rasûlullah ile kim konuşabilir, diye kendi aralarında konuştular. Bazıları: Buna Resûlullah’ın sevdiği Üsâme b. Zeyd’den başka kimse cesaret edemez, dediler. Üsâme, onların istekleri doğrultusunda Resûlullah ile konuştu. Rasûlullah ise Üsâme’ye: Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için şefaat/aracılık mı yapıyorsun?"" diye sordu; sonra ayağa kalktı ve şöyle hitap etti: Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim…’’ Başka bir rivayette göre ise Hz. Aişe:’’Bir kadın ödünç şeyler alır ve onu inkâr ederdi. Elinin kesilmesini emretti. Yani onun yaptığı hırsızlık değildi, bilakis başkasından aldığı ödünç veya emanet şeyleri sonra inkâr ederdi… (Buhari ve Müslim) Not: Hz. Aişe Mekke fethine katılmadığı hâlde Mekke de bu olaya şahit olmuş ve gözleriyle görmüş gibi anlatıyor. Yani kimden (Hz. Pygamberden veya Mekke fethine katılanlardan) bu olayı duyduğunu söylemiyor. Bu nedenle bu rivayet mürseldir/munkati/ ve zayıftır, hüccet ve delil olamaz. Eğer Hz. Aişe bunu Hz. Peygamberden veya Mekke fethine katılanlardan duydum deseydi, böyle bir sorun da olmazdı. 1) Hz. Aişe’ye dayandırılan her iki rivayet hem birbiriyle tutarsızdır hem de Mürsel/munkati ve zyıftır. Zira birincisinde bu kadının sucu hırsızlıktı, diğer rivayetinde ise, ‘’onun sucu ödünç şeyler alır ve onu inkâr ederdi ‘’şeklindedir, yani onun sucu hırsızlık değildi. 2) Bunu rivayet eden Hz. Aişe değil, tabiînlerden Urve bin Zübeyir’dir. 3) Mekke fethine şahit olmuş gibi bu olayı anlatan tabiînlerden Urve bin Zübeyir’in de doğumu Hicri 23. senesinde (yani miladi-643) olduğundan ne Mekke fethini ne de Hz. Peygamberi görmüştür. Hâlbuki onun da Mekke fethine katılanlardan duymuş olması gerekirdi, ama bunu kimden duyduğunu o da söylememiştir. Ayrıca ondan da rivayet yapan ez-Zühri de birçok âlime göre müdellistir, rivayetleri makbul ve delil olamaz. Yani bunun rivayeti de Mürsel (munkatı) dir. Bu nedenle Hz. Peygamberin, Beni Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının elini kesmiştir şeklindeki meşhur rivayet de sıka/güvenilir ve sahih değildir… Yani ravilerden ez-Zuhri’nin müdellis olduğu, Urve bin Zubeyir de irsal yaptığını ve Hz. Aişe’den gelen rivayetlerin de hem irsal, hem de çelişkili ve tutarsız olduğunu görüyoruz. Bu nedenle böyle önemli bir konuda tutarsız, zayif ve munkatı olan bir rivayetin kabul edilmesi veya delil olarak gösterilmesi mümkün değil. Ayrıca bu rivayet haberi vahid/zanni haber olduğundan da yine ravilerin durumunda hiçbir sorun yoksa bile, böyle önemli bir konuda kabul edilemez. 4) Ravilerden ez- Zuhri’nin müdellislerden olduğunu söyleyen kaynakların Arapça metinleri de aşağıya alımıştır. 5) Peki Mürsel hadis nedir? ‘’… Sözlükte irsâl kökünden türeyen mürsel kelimesi terim olarak “tâbiînden bir râvinin, kendisiyle Hz. Peygamber arasındaki sahâbînin ismini atlayarak naklettiği hadis”manasına gelir. Usul âlimleri ve fıkıhçıların kullanımına göre “münkatı‘, mu‘dal, müdelles ve muallak gibi senedinin herhangi bir yerinden bir veya birden çok râvisi düşen hadis” demektir. Nitekim birçok hadis âliminin rivayet ettiği mürsellerin zayıf olduğu ortaya konulmuş ve pek çok hadis âliminin rivayetleri sika olmayan râvilerden hadis yazdığı ve naklettiği belirtilerek kabul edilmemişti. Kaynak: (TDV. İslam Ansik...) İşte Hz. Peygamberin Beni Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının elini kestiğine dair (لو سرقت فاطمة بنت محمد لقطعت يدها الخ) şeklindeki meşhur rivayetin de Mürsel/ munkati ve ravilerden ez-Zühri ve Urve bin Zubeyir’in de müdellis olduğundan dolayı makbul ve hüccet olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Ayrıca’’mûrsel’’hadisin zayıf ve merdüd olduğuna dair detaylı bilgi için metni aşağıya alınan ((كتاب تيسير مصطلح الحديث ص 88)’’Kitabu Teysiri Mustelahı-l Hadis’’adlı esere de bakabilirsiniz. 6) Yine bu kadının kim ve isminin ne olduğu hakkında üç farklı rivayet vardır: Bazılarına göre ismi, Fatıma binti Esved, bazılarına göre de onun ismi Ümmü Amr binti Süfyan, bazılarına göre ise ismi, Kîlabe binti Süfyan’dır. Peki, böyle önemli bir olayı aktaran rivayetler neden tutarsızdırlar? İşte bütün bunlar gösteriyor ki, hırsızın cezası fiziksel anlamda el kesmek değildir. 7) Ayrıca el kesmekle ilgili dört halifeye dayandırılan rivayetlerin de tutarsız, zayıf ve çelişkili olduğundan delil olamazlar. 8) Yine zina cezası konusunda (وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ ف۪ي د۪ينِ اللّٰه الخِ) ‘’Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir grup da onların cezalandırılmasına şahit olsun.’’ deniliyor. Peki, fiziksel anlamda el kesip koparmak zina cezasından kat kat daha ağır bir ceza olmasına rağmen, neden bunun için de böyle bir uyarı ve tavsiye yoktur, yani neden ‘’hırsızlık yapanlara da acıyacağınız tutmasın ve bu cezaya bir topluluk da şahit bulunsun’’ denilmiyor? Demek bu ceza zina edene yüz kamçı vurmaktan daha ağır olan fiziksel anlamda el kesme cezası değildr. 9) …Yine çoğu zaman klasik Arapçada “birinin elini ve ayağını kesmek” deyimi, “birinin gücünü yok etmek” ile eş anlamlıdır ve burada da muhtemelen bu anlam söz konusudur. Bkz: (M. Esed. Maide-33 Ayet Açıklaması) 10) Ayrıca hırsızlık nisabı konusunda da ittifak yoktur, çok sayıda farklı ve tutarsız rivayetler vardır. Peki, hangisine göre hırsızın eli kesilecek? Eğer bu ayetten maksat fiziksel olarak el kesmek ise, bir yumurta veya bir dirhem veya bir dolar ya da milyarlarca dolar çalanın cezaları aynı olur. Yani bir yumurta veya bir dolar çalan da bir milyar dolar çalan da aynı cezayı görür. 11) Peki, merhameti ve adaleti sonsuz olan yüce Allah’ın dininde böyle bir adaletsizlik olur mu? Hâlbuki Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor. (وجزاء سيئة سيئة مثلها) ‘’Bir kötülüğün/suçun/cezası ancak mislidir. (Şura-40) yine Gafir- 40. ayette. مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزَىٰ إِلَّا مِثْلَهَا) ‘’Kim bir suç işlerse ancak misli ile cezalandırılır’’denilmektedir. Peki, bir yumurta veya bir dolar veya on dolar ya da milyarlarca dolar çalanlara aynı cezayı verirsek, yani aynı şekilde ellerini kesip koparırsak, Şûrâ- 40 ve Gafir/Mümin 40. ayetlere aykırı davranmış olmaz mıyız? Hâlbuki fiziksel anlamda el kesmek yoksa bu sorunların hiçbiri olmaz. Yani ne ayetler arasında bir tutarsızlık olur, ne de adaletsizlik olur. 12) Yine hangi el ve neresinden kesileceğine dair üzerinde ittifak edilen bir bilgi de yoktur. Razi’nin de dediği gibi Arapçada parmaklara da, parmaklarla birlikte avuca da, bileğe de, kola da ve omuza da (أيد) ‘’eyd’’ denir. Peki, elin neresinden kesilecek? Eğer bundan maksat fiziksel olarak el kesmek olsaydı (وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ) ‘’Ve (Resulüm! Din konusunda muhtaç olduğunuz) her şeyi açıklayan kitabı sana indirdik… (Nahl-89) ve (كِتَٰبٞ فُصِّلَتۡ ءَايَٰتُهُ)’’Bu öyle bir kitaptır ki, bütün ayetleri detaylandırılmıştır’’ (Fussilet-2) denildiği hâlde neden Maide sûresi- 38. ayette böyle bir detaylandırma yoktur? Demek ki buradaki (أيد) ‘’eyd’’ kelimesinden maksat hırsızlıktan ellerinin veya güçlerinin kesilmesidir. Yani (فاقطعوا) ‘’fektau’’den maksat fiziksel olarak el kesmek değildir. (الله اعلم) 13) Yine (فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا) cümlesindeki ‘’eyd’’ ifadesi çoğul olduğundan dolayı eğer (قطع) kelimesi fiziksel anlamda kesip koparmak olsaydı o zaman herbir hırsızın bir eli değil, hırsızlık eden erkek ve kadının bütün ellerinin kesilmesi gerekirdi. Yani hırsızlık edenin her iki eli birden kesilmelidir. Buna itiraz olarak kimisi diyor ki, sarik (hırsızlık eden erkek) ve sarikenin (hırsızlık eden kadının) anlamı çoğul olduğundan dolayı (أيد)’’eyd’’ kelimesi de çoğul olarak gelmiştir… Oysa (فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَ) cümlesinin hemen ardında gelen (هما)’’huma’’yani ikisinin’’ ve (كسبا)’’keseba’’ yani‘’ ikisinin kesp ettiklerine karşılık’’ şeklinde tesniye (iki kişi için) olarak gelen zamirler, söz konusu iddiayı geçersiz kılmaktadır. Ayrıca eğer sarik ve sarikanın anlamları çoğul olarak kast edilseydi, o zaman ayetin Arapça metni de şöyle olması gerekirdi: (فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَ جَزَٓاءً بِمَا كَسَبَوا). 14) Yine her ikisinden birer elin kesilip koparılması söz konusu olsaydı, ayet şöyle olması gerekirdi. (فاقطعوا يديهما - أو - فابتروا يديهما) ’’faktau yedeyhima veya febterü yedeyhima ’’şeklinde olması gerekirdi. Demek ki buradaki (قطع) ‘’katı’ı,’’ fiziksel anlamda kesip koparmak değildir. Ayrıca Hakka-44. ayette de geçen (ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ ٤٦) ’’Sonra ondan can damarını koparırdık.’’ şeklindeki (قطعنا) ifadesiyle kesip koparmak değil, bilakis, onun hayatına son vermekten kinayedir. Bu nedenle burada da (فاقطعوا) ifadesinden maksat ellerinin fiziksel anlamında kesip koparmak değil, hırsızlıktan kesilmesi söz konusu olabilir (الله اعلم) 15) Ayrıca hırsızlığı sadece bireysel bir suç olarak kabul etmek de isabetli olmaz. Aile yapısı, toplum normları, devletin sosyal kurum ve değerleri de bu suçun işlenmesinden sorumlu olup buna sebebiyet veren her türlü yoksulluk ve işsizlikle ciddi anlamda mücadele edilmeli, yoksulluk ve işsizlik toplumun gündeminden çıkarılmalı ve bunun için gerekli olan bütün adımlar atılmalıdır. Yani işsizlik sorunu çözülmeli ve herkese aş ve iş verilmelidir. İnsanı hırsızlığa iten bütün etmenler ortadan kaldırılmalıdır. Adil ve eşit bir gelir dağılımı sağlanmalı ve hırsızlığı önleyen her türlü tedbir alınmalıdır. Çünkü aile bağlarının güçlü, tüm vatandaşları kapsayacak sosyal yardımlaşmanın yaygın, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı, gösteriş ve savurganlığın az olduğu bir toplum hırsızlık olayını minimuma indirebilir. Ayrıca bu konuda bir diğer önemli husus da hırsızlığın tanımıdır. ""Kişinin kolay yoldan, alın teri akıtmadan, başkasının hakkına tecavüz ederek hukuk dışı mal mülk sahibi olması’’ şeklinde tanımlanabilecek hırsızlığa, işleyişi, sistemi, düzeni hukuka uydurarak ""nitelikli hırsızlık"" yapılması durumlarını da ilave etmek gerekir. Zira günümüzde güç ve yetki sahiplerinin en yaygın kullandığı hırsızlık şekli-yöntemi budur. Çalışanın emeğinin karşılığını tam olarak vermemek de bu türden bir hırsızlıktır. Yine yaşadığımız çağda internet ve bilişim dolandırıcılığı ile internet üzerinden kredi kartı dolandırıcılıkları da hırsızlık tanımına girerler. İşte Kur’an’ın öngördüğü cezalar böyle bir toplumda caydırıcı olur. Özetle, Hz. Peygamberin hırsız bir kadının elini kestiğine dair rivayet, tutarsız, mürsel/zayıf ve munkati olup bu konuda senedi sahih, mütevatir ve delil olabilecek bir uygulaması söz konusu olmamıştır. Ayrıca eğer (نكال)’’nekâl’’ (من) min veya (عن)’’ân’’gibi harfi cer ile müteâddi olursa, örneğin ((من الله ’’minellahî’’ ayette olduğu gibi o zaman sadece ceza, sakınmak ve çekinmek gibi anlamlara gelir, yani caydırıcı, ibret verici anlamları yoktur, ama (ب) harfiyle mütâddi olursa, örneğin (نكل به : صنع به صنيعا يحذر غيره إذا رآه) ‘’nekele bihi’’o zaman ‘’caydırıcı ve ibret verici bir ceza’’ şeklinde anlaşılır. Bu nedenle meallerdeki ‘’Allah’tan İbret verici veya caydırıcı bir ceza olmak üzere’’şeklindeki çeviriler hatalıdır. Ama Arapça Kamus ve lugatları araştırırsanız bunun böyle olduğunu göreceksiniz. Yine metinleri aşağıya alınan tefsirlerde de (نكالا)‘’nekâlen ’’ifadesi için sadece ‘’Allah’tan bir ceza olmak üzere’’ şeklinde bir anlam verilmiştir. İşte bu nedenlerle ayette bulunan (فاقطعوا أيديهما) cümlesini ‘’ellerini (hırsızlıktan) kesin’’ veya’’ güçlerini kesin’’şeklinde değerlendirmek, yüce Allah’ın sınırsız merhametine ve Kur’an’ın genel mesajlarına daha uygundur. Yani bütün bunlar gösteriyor ki, hırsızın cezası fiziksel anamda el kesip koparmak değildir. (الله اعلم) Yine gerek Hz. Peygamberin ve gerekse Hz. Ebu Ebubekir ve Hz. Ömer’in hırsızın elini bilekten ve Hz. Ali’nin de parmaklardan kestiğine dair rivayetlerin tümünün de senedleri zayıf, garip, tutarsız ve munkati olduğundan hiçbiri hüccet ve delil olamaz.