close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Mâide Sûresi 38. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve-ssâriku ve-ssârikatu fakta’û eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen mina(A)llâh(i)(k) va(A)llâhu ‘azîzun hakîm(un)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Erkek olsun, kadın olsun, hırsızlık edenlerin, elde ettiklerine karşılık, Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak kesin ellerini ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Zaruri ihtiyaçlarını karşılama mecburiyeti gibi ciddi mazeretler ve çaresizlikler dışında, çalmayı meslek haline getiren ve 10 dirhem=iki koyun fiyatından fazla çalıveren) Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp haksız) kazandıklarına bir karşılık ve Allah’tan ’tekrarını önleyen etkin ve caydırıcı bir ceza’ olmak üzere; her birinin (sağ) elini (bilekten) kesin! Allah Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
[Not: Ülke çapında ıslah edici tedbirler alınmasına, herkese meşru çalışma ve kazanma imkânları sağlanmasına, sakat ve sahipsiz ise ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanmasına rağmen; ev ve işyeri gibi ortamlardan, kuyumculardan, kasalardan, mağazalardan hırsızlık yapanların, önce önlerinin kesilmesi, fayda vermiyorsa ellerinin kesilmesi, uygulanma şartları çok zor, ama caydırıcı bir ceza olarak önemli bir tedbirdir. İslam’da aslolan, hırsızlığın önünün kesilmesi, insanca yaşama şartlarının geliştirilmesidir. Zaten bu tedbirler alınmadan el kesme cezasının uygulanamayacağı belirtilmiştir. Cehalet ve mecburiyet sonucu işlenen suçlar, zararları ödenmek ve tekrar edilmemek şartıyla devletçe affedilir. (Bak: En’am 54. Ayet) Asıl suç ve sorumluluk; ülkede, faiz ve rantiye sistemiyle vurgun ve soygun düzeni kurarak halkı soyanların ve geçim darlığı içinde kıvrandıranların üzerindedir.]  
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadına gelince, işlemiş olduklarına karşılık, Allah'tan gelen caydırıcı bir ceza olarak, her ikisinin ellerini kesin. Zira Allah, çok güçlü ve çok kuvvetlidir, yaptığı herşeyi yerli yerince yapar.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Hırsızlık yapan erkeklerin ve hırsızlık yapan kadınların ellerini kesin. Bilerek işledikleri suça karşılık Allah tarafından hırsızlara caydırıcı bir gözdağı ve ders olduğu için bu cezayı uygulayın. Allah kudretli, hikmet sahibi ve hükümrandır.
Ahmet Varol
swap_vert close
Hırsız erkekle hırsız kadının yaptıklarına karşılık, Allah tarafından ibret verici bir ceza olması için ellerini kesin. Allah yücedir, hakimdir.
Ali Bulaç
swap_vert close
Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allah'tan, 'tekrarı önleyen bir ceza' olmak üzere ellerini kesin. Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Erkek hırsızla kadın hırsızın, yaptıklarına karşılık ve Allah'dan bir azab olmak üzere, (sağ) ellerini kesin. Allah, mutlak galibdir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Hırsızlık yapan erkek ve kadının, yaptıklarından dolayı Allah’tan bir azap olarak ellerini kesin. Şüphesiz Allah, Aziz ve Hakîm’dir.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ders olmak üzere güçlerini kesiniz. Allah, izzet ve hikmet sahibidir.
Besim Atalay
swap_vert close
Allahtan bir azap gelmek üzere, yaptıkları şeye ceza olarak erkek olsun, dişi olsun hırsızların ellerini kesiniz, Allah emre, Allah bilge
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, (şartların oluşmasından sonra) yetkilerini ellerinden alın (ve işlerine son verin). Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.
Ayette geçen “faktaû eydiyehuma” cümlesi tefsircilerin çoğu tarafından “ellerini kesin” şeklinde tercüme edilmiş olsa da bu ifadeyi “yetkilerini ellerinden alın” şeklinde yorumlamak daha doğru olur. Çünkü “faktaû” emri ile birlikte kullanılan “yed” kelimesi Bakara 2/87, 253. Ayetlerinde ve daha birçok yerde “güç” ve Maide 4/64, Fetih 48/10 ayetlerinde ise “kuvvet/yetki” olarak kullanılmıştır. “Kataa” kelimesi Kuran’da 19 yerde geçer. Bu ayetin dışında geçtiği yerlerin (Ra’d, 13/4 “kıt’a/ada” ve Hakka, 69/47 “koparmak, kesmek” hariç) hemen tamamında “ilişkiyi kesme” veya “son verme” gibi fiziksel olmayan ya da mecazi anlamlarda kullanılmıştır. Söz konusu kelimenin bir başka formu olan “kattaa” kelimesi ise Kuran’da 17 kez geçer. Geçtiği yerlerin beşinde fiziksel olarak kesip atmak, on yerde mecazen ilişkiyi kesmek ve diğer iki yerde ise fiziksel olarak yarma/çizme anlamında kullanılmıştır. Bu iki kelimeye; bir cümle içerisinde bir arada kullanıldığında ve bu ayet bir sonraki -tevbe kapısının açık olduğunu bildiren- ayetle siyak-sibak ilişkisi kurulduğunda “yetkilerini ellerinden alın” anlamını vermek daha uygun düşer. Zira kesilen eller tevbe ile geri gelmeyeceğine göre bu durumda tevbenin bir anlamı kalmamış olur. Zina edene yüz sopa cezası uygulayan bir din, hırsızlık yapana elinin kesilmesi gibi geri dönüşü olmayan bir ceza verir mi? Üstelik tevbe ile telafisi mümkün olan bir suça karşı, böyle bir uygulamaya müsaade eder mi? El gibi önemli bir uzvun kesilmesi ne demek, düşünebiliyor musunuz? “Elleri kesilen kişi bekarsa evlenemeyecek ya da çok zor şartlarda izdivaç gerçekleştirecek, ölünceye kadar başkalarına muhtaç yaşayacak, kendi özel ihtiyaçlarını dahi göremeyecek, evli ise eşinin ve çocuklarının nafakasını temin etmekte zorlanacak. Merhamet edenlerin en merhamet edeni olan Allah’ın böyle bir ceza verebileceğini aklınız, mantığınız alıyor mu?  
Cemil Said
swap_vert close
Kadın ve erkek sârikin yapdığına cezâ olarak elini kesiniz ânlara Allâh’ın virdiği cezâ budur. Allâh ’azîz ve hakîmdir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadının yaptıklarına karşılık bir ceza, Allah’tan bir ibret olarak ellerini kesin. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.
Edip Yüksel
swap_vert close
Erkek hırsızın ve kadın hırsızın ellerini, yaptıklarına karşılık kesin. Bu ALLAH'ın öngördüğü bir caydırma yöntemidir. ALLAH Güçlüdür, Bilgedir
Ayette "kesin" diye çevirdiğimiz kelimenin benzer formu olan "QaTaA'" Kuran'da 19 ayette geçer. 5:38 ayetinin dışındaki yerlerin hemen hepsinde "ilişkiyi kesme" veya "son verme" gibi fiziksel olmayan veya mecazi anlamlarda kullanılır (2:27; 3:127; 6:45; 7:72; 8:7; 9:121; 10:27; 11:81; 13:4; 15:65; 15:66; 13:25; 22:15; 27:32; 29:29; 56:33; 59:5; 69:46). Bunlardan sadece 13:4'teki kullanımı fiziksel anlamda olup 69:46 ise tartışmalıdır. Sözkonusu kelimenin bir başka formu olan QaTTaA' ise Kuran'da 17 kez geçer. Bu şeddeli form, hem fiziksel olarak kesip atmak (5:33; 7:124; 20:71; 26:49; 13:31) hem mecazen ilişkiyi kesmek (2:166; 6:94; 7:160; 7:167; 9:110; 47:15; 47:22; 21:93; 22:19; 23:53) ve hem de fiziksel olarak kesip yarma/çizme anlamında kullanılır (12:31; 12:50). 12:31 ayetinde Yusuf peygamberin yakışıklığına hayran kalarak heyecanlanan kadınların meyve bıçağıyla "ellerini kestiği" anlatılır. Kuşkusuz, kadınlar ellerini kesip koparmadılar. 5:38 ayeti ile 12:31 ayeti arasındaki anlam ilişkisi, matematiksel ilişkiyle de destekleniyor gibi. "El kesme" ifadesinin geçtiği her iki ayetin sure ve ayet numaralarını topladığımızda her ikisinden de 43 rakamını elde ederiz. Bu matematiksel ilişki, 19 koduyla da desteklenir. 12:31 ayetinden tam 19 ayet sonra "el kesme" ifadesine bir kez daha rastlıyoruz. Bu matematiksel ilişkileri bir delil olarak değil, sadece ilginç bir gözlem olarak sunuyoruz. Böylece, hırsızların ellerinin kesilmesini emreden ayeti, (1) ellerinin kesilip koparılması, veya (2) ellerinin çizilerek ve yarılarak kesilmesi, veya (3) mecazi anlamda, yani hırsızlıkla ilişkilerini kesecek önlemlerin alınması gibi üç değişik biçimde anlamak mümkün. Bu seçeneklerden birini veya suçun ağırlık derecesine göre kombinesyonunu tercih etmek topluma kalmıştır. (Bak: 7:52). Hırsızlık olayını sadece bireysel bir suç olarak kabul etmek doğru olmaz. Aile yapısı, toplum normları, sosyal kurum ve değerleri de bu suçun işlenmesinden sorumludur. Aile bağlarının güçlü, sosyal yardımlaşmanın yaygın, gösteriş ve savurganlığın az olduğu bir toplum hırsızlık olayını minimuma indirebilir. Kuran'ın öngürdüğü cezalar böyle bir toplumda caydırıcı olur.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah'dan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah daima üstündür, hikmet sahibidir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadın sâbit oldu mu ellerini kesin, kazandıklarına cezaen Allahdan kelepçek, çünkü Allah azîzdir, hakîmdir
Emrah Demiryent
swap_vert close
Hırsızlık yapan erkeğin ve hırsızlık yapan kadının, yaptıkları bu suça karşılık, Allah’tan (insanlara) ibret verici (caydırıcı) bir ceza olmak üzere (sağ) ellerini (bilekten) kesin. Allah her işinde mutlak galip olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Hırsızlık yapan erkeğin ve kadının, her ikisinin de ellerini, Allah'tan caydırıcı bir ceza olarak kesin.¹ Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Erkek hırsızla kadın hırsızın — o irtikâb etdiklerine bir karşılık ve ceza ve Allahdan (insanlara) ibret verici bir ukubet olmak üzere — ellerini kesin. Allah mutlak gaalibdir, yegâne hüküm ve hikmet saahibidir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Hem hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadın yok mu, yaptıklarına bir cezâ, Allah'dan bir azâb olmak üzere onların (sağ) ellerini kesin!(1) Çünki Allah, Azîz (kudreti dâimâ galib gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.
(1)Bu cezânın tatbîk edilmesi bazı şartlara bağlıdır: Hırsız, âkıl-bâliğ olmalı, kör veya sağır olmamalı, çalınan malın sâhibi ile aralarında ebeveyn-çocuk veya karı koca yâhut ortaklık münâsebeti olmamalı, çalınan mal alel‘âde, kıymetsiz veya çabuk bozulur cinsten olmamalı, hırsızlık eden kimse çok maddî sıkıntı çeken zarûret hâlindeki birisi olmamalı (ki Hz. Ömer (ra), kıtlık zamanında hırsızlık cezâsını uygulamamıştır) ve malı korunan bir yerden çalmış olmalıdır. (Bilmen, c. 2, 765)“Bir hırsız, elini başkasının malına uzattığı dakīkada hadd-i şer‘înin icrâsını (İlâhi cezânın yerine getirilmesini) tahattur eder (hatırlar), arş-ı İlâhîden nâzil olan emir hatırına gelir. Îmânın hâssasıyla(husûsiyetiyle) kalbin kulağıyla, kelâm-ı ezelîden gelen ve hırsızın elinin i‘dâmına (kesileceğine)hükmeden, وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فاَقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا [Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadın yok mu, onların (sağ) ellerini kesin!] âyetini hissedip işitir gibi, îman ve i‘tikādı heyecâna ve hissiyyât-ı ulviyesi(yüksek hisleri) harekete gelir. Rûhun etrâfından, vicdânın derin yerlerinden o sirkat meyelânına (hırsızlık meyline) hücum gibi bir hâlet-i rûhiye (ruh hâli) hâsıl olur. Nefis ve hevesten gelen meyelân (meyiller)parçalanır, çekilir. Git gide o meyelân bütün bütün kesilir. Çünki yalnız vehim ve fikir değil, belki ma‘nevî kuvveleri, akıl, kalb ve vicdan birden o hisse, o hevese hücûm eder, hadd-i şer‘îyi tahattur ile ulvî zecir(yasaklama) ve vicdânî bir yasakçı, o hissin karşısına çıkar, susturur.” (Mektûbât, Hutbe-i Şâmiye, 430)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına karşılık Allah’tan bir ceza olarak her ikisinin de ellerini (hırsızlıktan) kesin (hapsedin, önleyici ve ıslah edici tedbirler geliştirin). Allah ise mutlak güç sahibidir, doğru hüküm verendir. *
(*) Ayetin mesajının detaylı açıklaması şöyledir: 1) Yusuf sûresinin 70-79. ayetlerinde de hırsızlık suçuna karşılık olarak el kesme değil hırsızın mülkiyet hakkına el koyma (onun için tutuklama) hükmü verilmekte suç ile cezanın birbirine uygun-paralel olması gerektiğinin altı çizilmektedir. Yani yüce Allah’ın birer peygamberi olan Hz. Yakup ve Hz. Yusuf’un şeriatında ve son din olan İslamdan önceki bütün ilahı dinlerde maddi anlamda hırsızın cezası el kesmek değildi. 2) Oysa son ve evrensel din olan İslam ve onun kitabı Kur’an bütün insanlık için hidayet, rahmet, şefkat ve müjde kaynağıdır. Konuyla İlgili bir ayet şöyledir: ) (وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَاناً لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِمٖينَࣖ ﴿٨٩ ‘’ve sana bu kitabı (Kur’an’ı) her şeyi açıklamak için bir doğru yol rehberi, bir rahmet kaynağı ve (zatım olan Allah’a) yürekten teslim olanlara bir müjde olarak indirdik. (Nahl-17/89) İşte görüldüğü gibi Kur’an bir rahmet kaynağıdır. Bu nedenle onun ilkeleri kolaylık ve rahmet bakımından önceki diğer ilahi dinlerin ilkelerinden geri olması söz konusu olamaz. Yani Hz. Âdem’le başlayarak, Hz. Muhammed’le son bulan ilahi dinlerin hak, adalet ve rahmet gibi konularda aralarında hiçbir fark yoktur. Peki, neden önceki ilahi kaynaklarda böyle bir ceza yoktur da, âlemlere rahmet ve rehber olarak gönderilen Kur’an’da maddi anlamda el ve ayak kesme cezası bulunsun! 3) Ayrıca Yusuf-31. ayetin (وقطعن أيديهن)’’ve katta’ne eydiyehunne’’ şeklinde mübalağa sigasıyla/şeddeli gelmesine rağmen yine de ellerini kesip koparmak değil de, çizip yarmak anlamında gelmiş olması buna bir örnektir. Hâlbuki Maide-5/38. ayette (فاقظعوا)’’ faktau’’ ifadesi, (فقطعوا) ‘’fekattıu’’ şeddeli, yani mübalağa sigasıyla da gelmemiştir. Bu nedenle Maide-5/38. ayetteki (قطع - أيد) ifadelerin de mecaz anlamında olması daha uygun olur. Zira Arapçada (قطع)’’kataa’’ kelimesinin anlamı geniş olup yerine göre bazen fiziksel/yarmak, çizmek, yaralamak, kesmek vs, bazen de mecaz anlamda gelebilir. Ama şeddesiz ise mecaz anlamında olur. Fakat Arapçada (بتر - بتك)‘’betere ve beteke’’ ise sadece fiziksel anlamda kesmektir. İşte birkaç örnek! (بتَر عضوًا ونحوَه قطعه، استأصله، نزعه - لمْ يَكُنْ أمَامَ الطَّبِيبِ مِنْ خِيَارٍ إلاَّ أنْ يَبْتُرَ يَدَ الْمَرِيضِ : البَتْر في الجراحة: قطع طَرَف أو جزء منه جراحيًا البَتْرُ اسْتِئْصالُ الشيء قطعاً: المصدر :(تعريف و معنى بتر في قاموس الكل. عربي) البتك - بَتكهُ : قطعه، وفي التنزيل: (فَليَبتِّكُنَّ آذانَ الأنعَامِ - فليقطعن)ّ ( İşte görüldüğü üzere Kur’an (فابتروا أيديهما – أو بتكوا أيديهما) ‘’febterü eydiyehuma veya bettikü eydiyehuma’’ şeklinde yalnız fiziksel anlamda olan kelimeleri değil, mecaz anlamına da gelen (فاقطعوا) ‘’fektau’’ ifadesini kullanmıştır. Bu nedenle bu ifadeyi mecaz anlamda kullanmakta hiçbir sakınca olmadığı gibi hem yüce Allah’ın sınırsız merhametine hem de insanlığa hidayet ve rahmet kaynağı olan Kur’an’ın genel mesajına daha uygun olduğu görülmektedir. Ayrıca el kesme ile ilgili rivayetlerin de tutarsız, çelişkili, Mürsel, müdelles ve zayıf olduğundan böyle önemli bir konuda bu tür rivayetlerin hüccet ve delil sayılması mümkün değildir. Çünkü 1) Hz. Peygamber tarafından Beni Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan kadının eli kesilmiştir’’ şeklindeki rivayet hem mürsel ve müdelles (munkat’i ve zayıf) hem de birçok âlime göre (İbni Hacer, İmam Şafii, el- Âllai, ed-Darkutni, el-Belhi ve daha niceleri gibi) bu hadiseyi aktaran ravilerden ez-Zuhri müdellis olup rivayetleri makbul ve delil sayılmaz. 2) Yine buradaki ravilerden Urve bin Zubeyir’in de müdellis olduğu ve ez-Zehebi ile İbn Kattan tarafından hadisleri reddedildiği bilinmektedir. 3) Zaten bununla ilgili rivayetler de Haber-i Ahad’ir, Haber-i Ahad ise, zannidir, yani kesin değildir. Hâlbuki Yunus-36. ayette ...إِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْأ)) ’’ Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan hiçbir şeyin yerini tutmaz…‘’ şeklindeki ayetin son cümlesinin mesajı genel olup burada hiçbir surette zanni bilgilerin hak namına bir şeyi ifade etmeyeceğine dair vurgu yapılmaktadır. Yine Allah Resulû de, (اياكم والظن فان الظن أكذب الجديث)’’Zandan ve zanni haberden kaçının, çünkü zan ve zanna dayalı haber en yalan haberdir’’ buyurmaktadır. Mademki Haberi Âhad zannidir, öyleyse ondan kaçınmak, yani onu kabul etmemek gerekir. Çünkü Haber-i Âhad olan rivayetler delil olamazlar. 4) Mekke fethi esnasında ‘’Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan kadının eli kesildi’’ şeklinde Hz. Aişe’ye dayandırılan bu rivayet irsal/inkıta tarikıyla gelmektedir. Bu da bu rivayetin zayif veya uydurma olduğunu göstermektedir. 5) Ayrıca zina edene (başkasının namusunu kirletene) sadece yüz kamçı cezası uygulayan bir din, başkasının malını veya birkaç kuruşunu çalanın, (hâlbuki çalınan mal insanın namusu gibi değerli ve kutsal da değildir) elinin kesilmesi gibi geri dönüşü olmayan bir ceza verir mi? Üstelik tövbe ile telafisi mümkün olan bir suça karşı, böyle bir uygulamaya müsaade eder mi? El gibi önemli bir uzvun kesilmesi ne demek, düşünebiliyor musunuz? Elleri kesilen kişi bekârsa evlenemeyecek ya da ancak çok zor şartlarda evlenebilecek, ölünceye kadar başkalarına muhtaç yaşayacak, kendi özel ihtiyaçlarını dahi göremeyecek, varsa eşinin ve çocuklarının nafakasını temin edemeyecek, eğer devlet onlara yardım etmez veya edemezse hem kendisi hem de çocukları kendi karınlarını doyurmak için dilencilik yapacaklar veya onlar da babaları gibi hırsızlık yapacaklar. Yani merhamet edenlerin en merhamet edeni olan yüce Allah’ın böyle bir ceza verebileceğini aklınız, mantığınız alıyor mu? 6) Ayrıca bir yumurtayı, bir doları veya birkaç lirayı çalan ile milyarlarca dolar çalana aynı ceza mı verilecek? Eğer hırsızın cezası fiziksel anlamda el kesmek ise, o zaman bir yumurtayı, bir doları veya birkaç lirayı çalanın da milyarlarca dolar çalanın cezası aynı olur. Peki, hangi dine, hangi kitaba, hangi hukuka ve hangi vicdana göre böyle adaletsiz bir ceza olur? Ayrıca neden rivayetler tutarsız ve çelişkilidir? Neden çok önemli olan hırsız elinin kesilmesi konusunda Kur’an’da elin nereden kesileceğine dair hiçbir bilgi yoktur? Hani Kur’an (تبيانا لكل شئ)’’ Kur’an (din konusunda ihtiyaç duyulan) her şeyi açıklamaktadır’’ deniliyor. Demek ki buradaki el kesme fiziksel anlamda değildir. (الله اعلم) Ayrıca eğer Hz. Peygamber döneminde maddi anlamda hırsızın eli kesilmişse, nereden kestiğine dair neden ittifak yoktur? 7) Şimdi Hz. Peygamber tarafından Mekke fethinde hırsızlık yaptığını iddia edilen Beni Mahzûm kabilesinden bir kadının elini kestiğine dair rivayetlerin delil olup olamayacağına veya böyle bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğine dair ilgili rivayetin analizini yapalım: Bu konuda üç farklı rivayet vardır. Bir rivayete Hz. Âişe şöyle dedi: Mekke fethinde Benî Mahzûm kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri çok üzmüştü. Onlar: Bu konuyu Rasûlullah ile kim konuşabilir, diye kendi aralarında konuştular. Bazıları: Buna Resûlullah’ın sevdiği Üsâme b. Zeyd’den başka kimse cesaret edemez, dediler. Üsâme, onların istekleri doğrultusunda Resûlullah ile konuştu. Rasûlullah ise Üsâme’ye: Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için şefaat/aracılık mı yapıyorsun?"" diye sordu; sonra ayağa kalktı ve şöyle hitap etti: Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim…’’ Başka bir rivayette göre ise Hz. Aişe:’’Bir kadın ödünç şeyler alır ve onu inkâr ederdi. Elinin kesilmesini emretti. Yani onun yaptığı hırsızlık değildi, bilakis başkasından aldığı ödünç veya emanet şeyleri sonra inkâr ederdi… (Buhari ve Müslim) Not: Hz. Aişe Mekke fethine katılmadığı hâlde Mekke de bu olaya şahit olmuş ve gözleriyle görmüş gibi anlatıyor. Yani kimden (Hz. Pygamberden veya Mekke fethine katılanlardan) bu olayı duyduğunu söylemiyor. Bu nedenle bu rivayet mürseldir/munkati/ ve zayıftır, hüccet ve delil olamaz. Eğer Hz. Aişe bunu Hz. Peygamberden veya Mekke fethine katılanlardan duydum deseydi, böyle bir sorun da olmazdı. 1) Hz. Aişe’ye dayandırılan her iki rivayet hem birbiriyle tutarsızdır hem de Mürsel/munkati ve zyıftır. Zira birincisinde bu kadının sucu hırsızlıktı, diğer rivayetinde ise, ‘’onun sucu ödünç şeyler alır ve onu inkâr ederdi ‘’şeklindedir, yani onun sucu hırsızlık değildi. 2) Bunu rivayet eden Hz. Aişe değil, tabiînlerden Urve bin Zübeyir’dir. 3) Mekke fethine şahit olmuş gibi bu olayı anlatan tabiînlerden Urve bin Zübeyir’in de doğumu Hicri 23. senesinde (yani miladi-643) olduğundan ne Mekke fethini ne de Hz. Peygamberi görmüştür. Hâlbuki onun da Mekke fethine katılanlardan duymuş olması gerekirdi, ama bunu kimden duyduğunu o da söylememiştir. Ayrıca ondan da rivayet yapan ez-Zühri de birçok âlime göre müdellistir, rivayetleri makbul ve delil olamaz. Yani bunun rivayeti de Mürsel (munkatı) dir. Bu nedenle Hz. Peygamberin, Beni Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının elini kesmiştir şeklindeki meşhur rivayet de sıka/güvenilir ve sahih değildir… Yani ravilerden ez-Zuhri’nin müdellis olduğu, Urve bin Zubeyir de irsal yaptığını ve Hz. Aişe’den gelen rivayetlerin de hem irsal, hem de çelişkili ve tutarsız olduğunu görüyoruz. Bu nedenle böyle önemli bir konuda tutarsız, zayif ve munkatı olan bir rivayetin kabul edilmesi veya delil olarak gösterilmesi mümkün değil. Ayrıca bu rivayet haberi vahid/zanni haber olduğundan da yine ravilerin durumunda hiçbir sorun yoksa bile, böyle önemli bir konuda kabul edilemez. 4) Ravilerden ez- Zuhri’nin müdellislerden olduğunu söyleyen kaynakların Arapça metinleri de aşağıya alımıştır. 5) Peki Mürsel hadis nedir? ‘’… Sözlükte irsâl kökünden türeyen mürsel kelimesi terim olarak “tâbiînden bir râvinin, kendisiyle Hz. Peygamber arasındaki sahâbînin ismini atlayarak naklettiği hadis”manasına gelir. Usul âlimleri ve fıkıhçıların kullanımına göre “münkatı‘, mu‘dal, müdelles ve muallak gibi senedinin herhangi bir yerinden bir veya birden çok râvisi düşen hadis” demektir. Nitekim birçok hadis âliminin rivayet ettiği mürsellerin zayıf olduğu ortaya konulmuş ve pek çok hadis âliminin rivayetleri sika olmayan râvilerden hadis yazdığı ve naklettiği belirtilerek kabul edilmemişti. Kaynak: (TDV. İslam Ansik...) İşte Hz. Peygamberin Beni Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının elini kestiğine dair (لو سرقت فاطمة بنت محمد لقطعت يدها الخ) şeklindeki meşhur rivayetin de Mürsel/ munkati ve ravilerden ez-Zühri ve Urve bin Zubeyir’in de müdellis olduğundan dolayı makbul ve hüccet olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Ayrıca’’mûrsel’’hadisin zayıf ve merdüd olduğuna dair detaylı bilgi için metni aşağıya alınan ((كتاب تيسير مصطلح الحديث ص 88)’’Kitabu Teysiri Mustelahı-l Hadis’’adlı esere de bakabilirsiniz. 6) Yine bu kadının kim ve isminin ne olduğu hakkında üç farklı rivayet vardır: Bazılarına göre ismi, Fatıma binti Esved, bazılarına göre de onun ismi Ümmü Amr binti Süfyan, bazılarına göre ise ismi, Kîlabe binti Süfyan’dır. Peki, böyle önemli bir olayı aktaran rivayetler neden tutarsızdırlar? İşte bütün bunlar gösteriyor ki, hırsızın cezası fiziksel anlamda el kesmek değildir. 7) Ayrıca el kesmekle ilgili dört halifeye dayandırılan rivayetlerin de tutarsız, zayıf ve çelişkili olduğundan delil olamazlar. 8) Yine zina cezası konusunda (وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ ف۪ي د۪ينِ اللّٰه الخِ) ‘’Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir grup da onların cezalandırılmasına şahit olsun.’’ deniliyor. Peki, fiziksel anlamda el kesip koparmak zina cezasından kat kat daha ağır bir ceza olmasına rağmen, neden bunun için de böyle bir uyarı ve tavsiye yoktur, yani neden ‘’hırsızlık yapanlara da acıyacağınız tutmasın ve bu cezaya bir topluluk da şahit bulunsun’’ denilmiyor? Demek bu ceza zina edene yüz kamçı vurmaktan daha ağır olan fiziksel anlamda el kesme cezası değildr. 9) …Yine çoğu zaman klasik Arapçada “birinin elini ve ayağını kesmek” deyimi, “birinin gücünü yok etmek” ile eş anlamlıdır ve burada da muhtemelen bu anlam söz konusudur. Bkz: (M. Esed. Maide-33 Ayet Açıklaması) 10) Ayrıca hırsızlık nisabı konusunda da ittifak yoktur, çok sayıda farklı ve tutarsız rivayetler vardır. Peki, hangisine göre hırsızın eli kesilecek? Eğer bu ayetten maksat fiziksel olarak el kesmek ise, bir yumurta veya bir dirhem veya bir dolar ya da milyarlarca dolar çalanın cezaları aynı olur. Yani bir yumurta veya bir dolar çalan da bir milyar dolar çalan da aynı cezayı görür. 11) Peki, merhameti ve adaleti sonsuz olan yüce Allah’ın dininde böyle bir adaletsizlik olur mu? Hâlbuki Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor. (وجزاء سيئة سيئة مثلها) ‘’Bir kötülüğün/suçun/cezası ancak mislidir. (Şura-40) yine Gafir- 40. ayette. مَنْ عَمِلَ سَيِّئَةً فَلَا يُجْزَىٰ إِلَّا مِثْلَهَا) ‘’Kim bir suç işlerse ancak misli ile cezalandırılır’’denilmektedir. Peki, bir yumurta veya bir dolar veya on dolar ya da milyarlarca dolar çalanlara aynı cezayı verirsek, yani aynı şekilde ellerini kesip koparırsak, Şûrâ- 40 ve Gafir/Mümin 40. ayetlere aykırı davranmış olmaz mıyız? Hâlbuki fiziksel anlamda el kesmek yoksa bu sorunların hiçbiri olmaz. Yani ne ayetler arasında bir tutarsızlık olur, ne de adaletsizlik olur. 12) Yine hangi el ve neresinden kesileceğine dair üzerinde ittifak edilen bir bilgi de yoktur. Razi’nin de dediği gibi Arapçada parmaklara da, parmaklarla birlikte avuca da, bileğe de, kola da ve omuza da (أيد) ‘’eyd’’ denir. Peki, elin neresinden kesilecek? Eğer bundan maksat fiziksel olarak el kesmek olsaydı (وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ) ‘’Ve (Resulüm! Din konusunda muhtaç olduğunuz) her şeyi açıklayan kitabı sana indirdik… (Nahl-89) ve (كِتَٰبٞ فُصِّلَتۡ ءَايَٰتُهُ)’’Bu öyle bir kitaptır ki, bütün ayetleri detaylandırılmıştır’’ (Fussilet-2) denildiği hâlde neden Maide sûresi- 38. ayette böyle bir detaylandırma yoktur? Demek ki buradaki (أيد) ‘’eyd’’ kelimesinden maksat hırsızlıktan ellerinin veya güçlerinin kesilmesidir. Yani (فاقطعوا) ‘’fektau’’den maksat fiziksel olarak el kesmek değildir. (الله اعلم) 13) Yine (فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَا) cümlesindeki ‘’eyd’’ ifadesi çoğul olduğundan dolayı eğer (قطع) kelimesi fiziksel anlamda kesip koparmak olsaydı o zaman herbir hırsızın bir eli değil, hırsızlık eden erkek ve kadının bütün ellerinin kesilmesi gerekirdi. Yani hırsızlık edenin her iki eli birden kesilmelidir. Buna itiraz olarak kimisi diyor ki, sarik (hırsızlık eden erkek) ve sarikenin (hırsızlık eden kadının) anlamı çoğul olduğundan dolayı (أيد)’’eyd’’ kelimesi de çoğul olarak gelmiştir… Oysa (فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَ) cümlesinin hemen ardında gelen (هما)’’huma’’yani ikisinin’’ ve (كسبا)’’keseba’’ yani‘’ ikisinin kesp ettiklerine karşılık’’ şeklinde tesniye (iki kişi için) olarak gelen zamirler, söz konusu iddiayı geçersiz kılmaktadır. Ayrıca eğer sarik ve sarikanın anlamları çoğul olarak kast edilseydi, o zaman ayetin Arapça metni de şöyle olması gerekirdi: (فَاقْطَعُٓوا اَيْدِيَهُمَ جَزَٓاءً بِمَا كَسَبَوا). 14) Yine her ikisinden birer elin kesilip koparılması söz konusu olsaydı, ayet şöyle olması gerekirdi. (فاقطعوا يديهما - أو - فابتروا يديهما) ’’faktau yedeyhima veya febterü yedeyhima ’’şeklinde olması gerekirdi. Demek ki buradaki (قطع) ‘’katı’ı,’’ fiziksel anlamda kesip koparmak değildir. Ayrıca Hakka-44. ayette de geçen (ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ ٤٦) ’’Sonra ondan can damarını koparırdık.’’ şeklindeki (قطعنا) ifadesiyle kesip koparmak değil, bilakis, onun hayatına son vermekten kinayedir. Bu nedenle burada da (فاقطعوا) ifadesinden maksat ellerinin fiziksel anlamında kesip koparmak değil, hırsızlıktan kesilmesi söz konusu olabilir (الله اعلم) 15) Ayrıca hırsızlığı sadece bireysel bir suç olarak kabul etmek de isabetli olmaz. Aile yapısı, toplum normları, devletin sosyal kurum ve değerleri de bu suçun işlenmesinden sorumlu olup buna sebebiyet veren her türlü yoksulluk ve işsizlikle ciddi anlamda mücadele edilmeli, yoksulluk ve işsizlik toplumun gündeminden çıkarılmalı ve bunun için gerekli olan bütün adımlar atılmalıdır. Yani işsizlik sorunu çözülmeli ve herkese aş ve iş verilmelidir. İnsanı hırsızlığa iten bütün etmenler ortadan kaldırılmalıdır. Adil ve eşit bir gelir dağılımı sağlanmalı ve hırsızlığı önleyen her türlü tedbir alınmalıdır. Çünkü aile bağlarının güçlü, tüm vatandaşları kapsayacak sosyal yardımlaşmanın yaygın, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı, gösteriş ve savurganlığın az olduğu bir toplum hırsızlık olayını minimuma indirebilir. Ayrıca bu konuda bir diğer önemli husus da hırsızlığın tanımıdır. ""Kişinin kolay yoldan, alın teri akıtmadan, başkasının hakkına tecavüz ederek hukuk dışı mal mülk sahibi olması’’ şeklinde tanımlanabilecek hırsızlığa, işleyişi, sistemi, düzeni hukuka uydurarak ""nitelikli hırsızlık"" yapılması durumlarını da ilave etmek gerekir. Zira günümüzde güç ve yetki sahiplerinin en yaygın kullandığı hırsızlık şekli-yöntemi budur. Çalışanın emeğinin karşılığını tam olarak vermemek de bu türden bir hırsızlıktır. Yine yaşadığımız çağda internet ve bilişim dolandırıcılığı ile internet üzerinden kredi kartı dolandırıcılıkları da hırsızlık tanımına girerler. İşte Kur’an’ın öngördüğü cezalar böyle bir toplumda caydırıcı olur. Özetle, Hz. Peygamberin hırsız bir kadının elini kestiğine dair rivayet, tutarsız, mürsel/zayıf ve munkati olup bu konuda senedi sahih, mütevatir ve delil olabilecek bir uygulaması söz konusu olmamıştır. Ayrıca eğer (نكال)’’nekâl’’ (من) min veya (عن)’’ân’’gibi harfi cer ile müteâddi olursa, örneğin ((من الله ’’minellahî’’ ayette olduğu gibi o zaman sadece ceza, sakınmak ve çekinmek gibi anlamlara gelir, yani caydırıcı, ibret verici anlamları yoktur, ama (ب) harfiyle mütâddi olursa, örneğin (نكل به : صنع به صنيعا يحذر غيره إذا رآه) ‘’nekele bihi’’o zaman ‘’caydırıcı ve ibret verici bir ceza’’ şeklinde anlaşılır. Bu nedenle meallerdeki ‘’Allah’tan İbret verici veya caydırıcı bir ceza olmak üzere’’şeklindeki çeviriler hatalıdır. Ama Arapça Kamus ve lugatları araştırırsanız bunun böyle olduğunu göreceksiniz. Yine metinleri aşağıya alınan tefsirlerde de (نكالا)‘’nekâlen ’’ifadesi için sadece ‘’Allah’tan bir ceza olmak üzere’’ şeklinde bir anlam verilmiştir. İşte bu nedenlerle ayette bulunan (فاقطعوا أيديهما) cümlesini ‘’ellerini (hırsızlıktan) kesin’’ veya’’ güçlerini kesin’’şeklinde değerlendirmek, yüce Allah’ın sınırsız merhametine ve Kur’an’ın genel mesajlarına daha uygundur. Yani bütün bunlar gösteriyor ki, hırsızın cezası fiziksel anamda el kesip koparmak değildir. (الله اعلم) Yine gerek Hz. Peygamberin ve gerekse Hz. Ebu Ebubekir ve Hz. Ömer’in hırsızın elini bilekten ve Hz. Ali’nin de parmaklardan kestiğine dair rivayetlerin tümünün de senedleri zayıf, garip, tutarsız ve munkati olduğundan hiçbiri hüccet ve delil olamaz.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Hırsızlık yapan erkek veya kadının, Allah’dan belirlenmiş bir ceza olarak, yaptıklarının karşılığı olmak üzere, ikisinin de ellerini kesin. Allah güçlü olan ve hüküm verendir.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Erkek olsun, kadın olsun hırsızların ellerini kesin. Bu da işlediklerine karşı Allah’tan ceza olarak. Allah erklidir, doğruyu bildirendir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Hırsız erkek ile hırsız kadının, kazandıklarına ceza olmak üzere Allah tarafından medar-ı ibret bir ukubet olarak, ellerini kesin. Allah galib-î yektadır, hakimdir.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah’tan ibretlik/caydırıcı bir ceza olarak ellerini kesiniz!¹⁸ Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.
18 Hırsızların elinin kesilmesi cezası eski Hint hukukunda bile vardır. Kur’an’da bu cezanın konmasının amacı, toplumdaki hırsızlık olayını en aza indirmektir. Hapishanenin olmadığı ve hırsızlığın çok yaygın olduğu o günkü toplumda böyle bir ceza onları hırsızlıktan ancak vazgeçirebiliyordu. Ceza yöntemleri toplumun yapısı, anlayış ve kültürleriyle doğru orantılı olarak konur. Toplum geliştikçe bu yöntemler de parelel olarak değişir ve gelişir. Toplumu yönetenler veya yasa koyucular toplumu çok iyi analiz etmek zorundadırlar. Cezalar caydırıcı olmalıdır. Cezalar toplumu ıslah etmek veya ıslah edilmiş bir toplumun ahengini korumak için konur. Nitekim Osmanlı Kanunnamelerinde, hırsızlara hapis cezasının uygulanmasına dair emirler vardır. Her hırsızlık yapanın kolu kesilmez. Hz. Peygamber, ağaçtan ihtiyacı kadar meyve yiyene ceza verilmeyeceğini söylemiştir. Hz. Ömer kıtlık zamanında da mal çalan hırsızın elini kestirmemiştir. Yine Hz. Ömer’e, halifelik günlerinde birisi gelir ve parasını çalan kişiden şikâyetçi olur ve kolunun kesilmesini ister. O kişi de huzura getirildiğinde, alacağı olduğunu ama vermediğini, bundan dolayı evine girip parasını sakladığı yerden bulup alacağı kadarını aldığını, gerisini bıraktığını söyleyince Hz. Ömer, şikâyetçiye dönerek, “Onun değil senin elini kestiririm” der. Hukukta cezalar suçun nevine göredir. O zaman sormak gerekir. Sadece ekmek çalmak mı hırsızlığa giriyor? Haklının hakkını vermemek, vergi kaçırmak, yolsuzluk yapmak hatta intihal yapmak gibi etik durumlar bu kategoriye girmiyor mu?  
Kadri Çelik
swap_vert close
Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini (parmaklarını) kesin. Allah üstün güç sahibidir, hikmet sahibidir.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ey iman edenler! Hırsızlık edenlerin —ister erkek ister kadın olsun— işledikleri bu çirkin suça karşılık Allah tarafından ibret verici ve caydırıcı bir ceza olarak sağ ellerini bilekten kesin! Zira açgözlülük ederek mazlumların kanını emen soyguncuları, hırsızları, dolandırıcıları ancak bu şekilde caydırabilirsiniz. O hâlde, sakın bu hükmü uygulama konusunda zâlimlere acımanız tutmasın. Unutmayın ki, Allah hem sizden çok daha merhametli ve âdildir, hem de sonsuz kudret ve hikmet sahibidir.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Erkek Hırsız’a ve kadın Hırsız’a gelince; Allah’tan bir kelepçe olmak üzere, kazandıkları sebebiyle ceza olarak ikisinin ellerini kesin! Allah hakîm azîzdir.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Kadın olsun erkek olsun hırsızlık yapanların ellerini, hem yaptıklarının bir karşılığı, hem de caydırıcı bir ceza olarak kesin. Allah görkemli gücüyle her şeye egemendir.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Yaptıklarına karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini hırsızlık olaylarından çekin! Onlara öyle tedbirler uygulayın ki bir daha asla hırsızlık yapamasınlar! Allah mutlak güç, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Hırsızlık yapan erkek ve kadının, elde ettiklerine karşılık ve Allah’tan ibretlik bir ceza olmak üzere ellerini kesin! Allah güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Mehmet Türk
swap_vert close
(Ey îman edenler!) Hırsız¹ erkek ve hırsız kadının, yaptıklarına karşılık Allah’tan bir cezâ olmak üzere (sağ) ellerini kesin.² Allah çok şerefli, hüküm (ve hikmet) sahibidir.³
1 Sirkat: Başkasının koruma altında bulunan ve değeri olan bir malını, gizlice almaktır. Yoksa örfte alınması adet olan şeylerin, habersizce alınması, hırsızlık değildir. Hırsızlığın, cezâyı gerektirebilmesi için çalınan malın değerli denilebilecek bir miktar olması ve korunması, gerekir. Ancak İbnu Abbas, İbnu Zübeyr, Hasan Basrî, had uygulanması için miktarın da korumanın da şart olmadığı kanaatindedirler. Hâlbuki hadlerin uygulanabilmesi için kesin bilgi şarttır. Şüphe ile hadler sakıt olduğundan eli kesilecek hırsıza tam manasıyla ve şüphesiz olarak hırsız denilebilmesi için miktar ve korumanın da şart olması gerekir. Fukaha’nın çoğunluğu bu kanaattedir. Ancak miktar hakkında ihtilaf vardır. Bazı kıraatlerde, “sağ el” ifâdesi geçtiği için, önce sağ el kesilir. Bu konuda icma’ vardır. Hırsızlığa devam ederse; sırasıyla “sol ayak, sol el ve en son sağ ayak” kesilir.2 Bu bölüm: “Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalarak) elde ettiklerine karşılık, Allah’tan bir cezâ olmak üzere (sağ) ellerini kesin.” diye de tercüme edilebilir.3 Çünkü Allah, insana güç vermiş, zekât ve sadakayı farz kılmış, fakirleri korumayı İslâm devletinin görevleri arasına koymuştur. Bu durumda hırsız, bu işi keyfi olarak yaptığından dolayı cezâlandırılır.  
Muhammed Esed
swap_vert close
HIRSIZLIK eden erkeğe ve hırsızlık eden kadına gelince, işlemiş oldukları fiillere karşılık, Allah’tan (gelen) caydırıcı bir müeyyide olarak her ikisinin ellerini kesin: ⁴⁸ zira Allah kudretlidir, hikmet sahibidir.
48 Kur’an’ın öngördüğü bu cezanın son derece şiddetli oluşunun hikmeti, ancak, kimseye karşılığında bir (hak) verilmeksizin hiçbir görev (teklîf) yüklenmeyeceği şeklindeki temel İslam Hukuk prensibi dikkate alınırsa anlaşılabilir; ve “görev” terimi, bu bağlamda, aynı zamanda ceza ehliyetini de kapsar. Şimdi, İslam toplumunun her üyesinin -hem müslim hem de gayrimüslim- devrolunamaz haklarından birisi, bir bütün olarak toplum tarafından korunma hakkıdır. Sayısız Kur’an buyruğundan ve Peygamber’in öğütlerini nakleden sahih Hadisler’den açıkça anlaşılacağı gibi, her vatandaş, toplumun ekonomik kaynakları üzerinde bir paya ve böylece sosyal güvenlikten yararlanma hakkına sahiptir: Başka bir deyişle, her vatandaşa, toplumun tasarrufundaki kaynaklar ile mütenasip adil bir hayat standardı sağlanmalıdır. Çünkü Kur’an, hayatın nihaî değerlerinin ruhsal mahiyette olmasından dolayı insan hayatının yalnızca fiziksel varoluş terimleriyle ifade edilemeyeceğini açıklığa kavuştururken, müminler, ruhsal gerçekleri ve değerleri insan varlığının fiziksel ve sosyal faktörlerinden ayrı görmezler. Kısaca İslam, insanın sadece ruhî ihtiyaçlarını değil, aynı zamanda bedenî ve zihnî ihtiyaçlarını da karşılayacak bir toplum tasarımına sahiptir. Bu nedenle, -gerçekten İslamî olması için- bir toplum (veya devlet) öyle oluşturulmalıdır ki kadın ve erkek her birey, onsuz ne insan onurunun, ne gerçek özgürlüğün, ne de, son tahlilde, ruhî gelişmenin olamayacağı asgarî maddî refah ve güvenlikten yararlanabilsin: Çünkü, mensuplarından bir kısmının hak etmedikleri bir yoksulluktan yakınmalarına göz yumarken diğerlerinin ihtiyaçlarından fazlasına sahip olmalarına izin veren bir toplumda gerçek bir mutluluk ve istikrara yer yoktur. Eğer bütün bir toplum, kendi kontrolü dışındaki şartlardan dolayı mahrumiyet yaşıyorsa (İslam’ın ilk günlerindeki Müslüman toplulukta yaşandığı gibi), bu şekilde paylaşılan mahrumiyet, ruhî sağlamlığın ve bu sayede parlak bir geleceğin kaynağı olabilir. Ama eğer bir toplumun mevcut kaynakları, bazı toplumsal grupları refah içinde yaşatırken, toplumun çoğunluğunu emeklerinin ancak günlük yiyecek ihtiyaçlarını karşılamaya yettiği bir duruma düşürecek şekilde adaletsiz dağıtılmışsa, yoksulluk, ruhî gelişmenin en tehlikeli düşmanı olur ve bazan da bütün toplumu Allah’a karşı sorumluluk bilincinden uzaklaştırarak ruhî gelişmeyi öldürücü bir materyalizmin kollarına iter. Hz. Peygamber şu uyarıcı sözleri ile (Câmi‘u’s-Sağîr’de Suyûtî tarafından nakledilmiştir) kesinlikle bunu kasdetmiştir: “Yoksulluk kolayca hakikatin inkarına (küfr) dönüşebilir”. Sonuç olarak İslam’ın sosyal düzenlemeleri, her erkeğin, kadının ve çocuğun, (a) yeterli yiyecek ve giyecek, (b) yeterli barınak, (c) eğitimde fırsat ve imkan eşitliği, ve (d) sağlık ve hastalık esnasında bedava tıbbî bakım sahibi olduğu bir idarî yapı amaçlar. Böyle bir yapının gereği, toplumun her üyesine, çalışma çağında ve sağlıklı iken üretken ve kazançlı iş sahibi olma hakkının; hastalık, dulluk, zorunlu işsizlik, yaşlılık veya küçüklükten doğan imkansızlık hallerinde ise, (toplum veya devlet tarafından) yeterli beslenme, barınak, vb. imkanların sağlanmasıdır. Biraz önce zikredildiği gibi, böyle kapsamlı bir sosyal güvenlik sistemi oluşturma toplumsal yükümlülüğü, bir çok Kur’an ayetinde ortaya konulmuş ve Hz. Peygamber’in çok sayıdaki tavsiyesinde de desteklenmiş ve açıklanmıştır. Bu emirleri somut bir idarî programa dönüştüren kişi ikinci Halife Ömer b. Hattâb oldu (bkz. İbni Sa‘d, Tabakât III/1, 213-217); ama onun erken vefatından sonra ardından gelenler, Hz. Ömer’in yarım kalmış işlerini devam ettirecek ne geniş bir görüş ve düşünce ufkuna, ne de yeterli devlet adamlığı vasfına sahiptiler. Kur’an’ın, hırsızlığı caydırıcı bir ceza olarak şiddetli el kesme hükmü getirmesi, İslam’ın öngördüğü bu sosyal güvenlik programının gereğidir. Yukarıda belirtilen şartlarda “tahrik”in haklı bir mazeret olarak kabul edilmemesi nedeniyle ve İslam’ın sosyo ekonomik sistemi son tahlilde mensuplarının inancına dayalı olduğundan, sistem son derece hassas bir denge üzerinde durmaktadır ve her zaman titizlikle gözetilmesi gereken bir korunma ihtiyacı içindedir. Herkese tam güvenlik ve sosyal adaletin sağlandığı bir toplumda bir kimsenin toplumun diğer mensuplarının aleyhine olarak kolay ve haksız kazanç sağlama teşebbüsünde bulunması, bir bütün olarak sisteme karşı bir saldırı olarak görülmeli ve buna göre cezalandırılmalıdır: Hırsızın elinin kesilmesini öngören yukarıdaki hükmün sebebi budur. Ancak, bu notun başında zikredilen prensip de akıldan çıkarılmamalıdır: yani, insanın hakları ile mukabil yükümlülükleri (cezaya muhatap olma da dahil) arasındaki mutlak karşılıklı bağımlılık. Bütün mensupları için eksiksiz bir sosyal güvenlik sistemi oluşturamayan bir toplumda veya devlette, bir kimsenin gayrimeşru yollarla zenginleşmeye eğilimi çoğunlukla karşı konulamaz hale gelir -ve sonuçta hırsızlık, sosyal güvenliğin tam anlamıyla yürürlükte olduğu bir toplumdaki kadar şiddetle cezalandırılamaz ve cezalandırılmamalıdır. Eğer toplum, mensuplarının her biriyle ilgili yükümlülüklerini yerine getiremiyorsa, münferit ihlallere karşı ceza hukukunun (hadd) en sert müeyyidelerini uygulama hakkına da sahip olamaz ve bu durumda kendisini idarî cezaların daha yumuşak şekilleri ile sınırlamalıdır. (Büyük Halife Hz. Ömer’in, el kesme cezasını, o dönemde Arabistan’ı etkileyen kıtlık süresince ertelemesi, bu prensibin doğru bir değerlendirmesiydi.) Özetlersek, hırsızlığın cezası olarak el kesilmesinin, başka hiçbir şartta değil, yalnızca halihazırda mevcut olan ve tam olarak işleyen bir sosyal güvenlik programının bulunması halinde uygulanabileceği sonucuna rahatlıkla varabiliriz.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Erkek hırsız ve kadın hırsızın yaptıklarına karşılık, ibretlik ceza olması için ellerini hırsızlıktan kesin. Allah güçlüdür, doğru karar verendir. 12/70...77
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
İmdi, işledikleri suça karşılık Allah’tan ibret-i âlem bir müeyyide olarak hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadının ellerini kesin.[⁹²³] Zira Allah her işinde mükemmeldir, her hükmünde tam isabet sahibidir.
[923] Lafzen: “iki elini..” Hırsızlık yapanın elini kesme uygulaması Kur’an’ın ihdas ettiği bir ceza değil, Kureyş’in uyguladığı ve Kur’an’ın önünde bulduğu bir ceza geleneğidir. İlk kez Kâbe’nin hazinesini soyan birine uygulanmıştır (İbn Kesir). Allah Rasûlü bu geleneksel cezayı olabildiğince sınırlandırmıştır. Mesela Rasulullah seferde bu cezanın uygulanmayacağını buyurmuştur (Ebu Dâvud, Hudud, 19). Bir başka kaynakta “sefer” yerine “gaza” geçer ki bu ikisi ayrı durumlar olarak da anlaşılabilir (Tirmizî, Hudud 20). Bu nebevî talimatı hilafeti döneminde Hz. Ömer’in, ayrıca ordu komutanı Huzeyfe b. el-Yeman’in titizlikle uyguladığını görüyoruz. Allah Rasûlü’nün bu haddi uygulama konusundaki hassasiyetini şu olay ışığında anlamak gerekir: Abbad b. Şurahbil anlatıyor: “Buğday tarlasına girdim, biraz başak kopardım, onların tanelerini ayırmaya başladım. Bu esnada tarlanın sahibi geldi. Beni dövdü ve elbiselerimi sırtımdan soyup aldı. Ben Allah Rasûlü’ne gittim onu şikâyet ettim. Onu çağırttı ve kızarak şöyle dedi: ‘O açtı onu doyurmadın, o cahildi ona öğretmedin!’ Elbiselerimi geri verdirtti ve bana da bir ölçek buğday verdi” (Ahmed b. Hanbel). Hz. Ömer’in şu uygulaması da Allah Rasûlü’nün uygulamasının izdüşümüdür: Yahyâ b. Abdurrahman b. Hatib’ten: Hatib’in köleleri Müzeyne’den bir adamın develerini çalıp kestiler. Olay ortaya çıkınca yakalandılar ve suçlarını itiraf ettiler. Halife Ömer kölelere hırsızlık cezası verecekti ki son anda bundan vazgeçti. Hatib’ı çağırdı ve “onları aç bıraktığını düşünüyorum” dedi. Deve sahibine dedi ki; develeri satsan kaça verirdin. O da “400 altın verseler eyvallah demezdim” dedi. Hz. Ömer 800 altını Hatib’ten alarak adama verdi ve Hatib’e eğer bir daha aç bırakırsa kendisine hırsızlık cezası vereceğini söyledi (Muvatta). Vahiy, suçları cezalandırmada suçluyu değil suçu mahkûm etmeyi ve caydırıcılığı öne çıkarır. Tüm Kur’anî cezalar üç vicdanı teskin etmeyi hedefler: 1) Mağdurun vicdanı. 2) Kamunun vicdanı. 3) Suçlunun vicdanı. Suçlunun vicdanını teskin etmek için önce suçluda bir vicdan inşâ etmek gerekir. Şu örnek olay, İslâm’ın mensuplarında nasıl bir vicdan inşâ ettiğinin destani bir göstergesidir: Ebu Mihcen bir türlü içkiyi bırakamayan biridir. İçtiği her seferinde cezasına razıdır. Bir seferinde Hz. Ömer’den de içki cezası yemiştir (el-Kâmil II, 340). Kadisiye savaşı sırasında yine aynı suçtan (veya içkiyi öven şiir söylediği için) cezalandırılmak üzere tutuklanır. Ordu komutanı Sa’d b. Ebi Vakkas (ö. 55/675), taarruz öncesinde cezayı infaz etmek istemeyip taarruz sonrasına bırakır. Savaş çok çetin geçer. Bir ara İslâm ordusu bozulur gibi olur. İşte bu hengamede Ebu Mihcen ordu komutanının eşi Selma’ya kendisini salması için rica eder ve sağ kalırsa kendi ayağıyla gelip cezasını çekeceğine söz verir. Bozulmaya yüz tutan ordu akşam karanlığında atını mahmuzlayan Ebu Mihcen’in tekbirlerle son sürat gelip düşman saflarını yarması üzerine Şam’dan takviye kuvvet geldiğini düşünür. Hatta aralarında meleklerin veya Hızır’ın (!) yardıma geldiğini sananlar bile vardır. İslâm ordusu bunun üzerine toparlanır ve savaşı alır. Zaferin ardından Ebu Mihcen sözünü tutar ve kendi ayağıyla gelerek teslim olur. Ordu komutanı Sa’d b. Ebi Vakkas durumu ayrıntılarıyla öğrenince ceza tatbik etmeye eli varmaz ve yenilmek üzere olan ordunun zafer kazanmasına sebep olan Ebu Mihcen’i bırakır. Fakat Ebu Mihcen cezada ısrar eder. Muhtemelen Allah Rasûlü’nün “İslâmî cezalar keffarettir” müjdesi onu böyle yapmaya sevk eder. Israrlarına rağmen ordu komutanı cezalandırmayınca o da bir daha içki içmeyeceğine söz verir (İbnu’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Tarih, Beyrut, 1406, II, 330-331; Taberî, Tarih, Kahire, 1987, III, 548-549).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Hırsızlık eden erkek ve kadının yaptıklarına karşılık, Allah'tan bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah herşeye gücü yetendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Osman Fırat
swap_vert close
Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve hırsızlık yapan erkeğin ve hırsızlık yapan kadının (kazandıklarının bir cezası ve Allah Teâlâ tarafından bir ukûbet olmak üzere) ellerini kesiniz. Ve Allah Teâlâ azîzdir, hakîmdir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Hırsız erkek ile hırsız kadının irtikâb ettikleri suça bir karşılık ve Allah tarafından insanlara ibret verici bir ukubet olmak üzere ellerini kesiniz. Allah azîz ve hakimdir (mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir). {KM, Çıkış 20, 15; Tesniye 25, 11-12 Levililer 19, 11}
Sirkat: sözlükte hırsızlık demek olup terim olarak: “Akil ve baliğ bir kişinin belirli miktarın üstünde olan bir malı veya parayı, konulup korunduğu yani saklandığı yerden, hiçbir hak ve şüphe sözkonusu olmaksızın, gizlice alıp zimmetine geçirmesidir.” Çalındığında el kesme cezası uygulanmayan çok durum vardır: Meyve ve sebzelerin, otlakta otlayan hayvanların, henüz toplanmamış tahılların, eğlence aletlerinin, kamu mallarının vs... Bunlar cezasız bırakılmaz, fakat el kesilmez. O halde hırsıza: a-Aklî dengesi yerinde olup, erginlik çağında bulunması, b-İmam Ebû Hanîfe’ye göre çalınan malın 10 dirhem (32 gram) gümüş değerinden az olmaması. c-Malın saklandığı yerden çalınması şartı aranır. Ceza sağ elin bilekten kesilmesi şeklinde uygulanır.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin! Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Erkek ve kadın hırsızın, kabahatlerinin cezâsı ve Allâh tarafından 'ikâb olarak, ellerini kesin. Allâh gâlib ve kâdir ve hükmünde musîb ve hakîmdir.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Erkek hırsız ile kadın hırsızın ellerini kesin ki kazandıklarına karşılık bir ceza, Allah tarafından bir caydırma olsun. Üstün olan ve doğru kararlar veren Allah’tır.
Şaban Piriş
swap_vert close
Erkek hırsız ve kadın hırsızın yaptıklarına karşılık Allah tarafından ibret verici bir ceza olması için ellerini kesin. Allah güçlüdür, hakimdir.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Hırsız erkeğin ve hırsız kadının, işlediklerine Allah tarafından ibret verici bir ceza olmak üzere, ellerini kesin.(12) Allah herşeyin mutlak galibi ve sonsuz hikmet sahibidir.
(12) Mâide Sûresi, en son inen sûrelerden biridir ve Kur’ân’ın ve Peygamberin terbiyesinde belirli seviyeye ulaşmış bir topluma hitap etmektedir. Bu toplum, insan haklarının—32’nci âyette de geçtiği gibi velev tek bir kişi hakkında dahi olsa—güvence altına alındığı, zekâtın titizlikle uygulandığı, yardım ruhunun insanlarda kökleştiği, yönetenlerin yönetilenlere karşı sorumluluklarını yerine getirdiği, dolayısıyla, hırsızlığa meydan verecek bütün kapıların kapatıldığı bir toplumdur. Böyle bir toplumda, kendi hakları tümüyle güvence altına alınmış olduğu halde başkasının malına uzanan bir el, toplumdaki dirlik düzenliğe ve güvenliğe karşı küçümsenemeyecek bir suç işlemiş ve “bir ibret cezası olarak kesilmeyi” hak etmiş olur. Bununla birlikte, anılan ceza büyük küçük her türlü hırsızlık olayında gelişigüzel uygulanacak bir ceza değildir; bu cezanın uygulanabilmesi için birtakım şartların gerçekleşmiş olması gerekir ki, bunlar fıkıh kitaplarında delilleriyle birlikte geniş şekilde ele alınmıştır. Ayrıca, bir kıtlık senesinde Hz. Ömer’in bu cezayı uygulamadığı da bilinmektedir. Cezanın yürürlükte olduğu dönemlerde ve toplumlarda bu uygulamanın pek az görülmesi ise, cezanın gerçekten ibret verici olduğunu ve bundan bütün bir toplumun kazançlı çıktığını göstermektedir.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Hırsızlık yapan erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı uġrı er daħı uġrı 'avrat kesüñ ellerini ol iķimiñ yanud içün aña kim ķazandılar 'aźāb içün Tañrı’dan. daħı Tañrı beñdeşsüzdür. dürüst işlüdür.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Uġrı er kişinüñ ve uġrı ‘avratlaruñ kesüñüz ellerini. Cezāsıdur işledükleriişüñ ‘aẕābıdur Tañrıdan. Daḫı Tañrı Ta‘ālā ‘azīzdür, ḥakīmdür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Oğru kişi ilə oğru qadının gördükləri işin əvəzi kimi Allahdan cəza olaraq (sağ) əllərini kəsin. Allah yenilməz qüvvət sahibi, hikmət sahibidir!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
As for the thief, both male and female, cut off their hands. It is the reward of their own deeds, an exemplary punishment from Allah. Allah is Mighty, Wise.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
As to the thief,(742) Male or female, cut off his or her hands: a punishment by way of example, from Allah, for their crime: and Allah is Exalted in power.
742 Here we touch upon jurisprudence. The Canon Law jurists are not unanimous as to the value of the property stolen, which would involve the penalty of the cutting off of the hand. The majority hold that petty thefts are exempt from this punishment. The general opinion is that only one hand should be cut off for the first theft, on the principle that "if thy hand or thy foot offend thee, cut them off, and cast them from thee", (Matt. 18:8). Apparently in the age of Jesus thieves were crucified, (Matt. 27:38).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَالسَّارِقُ
ve hırsızlık eden erkek
وَالسَّارِقَةُ
ve hırsızlık eden kadın
فَاقْطَعُٓوا
artık kesin
اَيْدِيَهُمَا
ikisinin ellerini
جَزَٓاءً
bir karşılık olarak
بِمَا
o şeye ki
كَسَبَا
ikisi kazandı
نَكَالاً
ibret verici bir ceza olarak
مِنَ اللّٰهِۜ
Allah'tan
وَاللّٰهُ
ve Allah
عَز۪يزٌ
Azîz'dir
حَك۪يمٌ
Hakîm'dir
Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadının (yaptıklarının sonucunda) kazandıkları (günahları)na karşılık Allah'tan ibret verici bir ceza olmak üzere (sağ) ellerini kesin! Allah Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şeref ve kudretin sahibi olan, her işinde hikmet ve hayır olandır).
سَارِق
Etken fiil
س ر ق
Hırsızlık eden erkek
سَارِقَة
Etken fiil
س ر ق
Hırsızlık eden kadın
قَطَعَ
Fiil-I
ق ط ع
Kesti
يَد
İsim
ي د ي
El
جَزَٓاء
İsim
ج ز ي
Ceza, mükâfat, karşılık
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَسَبَ
Fiil-I
ك س ب
Kazandı
نَكَال
İsim
ن ك ل
İbret verici ceza, azap
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
عَزِيز
İsim
ع ز ز
Azîz (Allah'ın ismi, esmasıdır. Bütün şeref ve kudretin sahibi olan demektir), üstün, aziz, güçlü, şerefli, izzet sahibi, meşakkatli
حَكِيم
İsim
ح ك م
Hakîm (Allah'ın esması, ismidir. Her işinde hikmet ve hayr olan demektir), hikmet dolu, hikmetli