“Biz Nasrani'yiz, Hırıstiyanız” diyenlerden de kesin söz aldık. Fakat onlar da kendilerine tebliğ olunan derslerden bir çoğunu unuttular. Bu yüzden Biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek kin ve nefret bıraktık. Allah onların meslek haline getirdikleri bu işleri bir bir yüzlerine çarpacaktır. [2, 62] [KM, İşaya 19, 2]
Nasâra, nusret kökünden gelip ensar (yardımcılar) demektir [61,14]. Hz. Îsâ’nın memleketi Nasıra ile ilgisi yoktur. Bazı Avrupalılar Kur’ân’ın Hıristiyanları küçümsemek için Nasıra’ya nisbetle bu ismi kullandığını iddia ederler. Hz. Îsâ’nın havarilerine ilkin Antakyalılar M.S. 43-44 yıllarında Mesihîler adını vermişlerdir. Yoksa kendisi, adına bir din kurup böyle bir isim kullanmamıştır. Ona tâbi olanlar Tevrat’a bağlı Yahudi cemaati ile, Kudüs’teki Mâbede gitmeye devam etmişlerdir (Resullerin İşleri, 3,1). Daha sonra Pavlos, Tevrat cemaatinden ayrılıp kurtuluş için sadece Mesih’e inanmak gereğini öne sürdü. Cemaat ismi uzun süre oturmadı (kardeşler, müminler, şakirtler denildi). Mesihîler adı, önce düşmanları tarafından kendilerine verilip, sonra mecburen kabullendikleri bir isim oldu. Kur’ân asıl isimlerini kullandığından, ona teşekkür yerine tenkid etmeleri çok tuhaftır. Hıristiyanlar ilk üç asır işkence ve gizliliğe mahkûm oldukları dönemde çok sayıda İncîl ortaya çıktı. Roma İmparatoru Constantin M.S. 324’de Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul ettiğinde çeşitli bölünmeler çoktan başlamış ve din asliyetini kaybetmişti.