Muhakkak ki, sizden önce bir topluluk, öyle (lüzumsuz) şeyleri sordu da, sonra da o (lüzumsuz) şeyler yüzüden kendileri inkârcı oldular.*
(*) Burada sorulması istenmeyen şeyler mü’minleri ilgilendirmeyen cahiliye adetleriyle ilgili boş ve faydasız olanlardır. Mesala: Bunlardan biri, Nisa-103.ayette gelen ve cahiliyet adetlerinden olan (bahira, saibe, vasıle ve ham) adı altında hayvanlarla ilgili batıl inançları hakkında lüzumsuz yere soru sormalarıdır. İşte bu ayetle mü’minlerin boş, lüzumsuz ve faydasız şeylerle değil, lüzumlu ve faydalı şeylerle meşgul olmaları isteniyor. Yani bu ayetle mü’minlerin insanlık için yararlı ve güzel şeylerle ilgilenmeleri gerekiyor. Boş, lüzumsuz ve faydasız şeylerle değil. Ayrıca ayetlerden anlaşılacağı gibi geçmişte bazı insanlar kendilerine gönderilen Elçilere onları küçük düşürmek ve alay etmek niyetiyle bu tür sorular (Bakara, 2/67-71- Bakara 2/246-247-Nisâ, 4/153. ayetlerinde olduğu gibi) sormuşlar ve istekte bulunmuşlardı. İstekleri yerine getirildikten sonra da inkârcılıklarına devam etmişler ve bu durum onların helak edilmesine sebep olmuştur. Resulullah döneminde de bu tür benzer istek ve sorulara kalkışanlar olunca Mâide 101 ve 102. ayetler indirilmiş ve geçmişe atıfta yapılarak bundan uzak durmaları istenilmiştir… Hâlbuki insanın bilmediği hususları bilenlerden sorup öğrenmeye çalışması Kur’an’ın bir emridir. Âyet-i kerîmede: “Bilmiyorsanız, bilenlere sorun!” (Enbiyâ’ 21/7) buyrulur. İlim bir hazine, sorular o hazinenin anahtarlarıdır. Dolayısıyla bu âyetlerde yasaklanan, yersiz ve faydasız hususlarda sorulan sorulardır.