SİZ EY imana ermiş olanlar! [Kesin hukukî kurallar şeklinde] açıklandığı takdirde sizi sıkıntıya sokabilecek olan konular hakkında soru sormayın; ¹²⁰ zira, Kur’an vahyedilirken onlar hakkında soru sorsaydınız, size [hukukî kurallar şeklinde] açıklanabilirlerdi. ¹²¹ Allah, bu konuda [sizi her türlü yükümlülükten] azad etmiştir: ¹²² Zira Allah, çok bağışlayıcıdır, halîmdir.
120 Bu ayet, 99. ayet ile doğrudan bağlantılıdır: “Peygamber, [kendisine emanet edilen] mesajı tebliğ etmekten başka bir şeyle yükümlü değildir”. Yukarıdaki ifade, “Bugün dininizi sizin için kemale erdirdim” (bu surenin 3. ayetinde geçmiştir) cümlesi ile birlikte okunduğunda, müminlerin, Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in açık şekilde ortaya koydukları emirlerden “ilave” kurallar çıkarmaya çalışmamaları gerektiğine işaret eder, çünkü bu onlara “zorluk çıkarabilir” -yani, (yüzyılların akışı içinde ortaya çıktığı gibi), müminlere, Kur’an’da ve Hz. Peygamber’in mütevatir emirlerinde hukukî kurallar olarak vaz‘edilmiş olanların üstünde ve dışında ilave yükümlülükler getirir. Bazı büyük Müslüman alimler, bu ayete dayanarak şu sonuca varmışlardır: İslam Hukuku, bir bütün olarak, Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in emirlerinin zahirî anlamlarından çıkarılan açık kurallardan başka şeyleri kapsamaz. Bu nedenle, bu tür açık seçik buyrukların kapsamını sübjektif metodlar ile genişletmeye izin verilmemiştir. (Bu problemin en yararlı, aydınlatıcı bir değerlendirmesi, İbni Hazm’ın Muhallâ’sının girişinde görülebilir, cilt I, 56 vd.) Bu, elbette, Müslüman toplumu, gerekli olduğunda Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in öğretilerinin ruhu ile uyumlu, geçici her türlü düzenlemeyi yapmaktan alıkoymaz: ama açıkça anlaşılmalıdır ki bu tür ilave düzenlemeler, İslam Hukuku’nun (şerî‘at) aslî unsuru olarak görülemezler.121 Yani, arzu edilmeyecek bazı sonuçlar ihtiva eder şekilde. Bu meselenin bir tasviri, Ebû Hureyre’den rivayeten Müslim’de nakledilen şu Hadis’te görülebilir: Hz. Peygamber, vaazlarından birinde şöyle dedi: “Ey ümmetim! Allah size haccı farz kıldı: öyleyse onu ifa edin.” Bunun üzerine birisi sordu: “Her yıl mı, ey Allah’ın Rasûlü?” Hz. Peygamber sesini çıkarmadı; adam soruyu iki defa daha tekrarladı. Sonra Hz. Peygamber şunları söyledi: “Eğer evet deseydim [haccı her yıl ifa etmek] üzerinize farz olurdu: ve bu da şüphesiz gücünüzün üzerinde bir şey olurdu. Değinmeden bıraktığım konular hakkında bana soru sormayın; nitekim sizden önce, peygamberlerine çok soru sordukları ve sonra da [onların öğretileri üzerinde] anlaşmazlığa düştükleri için helak olmaya kadar giden toplumlar vardır. O halde, size herhangi bir şeyi emredersem onu gücünüzün yettiği kadar yapın ve size bir şeyi de yasaklarsam ondan uzak durun.” Bu Hadisi yorumlayan İbni Hazm şunları söyler: “Bu Hadis, dinin bütün kurallarını (ahkâmu’d-dîn) baştan sona içine alır -Hz. Peygamber’in ne emrederek ne de yasaklayarak hiç sözkonusu etmediği şeyler serbest bırakılmış (mübâh) demektir, yani, ne yasaktır, ne de zorunludur; emrettiği şeyler zorunludur (farz), yasakladığı şeyler ise gayrimeşrudur (harâm); ve bize yapılmasını emrettiği şeyler yalnızca gücümüz ölçüsünde bizi bağlayıcıdır” (Muhallâ I, 64). Ancak unutulmamalıdır ki “Peygamber” terimi, bu bağlamda Kur’an’ı ifade eder, çünkü Kur’an’ın mesajı Hz. Peygamber aracılığıyla insanlığa iletilmiştir.122 Yani, Allah, bazı konuları değinmeden bırakmak suretiyle onları insanların ihtiyârına terk etmekte; böylece insanların kendi vicdanları ve toplumun menfaatleri doğrultusunda hareket etmelerine imkan vermektedir.