close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kıyâme Sûresi 22. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vucûhun yevme-iżin nâdira(tun)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
O gün yüzler parlar, güzelleşir.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
O gün (ahirette) nice yüzler vardır ki güzelliği ile parıldayacaktır.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Bazı yüzler o gün mutlulukla parlayacak,
Ahmet Tekin
swap_vert close
O gün, ışıl ışıl parlayacak yüzler vardır.
Ahmet Varol
swap_vert close
Yüzler var ki, o gün parıldar.
Ali Bulaç
swap_vert close
O gün yüzler ışıl ışıl parlar.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Nice yüzler vardır ki, o gün (kıyamette) güzelliği ile parıldar.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
O gün, bir kısım yüzler parlaktırlar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
22,23,24,25. Yüzler vardır o gün, parıltılı, Rabbinden beklenti içindedir ve yüzler vardır o gün, asıktır. Bel kemiklerini kıran bir felâkete uğrayacağını anlar.
Besim Atalay
swap_vert close
O gün, kimi yüzler parlayacak
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
O gün birtakım yüzler sevinçten parlayacak.
Bkz. 3/106-107  
Cemil Said
swap_vert close
22,23. O gün ba’zı yüzler nurlanacak ve nazarları rablerine teveccüh idecekdir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
22,23. O gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
O gün birtakım yüzler aydındır.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
22-23. Oysa o gün bir kısım yüzler rablerine bakarak mutlulukla parıldayacak;
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.
Edip Yüksel
swap_vert close
O gün bazı yüzler parlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Nice yüzler o gün ışılar parlar
Emrah Demiryent
swap_vert close
22-23. O gün (âhirette) birtakım yüzler ışıl ışıl parlar da, (*bilâ keyf) Rabblerine bakarlar.
* “bilâ keyf”; Keyfiyetsiz demektir. Keyfiyetsiz tabirini anlayabilmek için öncelikle keyfiyetin ne demek olduğunu bilmek gerekir. Keyfiyet; Bir cismin künhünü, yapısını, nasıl olduğunu belirleyen özellik ve niteliklerdir. Daha özet bir ifadeyle, bir varlığın tarif edilebilirliği demektir. Yani bir varlık hakkında; sağda-solda, yukarıda-aşağıda, filan yönde ve mekânda, şu büyüklükte ya da küçüklükte, şişman-zayıf, şu kadar uzun ya da kısa, soğuk-sıcak, genişliği şu kadar, rengi, tadı, kokusu şöyledir demek gibi. Bunların tamamı cisimlere ait özelliklerdir. Allah Teâlâ cisim değildir, cevher değildir, araz değildir. Şu hâlde “keyfiyetsiz” demek; yaratılmışlara ait özelliklerin âlemlerin Rabbi’ne [celle celâluh] isnat edilmemesi demektir. İtikâdî konularda, anlamak/idrak etmek esas değildir. Esas olan şüphe etmeden kalben îmân edip dil ile ikrar etmektir. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat’in itikâdı odur ki: Mü’minler, Rabbu’l-Âlemîn’i âhirette keyfiyetsiz (cisimlere ait herhangi bir vasıfla olmaksızın ve zaman ve mekândan münezzeh) olarak göreceklerdir.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
Birtakım yüzler İzin Günü ışıl ışıldır.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Yüzler (vardır) o gün ter-ü tazedir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Nice yüzler vardır ki, o gün (âhirette) parlaktırlar!
İhsan Aktaş
swap_vert close
22, 23. Oysa o gün (o ahiret günü) bir kısım yüzler Rablerini(n rahmet ve ikramını) beklerken ışıl ışıl olacaktır.*
(*) Yani Rableri tarafından gelecek ikram ve mükafatı beklerler. Ayrıca meallerde (Rablerine bakarlar = görürler.) şeklindeki açıklamalar (لاتدركه الابصار) ‘’la tüdrikühül ebsar’’gözler onu idrak edemezler, yani göremezler’’ şeklindeki (Enam-103) ve (A’raf – 143) ayetlere ters düşmektedir. Bu nedenle ‘’onlar o gün Rableri tarafından gelecek ikramı, sevabı veya bunlara dair yüce Allah’ın kararını beklerlerken sevinçten yüzleri ışıl ışıl olacaktır’’ şeklindedir. Çünkü (ناظرة)’’nazırah’’ (منتظرة)’’müntazırah’’ beklerler, anlamına da gelir. "Rabb’e nazar etme"nin, Rabb’i görmekle, Rabb’e gözle bakmakla bir ilgisi yoktur. Nazar sözcüğünün; bakmanın yanı sıra, "bir kimsenin huzurunda beklemek, kapısının önünde beklemek" gibi anlamları da bulunmaktadır. Türkçedeki "eline bakmak" deyiminde olduğu gibi. Bu deyimde ele bakmaktan kast edilen şey, birilerinden beklenen katkıdır, yardımdır. Kur’an’da buna dair birçok örnek vardır: Örneğin: Neml-35. ayette Melike Belkıs: (وَإِنِّي مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِم بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌ بِمَ يَرْجِعُ الْمُرْسَلُون) ‘’Ve (bu yüzden meseleyi barış yoluyla çözmek için) ben onlara bir hediye gönderip, elçilerinin getirecekleri cevabı (فَنَاظِرَةٌ) bekleyeceğim!” demiştir. (Cemal Külünkoğlu Meali) Yine Bakara- 280. ayete de: وإن كان ذو عسرة فنظرة إلى ميسرة وأن تصدقوا خير لكم إن كنتم تعلمون) ) ’’Eğer (borçlu) darlık içinde olursa bir genişliğe çıkıncaya kadar (فنظرة) beklenilir. Eğer bilirseniz alacağınızı bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır. (Ahmet Varol Meali:) Yine Arapça Türkçe Kamus’unda da bunun açıklaması şöyle yapılıyor: نَظَرَ صَدِيقَهُ إِنْتَظَرَهُ [قاموس عربي تركي) ( ‘’Nazara sadikahu, ey intezarahu ‘’ yani arkadaşını bekledi. İşte görüldüğü gibi hem birçok ayette hem de lügatlarda (ناظرة)’’nazıratun’’ beklemek anlamına da gelmektedir. Ama bunlara rağmen buradaki âyet, geleneksel tefsirlerde Allah’ın âhirette görülmesi tartışmalarında delil olarak kullanılmıştır. Hâlbuki bu ayetlerin yüce Allah’ı görmekle bir alakası yoktur. Zira bu ayetlerin konusu ilâhî ödül ve cezanın insan üzerindeki yansımalarıdır. O gün kazandığını görenin, yüzü ak ve gözü aydın olur. Zaten yüce Allah’ı görmek de mümkün değildir. Çünkü görmenin mümkün olması için görülen şeyin bir mekânda ve bir zaman zarfında temekkünü, cisim sahibi bulunması ve boşlukta yer kaplaması şarttır. Allah’sa bunlardan münezzehtir. Ayrıca hem Kur’an’a göre hem de sahih rivayetlere göre gözler Allah’ı idrak edemezler. Allah görülebilir şeklindeki rivayetler ise hem Kur’an’a aykırı hem de haberi vahid ve müdelles olduklarından sahih olamazlar. Detaylı bilgi için aşağıdaki Arapça tefsir metinlerine bakılabilir. Özetle, ahiret günü, dünya hayatında Rablerinin davetine iman etmiş olup iyi ve güzel işler yapmış olan erdemli insanların yüzleri rablerinin lütfundan alacakları mükâfattan dolayı ışıl ışıl parlayacak, yaptıkları her iş onlar için ahiret hayatının aydınlığı olacaktır. وهل فى الإمكان رؤية الله؟ إن الرؤية معناها تحديد المرئىّ وتجسيده، والله سبحانه منزه عن التحديد والتجسيد.. فكيف يمكن رؤيته؟ ولهذا، فإن خير ما يحمل عليه قوله تعالى: «إِلى رَبِّها ناظِرَةٌ» هو ما ذهب إليه السلف من أن المراد بالنظر إلى الله، هو النظر إلى رحمة الله، (التفسير القرآني للقرآن) عن منصور عن مجاهد ( إلى ربها ناظرة ) قال : تنتظر الثواب من ربها ، لا يراه من خلقه شيء وقال آخرون : بل معنى ذلك : أنها تنتظر الثواب من ربه (تفسير الطبري) (إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ) أي إلى عطاء ربها منتظرة ، يعني منتظرة دخول الجنّة بعد أن تفرغ من الحساب (كتاب: حقائق التأويل في الوحي والتنزيل) ولهذا السبب ورد في بعض الرّوايات في تفسير هذه الآية: (إنّهم ينظرون الى رحمة الله ونعمته وثوابه) لأن النظر إلى ذلك هو بمثابة النظر إلى ذاته المقدّسة قال بعض الغافلين: إن هذه الآية تشير إلى شأنه في يوم القيامة، ويقولون: إنَّ الله سوف يُرى بالعين الظاهرة في يوم القيامة.. والحال إنّ مشاهدتهُ بالعين الظاهرة تستلزم جسمانيتهُ. والوجود في المكان، والكيفية والحالة الخاصّة وجود جسماني، ونعلم أنَّ ذاتهُ المقدّسة منزَّهة عن مثل هذا الإعتقاد الملوث، كما اعتمد القرآن هذا المعنى في آياتهِ مرات عديدة، منها ما في الآية (103) من سورة الأنعام: (لا تدركه الأبصار وهو يدرك الأبصار) وهذه الآية مطلقة لا تختص في الدنيا. (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل )» وأما من حمل النظر في الآية على الانتظار فإنهم اختلفوا في معناه على أقوال (أحدها) أن المعنى منتظرة لثواب ربها وروي ذلك عن مجاهد والحسن وسعيد بن جبير والضحاك وهو المروي عن علي (عليه السلام) ومن اعترض على هذا بأن قال إن النظر بمعنى الانتظار لا يتعدى بإلى فلا يقال انتظرت إليه وإنما يقال انتظرته فالجواب عنه على وجوه منها أنه قد جاء في الشعر بمعنى الانتظار معدي بإلى وجائز أن يكون قوله: {إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ} منصرفا إلى انتظار الثواب؛ كما قاله بعض أهل التأويل، فنتنظر ما يأتيها من التحق والكرامات حتى وصفوا بنضارة الوجوه - ويحتمل: أي: إلى أمر ربها ناظرة. (تأويلات أهل السنة) عن مسروق قُلتُ لِعَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا: يا أُمَّتَاهْ، هلْ رَأَى مُحَمَّدٌ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم رَبَّهُ؟ فَقالَتْ: لقَدْ قَفَّ شَعَرِي ممَّا قُلْتَ، أيْنَ أنْتَ مِن ثَلَاثٍ مَن حَدَّثَكَهُنَّ فقَدْ كَذَبَ: مَن حَدَّثَكَ أنَّ مُحَمَّدًا صلَّى اللهُ عليه وسلَّم رَأَى رَبَّهُ فقَدْ كَذَبَ، ثُمَّ قَرَأَتْ: {لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ} [الأنعام: 103] ،( الراوي : عائشة أم المؤمنين | المحدث : البخاري | المصدر : صحيح البخاري - وكذا رواه الترمذي ) (إلى ربها ناظرة ) ينظرون إلى رحمة الله وثوابه ( فنظرة إلى ميسرة) مهلة انتظار إلى يسر ورخاء من قبل الدائن إلى المدين : والنظر: الانتظار (التفسير الاشتقاقي لجذر الكلمة "نظر") ) والسادس : جائز أن يكون إلى أمر ربها ناظرة (تأويلات أهل السنة - الماتريدي) وقوله (إلى ربها ناظرة) معناه منتظرة نعمة ربها وثوابه ان يصل إليهم ويكون النظر بمعنى الانتظار، كما قال تعالى (واني مرسلة إليهم بهدية فناظرة) (6) أي منتظرة , والرؤية ليست كذلك فإنهم لا يضيفونها، فدل على أن النظر غير الرؤية، والمرئي هو المدرك، والرؤية هي الادراك بالبصر، والرائي هو المدرك، ولا تصح الرؤية وهي الادراك إلا على الأجسام أو الجوهر أو الألوان. ومن شرط المرئي أن يكون هو أو محله مقابلا أو في حكم المقابل، وذلك يستحيل عليه تعالى، فكيف تجيز الرؤية عليه تعالى ؟ (التبيان في تفسير القرآن » القيامة) هل صح في تفسير (إلى ربها ناظرة) حديثٌ أو أثر ؟ ـ[سليمان السيف] ـ كنت أبحث في الأحاديث والآثار الواردة في تفسير هذه الآية لم أجد بحسب بحثي حديثا مرفوعا أو أثرا عن صحابي أو تابعي صحيحا سالما من علة في أن معناها رؤية الله تعالى و بالنسبة لأثر عكرمة، فالحسين بن واقد فيه كلام، وقد عدّوه من المدلسين. وبالنسبةلأثر الحسن البصري، فالمبارك بن فضالة مدلس وقد عنعن (أرشيف ملتقى أهل الحديث 2)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Yüzler vardır o gün, parlamakta.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O gün kimi yüzler parlıyacak,
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
O gün, bazı yüzler ter-ü taze olacak,
İsmail Yakıt
swap_vert close
O gün bazı yüzler vardır, (mutluluktan) ışıl ışıldır,⁸
8 Krş. Âl-i İmrân, 3/106-107  
Kadri Çelik
swap_vert close
O gün bazı yüzler ışıl ışıl parlar.
Mahmut Kısa
swap_vert close
O Gün bazı yüzler, sevinçten ışıl ışıl parlayacak.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Yüzler vardır o gün parlamakta!
Mehmet Çakır
swap_vert close
22,23. O gün yüzler vardır aydın, // Sahib'ini süzen.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Hesap günü Rabbine inanan, iyi güzel işler yapanların yüzleri ışıl ışıl parlar. Yaptıkları her iş onlar için ahiret hayatının aydınlığı olur.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
22,23. O gün bazı yüzler, Rablerini(n kararını) beklerken ışıl ışıl olacaktır.
Mehmet Türk
swap_vert close
22,23. İşte o gün, öyle pırıl pırıl yüzler vardır ki onlar, Rablerine bakarlar (ve bakmaya doyamazlar.)¹
1 Ru’yetullah: “Ru’yet” kelimesi, Arapçada (رَأَى) kökünden gelen bir mastardır. Bu kelimeye sözlüklerde; görmek, bakmak, inanmak, bilmek, sanmak, sonunu düşünmek, tefekkür etmek ve rüya görmek anlamları verilmektedir. Bu fiilin bu kadar çeşitli anlamlara gelmesi, Arapçadaki kurallara bağlı olarak bazı hal ve durumlara göredir. Terim anlamı bakımından ru’yet denilince, İslâmî literatürde: “Allah’ın mü’minler tarafından Cennet’te görülmesi” meselesi akla gelmektedir. Bazıları ru’yetin mümkün olamayacağını ileri sürerek, Allah’ın görülmesi inancına İslâm dışı bir hüviyet kazandırırken, bazı fırkalar ve tarikatlar da mümkün olacağını ileri sürmekle kalmayıp, bir ifrat ve tefrit örneği sergileyerek, Yüce Allah’a cisim isnat etme yolunu tutmuşlardır. Ehl-i Sünnet mezhebler ise, geneldeki tutumunu devam ettirip, orta yolu takip ederek, Yüce Allah’ın ahirette mü’minler tarafından mekândan ve cisimden münezzeh olarak görülebileceğini, ancak bunun keyfiyetinin bilinemeyeceğini kabul etmiştir. Allahu Teâlâ’yı görmek, aklen caiz, naklen vaciptir. Allahu Teâlâ, görülür. Fakat bu görülme, bir me¬kânda, bir yönde, bir ışık yardımıy¬la değildir. Görenle Allah arasında bir mesafe de bahis konu¬su değildir. İmam Ebû Hanîfe, Fıkh’ul-Ekber kitabında; “Cennette mü’minler Rablerini baş göz¬leriyle görürler. Fakat aralarında mesafe, teşbih ve keyfiyet olmayacaktır.” demektedir. (Kıyame: 22-23) Cerir b. Abdillah (r.a)’dan rivayet edil¬diğine göre; Nebî (s.a.v) bir gece, ayın on dördünde aya bakarak; “Muhakkak siz hepiniz, ahirette Rabbinizi şu ayı görüp de şüphe etmedi¬ğiniz gibi göreceksiniz” buyurdular. (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tİrmizi, İbnu Mace) Rüyada Allah’ı (c.c) görmek caiz değildir. İmam Mâtüridî, “Rüyada Allah’ı (c.c) gördüğü iddiasında bu¬lunan, puta tapandan daha şerlidir. Zira rüyada görülenler hayal ve misallerdir. Allahu Teâlâ ise bunlardan münezzehtir” der. Mesruk’tan rivayet edilmiştir. Hz. Aişe’nin (r.anha) yanındaydım. “Ey mü’minlerin annesi! Üç şeyi kim söylerse, Allah’a karşı büyük iftira etmiş olurmuş! Nedir onlar?” diye sorduğumuzda Hz. Aişe, şöyle cevap verdi: “Kim ki, Muhammed (s.a.v) Rabbini gördü, diye iddia ederse, Allah’a karşı büyük ifti¬ra etmiş olur.” Bunun üzerine ben; “Ey mü’minlerin annesi, bana müsaade et konuşayım: “Yemin olsun o (Peygamber), onu apaçık ufukta gördü.” (Tekvir: 23) ayetine ne dersin?” diye sorunca Hz. Aişe, şu ce¬vabı verdi: “Bu meseleyi RasûluIIah (s.a.v)’den ilk önce soran benim. Rasûlullah bana dedi ki; O Cebrail’dir. Hem işitmedin mi Allah: “Gözler, Onu kavrayamaz. O, ise bütün gözleri kavrar. O, her şeyi inceden inceye bilen, her şeyden haberdar olandır” (En’am: 103) buyurmadı mı? Ve hem sen işitmedin mi ki, Allah: “Allah’ın bir beşerle vahiy yoluyla veya perde arkasından yahut bir elçi göndererek izniyle ona dilediğini vahyetmesi dışında konuşması mümkün değildir. O çok yücedir, hüküm (hikmet) sahibidir” (Şûra: 51) buyurmuştur. “Her kim ki; Rasûlullah (s.a.v), Allah’¬ın (c.c) kitabından bir şeyi gizledi derse; Allah’a büyük iftira etmiş olur. Her kim ki Muhammed (s.a.v) gaybı bilir iddiasında bulunursa, Allah’a (c.c) büyük İftira etmiş olur.” (Müslim) Mûtezile’ye göre Dünya ve ahirette Allah’ı görmek mümkün değildir ve Allah’ı kimse göremeyecektir. Mu’tezile bu ayetteki bakışı bekleme manasında anlamışlardır. Hâlbuki gayeye ulaşmayan beklemenin sonucu neşe değil, hayal kırıklığı olur.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Bazı yüzler o Gün mutlulukla parlayacak,
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Ama gün gelecek kimi yüzler sevinçten ışıl ışıl parlayacak. 10/26, 80/38
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
O gün bazı yüzler mutluluktan ışıl ışıl, ap aktır;
Orhan Kuntman
swap_vert close
Nice yüzler vardır ki o gün, (sevinç içindedir) ışıl ışıl parıldar
Osman Fırat
swap_vert close
Ve O gün bazı Yüzler var ki ışıl ışıl parlar,
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
O günde birtakım yüzler parıldanıcıdır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Yüzler vardır o gün pırıl pırıl. . .
Süleyman Ateş
swap_vert close
Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar,
Süleyman Tevfik
swap_vert close
22,23. O günde yüzler vardır ki mesrûr veyâ parlak olub rablerine bilâ-hicâb nazar idicilerdir.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
O gün bir takım yüzler parlaktır,
Şaban Piriş
swap_vert close
O gün, parıldayan yüzler olacak.
Ümit Şimşek
swap_vert close
O gün yüzler vardır ışıl ışıl,
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Yüzler vardır o gün parıltılı,
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
22-23. daħı yüzler ol gün tāzedür çalabı’larındın yaña baķıcıdur.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Nice yüzler ol günde tāzedür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
O gün neçə-neçə üzlər sevinib güləcək,
M. Pickthall (English)
swap_vert close
That day will faces be resplendent,
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Some faces, that Day,(5822) will beam (in brightness and beauty);-
5822 This passage (especially with reference to verses 26-28) would seem to refer to what our Doctors call the Lesser Judgement (at Qiyamah al Sughra), which takes place immediately after death, and not to the Greater or General Judgement, which may be supposed to be referred to in such passages as occur in S. 56. There are other passages referring to the Lesser Judgement immediately after death; e.g., 7:37 etc. If I understand aright, the punishment of sin takes place in three ways; (1) it may take place in this very life, but this may be deferred, to give the sinner respite; (2) it may be an agony immediately after death, with the Partition or Barzakh (23:100) separating the sinner from the final Resurrection; and (3) in the final Resurrection, when the whole of the present order gives place to a wholly new World: 14:48.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وُجُوهٌ
birtakım yüzler
يَوْمَئِذٍ
o gün
نَاضِرَةٌۙ
ışıl ışıl parıldar
O gün birtakım yüzler (cennetle müjdelendikleri için nûrdan) ışıl ışıl parıldar.
وَجْه
İsim
و ج ه
Yüz, vech, teveccüh
يَوْمَئِذ
Zaman zarfı
يَوْمَئِذ
O gün
نَاضِرَة
Etken fiil
ن ض ر
Işıl ışıl parıldayan