close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kehf Sûresi 9. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Em hasibte enne ashâbe-lkehfi ve-rrakîmi kânû min âyâtinâ ‘acebâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Kehf ve Rakıym ashabının ahvalini, delillerimiz içinde şaşılacak bir delil mi sandın?
İshak oğlu Muhammed'in, Cübeyr oğlu Said'in ve İkrime'nin vasıtasiyle İbn-i Abbas'tan gelen rivâyete göre Kureyş uluları, Medine Yahûdilerinin bilginlerine haber göndererek Hz. Muhammed (s.a.a) hakkında ne dediklerini sormuşlar, onlar da, Muhammed'den ruhu, Ashab-ı Kehf'i, Zül-Karneyn'i sorun, ikisinden haber verir, birinden vermese peygamberdir, üçünden de haber vermez, yahut üçünü de anlatmaya kalkışırsa değildir demişlerdir. Müşrikler, Hz. Peygamber'e bunları sorunca ruh hakkında 17. sûredeki 85. ayet vahyedilmiş ve ruhun mahiyeti anlatılmamış, bu sûredeyse Ashab-ı Kehf'le Zül-Karneyn'den etraflıca bahsedilmiştir. Kehf, geniş mağara anlamına gelir. Rakıym, o mağaranın bulunduğu vadi, yahut dağdır. Rakıym, Ashab-ı Kehf'in bulundukları şehrin adıdır diyenler de vardır. Rakıym'in, sonradan mağaranın kapısına konan ve üstünde, Ashab-ı Kehf'in başından geçen olaylar kazılmış bulunan taş levha olduğu Cübeyr oğlu Said'den rivayet edilmiştir. Ashab-ı Kehf hakkında yazılmış bir kitaptır diyenler de mevcuttur. Rakıym'in lügat manası yazılmış şeydir. Batılı Kur’an mütercimlerine göre Ashab-ı Kehf'in mağarası Efesus şehrindedir (Savary: Le Koran, Paris - 1951, s. 315, not. 1. E. H. Palmer, The Koran, Oxford - 1953, s. 241, not. 1).  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Yoksa) Sen, Kehf ve Rakim Ehlini (sığınılan ve yüzyıllarca sağ bırakılan Mağara ehlini ve kutsal kitaplarda yazılı ve ibretli Hatıra sahiplerini) ne sandın? Ki, bunlar Bizim şaşılacak ayetlerimizden olmaktadır! (Çünkü bunlar Bizim kudretimize nazaran gayet doğal ve kolaydır. Bak: Kehf: 21)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Bu dünya hayatı, bir sınamadan ibaret olduğuna göre, şimdi sen mağaraya sığınan gençlerin ve sığındıkları mağaranın durumunu bizim şaşılacak ayetlerimizden bir delil mi sandın?
Ahmet Tekin
swap_vert close
Yoksa sen, bizim âyetlerimizden mûcizelerimizden Eshâb-ı Kehf (mağara arkadaşları) ve Eshâb-ı Rakım'in (Rakımli, üzerlerine yazılı anıt dikilenlerin) sadece, ibrete şâyân, şaşılacak basit birer olaydan ibaret olduklarını mı sanıyorsun?
Ahmet Varol
swap_vert close
Yoksa sen Kehf ve Rakim ashabının bizim şaşılacak ayetlerimizden olduklarını mı sandın? [1]
1.Kehf başta da belirtildiği gibi mağara demektir. Ashabı Kehf ise mağara arkadaşları anlamına gelir. Rakim`in ne olduğu konusunda farklı açıklamalarda bulunulmuştur. En yaygın açıklamaya göre Rakim "kitabe" demektir. Bu açıklamaya göre: "Kehf ve Rakim Ashabı" denilirken "adları bir kitabeye yazılı mağara arkadaşları" anlamı kastedilir. Dolayısıyla bu açıklamaya göre "Kehf ve Rakim Ashabı" denilirken kastedilenler aynı kişilerdir. Bazı tefsirlere göre ise Kehf Ashabı ile Rakim Ashabı birbirlerinden ayrı kişilerdir.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Yoksa, (ey Rasûlüm), uzun zaman mağarada uykuda kalan Kehf ve Rakîm ashâbı, bizim mûcizelerimizden şaşılacak bir şey oldular mı sandın? (Kehf: Geniş mağaraya denir. Rakîm: uykuya dalanların köy adı ve köpeklerinin adıdır. Bir rivayette de uykuda kalanların adlarının yazılı bulunduğu kitabın ismidir).
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Yoksa (sadece) Ashab-ı Kehf ve Rakim’in(*), ayetlerimizden acayip bir ayet olduğunu mu sandın?
(*) Kehf, mağara demektir. Ashab-ı Kehf, mağara arkadaşları demektir. Rakim, onların isim ve sayılarının yazılı olduğu kitabedir. (Celaleyn, Muhtarus-Sıhah.)  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Yoksa sen, sadece Kehf ve Rakîm sahiplerinin, bizim şaşılacak âyetlerimizden olduğunu mu sandın?[299]
[299] Kehf ve Rakîm hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XI, 440-442.  
Besim Atalay
swap_vert close
Belgelerimizden olan oprukla, dere yoldaşlarını, belgelerimizden şaşılacak şey mi sanıyorsun sen?
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Ne o, (Ey Resul!) yoksa sen, (sadece) Ashâb-ı Kehf ve Rakım'ı mı bizim ibret verici delillerimizden sandın?
“Kehf, dağda bulunan mağara, “rakım” ise içinde mağara bulunan dağ ya da vadi demektir. Menkıbeye göre, Allah’ın varlığına ve birliğine inanan ve bu inançlarını açıkça dile getirip putperestliğe karşı çıkan ve öldürülmekten korkan Efesli bir grup genç, inançlarıyla örtüşen bir hayat sürdürmek için köpekleriyle beraber insan gözünden ırak bir mağaraya sığınır ve orada yatar uyurlar. 25. ayette de görüldüğü gibi 309 yıl civarında mucizevî bir uykuya daldıkları söylense de bu konuda 26. âyette “Onların (orada) ne kadar kaldığını en iyi Allah bilir…” ifadesi mağarada ne kadar kaldıklarıyla ilgili kesin bir şey söylemenin doğru olmayacağını göstermektedir. Ama anlatılan kıssadan ve alışveriş için verdikleri paradan da anlaşılıyor ki 300 yıl civarında mağarada kalmışlardır. Ne kadar sürdüğünün farkında olmadıkları bu uykudan uzun bir zaman geçtikten sonra uyanırlar ve içlerinden birini yiyecek bir şeyler satın alması için şehre gönderirler. Genç adamın alışveriş için kullanmak istediği paranın üzerindeki Dekyanus’un resmini gören şehir halkı adamın bir hazine bulduğunu sanarak kendisini devrin hükümdarına götürürler ve böylece Mağara İnsanlarının ve mucizevî hayatlarının serüveni ortaya çıkmış olur. İşte bu mağara adamlarının hayat hikayesini anlatan ayetler: …  
Cemil Said
swap_vert close
Kehf (mağara) ve Er-Rakîm ashâbının hikâyesine dikkat itdin mi? Bu bizim bir mu’cizemiz ve ’acîb görünen bir kıssadır.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Yoksa sen Mağara ve Kitap ehlini şaşılacak ayetlerimizden mi zannettin?
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Yoksa sen, (sadece) Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakîm’i mi bizim ibret verici delillerimizden sandın?[325]
“Kehf” mağara ve dağların içindeki dehliz demektir. “Rakîm” ise âyette söz konusu edilen mağaraya konulan kitabedir. Bazı bilginlere göre rakîm, mağaraya sığınan gençlerin mensub olduğu köyün veya kentin adıdır. Rakîm, yüksek dağ ve tepe anlamına da gelmektedir. Bu âyette; Allah’ın, hayret uyandıran delillerinin “Ashab-ı Kehf”ten ibaret olmadığına, sürekli olarak gerçekleştikleri için, sıradan işlermiş gibi algılanan sayısız olayların da birer ilâhî kudret göstergesi olduklarına dikkat çekilmektedir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Yoksa sen, bizim âyetlerimizden olan Ashâb-ı Kehf ve Rakīm’i mi şaşırtıcı buldun?
Diyanet Vakfı
swap_vert close
(Resûlüm)! Yoksa sen, bizim âyetlerimizden Ashâb-ı Kehf ve Ashâb-ı Rakîm'in durumlarını şaşırtıcı mı buldun?  
 Tefsircilere göre «kehf», dağda bulunan genişçe mağara demektir. «Rakîm»in ne olduğu konusunda kesin bir sonuca varılamamıştır. Ancak şu manalardan birine gelebileceği belirtilmiştir: Mağaranın bulunduğu dağ ya da vâdi; Ashâb-ı Kehf’in isimlerinin yazılı bulunduğu kitâbe. Sahîh-i Buharî’deki bir rivayete göre de Ashâb-ı Rakîm, Ashâb-ı Kehf’in dışında üç kişilik bir topluluktur ki bunlar, yağmurlu bir havada sığındıkları mağaranın girişini büyük bir kayanın tıkaması ile mağarada mahsur kalırlar. Her biri, vaktiyle yapmış olduğu güzel bir davranışı yâdederek kurtuluş niyaz ederler. Onlar dua ettikçe kaya biraz daha açılır ve sonunda kurtulurlar. Ancak, tercihe şâyan görüş, Rakîm’in, Ashâb-ı Kehf’in isimlerinin yazılı bulunduğu kitâbenin adı olduğudur.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Mağaradakilerin ve onlarla ilgili rakamların ilginç kanıtlarımızdan başka bir şey olduğunu mu sandın?
Yedi Uyuyanlar diye bilinen müminler 18:9-21 ayetlerinde belirtildiği gibi dünyanın sonu ile doğrudan ilişkilidir.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Yoksa sen Ashabı Kehf'i ve Rakim'i (isimlerinin yazılı bulunduğu taş kitabeyi) şaşılacak âyetlerimizden mi sandın?
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Yoksa Eshabı Kehf-ü Rakıym bizim âyâtımızdan bir acîbe oldular mısandın
Emrah Demiryent
swap_vert close
Yoksa sen (ey insanoğlu!) sadece Kehf ve Rakîm sahiplerinin mi bizim şaşılacak âyetlerimizden olduklarını sandın? (Onlardan başka, çok daha şaşılacak/ibret alınacak nice âyetlerimiz/mu‘cizelerimiz vardır.)
Erhan Aktaş
swap_vert close
Yoksa sen, Kehf ve Rakim¹ Ashabı'nın Bizim en şaşılacak ayetlerimizden² olduklarını mı sandın?
1- Mağara ve Yazıt/kitabe/yazılı levha arkadaşlarının. 2- Mucize, ibret, kanıt.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Habîbim) sen, bizim âyetlerimiz içinde (yalınız) Kehf ve Rakıym yaranının ibrete şayan olduklarını mı sandın? (öyle değil).
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Habîbim, yâ Muhammed!) Yoksa gerçekten (sâdece) Ashâb-ı Kehf ve Rakim'in(2)mi şaşılacak âyetlerimizden olduklarını sandın?
(2)Ashâb-ı Kehf: Allah’dan başkasına ibâdet etmeye zorlandıkları için Rablerine sığınarak bir mağaraya çekilen, Yemlîhâ, Mekselînâ, Mislînâ, Mernûş, Debernûş, Şâzenûş, Kefeştatayyûş namlarındaki yedi gençtir. Bu gençler İlâhî bir mu‘cize olarak Kıtmîr ismindeki köpekleriyle birlikte uyutulup, üç yüz dokuz sene mağarada kalmışlardı. Ashâb-ı Rakīm ise, bir rivâyete göre, üç arkadaş olup şiddetli yağmurdan kaçarak bir mağaraya sığındıklarında büyük bir taş mağara ağzını kapatmıştı. Bunun üzerine her biri, Allah rızâsı için işledikleri birer amellerini duâ niyetiyle anlatmaları üzerine taş yavaş yavaş açılmıştı. Diğer rivâyetlere göre ise Rakīm, Ashâb-ı Kehf’in isimlerinin yazılı olduğu bir levha veya onların yaşadığı kasabanın ya da o dağın veya mağaranın veya köpeklerinin adıdır. (Beyzâvî, c. 2, 4)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Yoksa sen, (bizim sınırsız kudretimizi gösteren nice ayetlerimiz arasında sadece) Kehf (mağara) ile Rakîm ehlinin, bizim (göklerde ve yerkürede bulunan nice diğer) âyetlerimizden daha mı ibret ve hayret verici olduğunu sandın?
(*) Rakim’in ne olduğu konusunda farklı açıklamalarda bulunulmuştur. Rivâyetlere göre Rakîm, onların yaşadıkları köy, kasaba, şehir veya mağaranın bulunduğu dağ ya da dağın etrafındaki vadinin adı veya söz konusu edilen mağaraya konulan kitabedir. Yine Rakîm: Akarsuyu bol ve bitki örtüsü gür ve sık olan vadi anlamına geldiği gibi verimli ve bereketli toprak anlamına da gelir. Ama en doğrusunu yüce Allah bilir’’ Ayrıca bu âyette; Allah’ın, hayret uyandıran delillerinin sadece “Ashab-ı Kehf”ten ibaret olmadığına, sürekli olarak gerçekleştikleri için, sıradan işlermiş gibi algılanan sayısız olayların da birer ilâhî kudret göstergesi olduklarına dikkat çekilmektedir. Batılı Kur’an mütercimlerine göre ise Ashab-ı Kehf’in mağarası Efesus şehrindedir (Savary: Le Koran, Paris - 1951, s. 315, not. 1. E. H. Palmer, The Koran, Oxford -1953, s. 241, not.1). Efsus şehrinin yeri konusunda rivayetler muhteliftir. Efes/İzmir, Tarsus/Mersin ve Afşin/K. Maraş’ta olduğu söyleniyor.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Sen, bizim insanlar için ibret olsun diye bahsettiğimiz mağara insanlarını ve onlar hakkında (kaç kişi oldukları, ne kadar mağarada kaldıkları) hakkında sayılar (rakamlar) üreten insanları, şaşılacak bir durum mu zannettin?
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Yoksa senin kişileri ile yazıt kişilerini olağanüstü belgelerimizden mi sandın?
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Kehf ve rekîm sahiplerini [³] âyetimiz içinde acip bir âyet mi sandın [⁴]?
[4] Bunların uykuda kalmalarını, gökleri, yeri yarattığımıza nisbetle daha acip, daha garip mi buldun?  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Ey Peygamber!) Yoksa sen Biz’im ayetlerimizden olan Mağara [kehf]¹ ve Rakîm² arkadaşlarını şaşılacak bir şey mi sanıyorsun?
1 Kehf, mağara anlamına gelir. Tefsirlerde bu kıssa hakkında ayrıntılı bilgiler vardır. Bu kıssanın Yahudi ve Hıristiyan olmak üzere iki versiyonu vardır. Hıristiyan versiyonu daha yaygındır. Rivayete göre; İmparator Decius (249-251) zamanında Hz. İsa’ya inanan bir grup genç, köpekleriyle beraber, içinde yaşadıkları pagan toplumun baskısından bir mağaraya sığınırlar. Üç yüz yıl civarında mucizevî bir uykuya yatarlar. Uyandıklarında içlerinden birini yiyecek bir şeyler almak üzere şehre gönderirler. Şehir bu arada çoktan Hıristiyanlığı kabul etmişti. Alışveriş esnasında paranın en az üç yüz yıldan daha önce basılmış ve tedavülden kalkmış olduğu fark edilince, bunların durumu ortaya çıkar. Bu kıssa bize, uykunun ölümün kardeşi olduğunu ve ölümden sonra insanın nasıl dirildiğinin sembolik bir anlatımını vermektedir. 2 Rakîm, kitabe, yazma veya yazıt anlamında olup, başka bir grup değildir. Ashab-ı kehf kıssasının iki ortak unsuru olarak görmek gerekir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Sen, yoksa Kehf ve Rakim ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?
(Bu soru, kâfirlerin “mağarada uyuyanlar” hakkındaki şüpheli tutumlarını ortaya koymak amacıyla sorulmuştur. “Siz gökleri ve yeri yaratan Allah’ın bir kaç kişiyi bir kaç yüzyıl boyunca uyku halinde bırakmaya ve onları uykudan uyandırır gibi diriltmeye gücü yetmez mi sanıyorsunuz? Eğer güneşin, ayın ve dünyanın yaratılışını düşünmüş olsaydınız, böyle bir şeyin Allah için zor olduğunu düşünmezdiniz bile.”)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Yoksa sen, ey insanoğlu, Ashab-ı Kehf: Mağara Arkadaşları veAshab-ı Rakîm: adlarına kitâbe yazılan insanlar adıyla tanınan gençlerin yaşadığı ilginç serüvenin, hayret verici mûcizelerimizden biri olduğunu mu sanıyorsun? Hem de, göklerde ve yerde, akıllara durgunluk veren bunca muhteşem mûcizeler dururken! Üstelik sen bu kıssanın sadece dıştan görünen yönüyle ilgileniyor, asıl üzerinde durulması gereken yönünü gözden kaçırıyorsun:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Yoksa bizim âyetlerimizden Rakîm (Yayla) ve KEHF (Kaya Sığınak) arkadaşlarını şaşılası mı saydın?
Mehmet Çakır
swap_vert close
Resulüm! Sen kitabede yazılı Ashâbıkehf'in bizim ilginç mucizelerimizden biri olduğunu düşünüyor olmalısın.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Allah çocuk edindi diyenler; Ashab-ı kehf, Ashabı-ı Rakim topluluğu hakkında uydurdukları hikâyeleri anlatırlar. Yoksa sen onların anlattıkları hikâyeleri bizim ders verici ayetlerimizden mi sandın? Bilmiyor musun? Onlar kendi kafalarına göre hikâye uydurup duruyorlar.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Yoksa sen bizim ayetlerimizden (mucizelerimizden, sadece) [kehf] ve [rakîm] halkının durumlarını mı şaşırtıcı buldun? [*]
Ayette sözü edilen ve “büyük mağara (ki küçüğüne [ğâr] denir)” anlamına gelen [el-Kehf] kelimesi ile “kitabe, yazıt, levha” anlamındaki [er-rakîm] sözcüğü, burada iki gruptan söz edildiği izlenimi vermemelidir. Çünkü ifadenin başındaki [ashab] kelimesi iki kelimeyi de içermektedir. “Mağara ve kitabe sahipleri” denilince aynı insanların iki özelliği veriliyor demektir. Çünkü kıssanın devam eden bölümünde sürekli olarak tek bir grup delikanlıdan söz edilmekte, başkalarına ait bir bilgiye yer verilmemektedir. Bu delikanlıların [er-rakîm] diye anılması, “isimlerinin bir kitabede yazılı olması” nedeniyledir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Yoksa sen mûcizelerimizden olan Ashâb-ı Kehf ve Rakîm’i¹ çok mu şaşırtıcı buldun?
1 Kehf: Geniş mağara demektir. Rakîm: taş, maden ve saireden yazılı levha, kitabe demektir. Rivâyetlere göre Rakîm, mağaranın bulunduğu dağın etrafındaki vadinin adıdır veya Ashâb-ı Kehf’in yazıp mağaranın girişine bıraktığı bir kitabedir. (İbnü Kesîr) Konuyla ilgili olarak Elmalılının 23. ayetin dipnotundaki rivayetini zayıf görüp tenkid edenlerin, Suruçlu bir papazın rivayeti ile Ashab-ı Kehf olayını anlatmaları ilim adına işlenen cinayetlerin harika bir örneğidir. Ashab-ı Kehf olayı bir mucizedir. Bu mucizeyi de ancak mucizeleri yaratan Rabbimiz bilir. Biz bu olayla ilgili Yahudi ve Hıristiyan kâfirlerden gelen rivayetere asla yer vermedik. Çünkü Rabbimiz bu ayetleri, bu olayın doğrusunu anlatmak üzere indirmiştir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
[BU DÜNYA hayatı bir sınamadan ibaret olduğuna göre, imdi] ⁶ sen Mağara İnsanlarını[n] ve [onların kendilerini] yazıtlara/kitabelere [adamalarının kıssasını]n, gerçekten, Bizim [öteki] mesajlarımızdan daha meraka değer bulunacağını mı düşünüyorsun? ⁷
6 Bu ilave, sonraki uzun pasajla önceki iki ayet arasında dolaylı olarak îma edilmiş olan bağlantıya açıklık getirmek içindir.7 Lafzen, “Yoksa sen, Mağara İnsanları’nı ... daha şaşırtıcı mı buluyorsun?” -Bu ifadeyle, kıssanın ortaya koyduğu temsîlin ya da meselin bir bütün olarak Kur’an’ın önerdiği ahlakî öğretiyle tam bir bağdaşım içinde olduğu îma ediliyor. Ayette sözü geçen Mağara İnsanları’nın kıssasına gelince, müfessirlerin çoğu bunun ilk dönem Hristiyan tarihiyle, yani Roma imparatoru Desius’un zulmüne uğrayan Hristiyanlarla ilgili olduğu görüşüne meyletmektedirler. Menkıbeye göre, Efesli bir grup genç Hristiyan, inançlarıyla bağdaşır bir hayat sürdürmek için köpekleriyle beraber insan gözünden ırak bir mağaraya sığınır ve orada yıllarca süren (bu surenin 25. ayetine dayanarak yapılan bazı hesaplara göre üçyüz yıl dolayında) mucizevî bir uykuya yatarlar. Ne kadar sürdüğünün farkında olmadıkları bu uykudan günün birinde uyanır ve içlerinden birini yiyecek bir şeyler satın alması için şehre gönderirler. Tabii, bu arada durum bütünüyle değişmiş, Hristiyanlık artık kovuşturulan, baskı ve zor altındaki bir din olmaktan çıkmış, hatta Roma İmparatorluğu’nun resmî dini olmuştur. Genç adamın alış veriş için kullanmak istediği -Desius zamanından kalma- eski para şehirde ister istemez merak ve şaşkınlık uyandırır ve şehir halkı genç adama sorular sormaya başlar ve böylece Mağara İnsanları’nın ve onların mucizevî uykularının kıssası aydınlığa kavuşur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, klasik müfessirlerin ekseriyeti, Kur’an’ın bu Mağara İnsanları’yla ilgili atfını (9-26. ayetler) açıklamaya çalışırken hep bu Hristiyan menkıbesine dayanmışlardır. Ama, öyle görünüyor ki, kıssanın bu Hristiyan versiyonu, Hristiyanlık öncesi döneme, Yahudi kaynaklara kadar giden çok eski ve sözlü bir geleneğin son uzantısından başka bir şey değil. Klasik müfessirlerin hemen hepsinin naklettiği muhtelif güvenilir hadisler de bunun böyle olduğunu göstermektedir. Bu Hadislere göre, Muhammed (s)’in sahiden peygamber olup olmadığını sınamak için onun Mekkeli muhaliflerini, öteki meseller yanında, ona Mağara İnsanları’nın kıssası konusunda da soru sormaları için kışkırtanlar Medineli Yahudi din adamlarıydı (rabbis/ahbâr). Surenin 13. ayetiyle ilgili yorumunda İbni Kesîr bu Hadislere atıfta bulunarak şöyle demektedir: “Mağara İnsanları’nın Meryem oğlu İsa’nın izleyicileri olduğu söylenmiştir, ama işin aslını Allah bilir: Çünkü, bunların Hristiyanlık çağından çok önce yaşamış oldukları şu bakımdan açıktır ki, eğer Hristiyan olmuş olsalardı, kendilerini din ve kültür olarak Hristiyanlardan bütünüyle uzak tutan Yahudi din adamları böyle bir kıssaya kendi geleneksel söylenceleri arasında ne diye yer versinler?” Dolayısıyla, giydirilen Hristiyan kisvesi çıkarılıp hristiyanî renklerden arındıktan sonra rahatlıkla söyleyebiliriz ki Mağara İnsanları kıssası özü itibariyle Yahudi menşelidir. Sonradan eklenen unsurlardan arındırıp kendi aslî muhtevasına ulaştırdığımız zaman, kendi ihtiyarıyla dünyadan el etek çekip insan gözünden ırak bir mağarada ömür boyu “uykuya” çekilen ve mucizevî bir “uyanışla hayata dönen” bu insanların kıssasında, Hz. İsa’nın zuhurundan hemen önceki ve hemen sonraki yüzyıllarda Yahudi dininin tarihinde önemli bir rol oynayan dinî bir harekete, (3:52 üzerine 42. notumuzda da belirttiğimiz gibi, Hz. İsa’nın kendisinin de mensup olmuş olabileceği) çileci Essene Kardeşliği hareketine ve özellikle, onun kollarından birine, yani Ölü Deniz yakınlarında bir yerde uzlet içinde yaşamayı seçen ve modern zamanlarda Ölü Deniz Yazmaları/Kitabeleri keşfedildikten bu yana “Kumran cemaati” olarak bilinegelen bir topluluğun hayatına ilişkin çarpıcı bir temsîl buluruz. Yukarıdaki ayette geçen (bizim “yazmalar” ifadesiyle aktardığımız) rakîm ifadesi bu görüşe güçlü bir destek sağlamaktadır. Taberî’nin kaydettiği gibi, ilk otoritelerden bazıları -özellikle İbni ‘Abbâs- bu terimi merkûm (“yazılı şey”) terimiyle ve dolayısıyla “kitap” ya da “kitabe/yazıt” terimiyle eş anlamlı görmüşlerdir. Keza Râzî: “Bütün belâgatçiler ve Arapça uzmanları er-rakîm’in el-kitâb’la aynı anlama geldiği görüşündedirler” demektedir. Kumran cemaati mensuplarının -ki bu Essene tarikatinin ilkelere en bağlı grubuydu- kendilerini bütünüyle bazı kutsal metinlerin ya da yazmaların tedris, istinsah ve muhafazasına adamış oldukları, dünyadan tam bir el etek çekme ve tecrit durumu içinde yaşadıkları ve manevî değerlere bağlılıklarıyla ileri derecede saygı uyandırdıkları tarihî olarak ortaya konmuş bulunduğuna göre, bu kişilerin dindaşlarının muhayyilesinde, zaman içinde, dünyayla irtibatını keserek yüzyıllarca “uyuyan” ve manevî/ruhanî görevleri bitince “uyanan” Mağara İnsanları’nın menkıbesiyle temsîlî bir anlatıma dönüşecek kadar derin bir iz bıraktıkları rahatlıkla söylenebilir. Kaynağı ne olursa olsun, yani ister Yahudi kaynaklı olsun, ister Hristiyan kaynaklı, Kur’an’ın bu menkıbeyi bütünüyle temsîlî bir anlamda: yani, Allah’ın insanda ölümü (yahut “uyku”yu), ölümden sonra kalkışı (yahut “uyanış”ı) gerçekleştirmesini ve bu arada insanları dinlerinin safiyetini korumak için günah ve kötülükle dolu bir dünyayı terk etmeye sevk eden dinî hassasiyeti yansıtan ve nihayet Allah’ın böyle bir imanı, zamanı ve ölüm olgusunu aşan manevî/ruhanî bir uyanma bahşederek nasıl ödüllendirdiğini dile getiren bir temsîl olarak zikrettiği bir gerçektir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Yoksa sen mağara arkadaşlarını ve anıt kitabeyi çok mu hayret verici buldun. 13/5
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
YOKSA sen mağara arkadaşlarının[²³⁴⁸] ve (onlar için yazılan) anıt kitabenin,[²³⁴⁹] bizim (bütün bu) âyetlerimizden[²³⁵⁰] daha mı ibret ve hayret verici olduğunu düşünüyorsun?
[2348] Mağara arkadaşları kıssası tefsirlerimizde ayrıntılı olarak anlatılır. En ayrıntılı anlatım Taberî’ye aittir. Öyle anlaşılıyor ki büyük müfessirimiz, bu konuda adını vermediği bir kaynağa istinat etmektedir. Bu kaynağın Efesli mağara arkadaşlarını anlatan bir Süryani kaynağı olması muhtemeldir. Yazarı Suruçlu James (d. 452) adlı bir Süryani papazdır. Eser bir şekilde Yunanca ve Latince tercümeler yoluyla Avrupalıların eline de geçmiştir. Bu kaynağı esas alan tefsirlerimize göre olayın özeti şudur: Efes’te (Ephesos-İzmir) Ay Tanrıçası Diana’ya tapılmaktadır. O dönemden kalma Hadrianus tapınağı halen ayaktadır. İmparator Decius (249-251) zamanında, yönetimin baskısından kaçan İsevî mü’minler, bir mağarada inançlarını yaşamaya karar verirler. Mucizevî olay bu sırada gerçekleşir. Mağaradakilerin uyanışı II. Teodosios dönemine (408-450) denk gelir. Amman yakınlarında 1963 yılında bulunan bir başka mağara daha vardır. Bir oda büyüklüğündeki bu mağarada 7+1 adet mezar vardır. Burası önce Bizans kilisesi yapılmış, bölgenin fethinden sonra da kilisenin kalıntıları üzerine mescid inşâ edilmiştir. Kazı sırasında bulunan Bizans dönemi sikkeleri ve mağaradakilere ait bazı eşyalar ile cesetlerin kalıntıları orada sergilenmektedir. Duvarlarına Latince yazılar ve kırmızı boyalı bir köpek resmi de nakşedilmiştir. Ayrıntılı olarak inceleme fırsatı bulduğumuz iki mağaradan Kur’an’ın tasvirine en uygun olanı kadim Rabîm köyündeki bu mağaradır. Çağdaş müfessir Hüseyin Tabatabâi’nin görüşü de budur. Ona göre bu olay Sezar Trajan’ın (98-117) İsevileri hain ilan edip görüldükleri yerde öldürülmeleri fermanını yayınlaması üzerine gerçekleşmiştir (el-Mîzân). [2349] Eshâbe’l-kehfi ve’r-rakîm ibâresini “Mağara ve rakam/kitâbe arkadaşları” şeklinde de çevirebiliriz. Böyle bir çeviri, kesinlikle burada iki ayrı guruptan söz edildiği anlamına gelemez. Çünkü burada kıssası anlatılan sadece bir gurup insandır. Bu durumda “mağara” ve “yazı”yı kıssanın iki ortak unsuru olarak anlamak gerekecektir. Mağara, paylaştıkları ortak mekândır; bu açık. O halde “yazıyı” ortak uğraşları, meşgaleleri olarak yorumlamak gerekecektir. Bu yoruma uygun düştüğü için bazı müfessirler, bu yüzyılda keşfedilen Lût Gölü kıyısındaki Yahudiliğin Esseni (Kumran) cemaatine mensup zahitlerin yaşadıkları mağaralar ve yazdıkları tomarlarla bu âyetteki “Mağara ve yazı Arkadaşları” ibâresi arasında bağlantı kurmuşlardır (Bkz: Esed). Fakat, bu olayın anlatıldığı pasajda açıkça ölümden sonra dirilişe ilişkin olağanüstü bir olay nakledilmektedir. Dahası, 21. âyette onların üzerine “anıtsal bir kitabe” dikme teklifi de açıkça yer almaktadır. Tercihimizin gerekçesi budur. Bu âyetlerin nüzul sebebi olarak gösterilen Yahudilerin üç sorusu rivayeti, hem senet hem metin açısından güvenilmezdir (Bkz: Elmalılı). [2350] Yani: Hemen önceki âyetlerde anlatılan türden yeryüzünün her bahar mevsiminde bin bir türlü süs ve bezekle donatılıp kış gelince de ölüme yatması ve bununla adeta her yıl bir kıyamet provasının icra edilmesinden daha mı şaşırtıcı? Burada, hayat ve ölüm gerçeğini anlamak için uzağa gitmeye gerek olmadığı, insanın hemen yanıbaşında bu çift kutuplu gerçeği hatırlatacak bir çok mucizevî olayın her an cereyan ettiği gerçeği dile getiriliyor.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey Muhammed) Yoksa sen bizim ayetlerimizden olan (kitap ehlinin sorduğu) Ashab-ı Kehf (mağara sakinlerinin) ve Rakîm (o mağaranın üzerine konulan levhanın, hayret verici) kıssasını (onların mağarada asırlarca ölü halde nasıl kalarak sonra diriltildiklerini) öğrenmek mi istiyorsun?
Osman Fırat
swap_vert close
Yoksa sen, AshabI Kehf ve Rakîm’i bizim acayip/enteresan delillerimizden mi sandın?
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Yoksa sandın mı ki Ashâb-ı Kehf ile Rakım, Bizim âyetlerimlzden bir aceb şey olmuşlardır?
Suat Yıldırım
swap_vert close
Ne o, yoksa sen, bizim âyetlerimiz içinde yalnız Ashab-ı Kehf ve rakîm'in mi ibrete şayan olduklarını sandın? İş öyle değil!
Kur’ân ve hadiste kesin bilgi varid olmayınca, müfessirler birtakım rivâyetler nakletmişlerdir. Hıristiyan geleneğinde M.S. 250 yıllarında Efes şehrinde, dinlerini kurtarmak için, mağaraya giren gençler kıssası vardır. Kehf sûresinde, onların durumlarının nakledilmeleri söz konusudur. Rakîm: Kitabe, yazıt mânasına olup taş, maden veya diğer şeylerden olabilir.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Yoksa sen, sadece Kehf ve Rakim sahiplerinin bizim şaşılacak ayetlerimizden olduklarını mı sandın? (onlardan başka çok daha acaip ayetlerimiz vardır. Arzı yeşertip sonra kurutmamız da şaşılacak ayetlerimizden değil midir?)
Kehf adamlarından daha acâip nice âyetlerimiz var ki, gözünüzün önünde her an tekrarlanmaktadır. Fakat siz onların farkında değilsiniz. Kehf (ãîçá), dağdaki mağara; rakîm (ÑîâêÂ) de mağaranın bulunduğu dağın adıdır. Yahut rakîm, Ashâb-ı Kehfin isimlerini taşıyan Kitapenin adıdır. Bir rivâyete göre de Ashâb-ı Kehf başka, Ashâb-ı Rakîm de başkadır. Beyzâvî'nin anlattığına göre Ashâb-ı Rakîm, Buhârî ve Müslim'de öyküleri anlatılan üç yolcudur. Yağmura tutulan bu üç kişi, bir mağaraya sığınırlar. Birden yuvarlanan bir kaya, mağaranın ağzını kapatır, içeride kapanıp kalırlar. Sonra her biri, Hak rızâsı için yaptığı bir iyiliği anarak o işin hâtırına bu mağaradan kurtarılmalarını Allah'tan niyâz eder. Mağaranın ağzını tıkayan kaya, her birinin du'âsı sonunda biraz aralanır, sonunda tamamen açılır, oradan kurtulurlar. Fakat bu üç kişinin Rakîm ile ilgisi kuvvetli değildir. Celâleyn'in ifâdesine göre Rakîm, Ashâb-ı Kehf'in başına konan Kitapedir. Tahmine dayalı başka görüşler de vardır  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
(Yâ Muhammed) Sen Ashâb-ı Kehf ve Rakîm'i bizim mu'cizât ve vahdâniyetimize delâlet iden âyâtımızdan şâyân-ı te'accüb bir şey mi hesâb idersin?
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Sen, o mağarada olan ve adları levhada yazılı bulunan kişileri[1] tuhaf belgelerimizden[2] mi sandın?[3]
[*] Yerli halk, onların isimlerini bir levha üzerine yazarak kapılarına koymuş olabilir. [*] ayetlerimizden [3] Bunun şaşılacak bir yanı yoktur.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Ashab-ı Kehf ve Rakim'i, şaşılacak ayetlerimizden mi zannettin sen?
Ümit Şimşek
swap_vert close
Sen Kehf ve Rakîm Ashabını(1) Bizim âyetlerimiz içinde garip birşey mi sandın?
(1) “Kehf” mağara, “rakîm” ise yazıt anlamına gelir. Bu kıssa ile ilgili olarak kitaplarda pek çok ayrıntı anlatılıyor ise de, aralarında sahih bir rivayet bulabilmek pek güçtür. Bunların çoğunluğu, kıssanın özü ile ilgili olmayan ve dikkatleri kıssanın mesajından alıkoyarak bunu bir efsaneye çevirme istidadı taşıyan şeylerdir. Âyetten anlaşıldığına göre, Ashab-ı Kehf, zalim hükümdarın kötülüğünden korunmak ve inançlarını muhafaza etmek için mağaraya çekilen bir grup gençten ibarettir. Bu kıssadan alınacak ibretler için, âyetteki ayrıntılar yeterli ipuçları taşımaktadır. 22’nci âyete de bakınız.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Yoksa sen o Ashab-ı Kehf'i, mağara ve kitabe yâranını, bizim ayetlerimizden, hayrete düşüren bir tanesi mi sandın?
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
belki śanduñ mı bayıķ in isleri daħı yazılmış isleri ķatındın nişānlarumuzdan ŧañ?
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Yā Muḥammed sen ṣanur mısın ki maġāra ehli bile Raḳīm ehli bizüm āyetlerümüzden ‘aceb mi‐di?
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ya Rəsulum!) Yoxsa əshabi-kəhfin və Rəqimin (mağara və Rəqqim əhlinin) ayələrimizdən əcaib bir şey olduğunu güman edirsən? (Xeyr, bu Bizim qüdrətimiz qarşısında adi bir işdir).
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Or deemest thou that the People of the Cave and the Inscription are a wonder among Our portents?
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Or dost thou reflect(2334) that the Companions of the Cave(2335) and of the Inscription(2336) were wonders among Our Sign?
2334 A wonderful story or allegory is now referred to. Its lessons are: (1) the relativity of Time, (2) the unreality of the position of oppressor and oppressed, persecutor and persecuted, on this earth, (3) the truth of the final Resurrection, when true values will be restored, and (4) the potency of Faith and Prayer to lead to the Right. Wonderful though such things may seem to be, they happen every day on Allah's earth! 2335 The unbelieving Quraysh were in the habit of putting posers to the Prophetquestions which they got from Christians and Jews, which they thought the Prophet would be unable to answer. In this way they hoped to discredit him. One of these questions was about the floating Christian legend of the Seven Sleepers of Ephesus. The prophet not only told them the main story but pointed out the the variations that were current, and rebuked men for disputing about such details (18:22). Most important, he treated the story (under inspiration) as a parable, pointing to spiritual lessons of the highest value. This is Revelation in the highest sense of the term. The story is recapitulated in n. 2337 below. 2336 Raqim = Inscription. So interpreted by the Jalalayn, and the majority of Commentators agree. See. n. 2337, below. Others think it was the name of the dog: see 18:18, and n. 2350 below.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اَمْ
yok- sa
حَسِبْتَ
sandın mı
اَنَّ
şüp- hesiz
اَصْحَابَ الْكَهْفِ
Ashâb-ı Kehf'i
وَالرَّق۪يمِ
ve taş kitabeyi
كَانُوا
idiler
مِنْ اٰيَاتِنَا
âyetlerimizden
عَجَباً
şaşırtıcı
(Resulüm!) Yoksa sen, Bizim âyetlerimizden Ashâb-ı Kehf ve (isimlerinin yazılı bulunduğu) taş kitabe(deki gençlerin) durumlarını şaşırtıcı mı buldun?
اَم
Bağlaç
اَم
Yoksa, yahut, ya da. Kendinden önce gelen kelimeyle bağlanan bir bağlaçtır, böylece ne kendinden önce gelen ne de sonra gelen kelime birbirinden bağımsız düşünülemez.
حَسِبَ
Fiil-I
ح س ب
Sandı, zannetti
اَنّ
Edat
اَنّ
Muhakkak, şüphesiz, diğini. Mastar cümlesi oluşturmak için kullanılır. (Genellikle cümle ortasında kullanılır, kendisinden önce bir fiil olması gerekir.)
اَصْحٰب
İsim
ص ح ب
Ehil, halk, arkadaşlar, Ashâb, sahipler
كَهْف
İsim
ك ه ف
Kehf, mağara
رَقِيمٌ
İsim
ر ق م
Taş kitabe
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
ءَايَة
İsim
ا ي ي
Âyet, mucize, alamet, işaret, nişane, ibret, delil
عَجَب
İsim
ع ج ب
Şaşırtıcı, hayret verici