close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kehf Sûresi 86. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Hattâ iżâ beleġa maġribe-şşemsi vecedehâ taġrubu fî ‘aynin hami-etin vevecede ‘indehâ kavmâ(en)(k) kulnâ yâżâ-lkarneyni immâ en tu’ażżibe ve-immâ en tetteḣiże fîhim husnâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Nihayet güneşin battığı yere gelince görmüştü ki güneş, kara bir balçığa batmada ve orada bir topluluğa rastladı. Dedik ki: Ey Zülkarneyn, istersen azaplandırırsın bunları, istersen iyilik edersin onlara.
Kuruş'un Lidya'yı zaptına işarettir (Aynı kitap, s. 53-54).  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Sonunda Güneş’in battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir kaynakta batmakta iken buldu; onun yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu’l-Karneyn, (duruma göre davran, istersen onları) ya azaba uğratarak (sert yöntemler kullanarak hizaya sokarsın) veya içlerinde güzelliği (iyilik ve şefkati geçerli ilke) edinerek (ıslahına çalışırsın, artık sen bilirsin)."
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Batıya doğru giderek günün birinde, varabileceği en uzak noktaya vardı. Orada güneş O'na, kopkoyu bulanık bir suya dalıyormuş gibi göründü. Ve orada bir topluluğa rastladı. O'na “Ey Zülkarneyn!” dedik. “Onlara istersen azap edersin, istersen iyilik edersin.”
Ahmet Tekin
swap_vert close
Nihayet, güneşin battığı tarafta, en uç batıda, bir yerleşim bölgesine ulaştığı zaman, güneşi, bir kavmin üzerinden, sanki kara balçıklı bir suda batıyor buldu. Biz ona: “- Ey Zülkarneyn, onları cezalandırabilirsin, onlara iyi davranma yolunu da seçebilir, Hakka, imana, şer'î hükümleri öğrenmeye davet edebilir, kolaylık yolları gösterebilirsin.” diye ilham ettik.
Ahmet Varol
swap_vert close
Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu kara balçıklı bir gözenin içinde batar gördü. [2] Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zulkarneyn! Onlara ya azap edersin, ya da haklarında güzel davranırsın.
2.Yani güneş ona batı tarafında balçık gibi bir gözenin içine batıyormuş gibi göründü.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: 'Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Nihayet güneşin battığı yere (okyanus kıyısına) vardığı zaman, güneşi, (sanki) siyah bir çamura batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz şöyle hitap buyurduk: “- Ey Zül'-Karneyn! Ya (iman etmiyenlere) azâb edersin veya haklarında bir güzellik muamelesi yaparsın.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Nihayet güneşin battığı yere ulaştıklarında, güneşin sıcak, çamurlu bir çeşmenin içinde battığını gördü. Ve orada bir toplum ile karşılaştı. Biz ona: “Ey Zül-Karneyn! Ya bunları azaplandıracaksın veya aralarında bir güzellik tutturacaksın” dedik.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Nihayet güneşin battığı yere varınca, güneşi kopkoyu bir suda batıyormuş gibi gördü. Orada bir topluluğa rastladı. “Ey Zülkarneyn! Onları ister cezalandır, ister onlara karşı iyi davran!” dedik.
Besim Atalay
swap_vert close
Güneşin battığı yere varınca, sıcak bir pınarda, onun battığın gördü; pınarın yanında da bir ulus buldu; biz dedik ki: «Ey Zülkarneyn! İster sıkıştır onları, ister güzel tut!
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Nihayet güneşin battığı yere (Batıda varabileceği en uzak noktaya) varınca güneşi adeta kara bir balçıkta suya batar (gibi) buldu. Ve orada (kötülüğün her çeşidini işleyen) bir kavme rastladı. Ona: “Ey Zülkarneyn! Ya (hakka karşı direndikleri için onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.
Gerek bu ayetin son cümlesinde Zülkarneyn’e yapılan hitap gerekse diğer ayetlerde Zülkarneyn ‘in peygamberlere özgü bir dil ve üslûpla konuşur biçimde tanıtılması onun peygamber olabileceğini göstermektedir. Ancak Kur’an ondan bir peygamber olarak değil de erdemli bir insan olarak bahsediyor.  
Cemil Said
swap_vert close
Güneşin gurûb itdiği mahalle vâsıl oluncaya kadar yürüdi. Güneşin çamurlı bir menba’ içerisine batdığını gördi orada tavattun itmiş bir kavim müşâhede iyledi. Biz Zü’l-Karneyn’e "Bu kavme ister ’azâb, ister hüsn-ü mu’âmele idebilürsin" didik.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü. Orada bir millete rastladı. "Zülkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin" dedik.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar (gibi) buldu. Orada bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz, “Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandıracak veya haklarında iyi davranma yolunu seçeceksin” dedik.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik.  
 Tefsirlerde nakledildiğine göre Zülkarneyn, batıda Atlas okyanusuna, yahut Karadeniz’e kadar gitti. Orada güneşin deniz ufkunda batışını seyretti. Ancak, koca kâinat içinde bu deniz, kendisine bir su gözesi kadar küçük geldi. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıklı bir su gözesine gömülür gibi batıyordu. Sahilde karşılaştığı kavim, müfessirlerin kanaatına göre, kâfir bir millet idi. O yüzden Allah Teâlâ, Zülkarneyn’i, bu kavmi cezalandırmak veya eğitmek, irşad etmek, böylece iyilikle yola getirmek arasında muhayyer kıldı.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Uzak batıya varınca güneşi büyük bir okyanusta batar buldu ve orada bir topluluk ile karşılaştı. "Ey İki Nesil Sahibi, dilersen onları cezalandır, dilersen onlara iyi davran," dedik.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: "Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Tâ gün batıya vardığı vakit onu balçıkla bir gözde gurub ediyor buldu, bir de bunun yanında bir kavim buldu, dedik ki: ey Zülkarneyn! ya ta'zib edersin veya haklarında bir güzellik ittihaz eylersin
Emrah Demiryent
swap_vert close
Nihâyet güneşin battığı yere (batı yönünde varabileceği en uzak noktadaki diyarlara) ulaşınca, güneşi adeta kara bir balçıkta suya batar (gibi) buldu. Ve orada (kâfir) bir topluma rastladı. *Buyurduk ki: “Ey Zu’l-Karneyn! Onları (İslâm dinine/îmâna davet et. Şayet küfürlerinde ısrar ederlerse, istersen onları öldürmek sûretiyle) cezalandır, *ya da (öldürmeye nispetle ihsan sayılacak olan, esir etmek sûretiyle) onlara iyi davran.” (Bu ikisinden, dilediğini yapmakta serbestsin)
* “Buyurduk ki”; Allah Teâlâ’nın bu buyruğunu, “Hz. Zu’l-Karneyn peygamberdir” diyen ulema “vahyettik”, “Hz. Zu’l-Karneyn veli bir zattır” diyen ulema ise “ilham ettik” olarak tefsir etmiştir.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
Nihayet o, Güneş'in battığı yere vardığı zaman, onu koyu bir suda batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir halkla karşılaştı. “Ey Zu'l-Karneyn! “Dilersen onları cezalandırırsın, dilersen onlara iyilik edersin.¹” dedik.
1- Ya zulmederek zalim olursun ya da adil davranarak, iyi bir kimse olursun.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Nihayet güneşin batdığı yere ulaşınca onu kara bir balçıkda batar buldu. Bunun yanında da bir kavm buldu. Dedik ki: «Zülkarneyn, (onları) ya azaba uğratmanda, yahud haklarında güzellik (tarafını) tutman (da serbestsin)».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Nihâyet güneşin battığı yere (batı cihetindeki memleketlere) varınca, onu (o güneşi) balçıklı bir suda batıyor (gibi) buldu(1) ve yanında (kâfir) bir kavim buldu. Dedik ki: “Ey Zülkarneyn! (Artık sana düşen) ya (onları) cezâlandırman veya haklarında bir güzellik tutmandır!”
(1)“Âyât-ı Kur’âniye (Kur’ân’ın âyetleri), üslûb-ı Arabiye (Arabca’nın ifâde tarzı) üzerine ve zâhir nazara (dıştan bakanlara) göre umûmun (herkesin) anlayacağı bir tarzda ifâde ettiği için, çok def‘a teşbih ve temsil sûretinde (benzetme ve misâl verme yoluyla) beyân ediyor. İşte تَغْرِبُ فِي عَيْنٍ حَمِئَةٍ* [Balçıklı bir suda batıyor] güneşin, harâretli, çamurlu bir çeşme gibi görünen Bahr-i Muhît-i Garbî’nin (Atlas Okyanusu’nun) sâhilinde veya volkanlı, alevli, dumanlı dağın gözünde gurûb ettiğini (battığını) Zülkarneyn görmüş. Yani: Zâhir nazarda Bahr-i Muhît-i Garbî’nin sevâhilinde (sâhillerinde), yazın şiddet-i harâretiyle etrâfındaki bataklık harâretlenip, tebahhur ettiği (buharlaştığı) bir zamanda, o buhar arkasında büyük bir çeşme havzası sûretinde uzaktan Zülkarneyn’e görünen Bahr-i Muhît’in bir kısmında güneşin zâhirî gurûbunu görmüş. Veya volkanlı, taşı ve toprağı ve ma‘den sularını karıştırarak fışkıran bir dağın başındaki yeni açılmış ateşli gözünde, semâvâtın gözü olan güneşin gizlendiğini görmüş.” (Lem‘alar, 16. Lem‘a, 108)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Nihayet (bulunduğu yerden) Batıya (güneşin batış vaktinde) ulaşınca, (okyanus üzerinden güneşin batışını seyrederken) onu (okyanusa düşen ışınlarından dolayı) kopkoyu bulanık (gibi görülen) bir suya (okyanusa) batıyormuş (gibi) buldu. Ve orada (kötülüğün her çeşidini işleyen) bir topluluğa rastladı. (ilham yoluyla) Ona: “Ey Zülkarneyn! Ya (onları yaptıkları zulüm ve kötülüklerden dolayı) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik (af) yolunu tutarsın’’dedik. *
(* ) Bu ayette güneşin batışı esnasında okyanusta ve başka bazı denizlerde meydana gelen manzarayı tasvir eder. Yüce Allah, Zülkarneyn’i yeryüzünde güç, kuvvet, ilim, irfan ve her türlü maddî ve mânevî imkâna sahip bir lider kıldı. Bu imkânlar sayesinde dilediğini elde edebiliyor ve dilediğini yapabiliyordu. O bu imkânları Allah yolunda kullanıyordu. Tefsirlerde nakledildiğine göre Zülkarneyn, batıda Atlas Okyanusu’na kadar gitti. Orada güneşin deniz ufkunda batışını seyretti. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki bulanık bir su gözesine veya sıcak su gözesine gömülür gibi batıyordu. Kur’an burada coğrafî ve kozmografik bilgi vermemiş, bakanın ufukta gördüğünü tasvir etmiştir… Ayrıca Klasik (eski) Arapça’da mağrib kelimesinin hem mekânsal anlamı vardır hem de zamansal. Mağrib kelimesinin anlamlarından biri ’’Güneşin batış vakti’’dir.[2] Gelelim tagrubu kelimesine. Eğer Kur’an güneşin çamurlu suya battığını söylemiş olsaydı ’’tagrubu’’ kelimesini kullanmamış olması gerekirdi. Çünkü tagrubu fiziksel bir batmayı ifade eden bir fiil değildir. [2] Güneşin fiziksel olarak çamurlu suya battığını ifade etmek için Arapça’da sadece iki tane seçenek vardır. Bunlar şu şekildedir: -Genel anlamda bir şeyin fiziksel olarak başka şeyin içine girmesi için kullanılan kelime: Dehale: Ali imran suresinin 37. ayetinde bu kelimenin kullanılış örneği: ’’Zekeriya, onun yanına, mâbede her girişinde (dehale) orada bir rızık bulur’’ -Spesifik olarak bir şeyin suda batmasını ifade eden kelime: Garek. Kehf suresinin 71. ayetinde bu fiilin kullanılış örneği:’’içindekilerini batırmak (tugrika) için mi gemiyi deldin’’ … Şimdi sorulması gereken soru şudur: Kur’an eğer öyle söylemiş ise peki bu ayette neden bu iki kelimeden biri kullanılmamıştır? Bu kelimelerin kullanılmamasından Kur’an kesinlikle böyle bir şey ima etmediği anlaşılmaktadır. Son olarak (وجد) vecede kelimesine bakalım. Bu kelimenin klasik Arapçadaki anlamları şu şekildedir: Şahit olmak, algılamak, farketmek, bulmak, yaşamak (tecrübe olarak) Edebi açıdan bu kelime duygusal bağlamda kullanılır. İnsanı duygulandıracak güzel bir şeyi görmek, o şeye şahit olmak gibi. Bu ayette ise Zülkarneyn güneşin batış manzarasına şahit oluyor. Her şey Zülkarneyn’in gözünden anlatıldığı için ve bu ayette güneşin fiziksel olarak çamurlu suya battığı söylenmediği için ayette bilimle çelişen herhangi bir unsur yoktur. İşte, bunun kozmografik bir gerçekliğin tarifinden öte, büyük ihtimalle sisli-puslu bir ufukta batan güneşin çıplak gözle algılanışıyla ilgili bir tasvir olduğu söylenebilir... (er-Râzî, XXI, 142) Çünkü deniz sahilinde güneşin batışı izlendiğinde insanın gözünde sanki suya battığı gibi görülmektedir. Burada da Zülkarneyn’in gözünden bu doğa manzarası tasvir edilmektedir. Eğer bu ayet insan perspektifiyle yazılmış olsaydı ve güneşin gerçekten dünyada bir yerlerde battığı belirtilmek istenseydi, yakıcı ve ateş dolu olduğu bilinen güneşin suya battığında söneceği ihtimali elbette düşünülebilir ve battığı maddenin bulanık suda batmasının mantıksız olabileceği çıkarımı yapılarak böyle bir ayet ortaya konmazdı. وقال الشيخ محمد الأمين الشنقيطي رحمه الله في أضواء البيان: قال ابن كثير -رحمه الله- في تفسيره: وكون من على شاطئ المحيط الغربي يرى الشمس في نظر عينه تسقط في البحر أمر معروف، وعلى هذا التفسير فلا إشكال في الآية، والعلم عند الله تعالى.يحتمل أن يكون ذو القرنين وصل مطلع الشمس عند وقت طلوعها، ووصل مغرب الشمس عند وقت غروبها، كما يحتمل أن يكون جاء في غير ذلك الوقتين واطلع على حال طلوعها وغروبها. ومعنى ( تغرب في عين ، أي : فيما ترى العين لا أن ذلك حقيقة كما نشاهدها في الأرض الملساء كأنها تدخل في الأرض : الأول :أن ذا القرنين لما بلغ موضعها في المغرب ولم يبق بعده شيء من العمارات وجد الشمس كأنها تغرب في عين وهدة مظلمة وإن لم تكن كذلك في الحقيقة كما أن راكب البحر يرى الشمس كأنها تغيب في البحر ، إذا لم ير الشط ، وهي في الحقيقة تغيب وراء البحر ، هذا هو التأويل الذي ذكره أبو علي الجبائي في تفسير لثاني : أن للجانب الغربي من الأرض مساكن يحيط البحر بها ؛ فالناظر إلى الشمس يتخيل كأنها تغيب في تلك البحار ، ولا شك أن البحار الغربية قوية السخونة فهي حامية وهي أيضا حمئة لكثرة ما فيها من الحمأة السوداء والماء (التفسير الكبير ) ( تفسير البحر المحيط ) وقال ابن عباس: ألهمه الله تعالى (بحر العلوم) وقوله : ( وجدها تغرب في عين حمئة ) أي : رأى الشمس في منظره تغرب في البحر المحيط ، وهذا شأن كل من انتهى إلى ساحله ، يراها كأنها تغرب فيه ، وهي لا تفارق الفلك الرابع الذي هي مثبتة فيه لا تفارقه (الرد على شبهة الملحدين في قوله تعالى وجدها تغرب في عين حمئة) التنبيه السادس : قالوا : المراد ب ( العين الحمئة ) البحر المحيط . وتسميته عينا لكونه بالنسبة لعظم قدرته تعالى ، كقطرة . وإن عظم عندنا . قالوا : رأى الشمس في منظره تغرب في البحر . وهذا شأن كل من انتهى إلى ساحله ، يراها كأنها تغرب فيه . وهي لا تفارق فلكها)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Güneşin battığı yere ulaştığında, güneşin koyu bir bataklıkta batıyormuş gibi gördüğü zamanda, orada yaşayan bir topluluğu bulmuştu. O’na “Ya Zelkarneyn! Şimdi bu topluluğa istersen azap edip cezalandırırsın veya onlara güzel bir şekilde davranıp, iyilikle muamele yapabilirsin” demiştik.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Sonunda güneşin battığı yere varınca onu kara çamurlu bir pınarda batar buldu. Bunun yanında da bir ulus buldu. Dedik ki: "Ey Zülkarneyn! İster onları azaba uğrat, ister onlara karşı iyi davran."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
84, 86. Biz, yeryüzünde ona seferi kolaylaştırmak suretiyle kudret verdik, kendisine her şeyi teshir etmek esbabını da verdik. O, bir yol tuttu [¹]. Nihayet güneşin battığı yere vardı. Onu, kara çamurlu [²] bir pınara batar buldu [³] pınarın yanında kâfir bir kavim buldu. Biz «— Zülkarneyn! Bunlar İslâm/a gelmezlerse bunları ya azaba çarparsın [⁴], yahut onlara hüsn-ü muamelede bulunursun [⁵]» dedik.
[1] Eshab-ı seferi hazırlamaya başladı.[2] Sıcak, balçığı kokar.[3] Uzaktan böyle hayâl etti, gûya güneş böyle bir pınara batıyordu.[4] Öldürürsün.[5] İrşat ve nasihat edersin. Bu iki hususta muhayyersin.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Tâ ki güneşin battığı yere ulaşınca, onu kara balçıklı bir su gözesinde batıyor buldu.²⁸ Orada bir topluluk [kavm] buldu. Dedik ki: “Ey Zülkarneyn! İstersen onlara ceza verebilirsin, istersen iyi bir davranışta bulunabilirsin.”
28 Buradan anlaşılan, ikbal güneşi batmak üzere olan, yani tarih sahnesinden çekilmeye yüz tutmuş bir kavmin durumunu gösteriyor.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve güneşi (adeta) kara balçıklı bir suda (denizin üstündeki ufuklarda) batıyor buldu, yanında da bir kavim gördü. Dedik ki: “Ey Zülkarneyn , (onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (prensip) edinirsin.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ve arka arkaya ülkeler fethederek, nihâyet güneşin battığı yerlere, yani batı sahillerine ulaşınca, derin ve bulanık bir suda, okyanusun koyu mavi sularında muhteşem bir manzara hâlinde güneşin batışınıhayranlıkla izledi. Orada azgın bir topluluğa rastladı ve onları egemenliği altına aldı. Ona vahiy yoluyla, “Ey Zülkarneyn!” dedik, “İstersen onları yaptıkları kötülüklerden dolayı cezalandırırsın, istersen kendilerine iyilik edip bu seferlik affedersin. Toplumsal barış ve huzuru temin etmek ve adâleti gerçekleştirmek üzere, zaman ve zemine göre dilediğin davranış biçimini seçebilirsin.”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Sonunda Güneş’in battığı yere ulaştığı zaman, onu balçıklı bir göze içinde batıyor buldu. Onun yanında bir kavim de buldu. “Ey Zülkarneyn! İster azap edersin, ister haklarında bir güzellik tercih edersin” dedik.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Gide gide gün batımına vardı. Orada güneşi çamur deryasına batıyor gibi gördü. Ayrıca kıyıda bir toplum buldu. O zaman: " Zülkarneyn! dedik. Eğer istersen bu toplumu tatlı - sert bir yaklaşımla yola getirebilirsin. "
Mehmet Çoban
swap_vert close
Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar buldu. Orada Allah’ı inkâr eden bir topluluk gördü. O’na; “Ey Zülkarneyn! Ya onları cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın!" dedik.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Sonunda güneşin battığı yere [*] varınca, onu kara balçık bir (su) kaynağında batar bulmuştu. Onun yanında (orada) bir toplum bulmuştu. Bunun üzerine “Ey Zülkarneyn! Onlara ya (kötü yöneterek) azap edersin ya da haklarında güzel davranma yolunu seçersin.” demiştik.
Bu ifade, güneşin uzun süre batık olduğu Kuzey Kutup Dairesi’ne yakın bir yerleşim yeri olabilir. Burada iki ayette geçen [mağrib] ve [matlı‘] kelimeleri, kalıp itibarıyla güneşin batması yani batık hâlde olması ile güneşin doğmuş hâlde uzun süre görünür hâlini ifade edebilir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Sonunda) güneşin battığı yere ulaşınca (güneş) ona, kapkara (ve kızgın) bir suda batıyormuş gibi geldi ve orada¹ bir topluma rastladı. Biz de ona: “Ey Zü’l-Karneyn!² Onlara azap da edebilirsin haklarında iyilik etme yolunu da seçebilirsin.”³ dedik.
1 “Güneşin battığı yer”, bakanların ufkun ötesinde güneşin battığını gördükleri yerdir. Bu ise bulunulan yere göre değişir. Ancak bizim, güneşin battığı bu yeri belirlememiz çok güçtür. Buna gerek de yoktur. Çünkü Kur’an yer tespitinde bulunmuyor. En doğrusunu Allah bilir.2 Bu hitâptan Zü’l-Karneyn’e vahiy geldiği ve onun Peygamber olduğu anlaşılabilir. Ancak açıkça peygamber olduğundan bahsedilmediği için Allah’ın sevdiği bir kulu olduğunu da anlamak mümkündür. 3 Allah, Zü’l-Karneyne bu toplum üzerinde her türlü tasarrufta bulunma yetkisini vererek, onu da bu şekilde imtihana tabi tutmuştur.  
Muhammed Esed
swap_vert close
[Batıya doğru giderek] günün birinde güneşin battığı yere ⁸⁴ vardı; (güneş) ona kopkoyu, bulanık bir suya ⁸⁵ dalıyormuş gibi göründü. Ve orada [kötülüğün her çeşidine gömülüp gitmiş] bir kavme rastladı. Ona, “Sen ey Zulkarneyn!” dedik, [“Onlara] azap da edebilirsin, yüce gönüllü de davranabilirsin!” ⁸⁶
84 Yani, yolculuğu sırasında batıya doğru varabileceği en uzak noktaya (Râzî).85 Yahut: “derin, bol bir suya” -ki bu karşılık, pek çok lugatçiye göre (başta Tâcu’l-‘Arûs), birincil anlamı “kaynak/göze” olan ‘ayn sözcüğünün anlamlarından biridir. Tam karşılığı “[güneşi] ... batar buldu (vecedehâ)” olan ama bizim “ona ... dalıyormuş gibi göründü” sözcükleriyle aktardığımız ifadeye gelince, bu hususta bkz. Râzî ve İbni Kesîr, bu müfessirlerin ikisi de bu ifadede güneşin “denize dalıp kaybolması” şeklinde cereyan eden genel göz aldanmasından mülhem bir mecaz karşısında olduğumuza işaret etmektedirler. Râzî, bilimsel bir doğrulukla, bu göz aldanmasının yerin küresel olmasından ileri geldiğini ifade eder. (Burada kaydedilmesi ilginç olacak olan şudur: Râzî’ye göre, bu açıklama daha önce, H. 303 yılında -M. 915 ya da 916- ölen ünlü Mutezilî alim Ebû Ali el-Cubbâ‘î’nin halen kayıp bulunan Kur’an tefsirinde yer almıştır.)86 Bu mümkün iki davranış tarzından birini seçme konusundaki ilahî cevaz, sadece Allah tarafından insana sağlanan irade serbestisinin mecazî ifadesi olmakla kalmayıp, aynı zamanda, maslahata (kamu yararına) uygun olan yolu seçmek durumunda olan yönetici ya da yönetim için meşru istihsân (toplumsal yahut ahlakî öncelik) ilkesini getirmektedir ki bu Zulkarneyn meselinin ilk “dersi”dir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Nihayet güneşin battığı yere varınca, orada gördü ki güneş sanki kara balçıklı bir suya batıyor. Orada bir toplum buldu. Ona dedik ki: Ey Zülkarneyn, istersen onları cezalandırır; istersen iyi davranırsın.
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Nihayet güneşin battığı yere[²⁴³³] ulaşınca, orada kara balçığa (benzer) bir su gözesinde[²⁴³⁴] (güneşi) batar buldu;[²⁴³⁵] ve orada yerleşik bir topluluğa rastladı. Biz “Ey Zülkarneyn!” dedik, “(Zulmederek) azab da çektirebilirsin, onlar hakkında (âdil davranarak) güzel bir yöntem de benimseyebilirsin;[²⁴³⁶]
[2433] Zımnen: Batıda varabileceği en uzak noktaya... Mağrib, kalıbı gereği üç anlama birden gelebilir: “battığı yer”, “battığı zaman”, batış”. Mana teorik olarak üçüne de muhtemel olabilir. [2434] Burada “kara balçıklı su” anlamına gelen hamietin (Bkz: 15:26), bir kısım kıraat otoriteleri tarafından “kaynar bir su” anlamına gelen hâmiyetin şeklinde de okunmuştur (Taberî). [2435] Yani: “Batar gibi gördü” (Krş: Râzî). [2436] Tefsirlerdeki çoğu problemli birbirini tutmayan rivayetler bir yana, burada, yönetme konusunda insanlıkla yaşıt iki zıt üsluba dikkat çekilmektedir: Zor ve zorbalıkla yönetme; ya da katılımcı ve gönüllülük esasına dayalı güzellikle yönetme. Yani bu temsilî kıssa güç ahlâkı konusunda İlâhî bir uyarı taşımaktadır. Bir sonraki âyet bu anlamı doğrular. Parantez içi açıklamalarımızın gerekçesi budur.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Sonunda güneşin battığı yere vardığında güneşi (sanki) kara bir balçıkta batar buldu ve onun yanında (kafir) bir kavime rastladı. O zaman ona "Ey Zülkarneyn; ister onlara azap et, istersen güzellik tarafını tut (serbestsin)" dedik.
Osman Fırat
swap_vert close
Güneş batıya varıpou siyah balçıklı bir su gözesinde gurup ettiğini/ batar (gibi) buldu. Orada bir topluluk buldu ve dedik ki "Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın".
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Tâ ki, güneşin battığı yere vardı, onu siyah bir çamur gözesinde gurub eder (gibi) buldu ve onun yanında bir kavim de buldu. Dedik ki: «Ey Zülkarneyn! Ya mu-azzep kılarsın veyahut haklarında güzelce bir muamele yaparsın.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Nihayet Batıya ulaştığında, güneşi adeta kara bir balçıkta batar vaziyette buldu. Orada yerli bir halk bulunuyordu. Biz: “Zülkarneyn! ” dedik, “ister onlara azab edersin, ister güzel davranırsın. ”
Müfessirler Zülkarneyn’in dünyanın Batı ucuna, mesela Atlas okyanusuna vardığını düşünmüşlerdir.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (onlara) ya azab edersin veya kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl istersen öyle yaparsın)."
Burada 'ayn, su gözesi, hami'e kara balçık diye tefsîr edilir. Demek ki uzak Batıya kadar giden Zu'l-Karneyn, vardığı Atlas Okyanusu kıyısında Güneşin batışını seyretmiş. Allah'ın büyük ve geniş mülkü karşısında Atlas Okyanusu, kendisine bir su gözesi kadar küçük gelmiş ve Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıktaki bir su gözesine gömülür gibi görünmüştür.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Tâ mağrib-i şemse yetişdi. Orada güneşi siyah çamurlı bir pınara batıyor buldı. O bataklığın yanında bir kavim vardı. [¹] "İster isen onları 'azâb it ve ister isen haklarında hüsn-ü mu'âmele it" didik.
[1] Zülkarneyn'in bu âyet-i kerîmede güneşin batdığı yere vusülünün beyân buyurulması coğrafya fennine münâfî değildir. Çünki bu, vicdân-ı İskender'dir. Mağrib-i aksâ'da bir bataklığa kadar gitmiş ve bir kimsenin, deniz kenarında durub da güneşi denize batıyor gördiği gibi, çamura batıyor görmüşdür. Bu mahal Nil'in menba'ı cihetlerinde mevcûd büyük bataklıklardan biri olmak muhtemeldir.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Uzak batıya ulaşınca onu, güneşi sıcak sularda batar buldu. Orada bir topluluğa rastladı. Dedik ki “Bak Zülkarneyn! Onları sıkıntıya sokabileceğin gibi iyi davranış da gösterebilirsin."
Şaban Piriş
swap_vert close
Sonunda, güneşin battığı yere varınca, ona kara bir çamurda, bir göze de batarken buldu. Orada da bir kavim buldu. Ona dedik ki: -Ey Zülkarneyn, onları ister cezalandır; ister iyi davran.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Nihayet batıya vardığında, güneşi balçıklı bir suda batarken gördü;(11) orada da bir kavim buldu. “Ey Zülkarneyn,” dedik. “İster onları cezalandır, istersen güzellikle muamele et.”
(11) Âyette geçen ayn sözcüğü hem göz, hem de pınar anlamına gelmektedir. Bu tasvir, Zülkarneyn’in, kıt’aların okyanusa bakan batı sınırına kadar uzandığı ve orada, güneşin puslu ve sıcak sularda, belki de nehrin denize döküldüğü bir yerde batarken bir göz halini alışını seyrettiği izlenimini veriyor. Âyetin devamından da, Zülkarneyn’in âdil bir hükümdar olduğu anlaşılıyor.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Nihayet, Güneş'in battığı yere varınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir de kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zülkarneyn, ya bunlara azap edersin ya da haklarında güzel bir tavrı esas alırsın."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
tā ķaçan irdi gün batusına buldı anı batar bir bıñara issi daħı buldı anuñ ķatında bir ķavm. eyittük “iy zül ķarneyn! yā kim 'aźāb eyleyesin daħı yā kim dutasın anlarda görklülik”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ḥattā ki güneş batduġı yire yitişdi, ṭapdı anı baḳar bir bıñar içinde ḳarabalçıḳ bile ḳarışmış. Daḫı ol bıñar ḳatında bir ḳavm ṭapdı, kāfirler. Biz eyitdük Ẕülḳarneyne: Yā anlar[a] ‘aẕāb eyle küfrleri sebebi‐y‐ile, yā anlar bi‐le yaḫşılıḳ eyle şerī‘at ögretmek bile.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Nəhayət, günəşin batdığı yerə gəlib çatdıqda onu qara palçıqlı bir çeşmədə (lehməli bir suda) batan gördü. O, çeşmənin yanında (Allahı tanımayan, kafir) bir tayfa da gördü. Biz ona belə buyurduq: “Ya Zülqərneyn! Sən onlara (imana gəlməsələr) əzab da verə bilərsən, (haqq yola də’vət edib) onlarla yaxşı rəftar da edə bilərsən!”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Till, when he reached the setting place of the sun, he found it setting in a muddy spring, and found a people thereabout: We said: O Dhul-Qarneyn! Either punish or show them kindness.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Until, when he reached the setting of the sun,(2430) he found it set in a spring of murky water: Near it he found a People: We said: "O Zul-qarnain! (thou hast authority,) either to punish them, or to treat them with kindness."(2431)
2430 This is the first of the three episodes here mentioned, his expedition to the west. "Reaching the setting of the sun" does not mean the extreme west, for there is no such thing. West and East are relative terms. It means a western expedition terminated by a "spring of murky water." This has puzzled Commentators, and they have understood this to mean the dark, tempestuous sea. If Dhu al Qarnayn is Alexander the Great, the reference is easily understood to be the Lychnitis (now Ochrida), west of Macedonia . It is fed entirely by underground springs in a limestone region, where the water is never very clear. (See Appendix VI at the end of the Surah). 2431 He had great power and great opportunity. He got authority over a turbulent and unruly people. Was he going to be severe with them and chastise them, or was he going to seek peace at any price, i.e., to wink at violence and injustice so long as it did not affect his power? He chose the better course, as described in the next verse. To protect the weak and the innocent, he punished the guilty and the headstrong, but he remembered always that the true Punishment would come in the Hereafter-the true and final justice before the throne of Allah.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
حَتّٰٓى
nihayet
اِذَا
o va- kit ki
بَلَغَ
vardı
مَغْرِبَ
batış yerine
الشَّمْسِ
güneşin
وَجَدَهَا
onu buldu
تَغْرُبُ
batıyor
ف۪ي عَيْنٍ
bir gözde
حَمِئَةٍ
kara balçıklı
وَوَجَدَ
ve buldu
عِنْدَهَا
yanında
قَوْماًۜ
bir kavim
قُلْنَا
dedik
يَا
ey
ذَا الْقَرْنَيْنِ
Zülkarneyn
اِمَّٓا
ya
اَنْ تُعَذِّبَ
azap edersin
وَاِمَّٓا
veya
اَنْ تَتَّخِذَ
edinirsin
ف۪يهِمْ
hakla- rında
حُسْناً
bir güzellik
Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar (gibi) buldu ve onun yanında (kâfir) bir kavme rastladı. (Bunun üzerine) Biz, "ey Zülkarneyn! Dilersen onlara azap edersin, dilersen onlara güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl istersen öyle yap)" dedik.
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
بَلَغَ
Fiil-I
ب ل غ
Vardı, sonuna geldi, erişti, ulaştı, buluğa erdi
مَغْرِب
İsim
غ ر ب
Batı, batış yeri
شَمْس
İsim
ش م س
Güneş
وَجَدَ
Fiil-I
و ج د
Buldu
غَرَبَ
Fiil-I
غ ر ب
Battı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
عَيْن
İsim
ع ي ن
Pınar, göz, nezaret, içecek kaynağı
حَمِئَة
Sıfat
ح م ا
Kara balçıklı
وَجَدَ
Fiil-I
و ج د
Buldu
عِنْدَ
İsim
ع ن د
Katında, yanında, huzurunda, tarafında
قَوْم
İsim
ق و م
Kavim, topluluk, toplum
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
يَا
Nida edatı
يَا
Ey!
ذَا
İşaret zamiri
ذَا
Şu
قَرْن
İsim
ق ر ن
Nesil, kavim
اِمَّا
Edat
اِمَّا
Ya, ya da, yoksa, eğer
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
عَذَّبَ
Fiil-II
ع ذ ب
Azap etti, cezalandırdı
اِمَّا
Edat
اِمَّا
Ya, ya da, yoksa, eğer
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
اِتَّخَذَ
Fiil-VIII
ا خ ذ
Edindi, aldı, vesile saydı, tuttu
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
حُسْن
İsim
ح س ن
Güzellik