Nihayet (bulunduğu yerden) Batıya (güneşin batış vaktinde) ulaşınca, (okyanus üzerinden güneşin batışını seyrederken) onu (okyanusa düşen ışınlarından dolayı) kopkoyu bulanık (gibi görülen) bir suya (okyanusa) batıyormuş (gibi) buldu. Ve orada (kötülüğün her çeşidini işleyen) bir topluluğa rastladı. (ilham yoluyla) Ona: “Ey Zülkarneyn! Ya (onları yaptıkları zulüm ve kötülüklerden dolayı) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik (af) yolunu tutarsın’’dedik. *
(* ) Bu ayette güneşin batışı esnasında okyanusta ve başka bazı denizlerde meydana gelen manzarayı tasvir eder. Yüce Allah, Zülkarneyn’i yeryüzünde güç, kuvvet, ilim, irfan ve her türlü maddî ve mânevî imkâna sahip bir lider kıldı. Bu imkânlar sayesinde dilediğini elde edebiliyor ve dilediğini yapabiliyordu. O bu imkânları Allah yolunda kullanıyordu. Tefsirlerde nakledildiğine göre Zülkarneyn, batıda Atlas Okyanusu’na kadar gitti. Orada güneşin deniz ufkunda batışını seyretti. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki bulanık bir su gözesine veya sıcak su gözesine gömülür gibi batıyordu. Kur’an burada coğrafî ve kozmografik bilgi vermemiş, bakanın ufukta gördüğünü tasvir etmiştir… Ayrıca Klasik (eski) Arapça’da mağrib kelimesinin hem mekânsal anlamı vardır hem de zamansal. Mağrib kelimesinin anlamlarından biri ’’Güneşin batış vakti’’dir.[2] Gelelim tagrubu kelimesine. Eğer Kur’an güneşin çamurlu suya battığını söylemiş olsaydı ’’tagrubu’’ kelimesini kullanmamış olması gerekirdi. Çünkü tagrubu fiziksel bir batmayı ifade eden bir fiil değildir. [2] Güneşin fiziksel olarak çamurlu suya battığını ifade etmek için Arapça’da sadece iki tane seçenek vardır. Bunlar şu şekildedir: -Genel anlamda bir şeyin fiziksel olarak başka şeyin içine girmesi için kullanılan kelime: Dehale: Ali imran suresinin 37. ayetinde bu kelimenin kullanılış örneği: ’’Zekeriya, onun yanına, mâbede her girişinde (dehale) orada bir rızık bulur’’ -Spesifik olarak bir şeyin suda batmasını ifade eden kelime: Garek. Kehf suresinin 71. ayetinde bu fiilin kullanılış örneği:’’içindekilerini batırmak (tugrika) için mi gemiyi deldin’’ … Şimdi sorulması gereken soru şudur: Kur’an eğer öyle söylemiş ise peki bu ayette neden bu iki kelimeden biri kullanılmamıştır? Bu kelimelerin kullanılmamasından Kur’an kesinlikle böyle bir şey ima etmediği anlaşılmaktadır. Son olarak (وجد) vecede kelimesine bakalım. Bu kelimenin klasik Arapçadaki anlamları şu şekildedir: Şahit olmak, algılamak, farketmek, bulmak, yaşamak (tecrübe olarak) Edebi açıdan bu kelime duygusal bağlamda kullanılır. İnsanı duygulandıracak güzel bir şeyi görmek, o şeye şahit olmak gibi. Bu ayette ise Zülkarneyn güneşin batış manzarasına şahit oluyor. Her şey Zülkarneyn’in gözünden anlatıldığı için ve bu ayette güneşin fiziksel olarak çamurlu suya battığı söylenmediği için ayette bilimle çelişen herhangi bir unsur yoktur. İşte, bunun kozmografik bir gerçekliğin tarifinden öte, büyük ihtimalle sisli-puslu bir ufukta batan güneşin çıplak gözle algılanışıyla ilgili bir tasvir olduğu söylenebilir... (er-Râzî, XXI, 142) Çünkü deniz sahilinde güneşin batışı izlendiğinde insanın gözünde sanki suya battığı gibi görülmektedir. Burada da Zülkarneyn’in gözünden bu doğa manzarası tasvir edilmektedir. Eğer bu ayet insan perspektifiyle yazılmış olsaydı ve güneşin gerçekten dünyada bir yerlerde battığı belirtilmek istenseydi, yakıcı ve ateş dolu olduğu bilinen güneşin suya battığında söneceği ihtimali elbette düşünülebilir ve battığı maddenin bulanık suda batmasının mantıksız olabileceği çıkarımı yapılarak böyle bir ayet ortaya konmazdı.
وقال الشيخ محمد الأمين الشنقيطي رحمه الله في أضواء البيان: قال ابن كثير -رحمه الله- في تفسيره: وكون من على شاطئ المحيط الغربي يرى الشمس في نظر عينه تسقط في البحر أمر معروف، وعلى هذا التفسير فلا إشكال في الآية، والعلم عند الله تعالى.يحتمل أن يكون ذو القرنين وصل مطلع الشمس عند وقت طلوعها، ووصل مغرب الشمس عند وقت غروبها، كما يحتمل أن يكون جاء في غير ذلك الوقتين واطلع على حال طلوعها وغروبها. ومعنى ( تغرب في عين ، أي : فيما ترى العين لا أن ذلك حقيقة كما نشاهدها في الأرض الملساء كأنها تدخل في الأرض : الأول :أن ذا القرنين لما بلغ موضعها في المغرب ولم يبق بعده شيء من العمارات وجد الشمس كأنها تغرب في عين وهدة مظلمة وإن لم تكن كذلك في الحقيقة كما أن راكب البحر يرى الشمس كأنها تغيب في البحر ، إذا لم ير الشط ، وهي في الحقيقة تغيب وراء البحر ، هذا هو التأويل الذي ذكره أبو علي الجبائي في تفسير لثاني : أن للجانب الغربي من الأرض مساكن يحيط البحر بها ؛ فالناظر إلى الشمس يتخيل كأنها تغيب في تلك البحار ، ولا شك أن البحار الغربية قوية السخونة فهي حامية وهي أيضا حمئة لكثرة ما فيها من الحمأة السوداء والماء (التفسير الكبير ) ( تفسير البحر المحيط ) وقال ابن عباس: ألهمه الله تعالى (بحر العلوم) وقوله : ( وجدها تغرب في عين حمئة ) أي : رأى الشمس في منظره تغرب في البحر المحيط ، وهذا شأن كل من انتهى إلى ساحله ، يراها كأنها تغرب فيه ، وهي لا تفارق الفلك الرابع الذي هي مثبتة فيه لا تفارقه (الرد على شبهة الملحدين في قوله تعالى وجدها تغرب في عين حمئة) التنبيه السادس : قالوا : المراد ب ( العين الحمئة ) البحر المحيط . وتسميته عينا لكونه بالنسبة لعظم قدرته تعالى ، كقطرة . وإن عظم عندنا . قالوا : رأى الشمس في منظره تغرب في البحر . وهذا شأن كل من انتهى إلى ساحله ، يراها كأنها تغرب فيه . وهي لا تفارق فلكها)