close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kehf Sûresi 82. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Veemmâ-lcidâru fekâne liġulâmeyni yetîmeyni fî-lmedîneti vekâne tahtehu kenzun lehumâ vekâne ebûhumâ sâlihan feerâde rabbuke en yebluġâ eşuddehumâ veyestaḣricâ kenzehumâ rahmeten min rabbik(e)(c) vemâ fe’altuhu ‘an emrî(c) żâlike te/vîlu mâ lem testi’ ‘aleyhi sabrâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Duvarsa, şehirdeki iki yetim çocuğundu ve altında, onlara ait bir define vardı, babaları da temiz bir adamdı. Rabbin, onların ergenlik çağına gelmelerini ve definelerini çıkarıp elde etmelerini diledi. Bunları kendiliğimden yapmadım. İşte sabredemediğin şeylerin iç yüzü.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
"(O ücretsiz tamir ettiğimiz) Duvara gelince: (Burası,) O kasabadaki iki yetim oğlanın (malıy)dı. (O duvarın) Altında, onlara ait olan (kendilerine miras ve emanet bırakılan) bir define-hazine vardı. Babaları da salih (bir insandı). İşte bu yüzden, Rabbin diledi ki, o çocuklar rüşdlerine erişinceye ve kendi hakları olan hazineye sahiplik edinceye kadar (bu duvar yıkılmasın ve hazine başkalarınca kapışılmasındı). Bu, Rabbinden bir rahmet (inayet ve hikmet sebebi ve sonucu) idi… Ben bunların hiçbirini kendiliğimden (nefsi heves ve hedefimden) yapmış değilim. İşte senin sabretmeye takat getiremediğin bu işlerin te’vili (gerçek nedeni, hikmet ve hakikati ve kader bilgisi) bu idi" demişti.
[Not: Bu kıssada, Hz. Musa şeriat ve adalet ölçülerini takip etmekte, Hz. Hızır ise İlahi Kader ve Hikmet Gizemini temsil ve tebliğ etmekteydi. Yani Mevlâ’mız bizlere Hz. Musa ile Hz. Hızır hadisesiyle bazı musibet ve felaketler sürecinde zahiri hükümlerle amel etmeyi, ama gizli kader hikmetiyle düşünüp değerlendirmeyi öğretmekteydi.]  
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve duvara gelince, o duvar kasabada yaşayan iki yetim oğlan çocuğuna aitti ve altında hukuken onların olan bir hazine gömülüydü, babaları da temiz bir adamdı. Rabbin, onların ergenlik çağına gelmelerini ve hazineleri çıkarıp elde etmelerini diledi. Dolayısıyla, bütün bu yaptıklarımı, ben kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın olayların içyüzü ve gerçek anlamı…”
Ahmet Tekin
swap_vert close
“Duvar ise, şehirde, iki yetim erkek çocuğa aitti. O duvarın altında çocuklara ait hazine vardı. Babaları da dindar, ahlâklı, hayır-hasenat sahibi, mü'min, sâlih bir adamdı. Rabbin onların erginlik, yiğitlik çağlarına-onsekiz yaşlarına gelmesini, Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini kendilerinin çıkarmasını istedi. Bu icra planını da kendiliğimden uygulamadım. İşte, senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” dedi.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 43/31; 47/13.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Duvara gelince: O şehirdeki iki yetim çocuğa aitti ve altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da salih biriydi. Rabbin onların erginlik çağlarına ermelerini ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını diledi. Ben bunu kendi görüşümle yapmadım. Haklarında sabır gösteremediğin şeylerin yorumları (iç yüzleri) işte budur.
Ali Bulaç
swap_vert close
'Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Duvara gelince, duvar şehirde iki yetim oğlanındı. Duvarın altında, bu oğlanlar için saklı bir define vardı. Babaları da sâlih bir kimse idi. Onun için Rabbin diledi ki, ikisi de rüşdlerine ersinler ve definelerini çıkarsınlar. Bu, Rabbinden bir merhamet idi. Ben, bunları kendi görüşümle yapmadım (Allah'ın emriyle yaptım). İşte senin sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Amma o duvar ise, şehirde olan iki yetim gencin idi. O duvarın altında da onların olan bir hazine vardı. Babaları da salih bir insan idi. Rabbin kendisinden bir rahmet olarak istedi ki; onlar ergenlik ve rüşd yaşlarına erişsinler, hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu, kendimden yapmadım. İşte, sabretmesine dayanamadığın şeylerin tevil ve yorumu budur.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
“Duvara gelince o da, şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Rabbin onların ergenlik çağına ulaşıp da hazinelerini çıkarmalarını, kendi katından bir rahmet olarak istedi. Ben, bunları kendiliğimden yapmadım. İşte bu anlattıklarım senin sabredemediğin şeylerin yorumudur.”
Besim Atalay
swap_vert close
Duvara gelince de, bu şehirde bulunan iki öksüzün, duvarın altında gömülü malları var, babaları onattı; Allah esirgeyerek, onların yetişmesin, gömülerin çıkarmasın diledi, yapmadım bunları kendiliğimden, işte budur iç yüzü, sabırsızlık eylediğin şeylerin»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
“Ve duvara gelince: O duvar kasabada yaşayan iki yetim oğlana aitti ve altında onlar için saklanmış bir hazine vardı. Onların babası dürüst ve erdemli biriydi. Bunun içindir ki, Rabbin onların erginlik çağına eriştiklerinde o hazineyi Rabbinden bir bağış olarak kazıp çıkarmalarını istedi. Ben (bütün) bunları kendiliğimden yapmadım. Senin sabır göstermediğin (olayların) iç yüzünün gerçek anlamı işte budur.”
Tamamıyla ilahi hikmetlerle dolu bu kıssayı anlamakta zorlanabiliriz. İnsanın kendi entelektüel tecrübelerinde bir eşdeğeri, bir karşılığı olmayan şeyleri bütün gerçeğiyle kavrama imkânı olmadığı bazı işlerin zahiri kısmı şer gibi görülse de altında yatan hayır fark edilememektedir. Ayette geçen üç olayda da insanın dünyada karşılaşabileceği değişik hadiselerde ilahi hikmetin nasıl tecelli edeceğinin bilinemeyeceği farklı örneklerle tasvir edilmiştir. Örneğin erken yaşta ölen çocukların neden daha hayatlarının baharında öldüğünü merak ederiz ama içyüzünü bilemeyiz. Bazıları zengin, bazıları fakir olur sebebini, hikmetini kestiremeyiz. Bazılarının çocukları erkek olur, bazılarının kız, bazılarının her ikisi de bazılarının hiç olmaz, bu konuda Allah’ın muradının ne olduğunu anlayamayız. Bazıları sakat doğar, bazıları kör, bazıları topal, bazıları zeki, bazıları gabi, aklımız bunu bir türlü almaz ama buradaki ilahi gizemi çözemeyiz, altında yatan derinliği kavrayamayız. Bütün bunlara dünya-ahiret bütünlüğünü idrak edemeden ve en önemlisi beşerî ölçülerle sınır çizilemeyen Allah’ın adaletine kayıtsız şartsız güvenmeden dünyevi algıların perspektifinden bakarak tatminkâr bir netice alamayız.Kıssada anlatılan kul, “Bütün bunları kendiliğimden yapmadım” diyerek, yaptığı her şeyi eşyanın dış görünüşünün ötesindeki hakikatle temasını sağlayan ve onu Allah’ın insan idrâkini aşan planının şuurlu bir parçası olduğunu îma ediyor. Bu surenin anlam akışı içinde, bu kıssa ile Eshab-ı Kehf kıssası (Kehf, 18/9-26); insanın algı ve tasavvur alanının ötesinde kalan meselelerin yüce Allah’a has kılınması gerektiği noktasında birleşiyor.  
Cemil Said
swap_vert close
"Karyedeki divarda iki yetim çocuğa mîrâs kalmışdı. Pederleri iyi bir âdem idi. Rab te’âlâ hazîneyi yetimlere virmek içün ânları sinn-i rüşde kadar bekletmek istedi. Bunların hepsini ben kendiliğimden yapmadım. İşte senin ma’nâsını sabırsızlıkla beklediğin şeyler bunlardır."
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
"Duvar ise, şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı; babaları da iyi bir kimseydi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin içyüzleri budur."*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
“Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Duvara gelince o, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir define vardı; babaları ise iyi bir adamdı. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarsınlar. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
«Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.»
Edip Yüksel
swap_vert close
"Duvar ise kentteki iki öksüze aitti. Duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da erdemli birisiydi. Rabbin diledi ki onlar büyüyüp tam güçlerine kavuştuktan sonra Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini ortaya çıkarsınlar. Bunları kendi irademle yapmadım. İşte bunlar, dayanamadığın şeylerin açıklamasıdır."
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
"Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Gelelim divara: şehir de iki yetîm oğlanın idi, altında onlar için saklanmış bir defîne vardı ve babaları salih bir zat idi, onun için rabbın irade buyurdu ki ikisi de rüştlerine ersinler ve defînelerini çıkarsınlar, hep bunlar rabbından bir rahmet olarakdır ve ben hiç birini kendi re'yimden yapmadım ve işte senin sabredemediğin şeylerin te'vili
Emrah Demiryent
swap_vert close
(O ücretsiz düzelttiğim) duvara gelince... O (duvar) kasabada yaşayan iki yetim çocuğa aitti ve (o duvarın) altında, (vaktiyle onlar için gömülmüş/saklanmış) bir hazine vardı. Ve babaları da sâlih bir insandı. Rabbin, onların (o iki yetimin) güçlerinin kemale ermesini ve Rabbinden bir rahmet olarak (o yaşa geldiklerinde) kendi hazinelerini çıkarmalarını diledi. (Bunun için de duvarın bir süre daha ayakta kalması gerekiyordu. Çünkü çocuklar henüz küçükken duvar yıkılacak olsaydı, hazine ortaya çıkacak ve o zâlim kasaba halkı tarafından yağma edilecekti. Biz o duvarı düzeltmekle, misafirlerinden bir lokma yiyeceği esirgeyecek derecede alçalan o kasaba halkına iyilik yapmış olmadık. Böyle yapmakla, yetimlere ait olan hazinenin korunmasını sağladık.) Bunu (ve daha önce yaptıklarımı) ben kendiliğimden yapmadım. (Ne yaptıysam Allah’ın emri ve izni ile yaptım.) İşte hakkında sabır göstermeye dayanamadığın olayların iç yüzü, (hikmet ve hakikati) budur.”
Erhan Aktaş
swap_vert close
“Duvar ise o şehirde iki yetim gence aitti. Ve onun altında, onlara ait bir servet vardı. Babaları iyi bir kimseydi. İşte onun için Rabb'in, onların erginlik dönemine erişmesini ve –Rabb'lerinden bir rahmet olarak- serveti çıkarmalarını istedi. Ve ben onu kendiliğimden bir iş olarak yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin açıklaması budur.”¹
1- Bu kıssanın önemli mesajlarından birisi de şudur: Bir konuda kesin olarak doğru bilgi sahibi olunmadan, bir şeyin nedeni kesin olarak bilinmeden yargıda bulunulmamalıdır. Musa Nebi, nedenini bilmediği her üç konuda da gördükleri ile yargıda bulunmuş ve yanılmıştır. Örneğin birisini bıçaklayarak öldüren bir kimseyi gördüğümüzde ona hemen katil deriz. Neden böyle deriz? Çünkü öldürürken gözlerimizle gördük. Oysaki neden öldürdüğünü öğrendiğimizde belki de katil dediğimiz kimseye bu kez kahraman diyeceğiz. Hatta ona yardım bile etmek isteyebiliriz. Onun için bir şeyin nedenini bilmeden sonuç üzerinden yargıya varmak -isabet edilse bile- doğru değildir.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
«Dıvara gelince: Bu, o şehirde iki yetîm oğlancığındı. Altında da onlara âid bir defîyne vardı. Babaları iyi bir adamdı. Binâen'aleyh Rabbin diledi ki ikisi de rüşdlerine ersinler, definelerini çıkarsınlar. (Bu), Rabbimden bir merhametdi. Ben bunu kendi re'yimle yapmadım. İşte üzerlerinde sabredemediğin şeylerin iç yüzü»!
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
“O duvar ise, işte o şehirde bulunan iki yetim erkek çocuğa âid idi; ve onun (o duvarın) altında, kendilerine âid bir hazîne vardı; babaları da sâlih bir kimseydi. Böylece Rabbin, onların (o iki çocuğun) güçlerinin kemâle ermesini ve Rabbinden bir rahmet olarak(o yaşa geldiklerinde) kendi hazînelerini çıkarmalarını diledi! (Ben) bunu kendiliğimden de yapmadım! (Rabbim bana emir buyurdu!) İşte kendisine sabretmeye dayanamadığın şeylerin iç yüzü budur!”(1)
(1)“Herşeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakīkī bir hüsün (güzellik) ciheti vardır. Evet kâinâttaki herşey, her hâdise ya bizzat güzeldir, ona hüsn-i bizzat denilir. Veya netîceleri cihetiyle(yönüyle) güzeldir ki, ona hüsn-i bilgayr denilir. Bir kısım hâdiseler var ki, zâhiri (görünüşte) çirkin, müşevveştir (karışıktır). Fakat o zâhiri perde altında gāyet parlak güzellikler ve intizamlar var.” (Sözler, 18. Söz, 88)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ama o duvar ise, o şehirde yaşayan iki yetim oğlanın malı idi ve duvarın altında bu yetimlere miras kalmış bir hazine vardı. Babaları iyi (erdemli) bir insandı. (Bunu yapmakla beni muvaffak kılan) Rabbin istedi ki, ikisi de rüşdlerine ersinler ve definelerini çıkarsınlar. Bu, Rabbinden bir merhamet idi. Yoksa ben bu işleri kendi kafamdan yapmadım. İşte sabırla karşılayamadığın olaylara ilişkin açıklamam budur.*
(*) Yani, onlara miras olarak kalan. Eğer duvarın yıkılmasına izin verilseydi, muhtemelen, hazine başkalarının da haberi olacak tarzda ortaya çıkacak ve aç ve yorgun yolculara yardımdan kaçınarak gerçek seciyelerini ortaya koyan hasis kasaba halkı tarafından yağmalanacaktı. (M. Esed. Meal Açıklaması) Ayrıca her ne kadar kaynaklarda Hızır adından söz eden rivayetler varsa da, (… Hadis İlminin (!) “Mevzuu Hadisler (uydurulmuş hadisler)” bölümü incelendiğinde, Hızır adı geçen hadislerin tümünün yalan ve uydurulmuş olduğunun MÜTTEFEKUN ALEYH olduğu, yani o hadis denen sözlerin yalan ve uydurma olduğunun OY BİRLİĞİ ile kabul edildiği görülmektedir. Özetle ifade etmek gerekirse; Hızır inancı, İslâm dini ile uzaktan ve yakından alâkası olmayan ve ayrı bir sapık din olan tasavvuf ve tarikat kanalı ile Müslümanlar arasına sokulmuş çok sapık ve yanlış inançlardan birisidir (Hızır İnancı (Hızır kimdir? Ne iş yapar? H. Yılmaz) Kaynak: El- Menaru-l Munif Fis-Sahihi Vad-Daif. (İbni Kayyım el- Cevziye ابن القيم الجوزي (ص: 67- 76 ) الأحاديث التي يذكر فيها الْخَضِرُ وحياته كلها كذب (المنار المنيف في الصحيح والضعيف المؤلف:  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
“Şimdi de duvara gelince “O duvar şehirde oturan iki yetim çocuğa aitti. O duvarın altında da iki yetime ait hazine vardı ve babaları da her zaman doğru işler yapan (salih) bir kuldu. Rabbin diledi ki, o iki yetim olgunluk çağına geldiklerinde, Rablerinden bir rahmet olarak hazineyi kendileri çıkarsın. Bunu ben kendiliğimden yapmadım (Allah emretti). İşte benimle beraber olduğunda, sabredemediğin olayların yorumları böyledir” dedi.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Duvar işine gelince, bu duvar o kentte iki öksüz oğlanındı. Altında da onlara kalan bir gömü vardı. Babaları iyi bir kimse idi. Onun için çalabın diledi ki, erginlik çağına erişsinler de gömülerini kendileri çıkarsınlar. Bu, Allah’ın bir esirgeyiciliği idi. Ben bunları kendi oyumla yapmadım. İşte katlanmaya güç yetiremediğin işlerin iç yüzü budur."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Duvara gelince o, şehirde iki yetim çocuğun malıydı. Duvar altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir adamdı. Rabbin onlara merhamet ederek, yiğitlik çağına ermelerini ve o zaman defineyi çıkarmalarını istedi. Ben bu keyfiyetleri kendi re/yim ile yapmadım, işte dayanamadığın şeylerin içyüzü budur.
İsmail Yakıt
swap_vert close
“Duvara gelince; o, şehirdeki iki yetim çocuğa²⁴ aitti. Onun altında onlara ait bir define vardı. Babaları iyi ve yararlı iş yapan [sâlih] bir kişiydi. Rabbin istedi ki, onlar ergenlik çağına eriştiklerinde Rabbinden bir merhamet olarak o defineyi çıkarsınlar. Ben bunu kendiliğimden yapmadım.²⁵ İşte sabır gösteremediğin olayların yorumu/içyüzü budur.”
24 Burada ise “ğulameyn” kelimesi iki çocuk olarak tercüme edilebilir çünkü “yetimeyn” kelimesiyle vasıflandırılmıştır. Ergen olmadıklarından bu vasfı almışlardır. 25 Demek ki iyi ve yararlı işler yapan yani salih olan kişilerin çocuklarının hukukuna da Allah vekil ki, vesile kıldığı kişiler vasıtasıyla da haklarını koruyor. O zat, bu fiili kendiliğinden işlemediğini “Rabbin istedi” sözüyle teyit etmektedir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
“Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı ve babaları da salih biriydi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunu, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte bu, senin hakkında sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin yorumudur!”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Düzelttiğim o duvara gelince; o şehirde yaşayan iki yetim çocuğa aitti ve yıkılmak üzere olan bu duvarın altında, vaktiyle onlar için saklanmış bir hazine gömülüydü. Rahmetli babaları da çok iyi bir insandı. Bu yüzden Rabb’in, bu çocukların ergenlik çağına ulaşıp hazinelerini çıkarmalarını diledi. Bunun için de, duvarın bir süre daha ayakta kalması gerekiyordu. Çünkü çocuklar henüz küçükken duvar yıkılacak olsaydı, hazine ortaya çıkacak ve o zâlim kasaba halkı tarafından yağma edilecekti. Demek ki, biz o duvarı düzeltmekle, misafirlerinden bir lokma yiyeceği esirgeyecek derecede alçalan o kasaba halkına mükâfât değil, ceza vermiş olduk ve aynı zamanda, yetimlere âit hazinenin korunmasını sağladık. Bütün bunlar, Rabb’inin sonsuz şefkat ve merhametinin tecellîleri olarak gerçekleşti. Gördüğün gibi, bunların hiçbirini ben kendiliğimden yapmış değilim. Senin kötü zannedip tahammül edemediğin bu olayların içyüzü ve altında yatan hikmet, işte bundan ibaret.”Olaylara bu gözle bakınca inanan bir insan için, Allah’ın sevgisini, hoşnutluğunu kaybetme dışında “bir kötülük” yoktur. Hiçbir zaman ümitsizliğe, yılgınlığa düşmeyecektir. Öte yandan hiç kimse kendisini Hızır’ın yerine koyup da İslâm’a aykırı işler yapamaz. Çünkü Hızır, Allah’ın bazı gaybi bilgiler verip sadece Musa’ya gönderdiği bir kuluydu. Bunun için insanlar, Hızır’ın rolünü üstlenmekle değil, Allah’ın gönderdiği kitapta açıkça bildirdiği kurallara uymakla yükümlüdür.Şimdi gelelim, sûrenin son kıssasına:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
“Duvar’a da gelince; Şehir’deki iki yetim oğlan çocuğundu. Duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları salih (iyi) biriydi”. Senin rabbinden bir rahmet olmak üzere, rabbin istedi ki; erişkinlik çağına ulaşsınlar, hazinelerini kendileri çıkarsın! Ben bunu kendi emrimden / yetkimden yapmadım. İşte bu, sabretmeye dayanamadığın şeylerin te’vîli / yorumudur”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
c. Duvar: Duvar şehirdeki iki yetimin idi. Altında bunlara ait bir define vardı. Babaları çok temiz kalpli idi. Senin Rabb'in, onların büyüyüp gelişmelerini ve yine Rabb'inin bir ikramı olarak defineyi çıkarmalarını istedi. Bütün bunları ben, kendi başıma yapmadım. İşte senin dayanamayıp durduğun olayların içyüzü…
Mehmet Çoban
swap_vert close
"Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa aitti! Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin onların olgunluk çağına ulaşmalarını, Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. Rabbimin bilgisi dâhilinde yaptım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.” Şimdi sen düşün! Rabbin sana muhakeme yürütmen, olayların arka perdesini Allah’a bırakman gerektiği hakkında iman etmen için örnekler veriyor. Senin akıl yürütmeni, muhakemene kurmanı istiyor. Hayalinde olayları canlandırmanı, değerlendirmeni istiyor. Etrafına iyice bir bak! Etrafında nedensiz, sebepsiz, haksız gördüğün birçok olay olmaktadır. Hâlbuki hiçbir şey Rabbinin katında sebepsiz, nedensiz, haksız değildir. Rabbin hayatı bir dengede yaratmıştır. İyilikle kötülük, doğrulukla yanlışlık, mükâfatla ceza hep iki denklemlidir. Her şey zıddıyla değer bulmaktadır. Kimi iyiye, kimi kötüye! İnsanlar Allah’ın katındaki dengeden habersizdirler. Allah’ın imtihan için yarattığı dünya hayatının dengelerini bilemezler! Sürekli her olayda kendi mantıklarını yürütürler. Düşünmezler! Allah’ın yarattıklarıyla ilgili ortaya koyduğu mantık; kullarının mantığıyla eşit olur mu? Düşünmezler! İnsanlar şu koskoca âlemi, yaşamı Allah’ın hangi mantıkla yarattığını, hangi mantıkla hayat verdiğini kavrayabilirler mi? İnsan acelecidir. Her gördüğü olaya acele karar verir. Bunun altında ne var? Bu neden böyle oldu? Acaba bunun nedeni ne? Diye sormaz! Kısır bilgileriyle hemen hüküm verir. İnsan bildiğine hükmedendir. Peki! İnsanlar her şeyi bilen, her şeyi kavrayan, her şeye doğru hükmeden midir? İşte Rabbin bu üç olayda insanın sınırlarıyla, kendisinin sınırsızlığını anlatır. Allah her şeyi gerçeğiyle sınırsız bilendir. İnsan ise geleceği bilemez. Olayların mihengini bilemez! Kendi sınırlarını tanımayan insan, sınırsızca hükmedeceğini zanneder! Allah; insanı bilmediğin şeyler hakkında zanda bulunma, hakkında bilgin olmayan şeyler hakkında zannınla hüküm vermeye çalışma diye sürekli uyarır. Peki! İnsan dinler mi? Hayır! İşte sana öğretilen! Nedenini, sebebini bilmediğin, hakkında kesin delil olmayan şeyler hakkında acele hüküm verme! Musa gibi sende sana göre nedensiz sebepsiz olaylarla sınanırsın! İnsanlar da etraflarında gördükleri olaylarla sınanır. Olayların nedenini sebebini bilmeden ileri geri konuşacaklar mı konuşmayacaklar mı? Yalan yanlış hüküm verecekler mi vermeyecekler mi? Yoksa hükmü Allah’a mı bırakacaklar? İşte imtihanınız budur! Şimdi sen de Müminler de hükmü Allah’a bırakarak etrafınızdaki olayları değerlendirip hüküm vermeye kalkarsanız; yanılanlardan olursunuz.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Duvara gelince, o da şehirdeki iki öksüz çocuğa aitti. Duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları iyi biriydi. Rabbin onların yetişkinlik çağına ulaşıp da kendi katından bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istemişti. Ben bun(lar)ı kendiliğimden yapmadım. İşte bu (anlattıklarım) senin sabredemediğin şey(ler)in yorumudur. [*]
Bilge kulun bu sözü, kendisinin melek olduğunun delilidir. Çünkü En‘âm 6:61, Nahl 16:50, Meryem 19:64, Enbiyâ 21:27 ve Tahrîm 66:6’da bu özellik meleklere ait olarak ifade edilmektedir. Surenin 65-82. ayetlerinde anlatılan olay, ya bir [darb-ı mesel]dir/örnektir veya Yüce Allah’ın görevlendirdiği özel bir meleğin verdiği eğitimdir. Gerçeği Allah bilir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
“Duvara gelince o (duvar), şehirde babaları salih¹ iki öksüz çocuğundu ve onun altında onlara ait bir defîne vardı. Rabbin onlara Rablerinden bir rahmet olarak erginlik çağına erişmelerini ve kendi defînelerini kendilerinin çıkartmalarını, diledi. Bütün bunları ben, kendi kafamdan yapmadım.² İşte senin sabır gösteremediğin şeylerin yorumu budur.” (dedi.)³
1 Babalarının iyi işlerinden dolayı çocuklarını Allah’ın dünyada faydalandırmasından, başkasının yaptığı salih amellerden bir başkasının faydalanacağının mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre yaşayanların duâ ve ibâdetlerinden ölülerin de faydalandırılacağı anlaşılabilir. En doğrusunu Allah bilir. 2 Birçok tasavvuf ekolü, “Hızır’ın bir veli kul olduğunu ve bu haliyle büyük bir peygamberin bilmediklerini bile bildiğini” ifade ederek; üstatlarının zırvalarına çıkış yolu arama gibi bir yol tutmaya çalışmışlardır. Esasen Musâ (a.s), ilmini tebliğe memur ulü’l-azm bir Peygamber olduğu halde Hızır da tebliğe değil, icraya memur idi. Eğer Hızır bir Nebî değil, bir veli olsa idi çocuğu öldürmek için özel bir hukuka sahip olamazdı. Bir de bu kıssa Hızır’ın Musâ’dan efdal olduğunu gerektirmez. Ancak Musâ (a.s.)’a verilen bilgilerin Hızır’a, Hızır’a verilen bilgilerin de Musa (a.s.)’a verilmediğini gösterir.3 Bu kıssadan, kaderin gizliliğini Peygamberlerin bile bilmediği ve bunun insan hayatındaki önemi çok iyi anlaşılmaktadır. Zîrâ kader insanlar tarafından Allah’ın bildiği gibi bilinmiş olsaydı hayat yaşanmaz bir hal alırdı ve buna Hz. Musa gibi Peygamberler bile dayanamazdı.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve duvara gelince; duvar o kasabada yaşayan iki yetim oğlan çocuğuna aitti ve altında [hukuken] onların olan ⁷⁹ bir hazine [gömülüydü]. Onların babası dürüst ve erdemli biriydi; bunun içindir ki, Rabbin onların erginlik çağına eriştiklerinde o hazineyi Rabbinden bir bağış olarak kazıp çıkarmalarını irade etti. (Dolayısıyla,) ben [bütün] bunları kendiliğimden yapmadım: ⁸⁰ Senin sabır göstermediğin [olayların] iç yüzünün gerçek anlamı işte budur.”
79 Yani, onlara miras olarak kalan. Eğer duvarın yıkılmasına izin verilseydi, muhtemelen, hazine başkalarının da haberi olacak tarzda ortaya çıkacak ve aç ve yorgun yolculara yardımdan kaçınarak gerçek seciyelerini ortaya koyan hasis kasaba halkı tarafından yağmalanacaktı.80 Yaptığı her şeyi yüksek bir gerçeklik bilincinin, yani onun eşyanın dış görünüşünün ötesindeki gerçeklikle temasını sağlayan ve onu Allah’ın akıl erdirilmez planının bilinçli bir parçası haline sokan derinliğine kavrayış ve sezginin sevkiyle yapmış olduğunu îma ediyor. Bu husus, hem 80-81. ayetlerde “biz” ifadesiyle kullanılan çoğul ifade tarzının, hem de 82. ayetin ilk paragrafında, somut beşerî bir eylemin Allah’ın istek ve iradesine izafe edilmesinin bir açıklaması durumundadır (Râzî).  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
– Gelelim duvara: Duvar şehirde yaşayan iki yetim çocuğa aitti. Duvarın altında da o çocuklara ait bir define vardı. Babaları da temiz ve iyi bir insandı. Rabbin, onların ergenlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak bu defineyi çıkarmalarını istedi. Dolayısıyla bütün bunları ben, kendiliğimden yapmış değilim. İşte senin bir türlü katlanamadığın olayların iç yüzü budur. 18/44
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
“Ve duvara gelince: Duvar o şehirde yaşayan iki yetime aitti ve altında da onlara ait bir hazine gömülüydü.[²⁴²⁴] O ikisinin erdemli bir babası vardı; senin Rabbin ise, onlar erişkin birer insan olunca hazinelerini çıkarmalarını -Rabbinden bir rahmet olarak- diledi.[²⁴²⁵] “Yani, (bütün bunları) ben kendi kararımla yapmadım.[²⁴²⁶] Senin (sonuna kadar) sabretmeyi başaramadığın olayların iç yüzüyle ilgili gerçek yorum işte budur.”[²⁴²⁷]
[2424] Kötüler şehrinin yıkık duvarını düzeltmek… Allah Rasûlü’nün hayatında bunun bir karşılığı vardı: Hayber’den gelen gümüş külçeleri kıtlıkla boğuşan Mekke’ye göndermek. [2425] Bilge kulun tüm yapıp ettiklerinin kendi bilgi ve iradesinin bir sonucu değil, İlâhî bildirim ve iradenin bir gereği olduğu gerçeği burada ortaya çıkmaktadır. Hemen önceki 80 ve 81. âyetlerde geçen “biz” (nâ) zamirleri İlâhî iradenin son halkası olan “bir kul”a giderken, bu âyette yukarıdaki “biz” zamirleri içerisinde belli belirsiz imayla yer alan “O” (erâde rabbuke) fiilen açığa çıkmaktadır. [2426] 79, 80 ve 82. âyetlerde âlim kul olayların iç yüzünü açıklarken üç cümle kurar. Fakat üçünün de öznesi farklıdır. Gemiyi delme fiilinde “ben”, eylemin çıkış noktası olan insan “ben”ini; çocuğu katletmedeki “biz”, eylemin içkin ve aşkın iki kaynağını; duvarı tamir etmedeki “Rab” eylemin mutlak kaynağını gösterir. Öte yandan bilge kulun, Allah’ın iradesini gerçekleştirmekten başka bir şey yapmadığını belirten bir ibâre. Bu son derece simgesel anlatımda, Allah’ın kâinatta cari olan iradesinin nasıl gerçekleştiği ve yüzeysel bir bakışın bu iradenin doğru anlaşılabilmesi için yetmediği ifade edilmektedir. [2427] Musa, bütün bu olaylara görünen boyutuyla yasa (hüküm ve ahkâm) çerçevesinden bakıyordu. O kendi bakış açısıyla öyle yorumladı. Muhatabı ise onun bakmadığı bir noktadan, hikmet ve illet noktasından bakıyor ve olayların görünmeyen yüzünü esas alıyordu. Çünkü 78. âyette geçen te’vîl, “bir şeyi aslına döndürmek” demekti (Lisân). ‘Bilge kulun’ olayların altında yatan nedenleri bilmesi ancak Allah katından ona öğretilen bir bilgiydi (18:65). Bu da açıkça gösteriyordu ki, olayların altında yatan asıl nedenlerin bilgisi yalnızca Allah’ın katında olan bir bilgiydi. Bu nedenle Musa bunları bilmemekle kınanamazdı. Fakat başta Musa olmak üzere herkesin alması gereken ders açıktı: Allah’ın gör dediği yerden bakmadan O’nun işlerini anlayamazsınız.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Düzeltilen) O duvara gelince; o duvar, o kasabada iki yetim erkek çocuğuna ait idi, altında da onlara ait bir define var idi ve babaları da sâlih bir kimse idi. (Duvar yıkılsaydı başkaları o hazineyi bulup alacaklardı) Rabbin diledi ki, o iki çocuk erginlik çağına gelsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazineyi bulup çıkarıversinler. İşte senin sabredemediğin işlerin (hikmetinin) açıklaması budur.
(Muhyiddin-i Arabi; Fusulül-Hikem’in 25. fasikülünde Musa-Hızır kıssasında şu ek açıklamalarda bulunmakta ve: "Allah Teala; Musa'nın başına musallat kıldığı belâlara karşı sabrını gerçekleştirmek için onu, bir çok duraklarda türlü imtihana çekti. Rabbi’nin ona musallat kıldığı ilk belâ; kendisine verdiği ilham ve kalbindeki başarı duygusu ile Kıpti'yi öldürmesiydi.. İşte bunun için Hızır ona erkek çocuğu katlini gösterdi. Musa ise bu çocuğun öldürülmesini Hızır hakkında doğru bulmadı. Çünkü kendisinin Kıpti'yi öldürmüş olduğunu hatırlamadı. Bundan dolayı Hızır Musa'ya "Ben bunu kendi emrimle yapmadım" cevabını verdi. Bu sözle Musa'nın mertebesine işaretle onun da Kıpti'yi Allah’ın emriyle öldürmüş olduğunu anlatmış oldu. Hızır, yine Musa'ya gemiyi delme işini gösterdi. Bu hareketin zahirdeki neticesi ölüm bâtını ise, korsanların elinden kurtulmaktır.. Hızır bu hareketi, Musa'nın deryada içine konulduğu tabuta bir nazire olarak yaptı. Nasıl ki tabut da görünüşte ölümün, fakat bâtında ise kurtuluşun remzidir. Musa'nın anası, oğlunu gözü önünde boğazlayacağını bildiği Firavun’un korkusuyla -Allah’ın bu işi kendine ilham etmiş olduğunun farkına varmadan- vahiy ile yaptı. Hızır, Musa'yı bir ücret karşılığı olmaksızın duvarı doğrultmayı gösterdiği zaman Musa ona itiraz etmişti... Oysa Hızır bu hareketiyle ücret karşılığı olmaksızın genç kızların hayvanlarını sulamış olduğunu hatırlattı! Hızır-Musa'nın başından geçen bu olaylardan- başkasını hatırlatmaya yanaşmadı! demektedir.)  
Osman Fırat
swap_vert close
"Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur. "
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
«Duvara gelince, şehirde iki yetim oğlanındı. Altında ise onlara ait bir hazine var idi. Babaları da sâlih bir kimse idi. Artık Rabbin diledi ki onlar sinn-i rüşte ersinler de hazinelerini çıkarıversinler. (Bu) Rabbinden bir rahmet olarak (böyle yapılmıştır). Ve onu kendi reyimle yapmış olmadım. İşte bu, üzerine sabra takat getiremediğin şeyin izahıdır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Gelelim duvara: O duvar şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Duvarın altında onlara ait bir define gömülü idi. Babaları, salih, iyi bir insandı. Rabbin onların reşit olacakları çağa gelip, definelerini o zaman çıkarmalarını irade buyurdu. Bütün bunlar Rabbinden birer lütuf ve rahmet olup, ben hiçbirini kendi görüşümle yapmış değilim. İşte hakkında sabırsızlık gösterdiğin meselelerin içyüzü bunlardan ibarettir. ” [47, 13; 43, 31]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Duvar ise şehirde iki yetim çocuğun idi. Altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki onlar (büyüyüp) güçlü çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Bunları, ben kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
"Divara gelince: O, bu memleketde iki yetîm çocuğın idi. Ve altında, onlara 'âid bir defîne vardı. Babaları da sâlihadan idiler. Çocukların sinn-i rüşde bâliğ olarak rabbinin rahmetiyle hazînelerini çıkarmalarını Allâh murâd buyurdı. Ben bunları kendi ihtiyârımla yapmadım. İşte sabır idemediğin şeylerin te'vîli budur" didi.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Duvar ise şehirdeki iki yetim oğlanındı. Altında onlara ait bir gömü vardı. Babaları iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki erginlik çağına gelsinler de gömülerini çıkarsınlar. Bu, Rabbinin bir ikramıdır. Ben bunları, kendiliğimden yapmış değilim. İşte katlanmaya güç yetiremediğin işlerin iç yüzü budur."
Şaban Piriş
swap_vert close
Duvar ise, şehirdeki iki yetim gence aitti. Altında da onlara ait bir hazine vardı. Babaları temiz ve iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben, bunları kendiliğimden yapmadım. İşte bu sabredemediğin işlerin gerçek yüzüdür.
Ümit Şimşek
swap_vert close
“Duvara gelince, o da şehirdeki iki yetim çocuğa aitti ve altında onlara ait bir hazine saklıydı. Çocukların babaları da iyi ve hayırlı bir kimseydi. Rabbin, yetimlerin yetişkin çağa ulaştıklarında o hazineyi çıkarmalarını murad etti. Bu Rabbinden bir rahmettir; yoksa kendi başıma yapmadım. İşte bunlar, benim beraberliğimde tahammül edemediğin şeylerin yorumudur.”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
"Ve duvar. Duvar, o kentte yaşayan iki yetim oğlanındı. Altında, oğlanlara ait bir define vardı. Oğlanların babası da hayır ve barış seven bir kimse olarak yaşamıştı. Rabbin istedi ki, o çocuklar ergenliklerine ulaşsınlar da Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarsınlar. Ben bunları kendi buyruğumun sonucu olarak yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin içyüzü budur."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ammā dıvar oldı iki er oġlanuñ atasuzlar şarda daħı oldı altında genc ol ikinüñ daħı oldı ataları eyü gişi pes diledi çalabuñ kim ire ol iki resįdeliklerine daħı çıķaralar gençlerini raḥmet içün çalabundan. daħı işlemedüm anı gendü işümden şol tefsįridür anuñ üzere gücün yitmedi anuñ üzere ķatlanmaġa.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ammā ol dīvār ki yapdum, ol mülki idi iki öksüz oġlanuñ şehr içinde. Daḫıanuñ altında gencleri var‐ıdı, ataları daḫı ṣāliḥ idi. Pes Tañrı Ta‘ālā diledi kiyitişeler yigitlige ve genclerini çıḳaralar Tañrı Ta‘ālā raḥmeti bile. Daḫı benanı re’yüm bile işlemedüm, bu te’vīlidür ol nesnenüñ ki sen aña ṣabr ey‐lemek bilmedüñ.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Divara gəldikdə isə, o, şəhərdə olan iki yetim oğlanın idi. Altında onlara çatası bir xəzinə vardı. Onların atası əməlisaleh (bir adam) idi. Rəbbin onların həddi-büluğa çatmalarını və Rəbbindən bir mərhəmət olaraq öz xəzinələrini tapıb çıxartmalarını istədi. (Ya Musa!) Mən bunları öz-özümdən etmədim (yalnız Allahın əmrini yerinə yetirdim). Sənin səbr edib dözə bilmədiyin şeylərin yozumu (batini mə’nası) budur!”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And as for the wall, it belonged to two orphan boys in the city, and there was beneath it a treasure belonging to them and their father had been righteous, and thy Lord intended that they should come to their full strength and should bring forth their treasure as a mercy from their Lord; and I did it not upon my own command. Such is the interpretation of that wherewith thou couldst not bear.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
"As for the wall, it belonged to two youths, orphans, in the Town; there was, beneath it, a buried treasure, to which they were entitled: their father had been a righteous man:(2425) So thy Lord desired that they should attain their age(2426) of full strength and get out their treasure - a mercy (and favour) from thy Lord. I did it not of my own(2427) accord. Such is the interpretation of (those things) over which thou wast unable to hold patience."
2425 The wall was in a ruinous state. If it had fallen, the treasure buried beneath it would have been exposed and would certainly have been looted, among so churlish and selfish a people. See n. 2419 above. The treasure had been collected and buried by a righteous man. It was not, in any sense of the word, ill-gotten gains: it was buried expressly in the interests of the orphans by their father before his death. It was intended that the orphans should grow up and safely take possession of their heritage. It was also expected that they would be righteous men like their father, and use the treasure in good works and in advancing righteousness among an otherwise wicked community. There was thus both public and private interests involved in all the three incidents. In the second incident Khidr uses the word "we", showing that he was associating in his act the public authorities of the place, who had been eluded by the outlaw. 2426 Age of full strength: Cf. 17:34 and n. 2218. 2427 Those who act, not from a whim or a private impulse of" their own, but from higher authority, have to bear the blame, with the vulgar crowd, for acts of the greater wisdom and utility. In human affairs many things are inexplicable, which are things of the highest wisdom in the Universal Plan.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاَمَّا
ve ama
الْجِدَارُ
o duvar
فَكَانَ
hâlbuki idi
لِغُلَامَيْنِ
iki erkek çocuğa ait
يَت۪يمَيْنِ
iki yetim
فِي الْمَد۪ينَةِ
o şehirde
وَكَانَ
ve (var) idi
تَحْتَهُ
onun altında
كَنْزٌ
bir hazine
لَهُمَا
o ikisi- ne ait
وَكَانَ
ve idi
اَبُوهُمَا
babaları
صَالِحاًۚ
sâlih bir kimse
فَاَرَادَ
böylece diledi ki
رَبُّكَ
Rabbin
اَنْ يَبْلُغَٓا
buluğa ermelerini
اَشُدَّهُمَا
güçlü çağlarına
وَيَسْتَخْرِجَا
ve çıkarmalarını
كَنْزَهُمَاۗق
hazinelerini
رَحْمَةً
bir rahmet olarak
مِنْ رَبِّكَۚ
Rabbinden
وَمَا فَعَلْتُهُ
ve bunu yapmadım
عَنْ اَمْر۪يۜ
kendiliğimden
ذٰلِكَ
işte budur
تَاْو۪يلُ
yorumu
مَا
o şey- lerin ki
لَمْ تَسْطِـعْ
güç yetiremedin
عَلَيْهِ
kendi- sine
صَبْراًۜ۟
sabret- meye
"Duvara gelince, (o duvar) şehirde bulunan iki yetim çocuğa aitti. Altında da onların olan bir hazine vardı, babaları ise sâlih bir kimseydi. Rabbin onların buluğa erip güçlü çağlarına erişmelerini ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları da kendiliğimden yapmadım (Rabbimin emriyle yaptım). İşte, hakkında sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin iç yüzü budur."
اَمَّا
Edat
اَمَّا
Fakat, ama, ancak, öyleyse
جِدَار
İsim
ج د ر
Duvar
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
غُلَام
İsim
غ ل م
Oğul, erkek çocuk, genç
يَتِيم
İsim
ي ت م
Yetim
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
مَدِينَة
İsim
م د ن
Şehir, Medine
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
تَحْت
İsim
ت ح ت
Altında
كَنْزٌ
İsim
ك ن ز
Hazine
لَهُمَا
Zamir
لَهُمَا
(İki erkek için kullanılır) Onlara, onlar için
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
اَبٌ
İsim
ا ب و
Baba
صَالِح
Etken fiil
ص ل ح
Sâlih kimse, sâlih olan
اَرَادَ
Fiil-IV
ر و د
Murâd etti, istedi, diledi
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
بَلَغَ
Fiil-I
ب ل غ
Vardı, sonuna geldi, erişti, ulaştı, buluğa erdi
اَشُدّ
İsim
ش د د
Rüşd çağı, bulûğ çağı, güçlü çağ
اِسْتَخْرَجَ
Fiil-X
خ ر ج
Çıkarttı
كَنْزٌ
İsim
ك ن ز
Hazine
رَحْمَة
İsim
ر ح م
Rahmet, merhamet
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
فَعَلَ
Fiil-I
ف ع ل
Yaptı, muamele etti
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
اَمْر
İsim
ا م ر
Emir, iş, tedbir, izni ile
ذٰلِك
İşaret zamiri
ذٰلِك
İşte bu, bunun için, bunda böyle
تَاْوِيل
Fiilimsi-II
ا و ل
Tevil, netice, yorum
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
لَم
Olumsuzluk eki
لَم
-Me, -ma (olumsuzluk eki)
اِسْتَطَاعَ
Fiil-X
ط و ع
Gücü yetti, güç yetirdi
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
صَبْر
İsim
ص ب ر
Sabır