close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kehf Sûresi 80. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Veemmâ-lġulâmu fekâne ebevâhu mu/mineyni feḣaşînâ en yurhikahumâ tuġyânen vekufrâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Çocuğa gelince: Anası, babası inanmış kimseler. Bu çocuğun, onları azgınlığa ve kafirliğe sevketmesinden korktuk da öldürdük.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
"(O öldürdüğüm) Oğlan çocuğuna gelince: Anne ve babası mü’min (ve hayırlı) kimselerdi. Bu çocuğun ileride bunları azdırması ve küfre kaydırması (yolundaki İlahi ikaz ve işaretle) duyduğum haşyet ve endişe (üzerine, manevi emirle onu öldürüverdik.)"
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Öldürdüğüm çocuğa gelince, onun anası ve babası inanmış kimselerdi. Bu çocuğun onları azgınlığa ve kâfirliğe sevketmesinden korktuk da, onu öldürmüş olduk.
Ahmet Tekin
swap_vert close
“Delikanlıya gelince, onun annesi ve babası mü'min kimselerdi. Delikanlının, annesini babasını, aşırı sevgileri sebebiyle kendisi gibi azgınlığa, eşkıyalığa, inkâra ve küfre sürüklemesinden içimiz titreyerek korktuk.” dedi.
Ahmet Varol
swap_vert close
Çocuğa gelince: Onun anne babası mü'min kimselerdi. Biz onun onları taşkınlığa ve küfre sürükleyeceğinden korktuk.
Ali Bulaç
swap_vert close
'Çocuğa gelince, anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkâr zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Oğlana gelince; onun ebeveyni mümin kimselerdi. Bunun için oğlanın bunları azgınlık ve küfür ile sarmasından sakındık da,
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Amma o genç ise, onun ana-babası imanlı idiler. Ana-babasını azgınlık ve küfre boğacağından ürktük.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
“O çocuk ise, onun anne ve babası inanmış kimselerdi. Eğer çocuk yaşarsa onları azdırmasından ve inkâra sürüklemesinden korktuk.”
Besim Atalay
swap_vert close
O çocuğa gelince; anası, babası inanlı kimselerdir, onları azgınlığa, küfre götürmesinden çekinerek öldürdüm !
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
80-81. “Oğlan çocuğa gelince; onun anne ve babası mü'min kimselerdi. (Bu çocuğun) onları ileride azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk. Ve böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.”
Cemil Said
swap_vert close
"Genç âdeme gelince: O kâfir idi. Ânın ebeveyni mü’mindirler, korkduk ki tuğyân ve küfrini ânlara da sirâyet itdirmesün.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
"Oğlana gelince; onun ana babası inanmış kimselerdi. Çocuğun onları azdırmasından ve inkara sürüklemesinden korkmuştuk.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
“Çocuğa gelince, anası babası mü’min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Gence gelince, onun anne babası mümin kimselerdi; gencin onları sonunda azgınlık ve nankörlüğe düşürmesinden korktuk.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
«Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk.»  
 Zira Hızır (a.s.), bu çocuğun ileride zalim biri olacağını, temiz birer mümin olan ebeveynine karşı azgınlık ve nankörlük göstereceğini, yahut çocuk sevgisi yüzünden ana-babasının manevi hayatlarının tehlikeye düşeceğini biliyordu; Allah bunu Hızır’a bildirmişti.  
Edip Yüksel
swap_vert close
"Çocuğa gelince, ana babası iki inanan kişi idi. Taşkınlık ve nankörlük ile o ikisine yük olmasından endişelendik."
80-81 Adolf Hitler sevimli ve görünüşte suçsuz bir çocuktu. Çocukken ölmüş olsaydı çoğu kişi üzülecek ve hatta Tanrı'nın hikmetini sorgulayacaktı. Bu derslerden öğreniyoruz ki her şeyin ardında güzel bir sebep vardır. Adolf Hitler gibi bir caninin yaşatılması ise bir başka bir güzel sebebe bağlıdır.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
"Oğlana gelince, onun anababası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
80,81. Oğlana gelince: ebeveyni mü'minlerdi, onun için bunları tuğyan ve küfrile sarmasından sakındık da istedik ki kendilerinin rabbı ona bedel bunlara temizlikçe daha hayırlısını ve merhametce daha yakınını versin
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Öldürdüğüm o) delikanlıya gelince... (Masum zannettiğin o delikanlının, işlediği suçlardan dolayı öldürülmesi gereken zorba bir kâfir olduğunu Rabbim bana bildirmişti. İşte o zorba kâfiri, müstahak olduğu üzere, Rabbimin emriyle öldürdüm. Ve ayrıca, yine Rabbimin bildirmesiyle,) onun anne ve babasının mü’min kimseler olduğunu ve (zor kullanarak/baskı yaparak) onları azgınlığa ve küfre sürükleyeceğini (de) biliyorduk.
Müfessirlerimizin beyanı veçhile, 74 ve 80. âyet-i kerîmelerde geçen “ğulam” kelimesi çocuk manasında değil, buluğa ermiş genç erkek/delikanlı manasındadır.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
“Gence gelince, anne ve babası inanan kimselerdi. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden huşu ettik.”¹
1- Zor kullanarak, baskı yaparak onları azgınlığa ve küfre sürüklediğini içtenlikle, yakından biliyoruz. Haşiye sözcüğüne “korktuk” şeklinde anlam verilmesi doğru değildir. Zira Haşiye, yani huşu; içtenlik, samimiyet demektir. Anlaşılan odur ki; söz konusu alim kul o yörede yaşayan ve yaşadığı toplumda olup bitenlere yakından tanık olan birisidir. Çocuğu ve çocuğun ailesini de çok iyi tanımakta, çocuğun anne ve babasına nasıl baskı yaptığını, nasıl zulmettiğini içtenlikle/yakından bilmektedir. Çocuğun onları azgınlığa ve küfre sürüklediğinden emin birisidir. Ayetteki huşu sözcüğü, alim kulun olup bitenleri çok iyi bildiğinden ve bilgisinden emin olduğu anlamındadır. Gelecekte olacak olan bir şeyden değil olmuş olan; olmakta olan bir durumdan söz edilmektedir. Ayete gelecekte olacak bir şeymiş gibi anlam verilmesi yanlıştır. Yanlışlığın temel nedeni haşiye sözcüğüne korkma anlamının verilmesidir.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
«Oğlana gelince: Onun anası da, babası da îman etmiş kimselerdi. Bunun için onları bir azgınlık ve kâfirlik bürümesinden endîşe etdik de»,
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
“Ve o çocuğa gelince (o büluğ çağına ulaşmış bir isyankâr idi); hâlbuki ana-babası mü'min kimselerdi; onları da azgınlığa ve küfre bürümesinden (sürüklemesinden) korktuk.”
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ama o gence gelince (ki, aynı zamanda yol kesip eşkıyalık yapıyordu ve direnenleri öldürüyordu): Onun ebeveyni inanmış insanlardı. Fakat biz (toplum olarak) korktuk ki (istemedik ki), o (genç ebeveynini daha fazla derin acılara boğsun ve) onları azgınlığa ve inkâra sürüklesin.*
(*) ÂLİM KULun söze çoğul olarak “Korktuk” ve (81. ayette de ) istedik sözcükleri ile başlaması halkı adına konuştuğu içindir ve yakalanınca delikanlıya KISAS uygulanacağı için halkı ailesi adına korkmakta ve onları da Allah’a isyan ettirmeye çalışacaklarından korkmakta ve delikanlı öleceği için Allah’ın o aileye iyi huylu başka bir çocuk nasip etmesini temenni etmektedir. Yani halkı adına bir temennide bulunulan bu sözler delikanlının öldürülme sebebi değildir… Eğer delikanlının öldürülmesi o delikanlının yaşadığı kentte yasal bir icraat olmasaydı, hem delikanlının yakınlarının hem de şehir halkının [kamu otoritesinin] “Bilgin Kul”a gerekli tepkiyi göstermeleri ve hemen onu cezalandırma yönüne gitmeleri gerekirdi. Görüldüğü gibi,“delikanlının öldürülmesi”olayının bilinmeyecek, yadırganacak, batın ilmiyle açıklanacak herhangi bir yanı yoktur. Normal, yasal bir uygulamadır. Ne var ki, Musa, o yörenin yabancısı olduğundan bunu bilmemektedir. Yine Orada olan olaylardan haberi olmadığı gibi tabi olduğu KULun bir nebi ve oranın YASAları uygulayan bir yönetici olduğunu da bilmemekte idi. Musa, “Bir can karşılığı olmaksızın masum bir cana mı kıydın?” diyerek bu gencin cani ve katil biri olduğunu bilmediğinden böyle bir itirazda bulunmuştur. Dikkat edilirse, 80. ayette “Delikanlıya gelince, anne-babası mümin kimselerdi. Onun, o ikisini (acılara boğdurup) azdırmasını ve inkâra sürüklemesini istemedik” denilmektedir. Bu ifadeden de delikanlının yaptığı eşkıyalık ve işlediği cinayetlerle mümin anne ve babasına hem acılar çektirmekte, hem de dinden çıkarmak için çaba sarf ettiği anlaşılmaktadır… (Âlim Kul O BELDE de YASAları uygulamakla görevli olduğu için ve o GENÇ DELİKANLI büyük olasılıkla Allah’a (yani Allah’ın kullarına) savaş açmış ve bu uğurda birkaç kişiyi öldürmüş ve üzerine kısas FARZ olduğu için ve yasalar buna karar verdiği için halk adına ailesine bir temennide bulunmaktadır. Dt. açıklama: https:// kurankissalarininsistematigi. wordpress.com/2013/12/03/13-bolum-musa-ve-âlim-kul-kissasi-ve-olayin-icyuzu/) İşte eğer bu öldürülen (ğulam) kişi henüz baliğ olmamış bir sabî/çocuk idiyse onun küfrü gelecekte olacak bir olaydır. Bilge kul, bu durumu bilmiş dahi olsa bir sabî şöyle dursun baliğ olan birini bile ileride yapacağı bir cürümden dolayı katletmesi yüce Allah’ın emrine aykırı olurdu. (الله اعلم)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
“Çocuğa gelince, o çocuğun anası babası ikisi de inanan kimselerdi. Ana babasına isyan ve inkâr ederek zarar vermesinden endişelendik.”
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
O oğlana gelince, onun da anası babası inanan kimselerdi. Onun için, onları azgınlığa, Allah’ı tanımazlığa sürüklemesinden korktuk.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
80, 81. Öldürdüğüm oğlanın da anası, babası mü/mindi. Onun, ana ve babalarını taşkınlığa, gâvurluğa sürüklemesinden [³] korktuk. Rablerinin, ana ve babasına ona bedel daha pâk, merhamete daha lâyık bir çocuk vermesini istedik.
[3] Veya çocuk serkeşlikte, ebeveynine karşı gelmekle nankörlükte bulunmasından veya ebeveynini taşkınlık, gâvurluk sarmasından.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
“Delikanlıya gelince; onun anası babası mü’min kişilerdi. Onun onları küfür ve isyana sevk etmekte oluşunu uygun görmedik [haşînâ].”²³
23 Hemen hemen bütün meâl ve tefsirler “Ana babasını isyan ve küfre sevk edeceğinden korktuk” diye tercüme etmişlerdir. Bu tercüme Kur’an semantiği açısından son derece yanlış bir tercümedir. Bu yanlış tercüme ve yorum hatası tefsir tarihi boyunca tekrar edilegelen bir hatadır. Yeryüzünün hiçbir beşeri hukukunda olmadığı gibi, ilahi hukukta da ileride işlenmesi muhtemel bir fiilin, daha işlenmeden hem de en ağır şekilde tecziye edilmesi diye bir uygulama yoktur. Yine ayette geçen “haşiye” fiilinin “korkmak”, “ummak” anlamı olup, meâlciler ve müfessirler tarafından bunlardan sadece “korkmak” anlamı ele alınarak tercüme edilmiştir. Hâlbuki hikmet sahibi olan zat, bu fiilinde yalnız değildir, çünkü açıklamasında bitişik “nâ” zamiri kullanılmış. O halde bu fiili Allah’la beraber yani külli ve cüz’î iradenin ayniyetiyle işlemiş demektir. O zaman “ummak” veya “korkmak” Allah’a izafe edilebilecek fiiller değildir. Bu fiilin bir başka anlamı daha vardır. O da “kerihe” yani “uygun bulmamak, uygun görmemek” anlamı. Nitekim Tayy kabilesi bu fiili o anlamda kullanıyordu. Buraya uygun olan semantik anlam budur. Ayrıca bu ayet istikbal/gelecek sigasıyla da tercüme edilemez. Çünkü “en yurhikahuma” mastar müevveldir. Mastarlar isim grubundandırlar ve zamansız fiillerdir. Şu halde istikbal yerine hâl sigasıyla tercüme kontekse tam oturmaktadır. O hâlde fiili “anasını babasını sevk edecek” şeklinde değil de “sevk etmekte oluşunu” demek daha doğrudur. Toparlarsak, “Delikanlıya gelince, anası-babası mü’min idiler. Onun onları küfür ve isyana sevk etmekte oluşunu uygun görmedik”. Bu tercüme Kur’an nassına ey uygun tercümedir. Biz bu tercümeyi 1993 ylında Diyanet’te toplanan “Din Şûrâsı”nda bütün haziruna bir bildiri olarak teklif ettik, yayımlandı. Dolayısıyla semantik analizin sonucu olarak; o delikanlı bu suçu işlemiş ve işlemektedir. Çünkü ana babasını küfre ve isyana sürüklemektedir, yani bugünkü ifadeyle dinsizin dindar üzerinde bir baskısı söz konusudur. Yani inanan kimseler zulüm ve işkence altındadır. Bu da semavi dinlerin hukukuna göre katli gerektiren bir fiildir. O hikmet sahibi zat da bunu gerçekleştirmiştir. İnfaz bir sabiye/ çocuğa değil bir delikanlıya/reşit birinedir. Bu fiili işlerken de “fe-erednâ” (Biz istedik) demektedir. Şu hâlde evrende meydana gelen fiilleri üç grupta irdeleyebiliriz: 1) Kişinin kendi iradesiyle meydana gelen fiiller, 2) Tanrı’nın iradesiyle kulun iradesinin ayniyetiyle meydana gelen fiiller, 3) Sadece Tanrı’nın iradesi ile meydana gelen fiiller. Buna göre, “geminin delinmesi” birinci gruba; “delikanlının öldürülmesi” ikinci gruba; “duvarın yapılması” ise, üçüncü gruba dâhildir. (Daha fazla bilgi için bkz. Kur’an’ı Anlamak, adlı kitabımız, s. 25)  
Kadri Çelik
swap_vert close
“Çocuğa gelince, onun anne ve babası mümin kimselerdi. Dolayısıyla çocuğun onları azgınlık ve küfre sürüklemesinden korktuk.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Öldürdüğüm o çocuğa gelince; onun anası. babası tertemiz birer mümindi. Biz bu evladın sonunda onları azgınlık ve inkâra sürükleyeceğini biliyorduk, onlara rahmetimizden dolayı, işte o yüzden onu öldürdük;
Mahmut Özdemir
swap_vert close
“Oğlan’a gelince; onun ana-babası mümindiler. Onları küfre ve azgınlığa sürüklemesinden çekindik”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
b. Çocuk: Çocuğun annesi ve babası inançlı kimselerdi. Çocuğun, ilerde ailesini azdırıp inkara sürüklemesinden korktuk.
Mehmet Çoban
swap_vert close
"Çocuğa gelince, anası babası Mümin insanlardı. Çocuğun annesini babasını azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk! Anneyi babayı korumak için çocuklarından ayırdık!"
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Erkek çocuğa gelince, onun ana babası mümin kişilerdi. Onları azdırıp inkâra sürüklemesini uygun görmemiştik. [*]
Burada geçen [haşînâ] fiili yaygın anlamı olan “korkmak” şeklinde tercüme edilirse mesajın anlaşılmasında sorun yaşanması kaçınılmazdır. Çünkü Yüce Allah’ın herhangi bir şeyden korkması kesinlikle söz konusu olamaz. Korkanlar melekler şeklinde kabul edilirse bu defa da meleklerin bir şeylerden korktuğu için bir insanı öldürmesi söz konusu olmaktadır. Konuyu insan (Hızır) şeklinde kabul edince konu tamamen çıkmaza sürüklenmektedir. Çünkü bu Hızır denen şahsiyet bir kişidir; ayetteki ilgili fiil ise çoğul kalıptadır. Oysa pek çok müfessir ve lügat âlimine göre Yüce Allah için kullanılması durumunda bu fiilin “uygun görmemek” anlamı da vardır ki bu anlam bağlama da olaya da uygundur.  
Mehmet Türk
swap_vert close
“O erkek çocuğa gelince, onun anne ve babası Müslüman kimselerdi. (Allah),¹ ‘Biz o (çocuğun) onları azdırmasını ve inkâra sürüklemesini hoş görmedik’²
1 Âyetin bu bölümü: “…çocuğun onları azdırmasından ve inkâra sürüklemesinden korkmuştuk” diye de tercüme edilebilir. Yukarıdaki meâl bu ifâdelerin Allah’a ait olması daha uygun görüldüğü için tercih edilmiştir. 2 Kıssanın burada bitmesinden anlaşılıyor ki bu beyana karşı Musâ (a.s.) bir şey dememiş ve bu te’vilde reddedilecek bir şey görmemiştir. Demek ki Musâ (a.s.)’nın zâhiren kötü gördüğü şeyler hakikatte öyle değilmiş. O halde demek olur ki bâtının gereği, zâhire muhalif olabilir. Fakat bundan dolayı hakikatle şeriatın birbirine zıt olması lâzım gelmez. Zira şeriat, hükm-i haktır. Hükm-i hak da hakikatte ne ise odur. Onun için bâtına memur olan Hızır, emr-i hak olan ile amel ettiği gibi şeriat ile memur bulunan Musâ da hakikat izah olunduğu zaman şer’an itiraza mahal olmadığını görüyor. Ancak burada şayanı dikkat bir nokta vardır ki o da Hızır’ın öldürdüğü çocuk, meselesidir. Eğer bu çocuk, büluğ çağına ulaşmış idiyse küfründen dolayı öldürülme hükmü, şeriata uygun olur. Fakat henüz baliğ olmamış bir sabî idiyse onun küfrü gelecekte olacak bir olaydır. Hızır bu durumu bilmiş dahi olsa bir sabî şöyle dursun bir baliği bile ileride yapacağı bir cürümden dolayı katletmek şeriata uyun değildir. Ancak, (زَكِـيَّـةً نَفْسًا) ifadesinden bu çocuğun sabî değil, baliğ azgın bir kâfir, olduğu ve öldürülmeyi hak ettiği anlaşılabilir. Veya şeriatın hakikati Allah’ın emridir. Hızır da bunu kendiliğinden değil, Allah’ın emriyle yaptığını söylemiş, Musâ’nın itiraz etmemesine sebep de bu olmuştur. Zira vefat eden sabîlerin canını alan ölüm meleği bu işi Allah’ın emriyle yaptığı için şer’an sorumlu değildir. (Elmalılı)  
Muhammed Esed
swap_vert close
O genç adamda, ki anası-babası mümin kimselerdi, taşkınlıkları ve inkarcı eğilimleriyle onlara çok derin acılar vereceği yolunda kaygı verici belirtiler görmüştük; ⁷⁸
78 Lafzen, “korktuk” -Fakat akılda tutulmalıdır ki, haşiye fiili, bu birincil anlamının dışında, bazan “korku yahut kaygı verici buldu”, yani, sonuç olarak, “kötü bir şeyin olacağını kestirdi, yahut bildi” anlamını da ifade eder (Tâcu’l-‘Arûs, yukarıdaki ayete ilişkin özel bir atıfla). Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki, bilge kişinin ifade ettiği “korku” ya da “kaygı”, haricî belirtiler yoluyla yahut iç sezgi yoluyla (ki, sonraki ayetin ikinci paragrafında geçen “[bütün] bunları ben kendiliğimden yapmadım” sözünün de gösterdiği gibi, bu sonraki yolla olması daha mümkündür) varılmış pozitif “bilgi”yle eş anlamlıdır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
– Öldürdüğüm çocuğa gelince; onun ana babası mümin kimseler idi. Çocuğun, ana babasını azgınlık ve küfre sürüklemesinden endişe ettik. 29/8, 31/14, 46/15...17
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
“Gelelim delikanlıya: Onun ebeveyni imanlı kimselerdi; fakat biz onun azgınlık ve sapkınlıkla (ebeveynini) derin acılara boğacağına dair kaygı verici bir bilgiye sahiptik.[²⁴²²]
[2422] Haşînâyı çevirimiz, Taberî’nin bu kelimenin “duyu ve gözlem dışı yolla idrak edilen bir bilgi türü” açıklamasına dayanmaktadır. İbn Mes’ud mushafına bu âyet hakkında şu notu düşer: “Senin Rabbin onların azgınlık ve sapkınlığa sürükleneceğine dair endişe verici bir bilgiye sahipti” (Taberî). Bu notu Ferrâ Ubeyy b. Ka’b’a nisbet eder.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
O çocuğa gelince; onun ana-babası mümin kimselerdi (çocukları ise ilerde kafirlerle birlik olacaktı) Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe sevk etmesinden korktuk;
Osman Fırat
swap_vert close
"Çocuğa gelince, anası babası mü’min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk. "
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
«Oğlana gelince onun anası ile babası iki mü'min kimselerdir. İmdi onları bir azgınlığa, bir küfre bürümesinden korktuk.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Oğlan çocuğuna gelince: Onun ebeveyni mümin insanlar idi. Bu çocuğun onları ileride azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Oğlana gelince: Onun anası babası mü'min insanlardı. Bunun, onlara azgınlık ve küfür sarmasından korktuk.
İsyâniyle onları şerre sürüklemesinden, yahut onların îmanına kendi azgınlık ve inkârını bulaştırmasından veya onları da kendisi gibi azgınlığa ve küfre sürüklemesinden  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
"Öldürdiğim çocuğın babası ve anası mü'minler olub evlâdlarının onları küfür ve tuğyâna düşürmesinden korkduk"
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Oğlan çocuğuna gelince, anası babası inanıp güvenmiş (mümin) kimselerdi. Onları azgınlığa ve nankörlüğe sürüklemesinden korktuk.
Şaban Piriş
swap_vert close
Gence gelince, onun, anne ve babası mümin idi. Gencin onları azdırıp, küfre sürüklemesinden korktuk.
Ümit Şimşek
swap_vert close
“Çocuğun ise anne ve babası mü'min kimselerdi; ileride çocuğun onları inkâr ve azgınlığa sürüklemesinden endişe ettik.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
"Oğlan çocuğa gelince: Onun anası-babası inanmış kişilerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
80-81. “daħı ammā er oġlan oldı atası anası mü’minler pes ķorķduķ kim irüre ol ikiye [156b] orandan geçmek daħı nā-sıpāslıķ eylemek. pes diledük kim degşüre ol ikiye çalabı’sı ol ikinüñ yigrek andan eyü olmaķdın yaña daħı yaķınıraķ esirgemekdin yaña.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ammā ol oġlan ki öldürdüm, atası anası mü’minler‐idi. Pes ḳorḳduḳ kianları yapa, azġunluḳ bile, küfr bile mürted eyleye.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Oğlana gəldikdə, onun ata-anası mö’min kimsələr idi. (Mən onun alnına baxıb gördüm ki, həddi-büluğa yetişəndə kafir olacaq) buna görə də biz (onun böyüyəndə) ata-anasını da (öz arxasınca) azğınlığa və küfrə sürükləməsindən qorxduq.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And as for the lad, his parents were believers and We feared lest he should oppress them by rebellion and disbelief.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
"As for the youth, his parents were people of Faith, and we feared that he would grieve them by obstinate rebellion and ingratitude (to Allah and man).(2423)
2423 This seemed at first sight even a more cruel act than scuttling the boat. But the danger was also greater. Khidr knew that the youth was a potential parricide. His parents were worthy, pious people, who had brought him up with love. He had apparently gone wrong. Perhaps he had already been guilty of murders and robberies and had escaped the law by subtleties and fraud. See next note.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاَمَّا
ve ama
الْغُلَامُ
o çocuk
فَكَانَ
hâlbuki idi
اَبَوَاهُ
ana babası
مُؤْمِنَيْنِ
mü'min kimseler
فَخَش۪ينَٓا
bu yüzden endişe ettik
اَنْ يُرْهِقَهُمَا
o ikisini sürük- lemesinden
طُغْيَاناً
azgınlığa
وَكُفْراًۚ
ve küfre
"Çocuğa gelince, onun ana babası mü'min kimselerdi (ve çocuklarına büyük bir sevgi besliyorlardı. Çocuk büyüdüğünde Allah'a asi bir kul olacağını bildiğimiz için çocuğun) onları azgınlık ve küfre sürüklemesinden endişe ettik."
اَمَّا
Edat
اَمَّا
Fakat, ama, ancak, öyleyse
غُلَام
İsim
غ ل م
Oğul, erkek çocuk, genç
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
اَبَوَان
İsim
ا ب و
Ana baba
مُؤْمِن
Etken fiil-IV
ا م ن
İman eden, mü'min, inanan
خَشِىَ
Fiil-I
خ ش ي
Korktu, haşyet duydu, endişe etti, çekindi
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
اَرْهَقَ
Fiil-IV
ر ه ق
Çıkardı, sürükledi, sardırdı
طُغْيَان
İsim fiil
ط غ ي
Azgınlık
كُفْر
İsim
ك ف ر
İnkâr, küfür