“Delikanlıya gelince; onun anası babası mü’min kişilerdi. Onun onları küfür ve isyana sevk etmekte oluşunu uygun görmedik [haşînâ].”²³
23 Hemen hemen bütün meâl ve tefsirler “Ana babasını isyan ve küfre sevk edeceğinden korktuk” diye tercüme etmişlerdir. Bu tercüme Kur’an semantiği açısından son derece yanlış bir tercümedir. Bu yanlış tercüme ve yorum hatası tefsir tarihi boyunca tekrar edilegelen bir hatadır. Yeryüzünün hiçbir beşeri hukukunda olmadığı gibi, ilahi hukukta da ileride işlenmesi muhtemel bir fiilin, daha işlenmeden hem de en ağır şekilde tecziye edilmesi diye bir uygulama yoktur. Yine ayette geçen “haşiye” fiilinin “korkmak”, “ummak” anlamı olup, meâlciler ve müfessirler tarafından bunlardan sadece “korkmak” anlamı ele alınarak tercüme edilmiştir. Hâlbuki hikmet sahibi olan zat, bu fiilinde yalnız değildir, çünkü açıklamasında bitişik “nâ” zamiri kullanılmış. O halde bu fiili Allah’la beraber yani külli ve cüz’î iradenin ayniyetiyle işlemiş demektir. O zaman “ummak” veya “korkmak” Allah’a izafe edilebilecek fiiller değildir. Bu fiilin bir başka anlamı daha vardır. O da “kerihe” yani “uygun bulmamak, uygun görmemek” anlamı. Nitekim Tayy kabilesi bu fiili o anlamda kullanıyordu. Buraya uygun olan semantik anlam budur. Ayrıca bu ayet istikbal/gelecek sigasıyla da tercüme edilemez. Çünkü “en yurhikahuma” mastar müevveldir. Mastarlar isim grubundandırlar ve zamansız fiillerdir. Şu halde istikbal yerine hâl sigasıyla tercüme kontekse tam oturmaktadır. O hâlde fiili “anasını babasını sevk edecek” şeklinde değil de “sevk etmekte oluşunu” demek daha doğrudur. Toparlarsak, “Delikanlıya gelince, anası-babası mü’min idiler. Onun onları küfür ve isyana sevk etmekte oluşunu uygun görmedik”. Bu tercüme Kur’an nassına ey uygun tercümedir. Biz bu tercümeyi 1993 ylında Diyanet’te toplanan “Din Şûrâsı”nda bütün haziruna bir bildiri olarak teklif ettik, yayımlandı. Dolayısıyla semantik analizin sonucu olarak; o delikanlı bu suçu işlemiş ve işlemektedir. Çünkü ana babasını küfre ve isyana sürüklemektedir, yani bugünkü ifadeyle dinsizin dindar üzerinde bir baskısı söz konusudur. Yani inanan kimseler zulüm ve işkence altındadır. Bu da semavi dinlerin hukukuna göre katli gerektiren bir fiildir. O hikmet sahibi zat da bunu gerçekleştirmiştir. İnfaz bir sabiye/ çocuğa değil bir delikanlıya/reşit birinedir. Bu fiili işlerken de “fe-erednâ” (Biz istedik) demektedir. Şu hâlde evrende meydana gelen fiilleri üç grupta irdeleyebiliriz: 1) Kişinin kendi iradesiyle meydana gelen fiiller, 2) Tanrı’nın iradesiyle kulun iradesinin ayniyetiyle meydana gelen fiiller, 3) Sadece Tanrı’nın iradesi ile meydana gelen fiiller. Buna göre, “geminin delinmesi” birinci gruba; “delikanlının öldürülmesi” ikinci gruba; “duvarın yapılması” ise, üçüncü gruba dâhildir. (Daha fazla bilgi için bkz. Kur’an’ı Anlamak, adlı kitabımız, s. 25)