Orayı geçip gittiklerinde (Musa) uşağına: "Kahvaltımızı bize getir (de yiyelim), andolsun ki, bu yolculuğumuzdan (epey) yorgunluk çektik." dedi.
Tefsîrlerdeki rivâyete göre Hz. Mûsâ'nın buluşacağı zât, Hızır Aleyhisselâm, uşağının adı da Yûşa'dır. Fakat Kur'ân, ne Mûsâ'nın uşağının adından, ne de onun karşılaşacağı bilge kulun adından söz etmemiştir. Bu zâtın, sadece Allah'ın, katından ilim verdiği bir kul olduğunu söyler. Hızır'ın ebedî yaşadığı hakkındaki rivâyetleri, İbn el-Kayyim ve Âlûsî sağlam görmemişlerdir. Maddî hayât bakımından kıyâmete dek yaşayan bir kimsenin olmaması gerekir. Çünkü Enbiyâ Sûresinin 34 ncü âyetinde: "Senden önce hiçbir insana ebedî yaşama vermedik..." denmektedir. Demek ki maddî olarak ebedî yaşayan insan yoktur. Ancak Hızır'ın, bildiğimiz maddî hayâtla değil, misâl âleminde yaşaması düşünülür. Nitekim Sadre'd-dîn Konevî, Tabsıratu'l-mubtedî ve Tezkiretu'l-muntehî adlı eserinde, "Hızır'ın vücudunun misâl âleminde" olduğunu aktarmıştır. Hz. Mûsâ, Ledün ilminin temsilcisini aramak üzere yola çıkmıştır. İki denizin birleştiği yere varınca, tuttukları balığı, sakladıkları zenbil ile, bir su birikintisine koyup bir kaya gölgesine çekilmişler, burada Mûsâ uyumuş, balık da bu arada zenbilden sıyrılıp denize gitmiştir. Fakat durumu Hz. Mûsâ'ya söylemeyi unutmuştur. Hz. Mûsâ uyandıktan sonra kalkıp yürürler.