close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kehf Sûresi 26. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Kuli(A)llâhu a’lemu bimâ lebiśû(s) lehu ġaybu-ssemâvâti vel-ard(i)(s) ebsir bihi ve esmi’(c) mâ lehum min dûnihi min veliyyin velâ yuşriku fî hukmihi ehadâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
De ki: Ne kadar yatıp kaldıklarını Allah daha iyi bilir; onundur göklerdeki ve yeryüzündeki gizli şeyler, tam görüştür onun görüşü ve tam duyuştur duyuşu. Ondan başka bir dost ve yardımcı da yoktur onlara ve hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
De ki: (Ashab-ı Kehf’in o mağarada) "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O’nundur. O, ne güzel ve mükemmel görmekte ve ne güzel ve mükemmel işitmektedir. O’nun dışında onların (insanların) bir velisi (gerçek hamisi, sahibi, gözeticisi) yoktur. (Allah) Kendi hükmüne ve hükümranlığına hiç kimseyi ortak yapmayandır!" (Kur’ani emir ve nehiylerini hiç kimse değiştirip kaldıramaz ve geçersiz sayamazdı, buna kalkışanlar da inkârcı ve münafıktır.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
De ki: “Onların orada, ne kadar kaldığını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gizli gerçekleri, yalnızca O'nun elindedir. O ne eşsiz bir görücü, ne eşsiz bir işiticidir. Göklerde ve yerde olanların, O'ndan başka bir koruyucusu ve yöneticisi yoktur. Ve O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.”
Ahmet Tekin
swap_vert close
“Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerdeki ve yerdeki bilinmeyenlerin bilgisi Allah'a aittir. O ne güzel görür. O ne mükemmel işitir. Onların onun dışında, kulları durumundakilerden, emrinde oldukları bir otoriteleri, yardım eden bir dostu, koruyucusu da yoktur. O kendi hükümranlığına, otoritesine, yargı ve icra yetkisine, hikmetine kimseyi ortak etmez.” de.
Ahmet Varol
swap_vert close
De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O ne güzel gören ve ne güzel duyandır. Onların O'ndan başka hiçbir dostları yoktur ve O hükmüne kimseyi ortak etmez."
Ali Bulaç
swap_vert close
De ki: 'Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
De ki: “-Allah, ne kadar durduklarını daha iyi bilir; göklerin ve yerin gaybını bilmek O'na mahsustur. O, öyle güzel görür, öyle güzel işitir ki!... Bütün gökler ve yer halkına, O'ndan başka hiç bir veli yoktur. O, hiç kimseyi, hükmünde ortak yapmaz?”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
De ki: “Allah, onların ne kadar kaldıklarını çok daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizlilikleri, O’nun bilgisindedir. O ne kadar iyi görür, ne kadar iyi işitir! O’ndan başka hiçbir sahipleri yoktur. Ve O, hüküm ve yargısına kimseyi ortak etmez.”
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
De ki: “Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizlisi O'na aittir. O ne kadar güzel görür ve ne kadar güzel işitir! Onların, O'ndan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.
Besim Atalay
swap_vert close
Diyesin ki: «Allah iyi bilir ne kadar kaldıklarını, yalnız O bilir göklerde, yerde görünmiyeni, O hem iyi görür, hem de iyi işitir, O'ndan başka onların dostu da yoktur; hükmünde kimseyi ortak eylemez!
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
De ki: “Onların (orada) ne kadar kaldığını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gizli gerçekleri (yalnızca) O'nun elindedir. O ne güzel görür ne güzel işitir! Onların O'ndan başka koruyucusu, kayırıcısı yoktur. O egemenliğine hiç kimseyi ortak etmez!”
Cemil Said
swap_vert close
Di ki: "Allâh orada kaç sene kaldıklarını herkesden iyi bilür, semâvâtın ve arzın esrârı ânındır, iyi görir, iyi işidir, insânların ândan başka sâhibi yokdur, hükümlerine kimseyi iştirâk itdirmez."
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O, ne mükemmel görendir! O ne mükemmel işitendir! İnsanların O'ndan başka dostu yoktur. O, hiç kimseyi hükümranlığa ortak kılmaz."
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
De ki: “Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi O’na aittir. O öyle bir duyar, öyle bir görür ki! Onların Allah’tan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
De ki: Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi O'na aittir. O'nun görmesi de, işitmesi de şâyanı hayrettir. Onların (göklerde ve yerde olanların), O'ndan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.
Edip Yüksel
swap_vert close
"Onların orada ne kadar kaldıklarını ALLAH daha iyi bilir," de. Göklerin ve yerin tüm gizemleri O'nundur. O ne güzel Görendir! O ne güzel İşitendir! Onların O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, hükmüne kimseyi ortak etmez.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir." Göklerin ve yerin gaybı O'na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Allah, de: ne kadar durduklarını daha iyi bilir, Göklerin Yerin gaybi onundur, o, öyle güzel görür öyle güzel işitir ki!... Bütün onlara ondan başka velâyet eden yoktur, o, kimseyi hukmünde teşrik de etmez
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Resûlüm, o tahminde bulunan kimselere) de ki: “(Ashâb-ı Kehf’in mağarada uyuyarak) ne kadar (bir süre) kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı (nı bilmek) O’na aittir. O, ne güzel görendir, ne güzel işitendir. Onların (göklerde ve yerde olanların) O’ndan başka hiçbir dostu yoktur. Ve O, kendi hükmüne, hiç kimseyi ortak etmez.
Erhan Aktaş
swap_vert close
De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir.” Göklerin ve yerin bilinmezi yalnızca O'na aittir. En iyi gören ve en iyi işiten O'dur! Onlar için O'ndan başka veli¹ yoktur. O, hükümranlığına² kimseyi ortak etmez.
1- Sahip çıkacak, yardım edip koruyacak. 2- Egemenliğine, gaybı bilme gücüne.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
De ki: «Allah, ne kadar eğlendiklerini daha iyi bilendir. Göklerin ve yerin ğaybı (nı bilmek) Ona haasdır. O, ne güzel görendir! Ne güzel işidendir! (Bütün) bunların Ondan başka hiçbir yardımcısı yokdur. O, hiçbir (kimseyi, hiçbir şey'i) hükmüne ortak da yapmaz.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
De ki: “Allah (onların) ne kadar kaldıklarını en iyi bilendir! Göklerin ve yerin gaybı(nı, gizliliklerini bilmek) O'na âiddir. (O,) ne güzel görür ve ne güzel işitir! Onların(göklerde ve yerde olanların) O'ndan başka hiçbir dostu yoktur. Hem (O,) hükmünde hiçbir kimseyi ortak kılmaz.”
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Bu onların iddialarıdır). De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerkürenin (tüm evrenin) gaybı (görülemeyeni) O’nundur. (Resulüm!) Sen (Ashab-ı Kehf) hakkında yalnızca onun (Allah’ın) söylediğini kendilerine göster ve duyur. Onların (göklerde ve yerkürede bulunanların), Ondan başka bir velisi (sahibi, koruyucusu ve yardımcısı) yoktur. O, (teşriî olsun tekvini olsun) kendi hükmünde (hükümranlığında, helal, haram ve farz kılma konusunda) hiçbir kimseyi ortak yapmaz.*
(*) Kur’an’da kıssalar niçin anlatılır? Kur’ân’da yer alan kıssalarla, tarihi malumat vermek hedeflenmemiş; bilakis onlar çeşitli maksatlara yönelik olarak anlatılmıştır. Bu maksatların en önemlisi, ilk muhatap kitlenin şirke bulaşmış Allah inancını tashih etmektir. Zira birçok kıssanın temel parametrelerinin tevhit, ahiret ve sadece Allah’a kulluk etmek gibi konular olduğu, yine bu kıssaların, ibret verme hududunu aşmadığı ve hidâyet merkezinden uzaklaşmadığı görülür. Kıssaların amaçlarından bir diğeri de Hz. Peygamber’in ve ona tabi olanların karşılaştıkları sıkıntı, zorluk ve baskılara karşı, onların gönüllerine sebat vererek onları teselli ve motive etmek, aynı zamanda ibret ve öğüt almalarını sağlamaktır. Ashab-ı Kehf kıssasının temel vurgusu tevhittir. Tarihin bir döneminde tevhit mücadelesi veren ve bu uğurda hicret edip uzlete çekilen bir grup insanın destansı bir şekilde başkaldırışını anlatan Kur’an, Mekke’de aynı mücadeleyi veren elçisi ve ona tabi olanlara bu kıssayı tahkiye /hikâye ederek, tevhit mücadelesinde yılgınlık göstermemelerini hatırlatmış, onlara adeta psikolojik destek sağlamıştır. Ayrıca eğer وَلَبِثُوا فِي كَهْفِهِمْ ثَلَاثَ مِائَةٍ سِنِينَ وَازْدَادُوا تِسْعًا ﴿٢٥﴾)" Onlar mağaralarında üç yüz yıl kalmışlar, bir de bu sayıya dokuz yıl daha eklemişlerdir‘’ şeklindeki ayetin verdiği sayı Allah’a ait olsaydı, 26. ayette (قُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا)‘’De ki:“Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir.’’ şeklindeki ifadenin gelmemesi gerekirdi. Yani 25. ayette yüce Allah ‘’Onlar mağaralarında üç yüz yıl kalmışlar’’ diyecek, daha sonra gelen 26. ayette de (قُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا) ’’De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir.’’ diyecek, böyle bir şey olur mu? Demek ki onların mağarada 300 veya 309 sene kaldıklarını söyleyen yüce Allah değildir, yüce Allah’ın dediği şey ise, (فَضَرَبْنَا عَلَى آذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِنِينَ عددا) 11- ‘’Bunun üzerine biz, onların kulaklarını mağarada birkaç yıl (dış haberleri) duymaktan alıkoyduk.’’ şeklindeki mesajdır. Yani Ashâb-ı Kehf mağarada üçyüz veya üçyüzdokuz yıl değil, ancak Allah’ın bildiği süre kadar kalmışlardır. Bu 300 veya 309 yıl süre ise, onların Mağaraya girişinden itibaren Kur’an’ın bu süredeki ilgili ayetlerin inmesine kadar geçen zamanı ifade eder. Ki bunu da söyleyenler kitap ehlidir. Ama maalesef birçok tefsirde olduğu gibi birçok mealde de bu ayetlere verilen mealler veya yapılan tercümeler hep hatalı olmuştur. (الله اعلم) Onların sayıları hakkındaki rivayetler nasıl tahminden ibaretse, mağarada kaldıkları süre hakkındaki söylentiler de tahminlerden ibarettir. Zira bu ayrıntılar Allah’ın maksadına yönelik değildir. Maksat, tarih bilgisi vermek değil, sahih bir Allah tasavvuru oluşturmaktır. (Usul İslam Araştırmalar. Dergisi 34 (2020): 191-227) Ayrıca konuyla ilgili M. Esed de şöyle diyor: Mağaraya sığınan gençlerin kaç kişi oldukları konusunda nasıl farklı görüş ve tahminler ortaya atılmışsa, mağarada kaç yıl kaldıkları hakkında da öylece farklı görüş ve tespit ortaya atılmış, kitaplara geçmiştir. Kimine göre 300 yıl, kimine göre ise 309 yıl. Kur’ân kesin bir dille gençlerin kulaklarına birkaç sene darp edildiğini ifade etmiştir (Bkz. Kehf:11). Gençlerin sayıları hakkında “Onların sayısını en iyi Rabb’in bilir.” şeklinde 22. âyet ve kalma süreleri hakkında da “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir”denmesi son noktadır. Bu görüş aynı zamanda İbni Mesûd’a aittir. (Krş. M. Esed) Bizim de görüşümüz bu istikâmettedir. (Kurandan Hayata) Ayrıca yüce Allah, resul dâhil hiçbir kimseyi tekvini ve teşriî hükmünde kendine ortak yapmaz. Dini kaide ve kurlları koyma, helal haram kılma yetksini kimseye vermez ve bunlara ait had ve cezaları kimsenin takdir ve insafına da bırakmaz. Çünkü dini hükümlerin tek kaynağı yüce Allah’ın vahiy yoluyla gönderdiği Kur’an’ı Kerimdir. Bu nedenle Allah Resulü bile dinin şariî ve hüküm koyucusu olamayacağı gibi, vahye dayanmayan hiçbir şeyi de helal ve haram kılamaz. Yani onun sünneti asla vahiy değildir. Onun mütevatir ve sahih sünneti ancak onun Kur’an’a uygun yaşama tarzı ve uygulama şekli olabilir. Zaten vahyin tamamı sadece Kur’an’daki ayetlerden ibarettir. Bunun dışında vahiy diye bir kaynak yoktur. Vahyi gayri metluv iddiası ise, Kur’an’an gibi başka bir kaynağı üretmek olup yüce Allah’a iftiradır. والقصه ببساطة كما نفهمها هي أن عددا من الفتية المؤمنين بالله أعتزلوا قومهم الذين اتخذوا من دون الله آلهه وذهبوا الى كهف يعرفونه مسبقا وهذا الكهف في وادي صغير يحتوي على ماء وأشجار ويسمى رقيم... وقد عاشوا هناك لعدد من السنين في عزلة تامة عن الآخرين، ويكتفون بما يحصلوا عليه من طعام وشراب من الوادي، ونتيجة عزلتهم نمت لحاهم وشواربهم وشعرهم وأصبحت ثيابهم رثه وأصبح منظرهم مخيفا، وبعد عدد من السنين زادت رغبتهم بالحصول على طعام أزكى وربما بسبب شحة الطعام وأحتاجوا لقطع عزلتهم والذهاب للمدينه للحصول على طعام أزكى. وهذا دفعهم للتساؤل عن المدة التي مكثوا فيها في عزلة تامه عن قومهم ، ولكنهم لم يستطيعوا تحديدها...وطلبوا من أحدهم أن يحسن من مظهره ويذهب للمدينه ليشتري أزكى طعاما دون أن يثير الريبة....و عثر عليهم أهل المدينة ولم يذكر القرآن كيف تم ذلك وهل عثروا عليهم أحياءا أم أموات؟ (قصص القرآن بدون خرافات) {مَّا لَهُم } الضمير لأهل السموات والأرض. {مّن دُونِهِ مِن وَلِىّ } من يتولى أمورهم. (انوار التنزيل واسرار التأويل )َ وما احتَلَفْتُمْ فِيهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُ إِلَى اللَّهِ﴾ [الشورى ١٠]، والحكم كوني وشرعي؛ الخلق والتقدير وتدبير هذه الخلائق العظيمة، هذا كوني، والحكم بين الناس بالأوامر والنواهي، هذا شرعي.فهل المراد بقوله: ﴿وَلا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا﴾ الأمران أو أحدهما؟ المراد الأمران، لا أحد يشرك الله في حكمه لا الكوني ولا الشرعي (تفسير ابن عثيمين — ابن عثيمين)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
İnsanlara deki “Rabbim onların mağarada ne kadar kaldıklarını en iyi bilendir. Göklerin ve yerin gayb bilgisi onun elindedir. Sen yalnızca Rabbinin sana söylediğine bak ve sadece Rabbini dinle. O mağara ashabını Allah’dan başka sahiplenip koruyacak kimse yoktur ve onlar hakkında vereceği hükme Allah, hiçbir kimseyi ortak etmez.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Onlara de ki. "Onların ne kadar kaldıklarını en iyi bilen çalabımdır. Yerlerin, göklerin görünmeyenlerini bilmek de ona vergidir. O ne güzel görür, ne güzel işitir. Onların Allah’tan başka koruyucusu yoktur. Allah kimseyi kendi işine yaraştırmaz.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onlara de ki ne kadar eğleştiklerini Allah daha iyi bilir. Göklerin, yerlerin ğayıplarını bilmek O/na mahsustur. O ne güzel görür! Ne güzel işitir! O/ndan başka onların bir yârları, işlerini göreni yoktur. O, hiç kimseyi hükmünde ortak yapmaz.
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Ey Peygamber!) De ki: “Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin algılanamayan gerçeklerini/gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel gören ve ne güzel işitendir! Onların O’ndan başka bir dostu yoktur. O, hükmünde/hükümranlığında kimseyi ortak etmez.”
Kadri Çelik
swap_vert close
De ki: “Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ey Muhammed! Hiç bilmedikleri konuda ileri geri konuşan bu insanlara de ki: “Onların mağarada ne amaçla, ne şekilde ve ne kadar kaldıklarını en iyi bilen, Allah’tır. Öyle ya, göklerin ve yerin gaybı yalnızca O’nun elindedir. Onların bütün gizliliklerine, en erişilmez yönlerine dâir mutlak ve şaşmaz bilgi sadece O’na aittir. O ne güzel görür, ne güzel işitir! Oysa insanlar o kadar âciz, o kadar zayıftırlar ki, onların O’ndan başka bir yardımcısı, dostu yoktur ve O, hiç kimseyi hükmüne ve egemenliğine ortak etmez. Öyleyse, ey hak yolunun yolcusu; hakîkati aslından öğrenmek istersen:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
De ki: -“Allah ne kadar (süre) kaldıklarını çok iyi bilir”. Yer’in ve Gökler’in gaybı O’na aittir. Onu ne gördü ve işitti! Onlar için Allah’tan başka hiçbir veliyy yoktur. Kimseyi kendi hükmünde ortak etmez.
Mehmet Çakır
swap_vert close
" Ne kadar kaldıklarını Allah bilir " de. Çünkü, göklerin yerin esrarı Allah'ın elindedir. Onun görmesi ve duyması olağan üstüdür. kimsenin ondan başka yâri olamaz. Allah, egemenlik konusunda kendisine rakip tanımaz...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Onlara de ki; "Onların mağarada kaldığı süreyi Allah daha iyi bilir. Siz nereden bileceksiniz? Onlarla beraber mi yaşadınız? Geçmişe dair atıp tutuyorsunuz. Şunu bilin ki; göklerin yerin bilinmeyenlerini bilmek Allah’a aittir. Sizin gibi cahillere değil. Rabbim her şeyi bütün gerçeğiyle görür. Siz hiçbir şeyi doğru dürüst göremezsiniz. Rabbim her şeyi doğru bir şekilde işitir. Siz hiçbir şeyi doğru dürüst işitmez, hep çıkarınıza göre işitirsiniz. İnsanların Allah’tan başka hiçbir dostu yoktur. Allah hükmünde otoriterdir. Hiçbir şekilde hükmüne, otoritesine, yönetimine yarattığı kimseleri ortak etmez."
Mehmet Okuyan
swap_vert close
De ki: “Ne kadar kaldıklarını Allah gayet iyi bilendir. [*] Göklerin ve yerin gizli bilgisi yalnızca O’na aittir. [*] O’nun görmesi de duyması da ne muhteşemdir! Onların (insanların) O’ndan başka bir dostu yoktur. O kendi hükmüne kimseyi ortak etmez.” [*]
Bu ayetlerde mağaradakilerle ilgili vahyin verdiği bilginin dışına çıkmamak gerektiği ve ona iman etmenin zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.,Benzer mesajlar: Bakara 2:33; Hûd 11:123; Nahl 16:77; Neml 27:65; Fâtır 35:38; Hucurât 49:18.,Bu cümlede dinin sahibinin Yüce Allah olduğu ve hüküm koymada hiçbir ortak kabul etmediği bildirilmektedir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Ey Muhammed!): “Onların orada ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir.¹ Göklerin ve yerin gizli bilgileri Ona aittir. Onun görmesi de işitmesi de çok mükemmeldir. Onun dışında onların bir yardımcısı da yoktur. Kendi hükmüne de kimseyi karıştırmaz.” de.
1 Ashâb-ı Kehf mağarada üçyüz veya üçyüzdokuz yıl değil, ancak Allah’ın bildiği süre kadar kalmışlardır.  
Muhammed Esed
swap_vert close
De ki: “Onların [orada] ne kadar kaldığını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gizli gerçekleri [yalnızca] O’nun elindedir; O ne eşsiz bir görücü, ne eşsiz bir işiticidir! Onların O’ndan başka koruyucusu-kayırıcısı yoktur; çünkü O hükmünde kimseyi kendine ortak tutmaz!”
Mustafa Çavdar
swap_vert close
De ki: “Onların uykuda ne kadar kaldıklarını en iyi bilen Allah’tır. Zira göklerin ve yerin bilinmeyenlerini bilmek Allah’a aittir. O, öyle mükemmel görür öyle mükemmel işitir ki, göklerde ve yerde bulunanların Allah’tan başka velileri yoktur. O, otoritesine ve hükmüne hiç kimseyi ortak etmez. 17/111, 25/2
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
De ki: “Onların ne kadar kaldığını Allah daha iyi bilir: Göklerin ve yerin gizli bilgisi O’na açık ve ayandır: O ne muhteşem bir gören, ne muhteşem bir işitendir! Onların, O’ndan başka yakın bir dostları bulunmamaktadır; zira o egemenlik ve otoritesine kimseyi ortak etmez.
Orhan Kuntman
swap_vert close
De ki: Ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir; göklerin ve yerin gaybını bilmek O'na aittir. O, ne mükemmel görendir, ne mükemmel işitendir. Göklerde ve yerde olanların O'ndan başka bir yardımcısı yoktur, O, hükümranlığına kimseyi ortak etmez.
Osman Fırat
swap_vert close
De ki: "Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez. "
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
De ki: «Ne kadar durduklarını Allah Teâlâ daha iyi bilendir. Göklerin ve yerin gaybı O'nun içindir. O ne güzel görür, ne güzel işitir! Onlar için O'ndan başka bir yardımcı yoktur ve hükmünde hiçbir kimseyi ortak kılmaz.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Sen şöyle söyle: “Ne kadar kaldıklarını asıl Allah bilir. Zira göklerin ve yerin gaybını bilmek O'na mahsustur. O öyle güzel görür, öyle güzel işitir ki! Oysa onların O'ndan başka hâmileri yoktur. O, kendi hükmüne kimseyi ortak yapmaz. ” de.
Süleyman Ateş
swap_vert close
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O ne güzel görendir, ne güzel işitendir! Onların, O'ndan başka bir yardımcısı yoktur. Ve O, kendi hükmüne kimseyi ortak etmez.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Di ki: "Onların ne kadar yatdıklarını Allâh daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O'na mahsûsdur. Mugayyibâtı en ziyâde bilen ve en ziyâde gören ve işiden O'dur. Bütün mahlûkâtın O'ndan başka bir velisi yokdur. Ve O, hükmüne kimseyi teşrîk itmez.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
De ki "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerde ve yerde bilinmeyen bütün bilgiler (gayb) ondadır. O, görür(izler) ve dinler. Onlar için Allah ile aralarına koyabilecekleri bir dost(veli) da yoktur. Allah, hâkimiyetine kimseyi ortak etmez.
Şaban Piriş
swap_vert close
De ki: “Ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. O ne güzel gören ve işitendir. Onların Allah'tan başka bir velisi yoktur. Otoritesine hiç kimseyi ortak etmez.
Ümit Şimşek
swap_vert close
De ki: Onların ne kadar kaldığını en iyi Rabbim bilir. Göklerin ve yerin gizlilikleri Ona aittir. O ne güzel görür ve ne güzel işitir! Onlar için Ondan başka bir dost ve yardımcı yoktur. O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. O'nun elindedir göklerin ve yerin gaybı. Ne güzel görendir O, ne güzel işitendir. Onların, O'ndan başka bir dostları da yoktur. Ve O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
eyit “Tañrı bilürirekdür anı kim dölendiler. anuñdur gökler gizlüsi daħı yirüñ. ne görürdür ol daħı ne işidür ol! yoķdur anlaruñ andan ayruķ arķa virici. daħı ortaķ eylemez ya'nį Tañrı hükminde kimseyi.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Eyit yā Muḥammed: Allāh bilür ne ḳadar yatdılar‐ısa. Anuñdur göklerġaybı, daḫı yirler ġaybı. Göster, işitdür Allāhuñ ‘acāyib ṣun‘ını. Yoḳdurgök ve yir ehline Tañrıdan özge emrlerine mütevellī mu‘īn ve nāṣır. Daḫı şerīkeylemez ḥikmetde hīç kimse.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ya Rəsulum!) De: “Onların nə qədər qaldıqlarını Allah daha yaxşı bilir. Göylərin və yerin qeybini bilmək ancaq Ona məxsusdur. O, hər şeyi necə gözəl görür, necə də yaxşı eşidir! Onların (yer və göy əhlinin) Allahdan başqa heç bir hamisi yoxdur. O, heç kəsi öz hökmünə (səltənətinə) şərik etməz!” (Çünki Allahın heç bir şərikə ehtiyacı yoxdur!)
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Say: Allah is best aware how long they tarried. His is the Invisible of the heavens and the earth. How clear of sight is He and keen of hearing! They have no protecting friend beside Him, and He maketh none to share in His government.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Say: "(Allah) knows best how long they stayed: with Him is (the knowledge of) the secrets of the heavens and the earth: how clearly He sees, how finely He hears (everything)! They have no protector(2366) other than Him; nor does He share His Command with any person whatsoever.(2367)
2366 This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. 2367 His Command: i.e., Allah's government of the world, or in His Judgement on the Day of Judgement  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
قُلِ
de ki
اللّٰهُ
Allah
اَعْلَمُ
en iyi bilendir
بِمَا
o şe- yi ki
لَبِثُواۚ
kaldılar
لَهُ
O'na aittir
غَيْبُ
gaybı
السَّمٰوَاتِ
göklerin
وَالْاَرْضِۜ
ve yerin
اَبْصِرْ بِه۪
O (ne güzel) görür
وَاَسْمِـعْۜ
ve işitir
مَا لَهُمْ
onların yoktur
مِنْ دُونِه۪
O'ndan başka
مِنْ وَلِيٍّۘ
hiçbir Veliyy'si
وَلَا يُشْرِكُ
ve ortak etmez
ف۪ي حُكْمِه۪ٓ
hükmünde
اَحَداً
hiçbir kimseyi
(Resulüm!) De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını en iyi bilen Allah'tır. Göklerin ve yerin gaybı (tüm gizli bilgisi, sadece) O'na aittir. O, ne güzel görendir ve ne güzel işitendir. O (göklerde ve yerde olan)ların, O'ndan başka bir Veliyy'si (gerçek ve hakiki dostu) yoktur. O, kendi hükümranlığına hiç kimseyi ortak etmez."
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
اَعْلَم
İsim
ع ل م
Daha iyi bilen, çok iyi bilen, en iyi bilen
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
لَبِثَ
Fiil-I
ل ب ث
Kaldı, gecikti, durakladı
لَهُ
Zamir
لَهُ
Onun, ona
غَيْب
İsim
غ ي ب
Gayb, gizli, görünmeyen
سَمَٓاء
İsim
س م و
Gök, sema
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
اَبْصَرَ
Fiil-IV
ب ص ر
Gördü, görür
بِه
Zamir
بِه
Onunla, kendisiyle
اَسْمَعَ
Fiil-IV
س م ع
İşittirdi, duyurdu
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
دُون
İsim
د و ن
Başka, başkası, arka, hariç, önce, dışında
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
وَلِىّ
İsim
و ل ي
Veliyy (Allah'ın ismi, esmasıdır. Gerçek ve hakiki dost olan demektir), dost, veli
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اَشْرَكَ
Fiil-IV
ش ر ك
Şirk koştu, ortak koştu
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
حُكْم
İsim
ح ك م
Hikmet, hüküm
اَحَد
İsim
ا ح د
Bir tek, bir