Ancak “Allah dilerse (yapacağım) de ve eğer unutursan (hatırına gelince) Rabbinin ismini an” ve “Rabbimin beni, bundan daha doğru bir bilgiye iletmesini umuyorum” de.*
(*) “İnşaallah” tan kasıt, her şeyin Allah’ın dilemesiyle olmasının bilinmesidir. Evet, insan her şeyi kendi iradesiyle yapar ama ona yapma iradesini veren Allah’tır. Onun için bir şeye niyet etmeden ya da o işi yapacağını söylemeden önce “Allah dilerse yapacağım” demelidir. Bu ifadeyi illa da Arapça olarak “inşaallah” şeklinde söylemek gerekmez. Esas olan Allah’ın dilemesini dile getirmek ve o bilinçle hareket etmektir. (C. Külünkoğlu Meali Kehf-24. Ayet Açıklaması) …Zira bir şeyin meydana gelmesi için sadece insanın iradesi yeterli değildir, Allah’ın da onun olmasını dilemesi gerekir. Bu irşad ve uyarılar sebebiyle gelecekte bir işi yapmaya niyet ederken işi Allah’ın iradesine bağlamak yani “Allah izin verirse” demek güzel görülmüştür. Türkçe’ de yaygın olarak kullanılan ve ayet metnindeki lafza uygun bir dilek ifadesi olan“ innşallah” deyiminin anlamı da budur… Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 548): Bu ayetlerin iniş ve Peygamberimizin uyarılış sebebi şöyle rivayet ediliyor. Mekkeli müşrikler, Nadr b. Hâris ve Utbe b. Muayt’ı Peygambere soru sormak amacıyla, Medine’ deki Yahûdî bilginlerinden bilgi almak üzere gönderirler. Yahûdî bilginleri: “Ona Ashâb-ı Kehften, Rûhtan ve Zü’l-Karneyn’den sorun. Eğer size onlar hakkında bilgi verirse nebidir, ona uyun, bilgi veremezse, ne isterseniz yapın.” derler. Bunun üzerine bu adamlar, gelip bunları Hz. Peygambere sorarlar. O da “inşaallah” demeyi unutarak; “sorduklarınıza yarın cevap veririm” der. Fakat bu hususta on beş gün vahiy gelmez. Hattâ Mekkeliler: “Muhammed bize yarına söz vermişti hâlbuki on beş gün oldu.” demeye başlarlar. Sonunda bu sûre iner.’’ Oysa bu ayetlerdeki mesaj genel olup Hz. Peygamber dâhil her insanı kapsamaktadır. Zira Hz. Peygamberin inşallah demediğinden ceza olarak 15 veya kırk gün vahyin kesilmesi düşünülemez, şayet unutarak söylemiş ise, bu defa da itâbe mazhar olmaması gerekirdi. Zaten bu rivayeti yapan İbn İshak, hicri 84 yılında doğmuş olup Hz. peygamberi görmediği gibi, vahyin iniş sürecinde de yaşamadığından onun bu ayetlerin sebebi nüzulüne vakıf olması da mümkün değildir. Ayrıca her ne kadar İbni İshak birçok konuda kaynak olarak gösterilse bile, güvenilir ve sağlam biri değildir. İbn İshak hem müdellis olmakla meşhurdur, bkz: (التبين لاسماء المدلسين – لسبط ابن العجمي الشافعي وغيره من كتب أسماء الملدلسين) hem de zayıftır, rivayetleri ve yazdığı siyer pek sağlıklı değil ve hüccet olamaz. ِAma maalesef yazdığı ve rivayet ettiği herşey sanki doğrudur diye kabul edilir. İşte onun çağdaşı olup onunla birçok tartışmaya giren ve eleştiren bazı âlimlerin görüşleri şöyledir… İmam Malik İbni İshak’ın rivayetleri Beni Kureyza Yahudilerden hiç araştırmadan getirdiğini anlattıktan sonra, İbni İshak Deccal ve münafık biri olduğunu söyler. İmam Ahmed ve daha niceleri ise, onu bir (مدلس ) ‘’müddelis’’olarak nitelendirmiştir. İmam Nesai ve Ebu Hatem Er-Razi de onun bütün hadislerini/rivayetlerini zayıf olarak nitelendirmişlerdir. Ebu Davud ise, İbni İshak hiç araştırmadan Yahudilerden zevkle rivayetleri yapardı diyor. İşte bu nedenlerle hem buradaki rivayet hem de Beni Kurayza’ya katliam yapıldığına dair ileri sürülen iddia mesnetsiz olup asla gerçeği yansıtmamaktadır. İlgili rivayetler de tamamen uydurma, iftira ve yalandır. Bkz: (Ahzap 26. ayetin Meal Açıklaması) Yani İbni İshak güvenilir ve muteber biri değildir, bu yüzden onun rivayetlerine itibar edilmemelidir. İşte aşağıdaki tefsir metinlerinde de geçtiği gibi Kehf suresindeki bu ayetlerin mesajları genel olup sadece Hz. Peygamberi değil, herkesi İlgilendirir) Aşağıdaki tefsir metinlerine de bkz:
.الأول: روي "أنه صلوات الله عليه سُئل عن أصحاب الكهف والروح وذي القرنين، فقال: أجيبكم عنها غداً ولم يستثن. فاحتبس الوحي خمسة عشر يوماً، ثم نزلت: {وَلاَ تَقُولَنَّ} الآية" . وقد زيف هذه الرواية القاضي - كما حكاه الرازي - من أوجه. والحق له. (أي للقاضي) لأنها من مرويات ابن إسحاق مجهول. كما ساقه عنه ابن كثير وغيره، والله أعلم. ( تفسير محاسن التأويل - القاسمي) وقوله - عز وجل -: {فَلاَ تُمَارِ فِيهِمْ إِلاَّ مِرَآءً ظَاهِراً} إلى قوله: {إِلاَّ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ} يحتمل الخطاب بهذا لكل الناس، ليس أحد أولى به من
غيره؛ فيخرج ذلك مخرج التعليم لهم في ترك المراء مع الكفرة إلا مراء ظاهراً، وكذلك في ترك الاستفتاء، وكذلك علمهم وأدبهم ألا يعدوا عدة إلا والثنيا بها ملحقة (تأويلات أهل السنة – الامام ماتريدي)) وجائز أن يكون المراد بهذا الخطاب غير النبي؛ وهو الأشبه؛ لما لا يحتمل أن يكون النبي صلى الله عليه وسلم يعد عدة ولا يذكر الثنيا؛ لما يعرف ألا يكون شيء إلا بمشيئة الله وإرادته، وأما غير النبي فجائز ألا يعرف ذلك؛ لذلك كان {وَٱذْكُر رَّبَّكَ إِذَا نَسِيتَ) والمراد بالخطاب جميع المكلفين، (التبيان الجامع لعلوم القرآن ) قيل: خطاب لأمته كأنه كان عارفاً والعانت يرجع إلى غيره، فالمراد المؤمنون حتى لا يرجعوا إلى أهل الكتاب، ومتى قيل: لم نهى عن الاستفتاء منهم؟ قلنا: إن كان الى النبي فلأنه عارفاً ولا يقتضي الشك في ثبوته وإن كان الخطاب لأمته فإنه لا يحتاج اليه في الدين ولأن الرجوع اليهم إظهار تعظيم لهم - وقيل: سألوا النبي (صلى الله عليه وآله وسلم) عن المسائل الثلاث قصة أصحاب الكهف وذي القرنين والروح فوعد أن يجيبهم ولم يستثني فانقطع الوحي عنه أياماً تأديباً له عن جماعة من المفسرين، وأنكر ذلك جماعة (تفسير الأعقم) اعترض القاضي على هذا
الكلام من وجهين:الأول: أنَّ رسول الله صلى الله عليه وسلم كان عالماً بأنَّه إذا أخبر أنه سيفعل الفعل الفلانيَّ غداً، فربَّما جاءته الوفاة قبل الغد، وربما عاقه عائقٌ عن ذلك الفعل غداً،
وإذا كانت هذه ا الأمور محتملة، فلو لم يقل: إن شاء الله، خرج الكلام مخالفاً لما عليه، وذلك يوجب التنفير عنه الخ (اللباب في علوم الكتاب} : أما إذا قال: "إن شاء الله تعالى" كان محترزاً عن هذا المحذور المذكور، وإذا كان كذلك، كان من البعيد أن يعد بشيءٍ، ولم يقل: إن شاء الله غيره أولى به يخرج منه على التعريف لهم والعلم (تأويلات أهل السنة)