close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kehf Sûresi 19. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vekeżâlike be’aśnâhum liyetesâelû beynehum(c) kâle kâ-ilun minhum kem lebiśtum(s) kâlû lebiśnâ yevmen ev ba’da yevm(in)(c) kâlû rabbukum a’lemu bimâ lebiśtum feb’aśû ehadekum biverikikum hâżihi ilâ-lmedîneti felyenzur eyyuhâ ezkâ ta’âmen felye/tikum birizkin minhu velyetelattaf velâ yuş’iranne bikum ehadâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Onları uyuttuğumuz gibi birbirlerine sormaları için öylece de uyandırdık ve içlerinden biri, ne kadar kaldık burada dedi. Bir gün uyumuşuz, yahut günün bir kısmını uykuyla geçirmişiz dediler ve Rabbiniz, daha iyi bilir dediler, ne kadar kaldığınızı, hele şimdi birinizi şu gümüş parayla şehre yollayın da yiyeceklerin hangisi daha temizse bir miktar alsın, bir rızık getirsin size, ancak çok ihtiyatlı davransın ve hiçbir kimse sizi duyup anlamasın.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Derken, aralarında bir sorgulama yapsınlar (ve Allah’ın hikmet ve kudretini kavrasınlar) diye onları diriltip (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: "(Biliyor musunuz, acaba burada) Ne kadar kaldınız?" (Diğerleri) Dediler ki: "(Herhalde) Bir gün veya günün bir(kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." (Bu sefer) Diğer bir kısmı: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir..." demişlerdi. "Şimdi içinizden birinizi, (yanınızdaki) bu (gümüş) paranızla, şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek temiz (taze ve tabii) ise, size ondan rızık getirsin. Ama çok dikkatli ve temkinli hareket etsin ve sakın sizi kimseye sezdirmesin" diye uyarmışlardı.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Derken günü gelince, onları uykudan kaldırdık ve olup bitenleri birbirlerine sormaya başladılar. İçlerinden biri: “Burada bu şekilde, ne kadar kaldınız” diye sordu. Ötekiler: “Ya bir gün veya günün bir kısmı kadar” dediler. Fakat işin iç yüzünü pek iyice bilmediklerinden, “Ne kadar kaldığımızı, Rabbimiz en iyi bilir” dediler ve şöyle eklediler: “Şimdi içinizden birini şu gümüş parayla şehre gönderin de baksın, yiyeceklerden en temizi hangisi ise, size ondan azık olarak alıp getirsin. Ancak çok dikkatli davransın, sakın sizin burada bulunduğunuzu kimseye sezdirmesin.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onları nasıl uyutan biz isek, yine biz onları dirilterek uyandırdık. Aralarında hallerini birbirlerine sorsunlar istedik. İçlerinden biri: “Mağarada ne kadar uyuyup kaldınız?” dedi. “Bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldık” dediler. Biri de: “Rabbimiz kaldığımız süreyi daha iyi bilir. Şimdi siz, içinizden birini şu gümüş paranızla şehire gönderin. Şehirin hangi esnafları-insanları haram karışmamış, ucuz ve temiz gıdalar satıyorsa baksın, kontrol etsin. Ondan size erzak getirsin. Durumun nezaketine riayet etsin, çok dikkatli davransın, sizin varlığınızı kimseye sezdirmesin.” dedi.
Ahmet Varol
swap_vert close
Bunun gibi, aralarında birbirlerine (hallerini) sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden bir sözcü: "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir gün veya günün bir parçası kadar kaldık" dediler. (Sonra) dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi birinizi şu paranızla şehire gönderin. Hangi yiyeceğin daha temiz olduğuna baksın da size ondan bir rızık getirsin. Ancak çok dikkatli davransın da sakın sizi birine sezdirmesin.
Ali Bulaç
swap_vert close
Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: 'Ne kadar kaldınız?' Dediler ki: 'Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık.' Dediler ki: 'Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Onları bir mûcize olarak uyuttuğumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini (kudretimizle) uyandırdık da, içlerinden bir sözcü şöyle dedi: “- Ne kadar durup kaldınız?” (Cevaben): “- Bir gün yahud bir günün bir kısmı kadar eğleştik.” dediler. Bir kısmı da: “-Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz, birinizi, bu gümüş paranızla şehre (Tarsus'a) gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temizse ondan size bir rızık getirsin; hem çok kurnaz davransın da asla sizi hiç kimseye sezdirmesin” dediler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
İşte böylece onları dirilttik ki, aralarında birbirlerine sorsunlar. Onlardan biri: “Ne kadar kaldınız?” diye sordu. Onlardan bir kısmı: “Bir gün veya yarım gün” dediler. Diğer bir kısmı: “Sahibiniz olan Allah sizin ne kadar kaldığınızı çok daha iyi bilir. İşte birinizi bu paranızla şehre gönderin. Bakınsın, kimin yemeği daha temiz ise, ondan size bir yiyecek getirsin. Nazik davransın, kimseyi farkına vardırmasın.”
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Birbirine sorsunlar diye onları böylece uyandırdık. İçlerinden biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. “Bir gün veya bir günden az kaldık” dediler. “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Birinizi şu para ile şehre gönderin de, yiyeceklerin en iyisine baksın ve size yiyecek getirsin, nazik davransın ve sakın sizi kimseye duyurmasın!”
Besim Atalay
swap_vert close
İşte böylecene «Soruşalar?» diye aralarında, uyandırdık onları, «Biz burada ne kadar kaldık?» diyerek, onlardan birisi sordu, dediler ki: «Ya bir gün, ya da yarım gün!», burada ne kadar zaman kaldığınızı, Tanrınız daha iyi bilir, şu parayla birinizi kente gönderin de baka temiz yeygi hangisi ise, ordan size azık getire, güler yüz göstere, sizi bir kimseye sezdirmeye de
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar (ve diğer insanlara ibret olsunlar) diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: “Ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık.” Dediler ki: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi(n bulunduğunuz yer)i hiç kimseye sezdirmesin.”
“Aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik” ifadesi; A. İmran 3/27; Enam, 6/95; Yunus, 10/31; Rum, 30/19 ayetlerinde “(Allah) Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarır” söylemiyle aynı anlamda; hayatı yaratmayı, onu ortadan kaldırmayı ve daha sonra yeniden var etmeyi planlayanı işaret etmektedir.   
Cemil Said
swap_vert close
19, 20. Ândan sonra biri birilerini isticvâb itsünler diyu hepsini uyandırdık. Biri "Burada ne kadar kaldık?" diyu sordı, diğeri "Bir gün yâhud bir günden az" didi, diğerleri "Burada kaldığımız zamânın hesâbını Allâh herkesden iyi bilür. İçimizden birini dirhem [1] ile şehre gönderelim en iyi erzâkı olan yere gitsün bize ta’am getürsün ve ihtiyâtlı hareket itsün ki kimse bizim melce’imizi keşf idemesün çünki haberdâr olurlar ise bizi taşa tutarlar ve yine bizi dinlerine rücû’a icbâr iderler o vakit her sa’âdet bizim içün ebediyyen gâib olur" didiler.
[1] O vaktin parası  
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir gün veya daha az bir müddet kaldık" dediler. "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Paranızla birinizi şehre gönderin, sakın sizi kimseye duyurmasın" dediler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
İşte böyle uyuttuğumuz gibi onları uyandırdık da birbirlerine sormaya başladılar; içlerinden biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. (Diğerleri) “Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık” dediler; ve eklediler, “Kaldığınız müddeti rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangisinin yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca çok dikkatli davransın da sakın varlığınızı kimseye sezdirmesin.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Böylece biz, aralarında birbirlerine sormaları için onları uyandırdık: İçlerinden biri: «Ne kadar kaldınız?» dedi. (Kimi) «Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık» dediler; (kimi de) şöyle dediler: «Rabbiniz, kaldığınız müddeti daha iyi bilir. Şimdi siz, içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de, baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca, nâzik davransın (gizli hareket etsin) ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.»
Edip Yüksel
swap_vert close
Böylece onları uyandırdık ki birbirlerine sorsunlar. Onlardan biri, "Ne kadar kaldınız," diye sordu. "Bir gün, yahut günün bir parçası kadar kaldık," dediler. "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Birinizi şu para ile şehre gönderelim de en temiz ve leziz yiyecekleri seçip size bir azık getirsin. Dikkatli davranarak kimsenin dikkatini üstüne çekmesin ," diye eklediler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Onları bir mucize olarak uyuttuğumuz gibi, birbirlerine sorsunlar diye kendilerini uyandırdık da içlerinden bir sözcü şöyle dedi: "Ne kadar durup kaldınız?" (Kimi) "Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık" dediler. (Kimi de) şöyle dediler: "Ne kadar durduğunuzu, Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi, bu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size azık getirsin. Hem çok dikkatli davransın ve sizi kimseye sezdirmesin."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Yine böyle onları ba's de ettik ki aralarında soruşsunlar diye: içlerinden bir söyliyen «ne kadar durdunuz?» Dedi, bir gün yâhud bir günün birazı dediler, ne kadar durduğunuza dediler: rabbınız a'lemdir, şimdi siz birinizi şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın hangisi yiyecekçe daha temiz ondan size bir rızık getirsin, hem çok kurnaz davransın ve zinhar sizi birine sezdirmesin
Emrah Demiryent
swap_vert close
19-20. Böylece aralarında bir sorgulama yapsınlar (Allah’ın kudretine kendi gözleriyle şahit olsunlar ve diğer insanlara da güzel bir ibret olsunlar), diye onları dirilttik (uyandırdık). (O genç yiğitlerin) içlerinden biri dedi ki: “(Bu mağarada) ne kadar kaldınız?” (İçlerinden bir kısmı:) “Bir gün veya günün bir parçası kadar kaldık” dediler. (İçlerinden diğer bir kısmı da:) “Ne kadar kaldığımızı Rabbimiz daha iyi bilir, şimdi içinizden birini şu gümüş parayla şehre gönderin de baksın, yiyeceklerden en temizi (helâl olanı) hangisi ise, size ondan azık olarak alıp getirsin, (bunu yaparken) çok dikkatli davransın, sakın sizin burada bulunduğunuzu kimseye sezdirmesin. Şüphesiz ki onlar, (yerimizi öğrenip de) bizi yakalarlarsa, ya bizi taşlayarak öldürürler veya kendi (bâtıl) inançlarına döndürürler, bu durumda (onların bâtıl dinini kabul etmekle) ebedîyen kurtuluşa eremeyiz” dediler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ve böylece birbirlerine sorsunlar diye onları canlandırdık. Onlardan biri şu soruyu sordu: “Ne kadar kaldınız?” “Bir gün veya günün bir bölümü kadar.” dediler. Kimisi de: “Ne kadar kaldığınızı Rabb'iniz daha iyi bilir.” dedi. Sizden birisini, gümüş paranızla şehre gönderin. Hangi yiyeceği seviyorsanız ondan yiyecek getirsin. Ve sizi kimseye sezdirmemeye dikkat etsin.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Bunun gibi onları aralarında soruşsunlar diye uyandırdık da, içlerinden bir sözcü dedi ki: «Ne kadar eğleşdiniz»?. (Ba'zıları) «Bir gün, yahud bir günün bir parçasında eğleşdik» dediler. (Diğerleri de) «Ne kadar eğlendiğinizi Rabbiniz daha iyi bilendir. Şimdi siz birinizi bu gümüş para ile şehre gönderin de baksın, onun hangi yiyeceği daha temizse ondan size bir rızık getirsin. Çok nâzik hareket etsin, sizi hiç bir kimseye sakın hissettirmesin» dediler.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
İşte böylece, (hâllerini) aralarında birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden konuşan biri (hâllerindeki acâibliği görerek): “Ne kadar kaldınız?” dedi.(Diğerleri): “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık!” dediler. (İçlerinden bir kısmı da)dediler ki: “Rabbiniz, ne kadar kaldığınızı en iyi bilendir; şimdi içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, yiyecek olarak hangisi daha temiz ise artık ondan size bir rızık getirsin; fakat dikkatli olsun ve sakın sizi kimseye sezdirmesin!”(2)
(2)Şehre gönderilen genç, aldığı parayı sarf etmek üzere fırıncıya verdiğinde, aralarında anlaşmazlık çıktı. Ahâli, paradaki Kral Dakyanus’un resmini tanıyıp, bu gencin bir hazîne bulduğu fikrine kapıldılar ve kendisini hükümdâra götürdüler. Başlarına gelen hâdisenin hârikulâdeliğini artık fark eden mü’min genç, olanları tevhid akīdesine sâhib Tendüvis nâmındaki bu yeni hükümdara nakledip, hep birlikte mağaraya gittiler. Ve bu fevkalâde hâdiseyi hayretler içinde müşâhede ettiler. İşte bu hâdise, öldükten sonra dirilişin açık bir delîlidir. (Beyzâvî, c. 2, 8; Nesefî, c. 3, 19)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve böylece (zamanı gelince) onları (yeniden dış dünyaya) gönderdik (harekete geçirip dışarı çıkardık). Nihayet (olup biteni) birbirlerine sormaya başladılar. Onlardan biri:" (Burada) ne kadar kaldınız?" diye sordu. Ötekiler: "Ya bir gün ya da günün bir kısmı kadar" dediler. (İçlerinden daha derin bir sezgiyle donanmış olanlar) ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir, dediler. Şimdi birinizi şu gümüş (para) ile şehre gönderin, baksın, hangi yiyecek daha temiz (ve nefis) ise ondan size bir azık getirsin; hem dikkatli davransın ve sizi kimseye sezdirmesin."*
(*) Bize öyle geliyor ki, li-yetesâelû (ki çoğu müfessir buna “birbirlerine sorsunlar diye” anlamını vermiştir) teriminin başındaki li eki amaç bildiren bir ek değil, fakat daha çok lâmu’l-‘âkibe denen ve sonuç bildiren bir ek durumundadır. Buna bağlı olarak yukarıdaki anlam akışı içinde söz konusu ifadenin “ve sormaya başladılar” şeklinde anlaşılması daha doğru olur. ( M. Esed. Ayet Açıklaması) Buradaki tefsir metnine de bakılabilir. (لِيَتَسائَلُوا بَيْنَهُمْ ) أي ولتكون عاقبة أمرهم أن يسأل بعضهم بعضا، فيقول قائل منهم لأصحابه: كم لبثتم؟ (التحرير والتنوير - المراغي) Âyetin baş tarafındaki ifadelerin “Zaman geçince onları dışarıya çıkardık, kendi aralarında ne kadar kaldıkları hakkında konuşmaya başladılar” şeklinde anlaşılması mümkündür. Çünkü uzun süre uzlette kalmışlar süreyi tespit edecek güneşten başka hesaplama olanakları olmamıştı. Ayrıca birbirlerine mağarada ne kadar kaldıklarını sordukları kısım, ahirete dair ayetlerde (Bakara-2/259 ve Mü’minün 23/113) geçen vurguları hatırlatmaktadır. Zaman mefhumuna aldırmadan uzun süre içeride kalan ve sonra aktif dünya yaşamına dönen mağara ehlinin durumu, tıpkı uzun yıllar yaşayıp geri dönüp baktığında yılların çok çabuk geçtiğini düşünen ve “dün gibi” diye tabir eden insanın durumuna benzemektedir. Dolayısıyla kıssanın bu kısmı da, -sîretle paralel okunduğunda-“muhtelif sıkıntı ve zorluklarla mücadele ederek geçirdiğiniz bu günler, göz açıp kapayıncaya kadar gelip geçecektir, hiç üzülmeyin!” anlamında, Hz. Peygamber’e destek ve moral sağlamaktadır.( Sevim Gelgeç: Kur’ânî Üslup Açısından Ahhâb-ı Kehf Kıssası - 191)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Sonra aralarında birbirleriyle konuşup, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden konuşan birisi “Ne kadar zaman kaldınız?” diye sordu. Onlarda “Bir gün veya bir günün bir parçası kadar kaldık” dediler. Onların bir kısmı “Rabbiniz ne kadar kaldığınızı daha iyi biliyor. İçinizden birisini elinizdeki paranızla şu şehre gönderin de, yiyeceklerden hangisi daha temiz ise baksın, o temiz yiyeceklerden yemeniz için getirsin. Bunu yaparken dikkatli davransın ve hiçbir kimseye sizin yerinizi hissettirmesin.”
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Böylece Biz onları uyandırdık, birbirlerine sorsunlar diye. İçlerinden biri: "Ne kadar eğleştiniz" dedi. Onlar da: "Bir gün belki bir günden de az" dediler. Ötekiler dediler ki: "Ne kadar eğleştiğimizi çalabımız daha iyi bilir. Haydi içinizden birini bu gümüş akçe ile kente gönderin de baksın bakalım, hangi yiyecek daha iyi ise size ondan azık getirsin. Hem de çok uyanık bulunsun, burada bulunduğumuzu kimseye sezdirmesin.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
19, 20. Bunun gibi [⁴] birbirlerinden soruşup hallerini bilmek için onları uyandırdık. Onlardan biri burada ne kadar vakit eğleştiniz dedi. Birkaçı bir gün veya ondan daha az eğleştik dediler. Birkaçı da şöyle dediler: Ne kadar eğleştiğinizi Rabbiniz daha iyi bilir, içinizden birinizi bu gümüş akça ile şehre gönderin, baksın, kimin yemeği daha pâk [⁵] ise size ondan yiyecek getirsin, nazikâne hareket etsin, hiçbir kimseye burada bulunduğunuzu haber vermesin [⁶]. Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlarlar veya cebren kendi dinlerine döndürürler. Bu halde ebediyyen felâh bulamazsınız.
[4] Onların uyumalarını kudretimize nişan kıldığımız gibi uyanmalarını da öyle nişan kıldık.[5] Veya helâl, ucuz, leziz.[6] Çabuk gitsin, çabuk gelsin. Ahaliye lûtf ile muamelede bulunsun. Kimseye kendisini bildirmesin.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Durum böyleyken (vakti gelince) onları uyandırdık [be’asnâ], nihayet (olup biteni) birbirlerine sormaya başladılar.⁵ Aralarından biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. (Bazıları) dediler ki: “Bir gün veya bir günden az.”⁶ Diğerleri de “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz şu gümüş paranızla şehre birini gönderiniz de baksın. Hangi yiyecek daha temiz (ve leziz) ise ondan size yiyecek getirsin. Ayrıca hassas/dikkatli davransın da sizi/yerinizi kimseye fark ettirmesin” dediler.
5 “Li-yetese’elû” kelimesini pek çok tefsir ve meâllerde “birbirlerine sormaları için” diye tercüme etmişler. Buradaki “lam” harfini gaye belirten edat gibi değerlendirmişler. Hâlbuki bu, bize göre sonuç bildiren bir lam’dır (lâmu’l-âkibe). Çevirisi: “Nihayet, birbirlerine (olup biteni) sordular/sormaya başladılar” şeklinde olmalıdır. 6 Zamanın izafiliğini sembolik olarak ortaya koyan bir ifadedir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Böylece, birbirlerine sorsunlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: “Ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık.” Dediler ki: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin, ancak çok dikkatli davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Derken, aradan uzun yıllar geçti ve zamanı gelince, onları yeniden uyandırdık. Şaşkınlıkla, neler olup bittiğini birbirlerine sormaya başladılar. İçlerinden biri, “Acaba burada ne kadar kalmışızdır?” diye sordu. Diğerleri, “Olsa olsa bir gün, hattâ daha kısa bir süre!” dediler. Fakat kesin bir karara varamayınca, mümin bir kişinin bilemediği her konuda yaptığı gibi hükmü Allah’a bırakarak, “Ne kadar kaldığımızı en iyi Rabb’imiz bilir!” dediler, “Hele şimdi içimizden birini şu gümüş paralarla şehre yollayalım da, temiz yiyeceklerden seçip bize biraz erzak getirsin fakat çok dikkatli davransın, sakın bizim burada saklandığımızı kimseye sezdirmesin!”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
İşte böyle, aralarında birbirine sormaları için onları yeniden dirilttik. Onlardan biri: “Ne kadar (süre) kaldınız?” dedi. “Bir gün veya günün bir kısmı!” dediler. “Rabbiniz ne kadar kaldığınızı çok iyi bilir” dediler. Şimdi, şu gümüş paranız (akçeniz) ile birinizi Şehir’e gönderin! Baksın, yiyecek olarak hangisi en temiz, size ondan azık getirsin! Çok uyanık davransın, sizi kimseye sezdirmesin!”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Sonunda birbirilerine soru sormalarını sağlamak için onları uyandırdık. Biri: " ne kadar uyudunuz " derken, diğeri: " bir gün, ya da birkaç saat " diyordu. Başka biri de: " Allah bilir ne kadar uykuda kaldınız, en iyisi şu paralarla şehre birini gönderin de en nefislerinden size biraz yiyecek getirsin. " Öbürü: " ama dikkatli olsun. Kimseye yerinizi belli etmesin. "
Mehmet Çoban
swap_vert close
Uzun müddet böyle yaşadılar. Bir müddet sonra içlerinden biri; "Burada ne kadar kaldık?” dedi. Aralarında mağarada geçirdikleri zamanı tartışmaya başladılar. Bir kısmı esprili bir şekilde; “Bir gün, ya da bir günden az!" dedi. Diğerleri; "Ne kadar kaldığımızı Rabbimiz daha iyi bilir. Birimiz şu gümüş para ile geldiğimiz şehre gitsin. Şehir yemeklerini özledik. Temiz ve lezzetli yiyeceklerden biraz alıp gelsin. Buradaki yiyeceklerden bıktık. Şehirde hiç kimseyle tartışmasın. Karşılaştığı insanlara nazik davransın. Dikkat çekecek hiçbir şey yapmasın. Sanki bir yabancıymış gibi hareket etsin. Şehirden kaçanlar olduğumuzu belli etmesin. Değilse başımıza iş açılır. Onlar tarafından ezilerek yok ediliriz.”
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Onları uyuttuğumuz gibi) durumlarını birbirlerine sormaları için aynı şekilde kendilerini uyandırmıştık. İçlerinden biri “Ne kadar kaldınız?” demişti. (Kimileri) “Bir gün veya günün bir parçası kadar kaldık.” demiş, (kimileri de) “Rabbiniz, kaldığınız süreyi daha iyi bilendir.” cevabını vermişti. İçinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise size ondan rızık getirsin! Ayrıca nazik (dikkatli) davransın [*] ve sakın sizi kimseye sezdirmesin!
Ayette geçen [ve’lyetelettaf] emri “hassas, dikkatli ve tedbirli davranmak, gizlilik içerisinde olmak” demektir. Kelimeye bu şekilde anlam verilmelidir; çünkü devam eden cümledeki “Sakın sizi kimseye sezdirmesin” ifadesi bu anlamın devamı niteliğindedir. Bazı âlimlerimiz [ve’lyetelettaf] kelimesinin “nezaket içerisinde davranmak” anlamına da geldiğini ifade ederek, onların yaşadıkları ortamda şartlar değiştiği için mevcut şartları görerek dikkat ve nezaket göstermelerini onlardan istemişlerdi.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Böylece Biz aralarında bir sorgulama yapmaları için onları uyandırdık. Onlardan biri: “Burada ne kadar kaldınız?” dedi. Bir kısmı: “Bir gün veya bir günden daha az kaldık.” dediler. Bir kısmı da: “(Burada) ne kadar kaldığımızı en iyi Rabbiniz bilir, şimdi hemen birinizi şu gümüş paranızla şehre gönderin de en temiz yiyeceği arasın ve size o yiyecekten getirsin. Ancak çok dikkat ve nezaketle hareket etsin ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.” dediler.
Muhammed Esed
swap_vert close
Derken [günü gelince] onları uykudan kaldırdık; ²² ve [olup biteni] birbirlerine sormaya başladılar. ²³ İçlerinden biri: “(Burada) bu şekilde ne kadar kaldınız?” diye sordu. Ötekiler: “Ya bir gün ya da günün bir kısmı kadar” ²⁴ dediler. [İçlerinden daha derin bir sezgiyle donanmış olanlar:] “Ne kadar kaldığımızı en iyi Rabbimiz bilir” dediler ²⁵ ve (şöyle eklediler:) “Şimdi içinizden birini şu gümüş paralarla şehre gönderin de, baksın yiyeceklerden en temizi hangisi ise size ondan azık olarak alıp getirsin. Ama çok dikkatli davransın, sakın kimseye sizden bahsetmesin:
22 Bkz. yukarıda 10. not.23 Bize öyle geliyor ki, li-yetesâelû (ki çoğu müfessir buna “birbirlerine sorsunlar diye” anlamını vermiştir) teriminin başındaki li eki amaç bildiren bir ek değil, fakat daha çok lâmu’l-‘âkibe denen ve sonuç bildiren bir ek durumundadır. Buna bağlı olarak yukarıdaki anlam akışı içinde sözkonusu ifadenin “ve ... sormaya başladılar” şeklinde anlaşılması daha doğru olur.24 Karş. 2:259; orada da aynı soru sorulmakta ve Allah tarafından yüzyıl için öldürülen sonra yeniden diriltilen adam meselinde aynı düşündürücü cevap verilmektedir. Her iki parçada da soru ve cevabın ifade tarzındaki bu çarpıcı benzerlik, hiç kuşkusuz, bir rastlantı değildir: Her iki meselde dile getirilmek istenen fikirler arasındaki özdeşliği, yani Allah’ın ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkarmaya (3:27, 6:95, 10:31, 30:19), hayatı yaratmaya, onu ortadan kaldırmaya ve sonra yeniden var etmeye kâdir olduğunu işaret etmektedir bu. Yukarıdaki ayet, ayrıca, bütünüyle dünyevî algılara bağlı beşerî “zaman” kavramının yanıltıcı, aldatıcı olduğunu îma etmektedir.25 Yani, başlarından geçen olayın sadece pratik ve zahirî yanıyla ilgilenen arkadaşlarının tersine, bunlar “uykuya dalma”yla “uyanma” arasında geçen zamanın, ölüm ve ölümden sonra kalkış olgusuna kıyasla tek başına hiçbir anlam ve gerçekliği olmadığını anladılar (karş. 17:52 ve ilgili 59. not). Bu husus, 12. ayetteki “iki bakış açısı” (lafzen, “iki hizip”) ifadesine de açıklık getirmektedir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Biz onları nasıl uyuttuysak aynı şekilde uyandırdık ve aralarında ne olup bittiğini sormaya başladılar içlerinden biri: – Bu halde ne kadar kaldınız? Diye sordu. Bir diğeri: – Bir gün veya daha az kalmış olmalıyız dedi. Diğerleri ise: – Ne kadar uyuyup kaldığınızı en iyi Rabbimiz bilir, şimdi içinizden birini şu parayla şehre gönderin de bir baksın hangi yiyecek daha temiz ise ondan size yiyecek alıp getirsin. Fakat çok dikkatli olsun, bizim burada olduğumuzu kimseye hissettirmesin, dediler. 6/60, 39/42
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
İşte durum böyleyken, onları hayata döndürdük; nihayet kendi aralarında (ne olup bittiğini) sormaya başladılar. İçlerinden birinin “Bu şekilde ne kadar kaldınız?” diye sorması üzerine, diğerleri “Bir gün ya da günün bir parçası kadar” diye cevap verdiler. (O anda söze giren) daha başkaları ise şöyle dedi: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz çok daha iyi bilir. Şimdi (bunu bırakın) da, içinizden birini şu gümüş paralarla şehre gönderin; bir bakıversin, yiyeceklerden en temiz ve uygunu hangisiyse, size rızık olarak onu getirsin; fakat çok hassas davransın ve sakın sizin varlığınızı kimseye sezdirmesin!
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Zamanı geldiğinde) Onları bir mucize olarak uyuttuğumuz gibi, birbirlerine sorup soruştursunlar (Rablerinin kendilerini ne hale getirdiğini öğrensinler de, Onun eşsiz kudretine imanları artsın) diye bu kez onları uyandırdık. İçlerinden bir sözcü: (Ey din kardeşlerim bu mağarada) Ne kadar kaldınız?" diye sorunca kimi "Bir gün veya daha az bir müddet kaldık" dedi, kimi de "Ne kadar kaldığımızı Rabbimiz daha iyi bilir, şimdi siz (içinizden) birinizi şu gümüş akçanız ile şehre gönderin de, yiyeceklere baksın (kontrol etsin şehrin) hangi yiyeceği temiz (helal) ise ondan size bir rızık getirsin (de hepimiz yiyelim.) Fakat çok dikkatli davransın da sizi ele vermesin! (Yoksa başımız belaya uğrar.)
Osman Fırat
swap_vert close
Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. içlerinden biri: "Ne kadar kaldınız"? dedi. (onlar da) "Bir gün, ya da bir günden az", dediler. Ve şöyle dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi birimiz şu gümüş para ile kente gitsin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan bize bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın ve hiçbir kimseye de sakın sezdirmesin. "
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve onları böylece uyandırdık ki, aralarında soruşturuversinler. Onlardan bir sözcü dedi ki: «Ne kadar durdunuz?» Dediler ki: «Bir gün veya bir günün birazı kadar.» Dediler ki: «Ne kadar durduğunuzu Rabbiniz daha ziyâde bilendir. Şimdi birinizi şu gümüş akçanız ile şehre gönderiniz, taamca hangisi daha temiz ise ondan size bir rızk getirsin ve çok dikkatli hareket etsin ve sizi sakın bir kimseye haber vermesin.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
19, 20. İşte, onları nasıl uyuttuysak öylece de uyandırdık. Derken aralarında konuşmaya başladılar. Birisi: “Ne kadar uykuda kaldınız? ” diye sorunca bazıları: “Bir gün, belki bir günden de az! ” diye cevap verdiler. Diğerleri de: “Uykuda ne kadar kaldığınızı tam tamına ancak Rabbiniz bilir. ” dediler. “Siz onu bırakın da, açlığımızı gidermeye bakalım. Şu akçeyi verip içinizden birini şehre gönderin de baksın hangi yiyecek daha hoş ve helâl ise ondan size azık tedarik etsin. ”“Bir de gayet nazik ve tedbirli davransın, varlığınızı ve bulunduğunuz yeri sakın hiç kimseye hissettirmesin. ”“Çünkü onlar sizi ellerine geçirirlerse ya taşa tutar, ya da kendi dinlerine döndürürler, bu takdirde de ebediyyen felah bulamazsınız. ”
Süleyman Ateş
swap_vert close
Yine böyle onları dirilttik ki, kendi aralarında (birbirlerine) sorsunlar: İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. "Bir gün, ya da günün bir parçası (kadar kaldık)." dediler. (Fakat işin içyüzünü iyice bilmediklerinden herşeyi en iyi bilenin Allah olduğunu ifade ettiler): "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir, dediler, birinizi şu gümüş (para) ile şehre gönderin, baksın, hangi yiyecek daha temiz (ve nefis) ise ondan size bir azık getirsin; fakat çok dikkatli davransın, sakın sizi birisine sezdirmesin."
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Aralarında birbirlerine sormaları içün onları uyutdığımız gibi ba's itdik (uyandırdık) Onlardan biri diğerlerine: "Ne kadar yatdınız" diye sordukda: "Bir gün veyâ bir günün bir kısmını yatdık" cevâbını virdiler. (Ve sonra saçlarına ve tırnaklarına bakub onları uzamış görerek) "Ne kadar yatdığınızı rabbiniz bilir. Birinizi şu paramızla şehre gönderdik/gönderin. Çarşuda herhangi ta'âm eyi ve lezîz oldığına baksun. Ve ondan size yiyecek getirsün. Ehl-i medîne ile hüsn-ü mu'âmele idüb sizi onlardan bir kimseye bildirmesün."
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
İşte böyle… Onları kaldırdık ki birbirlerinin tahminlerini öğrensinler. İçlerinden biri: "Ne kadar kaldınız?" diye sordu. "Bir gün, belki de bir günden az" dediler. Hepsi birden: "Ne kadar kaldığımızı Rabbimiz bilir. Birimizi şu gümüş para ile kente gönderelim de hangi yiyecek daha iyi ise bize ondan karnımızı doyuracak şeyler getirsin. Çok dikkatli davransın; bizi kimseye sezdirmesin[*]” diye ilave ettiler.
[*] Bakara 2/64 iltifat sanatı  
Şaban Piriş
swap_vert close
Böylece, birbirlerine sorsunlar diye onları tekrar uyandırdık. Onlardan biri şöyle dedi: “Ne kadar kaldınız?”-Bir gün veya daha az.” dediler. Ne kadar kaldığınızı en iyi Rabbiniz bilir. Şimdi, içinizden birine para verip şehre gönderin de baksın hangi yiyecek daha temiz ise ondan size azık getirsin. Çok dikkatli olun, sizi kimse hissetmesin.” dediler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Derken onları uyandırdık da birbirlerine sormaya başladılar. İçlerinden biri “Ne kadar uyuduk?” dedi. “Belki bir gün, belki de günün bir kısmı kadar” dediler. Sonra da “Ne kadar uyuduğumuzu en iyi Rabbimiz bilir,” dediler. “İçimizden birini şu para ile şehre gönderelim de hangi yiyecekler temizse araştırıp ondan bize bir parça rızık getirsin. Yalnız dikkat etsin de durumumuzu kimseye fark ettirmesin.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
İşte böyle! Onları dirilttik ki, birbirlerine sorup dursunlar. İçlerinden biri şöyle konuştu: "Ne kadar durdunuz?" Dediler: "Bir gün yahut günün bir parçası kadar." Dediler: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Siz şimdi birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; kentin hangi yiyeceği daha temizse ondan size bir rızık getirsin. Ama nazik ve kurnaz davransın ki, sizi kimseye fark ettirmesin."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ancılayın uyarduķ anları tā śorşalar aralarında. eyitti eyidici anlardan “niçe dölendüñüz?” eyittiler “dölendük bir gün yā günüñ bir nicesin” eyittiler “çalabuñuz bilürirekdür anı kim dölendüñüz” “pes viribiñ bire güñüzi aķçalaruñuz ile uşbu şar baķsuñ ķanķısı ḥelāl-ıraķ aruraķdur yiyesidin yaña pes getürsüñ size rūzį andan daħı çevüklik eylesün daħı bildürmesüñ sizi kimseye.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Anuñ gibi uyḳularından durġurduḳ anları, biri birine ḥāllerin ṣorup bil‐meg‐içün. Anlaruñ birisi eyitdi: Nice gün yatduñuz maġārada? Eyitdiler:Bir gün yā buçuḳ gün yatduḳ, didiler. Eyitdiler: Sizi yaradan Tañrı bilür neḳadar yatduġuñuzı. Pes gönderüñüz sizden bir kişi bu aḳçalaruñuz bileşehre. Varsun, görsün, ḳaysı yaḫşı yimekdür size, andan yimek getürsin,rindlik eylesün, sırrı kimseye bildürmesün.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Gəncləri illərlə yatırtdığımız kimi) beləcə də onları bir-birindən hal-əhval tutsunlar deyə, oyatdıq. Onların biri dedi: “(Mağarada) nə qədər qaldınız?” Onlar: “Bir gün və ya bir gündən az!” – deyə cavab verdilər. Onlardan (bə’ziləri isə) belə dedi: “Qaldığınız müddəti Rəbbiniz daha yaxşı bilir. İndi içərinizdən birini bu gümüş pulunuzla şəhərə (Tərsusa və ya Əfsusa) göndərin ki, görsün ən təmiz təam hansıdırsa, ondan sizə ruzi (yemək alıb) gətirsin. O, çox ehtiyatlı olsun (ağıllı hərəkət etsin) və sizin barənizdə heç kəsə bir xəbər (nişan) verməsin!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And in like manner We awakened them that they might question one another. A speaker from among them said : How long have ye tarried? They said: We have tarried a day or some part of a day, (Others) said: Your Lord best knoweth what ye have tarried. Now send one of you with this your silver coin unto the city, and let him see what food is purest there and bring you a supply thereof. Let him be courteous and let no man know of you.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Such (being their state), we raised them up (from sleep), that they might question(2352) each other. Said one of them, "How long have ye stayed (here)?" They said, "We have stayed (perhaps) a day, or part of a day." (At length) they (all) said, "(Allah) (alone) knows best how long ye have stayed here.... Now send ye then one of you with this money of yours(2353) to the town: let him find out which is the best(2354) food (to be had) and bring some to you, that (ye may) satisfy your hunger therewith: And let him behave with care and courtesy, and let him not inform any one about you.
2352 This is the point of the story. Their own human impressions were to be compared, each with the other. They were to be made to see that with the best goodwill and the most honest enquiry they might reach different conclusions; that they were not to waste their time in vain controversies, but to get on to the main business of life; and that Allah alone had full knowledge of the things that seem to us so strange, or inconsistent, or inexplicable, or that produce different impressions on different minds. If they entered the Cave in the morning and woke up in the afternoon, one of them might think they had been there only a few hours-only part of the day. This relative or fallacious impression of Time also gives us an inkling of the state when there will be no Time, of the Resurrection when all our little impressions of this life will be corrected by the final Reality. This mystery of time had puzzled many contemplative minds. Cf. "Dark time that haunts us with the briefness of our days" (Thomas Wolfe in "Of Time and the River") ( Cf. n. 2949). 2353 They now give up barren controversy and come to the practical business of life. But their thoughts are conditioned by the state of things that existed when they entered the Cave. The money they carried was the money coined in the reign of the monarch who persecuted the Religion of Unity and favoured the false cults of Paganism. 2354 This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing. This text is missing.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَكَذٰلِكَ
ve işte böylece
بَعَثْنَاهُمْ
onları dirilttik
لِيَتَسَٓاءَلُوا
birbirlerine sormaları için
بَيْنَهُمْۜ
aralarında
قَالَ
dedi
قَٓائِلٌ
konuşan biri
مِنْهُمْ
onlardan
كَمْ
ne kadar
لَبِثْتُمْۜ
kaldınız
قَالُوا
dediler
لَبِثْنَا
kaldık
يَوْماً
bir gün
اَوْ
yada
بَعْضَ
bir kısmı
يَوْمٍۜ
günün
قَالُوا
dediler
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
اَعْلَمُ
daha iyi bilendir
بِمَا
o şe- yi ki
لَبِثْتُمْ
kaldınız
فَابْعَثُٓوا
şimdi gönderin
اَحَدَكُمْ
birinizi
بِوَرِقِكُمْ
gümüş paranızla
هٰذِه۪ٓ
şu
اِلَى الْمَد۪ينَةِ
şehre
فَلْيَنْظُرْ
ve baksın
اَيُّهَٓا
hangisi
اَزْكٰى
daha temiz
طَعَاماً
yiyecek olarak
فَلْيَاْتِكُمْ
artık size getirsin
بِرِزْقٍ
bir rızık
مِنْهُ
ondan
وَلْيَتَلَطَّفْ
ve dikkatli olsun
وَلَا يُشْعِرَنَّ
ve sakın sezdirmesin
بِكُمْ
sizi
اَحَداً
bir kim- seye
Hâl böyleyken, Biz aralarında birbirlerine sormaları için onları (uyandırarak tekrar) dirilttik. (Kendilerine geldiklerinde hâllerindeki acayipliği fark ederek birbirleriyle konuşmaya başladılar) İçlerinden biri, "(acaba uykuda) ne kadar kaldınız?" dedi. (Bir kısmı) "Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık" dediler. (Diğerleri de) Dediler ki: "Rabbiniz kaldığınız müddeti daha iyi bilir. Şimdi siz, içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temiz ise size ondan bir rızık getirsin. Ayrıca dikkatli olsun ve sakın sizi kimseye sezdirmesin."
ذٰلِك
İşaret zamiri
ذٰلِك
İşte bu, bunun için, bunda böyle
بَعَثَ
Fiil-I
ب ع ث
Diriltti, gönderdi, ulaştırdı, kaldırdı
تَسَائَلَ
Fiil-VI
س ا ل
İstekte bulundu, sordu
بَيْن
İsim
ب ي ن
Arasında
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
قَٓائِل
Etken fiil
ق و ل
Söz sahibi, konuşan, söyleyen
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
كَم
Soru eki
كَم
Nice, ne kadar, kaç?
لَبِثَ
Fiil-I
ل ب ث
Kaldı, gecikti, durakladı
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
لَبِثَ
Fiil-I
ل ب ث
Kaldı, gecikti, durakladı
يَوْم
İsim
ي و م
Gün, gündüz
اَو
Bağlaç
اَو
Veya, ya da, hatta, yahut
بَعْض
İsim
ب ع ض
Bazı, bir kısmı
يَوْم
İsim
ي و م
Gün, gündüz
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
اَعْلَم
İsim
ع ل م
Daha iyi bilen, çok iyi bilen, en iyi bilen
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
لَبِثَ
Fiil-I
ل ب ث
Kaldı, gecikti, durakladı
بَعَثَ
Fiil-I
ب ع ث
Diriltti, gönderdi, ulaştırdı, kaldırdı
اَحَد
İsim
ا ح د
Bir tek, bir
وَرِق
İsim
و ر ق
Gümüş para
هٰذَا
İşaret zamiri
هٰذَا
Bu, budur
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
مَدِينَة
İsim
م د ن
Şehir, Medine
نَظَرَ
Fiil-I
ن ظ ر
Baktı, gözledi, gördü, bakınıp durdu, nazar etti, seyretti
اَيُّهَا
Edat
اَيُّهَا
Ey! (Bir hitap biçimidir)
اَزْكٰى
İsim
ز ك و
Daha hayırlı, daha temiz
طَعَام
İsim
ط ع م
Yemek, yiyecek, doyurma
اَتَى
Fiil-I
ا ت ي
Geldi, getirdi
رِزْق
İsim
ر ز ق
Rızık, yiyecek
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
تَلَطَّفَ
Fiil-V
ل ط ف
Dikkatli oldu
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اَشْعَرَ
Fiil-IV
ش ع ر
Sezdirdi
بِكُمْ
Zamir
بِكُمْ
Sizin için, kendinize, size karşı
اَحَد
İsim
ا ح د
Bir tek, bir