Derken [günü gelince] onları uykudan kaldırdık; ²² ve [olup biteni] birbirlerine sormaya başladılar. ²³ İçlerinden biri: “(Burada) bu şekilde ne kadar kaldınız?” diye sordu. Ötekiler: “Ya bir gün ya da günün bir kısmı kadar” ²⁴ dediler. [İçlerinden daha derin bir sezgiyle donanmış olanlar:] “Ne kadar kaldığımızı en iyi Rabbimiz bilir” dediler ²⁵ ve (şöyle eklediler:) “Şimdi içinizden birini şu gümüş paralarla şehre gönderin de, baksın yiyeceklerden en temizi hangisi ise size ondan azık olarak alıp getirsin. Ama çok dikkatli davransın, sakın kimseye sizden bahsetmesin:
22 Bkz. yukarıda 10. not.23 Bize öyle geliyor ki, li-yetesâelû (ki çoğu müfessir buna “birbirlerine sorsunlar diye” anlamını vermiştir) teriminin başındaki li eki amaç bildiren bir ek değil, fakat daha çok lâmu’l-‘âkibe denen ve sonuç bildiren bir ek durumundadır. Buna bağlı olarak yukarıdaki anlam akışı içinde sözkonusu ifadenin “ve ... sormaya başladılar” şeklinde anlaşılması daha doğru olur.24 Karş. 2:259; orada da aynı soru sorulmakta ve Allah tarafından yüzyıl için öldürülen sonra yeniden diriltilen adam meselinde aynı düşündürücü cevap verilmektedir. Her iki parçada da soru ve cevabın ifade tarzındaki bu çarpıcı benzerlik, hiç kuşkusuz, bir rastlantı değildir: Her iki meselde dile getirilmek istenen fikirler arasındaki özdeşliği, yani Allah’ın ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkarmaya (3:27, 6:95, 10:31, 30:19), hayatı yaratmaya, onu ortadan kaldırmaya ve sonra yeniden var etmeye kâdir olduğunu işaret etmektedir bu. Yukarıdaki ayet, ayrıca, bütünüyle dünyevî algılara bağlı beşerî “zaman” kavramının yanıltıcı, aldatıcı olduğunu îma etmektedir.25 Yani, başlarından geçen olayın sadece pratik ve zahirî yanıyla ilgilenen arkadaşlarının tersine, bunlar “uykuya dalma”yla “uyanma” arasında geçen zamanın, ölüm ve ölümden sonra kalkış olgusuna kıyasla tek başına hiçbir anlam ve gerçekliği olmadığını anladılar (karş. 17:52 ve ilgili 59. not). Bu husus, 12. ayetteki “iki bakış açısı” (lafzen, “iki hizip”) ifadesine de açıklık getirmektedir.