Sana onların haberini, sahih bir amaca uygun olarak[²³⁵⁶] Biz aktarıyoruz:[²³⁵⁷] Şu bir gerçek ki, onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi;[²³⁵⁸] ve Biz de onların doğru yolda olma bilincini artırmış
[2356] Veya: “mutlak hakikate atıfla” (Tercihimiz için bkz: Keşşaf; bi’l-ğaradı’s-sahih, 5:27’nin tefsirinde). Bi’l-hak, yalınkat anlamda “bütün gerçeğiyle” ya da “aslına uygun olarak” veya “gerçekleşmiş haliyle”. Bir çoğu muhatapları tarafından efsaneleşmiş haliyle de olsa bilinen bu kıssa ve mesellere vahyin katkısı, onlar hakkındaki tarihsel malumatı düzeltmeye indirgenemez. Vahyin asıl katkısı, bu kıssa ve mesellerin hangi ebedî gerçeğe ve değişmez hakikate atıf olduğunu, yani kıssadan alınacak “hisse”yi göstermektir. Bu sûretle Kur’an’ın bütün kıssa ve meselleri anlatmaktaki asıl amacının tarihî bilgi vermekten çok öte, ahlâkî ders çıkarmak ve ibret almak olduğu açıktır. Başta bu kıssa olmak üzere, Âdem, Habil ve Kabil, Yusuf, Musa ve Harun, Süleyman ve Belkıs, Hârût ve Mârût gibi bir çok kıssa, Yahudi dinî metinlerinde de ele alınır. Fakat bu kıssaları Kur’an’ın ele alış tarzıyla söz konusu metinlerin ele alış tarzı arasında öze ilişkin dikkat çekici bir fark vardır (Msl. bkz: Sûre 12, giriş). Bu fark, Kur’an’ın bu kıssaları ebedî hakikate bir atıf olarak nakledip, onları kimi zaman kendisinden ahlâkî dersler çıkarılması gereken birer ‘ibret vesikası’, kimi zaman da ‘örneklik simgesi’ olarak takdim etmesidir (Krş: 7:176; 12:111 ve 11:120).
[2357] Kıssaya verdiğimiz “aktarma” anlamı için bkz: 12:3, not 5.
[2358] Fityetun, “genç, delikanlı” anlamına gelen fetâ kökünden türetilir. Grubun azlığını (cemi kıllet) belirtmek için kullanılır. Buradan da anlaşılıyor ki bunlar az sayıda bir gurup gençti.