close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kehf Sûresi 11. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Fedarabnâ ‘alâ âżânihim fî-lkehfi sinîne ‘adedâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Onları bir uykuya daldırdık, yıllarca hiçbir şey duymadılar.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Böylelikle (o) mağarada nice sayılı yıllar (boyu kalmışlardı), Biz onların kulaklarına (ağırlık) vurduk (derin bir uykuya yatırdık).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Biz de bunun üzerine mağarada, onların kulaklarını nice yıllar sağırlaştırdık, yıllarca hiç birşey duymadılar.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Bunun üzerine, biz de o mağarada, nice yıllar, dışardan gelecek seslere, onların kulaklarını kapattık. Onları derin uykuya daldırdık.
Ahmet Varol
swap_vert close
Bunun üzerine mağarada nice yıllar onları ağır bir uykuya daldırdık.
Ali Bulaç
swap_vert close
Böylelikle mağarada yıllar yılı kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik).
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Bunun üzerine, nice seneler mağarada üzerlerine uyku bıraktık ve kendilerini (üç yüz dokuz yıl) uyuttuk.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Biz, sayıları belli yıllarca onları mağarada uykuya vurduk.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk/onları uykuya daldırdık.
Besim Atalay
swap_vert close
Yıllarca, oprukta kulaklarına bir ses işittirmedik
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapatmış ve onları uyutmuştuk.
Cemil Said
swap_vert close
Müte’addid seneler mağarada ânların kulaklarını sağır itdik.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
11,12. Mağaranın içinde onları yıllarca uyuttuk; sonra, iki taraftan hangisinin bekledikleri sonucu iyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları uyandırdık.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapattık (Onları uyuttuk).
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Bunun üzerine biz de onları o mağarada yıllarca derin bir uykuya daldırdık.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk (uykuya daldırdık.)
Edip Yüksel
swap_vert close
Bunun üzerine sayılı yıllar süresince mağarada kulaklarını kapadık.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Bunun üzerine biz de kulaklarını tıkayarak mağarada onları yıllarca uyuttuk.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Bunun üzerine müteaddin seneler kehifte kulakları üzerine vurduk
Emrah Demiryent
swap_vert close
Bunun üzerine biz de nice seneler onların kulaklarını (hiçbir sesi duymayacak şekilde manevi bir perde ile) kapattık (da onları derin bir uykuya daldırdık).
Erhan Aktaş
swap_vert close
Böylece onları yıllar yılı mağarada dış dünyadan habersiz yaptık.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Bunun üzerine biz nice yıllar mağarada onların kulaklarına (perde) vurduk.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Bunun üzerine o mağarada kulaklarına nice yıllar (perde) vurduk (uykuya daldırdık).
İhsan Aktaş
swap_vert close
Bunun üzerine Biz, mağarada onların kulaklarını (dış haberleri) duymaktan birkaç sene alıkoyduk (kulaklarını dış dünyaya kapattık).*
(*) Müfessirlerin çoğu “onların kulaklarını dış dünyaya kapattık” ifadesinden “uyku” anlamını çıkarmaktadırlar. Oysa bu ayette “uyuma” anlamına gelen bir ifade olmasa gerektir. “Dış dünyaya kapalı kalmak” ifadesi bir deyimdir ve “uzlet, itikâf” gibi bir durumdan da söz eder. Türkçede de “kulağı üzerine yatmak” “duymadım, görmedim” anlamında bir deyim olarak kullanılmaktadır. Üstelik mağaradakiler de dışarı çıkınca, o yaşadıkları süre içerisinde “kimin hakikate teslim olduğunu, kimin karşı olduğunu tespit için biz uzlete çekildik” demektedirler… (Usul İslam Araştırmaları Dergisi 34 (2020):191-227) Bu ayette kulağa vurmak, sesi ondan uzaklaştırmaktır. Zeccac’a göre “Darabnâ a’lâ âzânihim” ibaresinin manası şudur: “Onları dinlemekten menettik.” İbn Abbas’a göre, bu ifade “Onların kulakları üzerine uykuyu vurduk.” demektir. Bazı müfessirler “Onların dualarını kabul ettik, kavimlerinin kötü söz ve hakaretlerinden onları uzak tuttuk.” şeklinde anlamışlar. Dolayısıyla bu veciz ifade, “ Algılarını, aklın penceresi olan işitmeyi, bozulmuş/kokuşmuş toplumun söylemlerinden/ fikirlerinden uzak/temiz tutmak için onları izole ettik, şeklinde anlaşılabilir. Zîra korunma sadece fiziksel değil zihinsel de olmalıdır. (Kurandan Hayata) Aşağıdaki Arapça metinlerine göre de bunun anlamı şöyledir: Onlar birkaç sene toplumdan izole edilmiş, çevresinde olup bitenlerden ve dış dünyadan habersiz kalmışlardır. Yine burada belirtildiği gibi ((سنين عددا ‘’sinine âdeden’’birkaç sene veya sayılı seneler ’’demektir. Yani onlar Güneş takvimiyle 300 veya Ay takvimiyle 309 sene değil, birkaç sene mağarada toplumdan izole edilmiş ve dış dünyadan habersiz kalmışlardır. Ayrıca ileri sürülen 300 veya 309 sene ise hem aşağıda hem de 25.ayetin geleceği yerde açıklanacağı gibi onların mağaraya girişi ile bu Kehf sûresi indiği zamana kadar olan süreyi de ifade edebilir. Yani mağaraya girişleriyle Kur’an’ın indiği döneme kadar 300 sene olmuştur. (الله اعلم) Bu nedenle mağarada 300 sene uyuduklarını söyleyen Kur’an değil, kitap ehli olanlardır. İşte Kur’an onların bu söylediklerini bize aktarıyor. : المعني الاول للاية : الضّرب على شيء …يعني فصل ذلك الشيء عن المحيط والوسط الخارجي …فقد فصل الله تعالى و باعد بين آذان أهل الكهف و المحيط الخارجي فمنع عنهم حاسّة السّمع .. فرقدوا بسلام فضربنا على آذانهم في الكهف سنين عددا... انقطعت عنهم الأخبار تماما ولم يعلموا ما يجري من أحداث حولهم وعاشوا في عزلة تام فالكهف والرقيم ليس مجرد مغارة ولكنه تجويف واسع أو جرف كبير أو وادي صغير...يوجد فيه ماء ونبات والشمس تشرق من يمين المكان وتغرب من شماله. ..ويوجد في التجويف الواسع فجوة اتخذوا منها مسكنا .الآية تقول ضربنا على آذانهم و لم تقل سمعهم ، فالإنسان حين ينام يضرب على سمعه فهو لا يستطيع أن يحلل ويستنبط الأشياء ويصل إلى نتائج و بالتالي فإن أصحاب الكهف لم يناموا أو دخلوا في سبات عميق وإنما صارت عملية فصل بين سمعهم الداخلي و مجتمعهم ... فأصحاب الكهف صارت معهم عملية تغطية خارجية وليست سبات أو نوم ومما يؤكد ذلك فَضَرَبْنَا عَلَىٰ آذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِنِينَ عَدَدًا (11) لقد تكرر مصطلح الكهف مرتين ذكر في الآية 10 فلماذا هذا التكرار فنحن نعلم أنهم في الكهف والغاية من ذلك هو التأكيد على أن الكهف هو حاجز أو حيلولة بينهم و بين عالمهم الخارجي ومجتمعهم الذي اعتزلوه وعدم سماعهم بأخباره مع مرور الوقت والزمن وهذا هو الضرب على الآذان. فَضَرَبْنَا عَلَىٰ آذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِنِينَ عَدَدًا الله سبحانه و تعالى أعطانا كم لبثوا في الكهف ، فالمدة (أي مكثهم في الكهف) هي بعض سنوات وليس قرونا وقد ورد مصطلح سنين في عدد من الآيات ليبين لنا فترة زمنية معدودة وليست بالطويلة مثل ما حصل وقد قال الزجاج في هذه الآية : أي منعناهم عن أن يسمعوا، لأن النائم إذا سمع انتبه، (تفسير القرطبي) وقيل : المعنى فضربنا على آذانهم أي فاستجبنا دعاءهم ، وصرفنا عنهم شر قومهم ، وأنمناهم . والمعنى كله متقارب . وقال قطرب : هذا كقول العرب ضرب الأمير على يد الرعية إذا منعهم الفساد ،كم لبث أصحاب الكهف نائمين ؟ يعتقد المفسرون ومعهم عامة المسلمين أن أصحاب الكهف ناموا 309 عاما ثم بعثوا الضرب على الآذان هو نوع من التغطية الخارجية، فهو لا يعني الضرب على السمع الداخلي فهناك فرق بين الأذن والسمع ((أصحاب الكهف بعيدا عن الخرافات) المعني الثاني : والمتأمل في كتاب الله بعيدا عن روايات أهل الكتاب ، يخلص إلى أن أصحاب الكهف ناموا بطريقة يعلمها الله سنوات معدودة لا تتجاوز عشر سنين في أقصى تقدير ثم انتبهوا من نومهم وأما مدة نومهم فهي سنوات معدودة لقوله سبحانه (فَضَرَبْنا عَلَى آذانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِنِينَ عَدَداً ) ، فهي أقلّ من عشر سنين كما يفيده هذا التركيب اللغوي .وأما جملة : ( وَلَبِثُوا فِي كَهْفِهِمْ ثَلاثَ مِائَةٍ سِنِينَ وَازْدَادُوا تِسْعاً ) ، فهي قول أهل الكتاب وليس تقريرا من الله ، فكأنه سبحانه يقول : ( سَيَقُولُونَ ثَلاثَةٌ رابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ ... وَيقولون : لَبِثُوا فِي كَهْفِهِمْ ثَلاثَ مِائَةٍ سِنِينَ وَازْدَادُوا تِسْعاً ) (والدليل على ذلك عدّة أمور أولها أن قول الله الصريح هو : ( فَضَرَبْنا عَلَى آذانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِنِينَ عَدَداً) (وسنين العدد صيغة في التقليل ، شبيهة بقوله تعالى في سورة المؤمنون : ( قالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ) فكيف يكون الله هو الذي أخبر بأنهم لبثوا ( ثَلاثَ مِائَةٍ سِنِينَ وَازْدَادُوا تِسْعاً ) ، ثم يأمر نبيه بأن يقول لأهل الكتاب : (قُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِما لَبِثُوا) (سنين عددا):أي سنين معدودة، أو سنين ذوات عدد. فهل يراد بوصف السنين أنها معدودة التقليل والتنزيل عددها أم التكثير؟ هناك من العلماء من يقول بالاحتمالين، وهناك من يقول إنه للتكثير، وهناك من يقول إنه للتقليل (؟) (ارشاد العقل السليم إلى مزايا الكتاب الكريم – تفسير الكشاف) ، ويقول الزمخشري ومن تبعه: إن معنى (عَدَدًا)، أي ذوات عدد، أي أنها تعد بالسنين عدا (زهرة التفاسير). وَكَأن ذكر الْعدَد هُنَا يُفِيد ضربا من الْقلَّة كَمَ قيل ذَلِك: {أَيَّامًا معدودات} (حديث شرح الحديث المقتفى في مبعث النبي المصطفى) (سِنِينَ عَدَدًا)...يمكن ان يكون للتقليل وهو الاليق بمقام انكار كون القصة عجبا من بين سائر الآيات العجيبة فان مدة لبثهم كبعض يوم عنده تعالى (روح البيان في تفسير القرآن) سنين معدودة (تفسير الطبري)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Bizde, onların uzun seneler mağarada uyanmadan kalmalarını sağlamak için kulaklarını tıkadık.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Bunun üzerine Biz de o inde onların kulaklarını yıllar yılı tıkalı bıraktık.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk [⁶].
[6] Senelerce uyuttuk.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Mağaranın içinde nice yıllar onların kulaklarına ağırlık vurduk/onları derin bir uykuya daldırdık.
Kadri Çelik
swap_vert close
Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına (bir perde) vurduk.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Bunun üzerine, onları o mağarada, yıllarca sürecek bir uykuya daldırdık.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Kehf’in içinde onları kulakları üzeri sayılı yıllarca derin uykuya daldırdık.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Onları mağarada yıllarca yan yatırıp uyuttuk.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Onlar inanmış insanlardı. Bu nedenle toplumda tepki gördüler. Toplumun yöneticileri tarafından tehdit edildiler. Yaşamları tehlikeye girdi. Onlar da toplumlarından kaçarak bir mağaraya sığındılar. Yıllarca toplumdan uzak, gelişmelerden habersiz yaşadılar. Böylece terk ettikleri toplumda neler oldubitti görmediler, duymadılar. Onların durumu; terk etmek zorunda kaldıkları, toplumlarının akıp giden yaşamlarına, hayatlarına, onların dünyalarına karşı bir ilgisizlik, bir uyku haliydi. Mağaradaki hayatlarına devam ediyorlar, terk ettikleri topluma karşı uyuyanlar gibi kör sağır dilsiz oluyorlardı. Terk ettikleri toplum onlardan habersiz kendi yaşamlarını devam ettiriyordu.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Biz de senelerce o mağarada onların kulaklarına perde yerleştirmiştik (onları uykuya daldırmıştık).
Mehmet Türk
swap_vert close
Biz de hemen onları mağarada yıllarca sürecek, derin¹ bir uykuya yatırdık.
1 Âyetteki, “kulakları üzerine vurduk” ifâdesi mecâzen “sesleri dahi duymayacak kadar derin bir uykuya yatırdık” demektir. Arapçada uykunun sadece “nevm” kelimesiyle ifade edileceğini zannedecek kadar Arapçayla alakası olmayanların yorumu, bir cehalet eseri olsa gerektir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Biz de bunun üzerine mağarada onların kulaklarını yıllarca [dış dünyaya] kapalı tuttuk, ⁹
9 Yani, Allah onların -hem gerçek, hem de mecazî anlamda dış dünyanın telaş ve kaygılarından uzak kalmalarını sağladı. Klasik müfessirler yukarıdaki pasajı “Allah onların kulaklarını uykuyla tıkadı” anlamına yormuşlardır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Onları mağarada yıllarca süren derin bir uykuya daldırdık. 18/25
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Bunun üzerine Biz de kulaklarına, yıllar boyu onları (dış dünyaya) kapatan bir (mühür) vurduk.
Orhan Kuntman
swap_vert close
Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarına perde vurduk. (Onları uykuya daldırdık)
Osman Fırat
swap_vert close
Bunun üzerine mağarada nice yıllar onların kulaklarına ağırlık vurduk (onları derin bir uykuya daldırdık)
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Bunu müteakip onları kulakları üzerine mağarada senelerce (perde) vurmuş olduk.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Bunun üzerine mağarada onları uykuya daldırdık. Nice yıllar öylece kaldılar.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Bunun üzerine mağarada nice yıllar onların kulaklarına ağırlık vurduk (onları derin bir uykuya daldırdık)
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Bunun üzerine onların kulaklarına bir çok seneler devâm iden bir mühür urduk. (Bir şey işitmez olarak uyudular.)
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Sonra o mağarada, kulakları üstünde yıllar yılı kalacak bir kalkan oluşturduk (da derin uykuya daldılar.)
Şaban Piriş
swap_vert close
11,12. -Mağarada onları yıllarca uyuttuk. sonra iki gruptan hangisinin bekledikleri sonucu daha İyi hesaplamış olduğunu belirtmek için onları kaldırdık.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Biz de onları mağarada pek çok seneler boyunca uyuttuk.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Bunun üzerine birçok yıl boyunca mağarada onların kulakları üzerine ağırlık vurduk.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
pes urduķ ķulaķları üzerene ya'nį eyittük yıllar śaġışdın yaña.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Pes ḥicāb eyledük anlaruñ ḳulaḳlarına maġāra içinde niçe ṣaġışlu yıllar.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Biz onları mağarada illərlə (üç yüz doqquz il) yuxuya verdik.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Then We sealed up their hearing in the Cave for a number of years.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Then We draw (a veil)(2339) over their ears, for a number of years, in the Cave, (so that they heard not):
2339 Drew (a veil) over their ears: i.e., sealed their ears so that they heard nothing. As they were in the Cave they saw nothing. So they were completely cut off from the outer world. It was as if they had died, with their knowledge and ideas remaining at the point of time when they entered the Cave. It is as if watch stops at the exact moment of some accident, and any one taking it up afterwards can precisely fix the time of the accidents.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
فَضَرَبْنَا
bunun üzerine vurduk
عَلٰٓى اٰذَانِهِمْ
kulakları üzerine
فِي الْكَهْفِ
o mağarada
سِن۪ينَ
yıllar
عَدَداًۙ
nice
Bunun üzerine Biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar (mühür) vurduk (onların dünyayla irtibatlarını kestik, onları uykuya daldırdık).
ضَرَبَ
Fiil-I
ض ر ب
Misal getirdi, vurdu, sefere çıktı, dövdü, vazgeçti, dolaştı
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
اُذُنٌ
İsim
ا ذ ن
Kulak
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
كَهْف
İsim
ك ه ف
Kehf, mağara
سِنِين
İsim
س ن و
Yıllar, seneler
عَدَد
İsim
ع د د
Sayı, adet, miktar