close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kasas Sûresi 82. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Veasbeha-lleżîne temennev mekânehu bil-emsi yekûlûne veykeenna(A)llâhe yebsutu-rrizka limen yeşâu min ‘ibâdihi veyakdir(u)(s) levlâ en menna(A)llâhu ‘aleynâ leḣasefe binâ(s) veykeennehu lâ yuflihu-lkâfirûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, öylesine sabahladılar ki hey gidi hey diyorlardı, şüphe yok ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını bollaştırmada, dilediğini daraltmada, Allah lutfetmeseydi bize, bizi de yere geçirirdi ve hey gidi hey, şüphe yok ki kafirler kurtulmazlar, muratlarına ermezler.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Daha dün onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: "Vay be! Demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip-yaymakta ve (istediği anda) kısıp-daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz (kahredip yere) batırırdı. Vay be! Demek gerçekten inkâr edenler felah bulamaz" demeye başlamışlardı.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve daha dün, onun yerinde olmayı isteyenler, sarayıyla birlikte Kârûn'un yere batırıldığını görünce: “Vah bize!” dediler. “Demek ki, kullarından dilediğine rızkı geniş tutan, dilediğine de, kısıp daraltarak veren Allah'mış. Ya Allah bize lutfetmemiş olsaydı, hiç şüphe yok ki, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vah vah, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, muratlarına eremezlermiş!”
Ahmet Tekin
swap_vert close
Daha dün onun yerinde olmayı arzulayanlar: “Demek ki, Allah rızkı, sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kullarından bazılarına bollaştırıyor, bazılarına da ölçüyle kısarak veriyor. Şayet Allah bize lütufda bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay, demek ki, kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirler, nankörler iflâh olmazmış, ebedî nimetlerle mutluluğa eremezmiş.” demeye başladılar.
Ahmet Varol
swap_vert close
Dün onun yerinde olmayı arzulayanlar da: "Vay! Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı genişletiyor ve daraltıyor! Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı muhakkak bizi de batırırdı. Vay! Demek ki inkarcılar gerçekten kurtuluşa eremezler!" demeye başladılar.
Ali Bulaç
swap_vert close
Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: 'Vay, demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip-yaymakta ve kısıp-daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten inkârcılar felah bulamaz' demeye başladılar.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Dün onun mal ve saltanatını temenni edenler, şöyle demeğe başladılar: “- Vay, demek ki, Allah dilediği kimsenin rızkını genişletiyor ve daraltıyor. Eğer Allah bize lütuf etmeseydi, bizi de batırmıştı! Vay, demek ki hakikat şu: Kâfirler asla kurtulmıyacak!...”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Ve dün onun yerinde olmayı temenni edenler, şöyle demeye başladılar: “Yazıklar olsun bize! Allah’ın istediğine rızkı açtığını, istediğine de kıstığını anlamadık. Eğer Allah bize iyilik etmeseydi, bizi de yere batırırdı. Çok yazık, kâfirlerin hiçbir kurtuluş yönü yoktur.”
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler, “Demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletiyor; dilediğine de daraltıyor. Şâyet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcılar iflah olmazmış!” demeye başladılar.
Besim Atalay
swap_vert close
Dün, onun yerinde olmak istiyenler, bugün, dediler ki: «Vay! Gördünüz mü? Kullarından istediği kimseye Allah bol azık verir, istediği kimseye de dar verir, Allah bize iylik etmeseydi, yere batardık; Vay! Gördünüz mü?», Kâfirler kurtulmazlar
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Daha dün(e kadar) onun yerinde olmayı arzu edenler: “Vay canına! Demek ki Allah, kullarından (hikmetine binaen) dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah, bize lütfetmemiş olsaydı, bizi de yerin dibine geçirmişti. Demek ki nankörler iflah olmayacak” demeye başladılar.
Son cümlede “inkârcılar” yerine özellikle “nankörler” olarak tercüme etmeyi uygun gördük çünkü Kârun Allah’ın verdiği servetle kendisine yapılan zenginliğe vefasızlık göstererek Allah’a nankörlük etmiş ve servetini kötü yolda kullanmıştır.  
Cemil Said
swap_vert close
Bir gün evvel Kârûn’un yerinde olmak isteyenler "Allâh istediği vakit bol bol viriyor istediği vakit alıyor. Allâh’ın ’inâyeti olmaya idi biz de yere geçer idik. Görmüyor mısın ki kâfirler felâh bulmazlar" didiler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Daha dün onun yerinde olmayı dileyenler: "Demek Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletip bir ölçüye göre veriyor. Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkarcılar başarıya eremezler" demeye başladılar.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, “Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak” demeye başladılar.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Daha dün Karun’un yerinde olmayı isteyenler bu defa, “Yazıklar olsun bize! Demek ki Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol, dilediğine de ölçülü veriyormuş. Allah bize lutufta bulunmuş olmasaydı, bizi de mutlaka yerin dibine geçirmişti. Vah ki vah! Demek inkârcılar iflâh olmazmış!” der oldular.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: Demek ki, Allah rızkı, kullarından dilediğine bol veriyor, dilediğine de az. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcılar iflâh olmazmış! demeye başladılar.
Edip Yüksel
swap_vert close
Bir önceki gün onun durumuna imrenenler, "Demek ki ALLAH kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. ALLAH bize lütfetmeseydi bizi de batırırdı. Demek kafirler başarıya ulaşamazlar," demeye başladılar.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler de: "Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı çok da, az da verir. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış" demeye başladılar.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Dün onun mevkıini temenni edenler de bu sabah şöyle diyorlardı: vayy be, demek ki Allah rızkı kullarından dilediğine seriyor ve kısıyor, eğer Allah bize lûtf etmese idi bizi de batırmıştı, âyy demek ki hakıkat bu: kâfirler felâh bulmıyacak
Emrah Demiryent
swap_vert close
Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, “Vay! Demek ki Allah, (hikmetine binâen) kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine de) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine batırırdı. Demek ki, kâfirler kesinlikle iflah olmazmış” demeye başladılar.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Dün, onun yerinde olmayı isteyenler; bugün, “Demek ki, kullarından dilediğine rızkı genişleten ve ölçülendiren Allah'mış. Eğer Allah bize lutfetmiş¹ olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki gerçeği yalanlayan nankörler kurtuluşa eremezler.” dediler.
1- Hoşnut edici, dostça davranış, incelik, iyilik.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Dün onun mevkiini temennî edenler sabahleyin (şöyle) diyorlardı: «Vay, demek ki Allah, kullarından kimi dilerse onun rızkını yayıyor (genişletiyor, yahud) daraltıyor. Allah bize lûtfetmeseydi bizi de muhakkak batırırdı. Vay, demek ki hakıykat şudur: Kâfirler felâh bulmaz»!
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Dün onun yerinde olmayı temennî edenler, (ertesi sabah): “Vay! Demek şu gerçek ki Allah, kullarından dilediğine rızkı genişletiyor ve (dilediğine de) daraltıyor. Eğer Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, elbette bizi de yere batırırdı. Vay! Demek şu gerçek ki, kâfirler kurtuluşa ermeyecek!” demeye başladılar.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve dün onun yerinde olmayı dilemiş olanlar: Vay be! «Demek ki Allah, kullarından dileyen (kâinatta geçerli tabii kanunlarını gözeterek, çalışıp, çabalayan ve rızkı kazanmak için sebeplere sarılan) kimseler için rızkını yayıp bir ölçüye göre takdir eder (verir). Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de (onunla birlikte yerin dibine) geçirirdı. Vay be! Demek (hakkı) inkâr edenler iflah olmazmış! "demeye başladılar. *
(*) Şüphe yok ki Allah, her konuda olduğu gibi rızık konusunda da yasalar koymuştur. Bu yasaların başında, insan çabasının karşılıksız kalmayacağı (وأن ليس للانسان الا ما سعي)’’ Şüphesiz (gerek dünyada, gerek ahirette) her insana kendi emeğinden başkası verilecek değildir/ herkes ancak emeğinin karşılığını alacaktır’’ şeklindeki ilâhî kuralı gelir (53:39). Bir başka ayet, rızık konusunda ilk adımın insandan beklendiğini ifade eder (65:3). Bu nedenle ayetin meali ‘’Elbet senin Rabbin dileyen (yani Rabbinin kâinatta geçerli tabii kanunlarını gözeterek, çalışıp, çabalayan ve rızkı kazanmak için sebeplere sarılan) kimseler için rızkı yayıp bir ölçüye göre takdir eder/ verir’’ şeklinde olması Kur’an’ın bütünlük açısından daha doğru ve isabetlidir. Çünkü rızkın kaynağını yaratan ve rızkı veren Allah Teâlâ’dır. Kul, Allah’ın kâinatta geçerli tabii kanunlarını gözeterek, çalışır, çabalar, sebeplere sarılır ve rızkı kazanmak için tercihte bulunur. Allah da onun bu tercih ve çabasına göre rızkını yaratır. Rızkı kazanmak için gerekli girişimde bulunmak kuldan, rızkın kaynağını yaratmak ise Allah’tandır. Ayrıca rızkı dilemek, onun için çalışıp çabalamak kula ait, kulun rızkını yaratıp vermek ise Allah’a ait olduğunu şûra 20.ayet bunun açık göstergesidir İşte bu ayette göre hem dünya kazancını ve rızkını isteyen hem de ahiret kazancını isteyen insanlardır, onların bu isteklerine karşılık veren ise yüce Allah’tır. Demek ki, dileyen ve isteyen kuldur, yaratan ve veren ise yüce Allah’tır. Aşağıdaki tefsir metnine de bakılabilir. (اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشاءُ) أي الله يوسع الرزق لمن يشاء من عباده ممن هو حاذق في جمع المال، وله من الحيلة في الحصول على كسبه واستنباطه بشتى الوسائل ما يخفى على غيره، ولا علاقة لهذا بإيمان وكفر ولا صلاح ومعصية (تفسير المراغي ) وقيل يقدر يعطي بقدر الكفاية (تفسير القرطبي - تفسير فتح القدير - تفسير الألوسي)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Dün onun yerinde olmayı isteyenler, bugün olmayı istemedi. Onlar “Vay be! Allah kullarından dilediği kimseye rızkı bolca yayar, dilediğine de az verirmiş. Allah bize iyilik etmeseydi, bizi de yerin dibine batırırdı. Yazık ki doğruları reddedenler kurtuluşa erişemezler” dediler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Son günlere kadar onun katına ulaşmak istiyenler şöyle demeye başladılar: "Demek Allah kullarından dilediğinin azığını genişletir, dilediğininkini de daraltırmış. Allah bizi kayırmış olmasaydı kesenkes bizi de yerin dibine geçirmiş olacaktı. Meğer gerçek şu imiş, tanımazlar onmazlarmış."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Dün, onun mekânını ve şerefini temenni edenler ertesi sabah birbirlerine diyorlardı: Vay biz bilmemişiz! Allah dilediğinin rızkını genişletir, dilediğinin rızkını da darlaştırırmış! Allah/ın bize bol nimeti olmasaydı [⁴] elbette bizi de yere geçirirmiş. Vay biz bilmemişiz! Kâfirler umduklarına ermezlermiş.
[4] Bizim istediğimizi vermemek suretiyle inâyet etmeseydi, inayeti olmayıp da istediğimizi verseydi.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Daha dün onun yerinde olmayı temenni edenler, “Vay! Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı genişletiyor ve takdir ediyormuş. Allah bize lütfetmiş olmasaydı bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler/nankörler kurtuluşa eremiyorlar” demeye başladılar.
Kadri Çelik
swap_vert close
Dün onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında, “Vay, demek Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip yaymakta ve kısıp daraltmaktadır. Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten küfre sapanlar felah bulamaz” demeye başladılar.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ve daha düne kadar onun yerinde olmak için can atanlar, “Vay canına!” demeye başladılar, “Meğer Allah, imtihân için kullarından dilediğinin rızkını —bu kişi inkârcı bile olsa— bollaştırır, dilediğinin rızkını da yeteri kadar verirmiş! Dünyevî refah ve servetin gerçek başarı olduğunu sanmakla ne büyük bir aptallık etmişiz! İyi ki, bizi zamanında uyaran ilim sahibi kardeşlerimize kulak vermişiz! Allah bize lütufta bulunup da bizi kurtarmasaydı, çoktan bizi de yerin dibine geçirmişti! Vay be; demek inkârcılar, asla gerçek mutluluk ve başarıya ulaşamazlarmış!Peki, nedir gerçek kurtuluş?
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Daha Dün onun yerinde olmayı temenni etmiş olanlar demeye başladılar ki: “Vay be! Demek ki Allah, kullarından dileyeceği kimseler için Rızk’ı genişletiyor; ölçülü veriyor. Allah bize karşılıksız nimet vermeseydi, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay be! Şu bir gerçektir ki; Kâfirler iflâh olmaz / kurtuluşa ermez”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Daha dün, Kârûn yerinde olmayı temenni edenler ise, ardından şöyle diyorlardı: "--Vay be! Demek Allah, rızkı kimine saçarken kimine ölçüp verirmiş. --Eğer Allah bizim yüzümüze bakmasaydı, herhalde bizi de yerin dibine geçirirdi. --Vay be! Demek nankörlerin sonu son değil. "
Mehmet Çoban
swap_vert close
Karun’un yerle bir olduğunu görenler; Karun’un yerinde olmayı unuttular. "Vay! Demek Allah kullarından dilediğine rızkı açar, dilediğinden de kısar. Allah bize lütfetmemiş olmasaydı bizi de yere batırırdı. Demek gerçekten inkâr edenler iflah olmaz!" demeye başladılar.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Daha dün onun (Karun’un) yerinde olmayı isteyenler şöyle diyorlardı: “Vay! Demek ki Allah rızkı kullarından dilediğine (layık olana) açarak (bol) da veriyor, kısarak (dar) da. [*] Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de (yerin dibine) geçirirdi. Vay! Demek ki kâfirler kurtulamazmış!” [*]
Benzer mesajlar: Ra‘d 13:26; İsrâ 17:30; ‘Ankebût 29:62; Rûm 30:37; Sebe’ 34:36, 39; Zümer 39:52; Şûrâ 42:12.,Bu ayetlerde özellikle 80. ayette de belirtildiği üzere Yüce Allah’tan “hayır” istenmesi gerektiğine dikkat çekilmektedir. Dahası, hayırlısını isteyenler aslında bütünü bilen Allah’ın bilgisine göre istekte bulunmuş olurlar. Parçayı bilip görenler İsrâ 17:11’de belirtildiği gibi hayır adına şerri de istemiş olabilirler. O nedenle “parçayı” bilip görene değil, “bütünü” bilip görene teslim olmak, hayır ve şerrin nelerden oluştuğuna Yüce Allah’tan gelen bilgiye göre karar vermek gerekir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Daha dün, onun yerinde olmayı isteyenler: “Vay be! Demek ki, kullarından dilediğine rızkı bol veren de az veren de Allah imiş! Eğer Allah, bize iyilikte bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçiriverirdi. Vay be! Demek ki, kâfirler kesinlikle iflâh olmazmış!” demeye başladılar.
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve daha dün onun yerinde olmak isteyenler: “Vah bize!” dediler, “Demek ki, kullarından dilediğine rızkı geniş tutan, dilediğine de ölçülü-idareli veren Allah’mış! Ya Allah bize lütfetmemiş olsaydı, hiç şüphe yok, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vah vah, demek, hakkı inkar edenler iflah olmazmış!”
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Daha dün, onun yerinde olmak isteyenler bu defa şöyle dediler: – Vay be demek ki, Allah, kullarından dilediğine/hak edene rızkı bolca veriyor ve dilediği kimse için ise bir ölçüye göre veriyormuş. Eğer Allah, bize lütfetmemiş olsaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay be, demek ki nankör kâfirler asla iflah olmazlarmış. 42/27- 28
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Daha dün onun yerinde olmaya can atanlar diyorlardı ki: “Vay canına! Demek ki kullarından tercih edenin/tercih ettiğinin rızkını genişleten, tercih edenin/tercih ettiğininkini de sınırlayan Allah’mış! Eğer Allah bize lutfetmemiş olsaydı, elbet bizi de yerin dibine geçirirdi! Vay be! Görülen o ki, meğer nankörler[³⁴⁵⁹] asla iflah olmazmış?”
[3459] Lafzen: “kâfirler..” Bu kelime Şu‘arâ 19’da açıkça “nankör” anlamında kullanılır. Benzer anlamda kullanıldığı yerler için bkz: 17:8, not 18.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Daha dün, onun yerinde olmayı arzu edenler ise: "Demek ki Allah rızkı; kullarından dilediğine bol, dilediğine de az veriyor, eğer Allah bize lütufta bulunmasaydı; bizi de yerin dibine geçirirdi. (Çünkü biz de Kârun gibi bir servet sahibi olmayı dilemiştik.) Demek ki, (rablerinin nimetini) inkar edenler asla iflah olamazlarmış" diyerek hallerine şükrettiler.
Osman Fırat
swap_vert close
Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, "Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmayacak" demeye başladılar.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve dünkü gün onun mekanını temenni edenler, ertesi sabah diyorlardı ki: «Vay sana! Şüphe yok ki, Allah kullarından dilediğine rızkı yayıyor ve daraltıyor. Eğer Allah bize lûtfetmese idi elbette bizi de batırmıştı. Ay! Muhakkak ki, kâfir olanlar felâha eremezler.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Daha dün onun yerinde olmaya can atanlar bu sabah şöyle dediler: “Vah bize! Meğer Allah dilediği kimsenin rızkını bol bol verir, dilediğinin rızkını kısarmış! Şayet Allah bize lütfedip korumasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vah vah! Demek ki gerçekten kâfirler iflah olmazmış! ”
Süleyman Ateş
swap_vert close
Dün onun yerinde olmayı isteyenler: "Vay, demek Allah kullarından dilediğine rızkı açar ve kısar. Allah bize lutfetmiş olmasaydı, bizi de yere batırırdı. Demek gerçekten kafirler iflah olmaz!" demeğe başladılar.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onun mekânını temennî idenler sabah birbirlerine: "Allâh kullarından dilediğine rızkı yayar ve dilediğine kısar. Eğer Allâh bize lütuf ve kerem itmemiş olsa idi, biz de onunla berâber yere batar idik. Vah bize! Ki onun gibi olmağı istiyorduk. Kâfirler felâh bulmazlar" didiler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Düne kadar onun yerinde olmak isteyenler şöyle demeye başladılar: “Vay be! Demek ki Allah rızkı, kimi kullarının önüne seriyor, kimi kullarına da ölçülü olarak veriyormuş. Allah yüzümüze bakmasaydı bizi de batırırdı. Vay be! Demek ki, nankörler iflah olmazlarmış.”
Şaban Piriş
swap_vert close
Daha dün, onun yerinde olmayı arzu edenler:-Vay, demek ki, Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletiyor ve dilediğininkini daraltıyormuş. Allah'ın bize nimetleri olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay, demek ki inkarcılar kurtuluşa eremezlermiş, demeye başladılar.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Akşam vakti onun yerinde olmak isteyenler ise, sabahladıklarında, “Demek ki,” diyorlardı, “Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletir, dilediğininkini de daraltırmış. Allah bize lütfetmeseydi biz de yerin dibine geçecektik. Demek nankörler iflâh olmuyormuş!”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Akşam onun mevkiine/konumuna imrenenler sabah şöyle diyorlardı: "Vay be! Allah, kullarından dilediğine rızkı açıp yayıyor, dilediğine de ölçüyle veriyor/kısıyor. Allah bize lütufta bulunmasaydı, vallahi bizi de batırmıştı. Demek ki, inkârcılar asla iflah etmiyorlar."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı oldı anlar kim arzuladılar mertebesin dün ya'nį yaķın vaķtin eydürler “görmedüñ mi bayıķm Tañrı döşer rūzıyı aña kim diler ķullarından daħı ŧar eyler! eger degül misse kim minnet eyledi Tañrı bizüm üzerümüze yire ķoyınıladuķ biz. görmedüñ mi bayıķ ķurtılmaz kāfirler!”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ṣabāḥ olduḳda ol kişiler ki temennī iderlerdi Ḳārūn mertebesini geçengünde, eyitmege başladılar ki: Vay bize, Tañrı Ta‘ālā rızḳı giñ eyler kimedilese ḳullarından ve ṭar eyler kime dilese. Eger Tañrı Ta‘ālā bize raḥmet ey‐lemese‐y‐di, bizi daḫı yire geçürürdi. Vāveylā, kāfirler iflāḥ olmazlar.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Dünən (dünyada) onun (Qarunun) yerində olmaq istəyənlər ertəsi gün səhər belə deyirdilər: “Vay (biz heç bilməmişik)! Sən demə, Allah Öz bəndələrindən istədiyinin ruzisini artırarmış da, azaldarmış da! Əgər Allah bizə lütf etməsəydi, yəqin ki, bizi də yerə gömərdi. Sən demə, kafirlər nicat tapmayacaqlarmış!”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And morning found those who had coveted his place but yesterday crying: Ah, welladay! Allah enlargeth the provision for whom He will of His slaves and straiteneth it (for whom He will). If Allah had not been gracious unto us He would have caused it to swallow us (also). Ah, welladay! the disbelievers never prosper.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And those who had envied his position the day before began to say on the morrow: "Ah! it is indeed Allah Who enlarges the provision(3412) or restricts it, to any of His servants He pleases! had it not been that Allah was gracious to us, He could have caused the earth to swallow us up! Ah! those who reject Allah will assuredly never prosper."
3412 Provision or Sustenance, both literally and figuratively: wealth and material things in life as well as the things that sustain our higher and spiritual faculties. The rabble, that admired Qarun's wealth when he was in worldly prosperity, now sees the other side of the question and understands that there are other gifts more precious and desirable, and that these may actually be withheld from men who enjoy wealth and worldly prosperity. In fact it is false prosperity, or no prosperity in the real sense of the word, which is without spiritual well-being (Cf. 29:17, 30:37, and 39:52).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاَصْبَحَ
ve oldu
الَّذ۪ينَ
o kim-seler ki
تَمَنَّوْا
temenni ettiler
مَكَانَهُ
onun yerini
بِالْاَمْسِ
dün
يَقُولُونَ
diyorlar
وَيْكَاَنَّ
demek ki şüphesiz
اللّٰهَ
Allah
يَبْسُطُ
genişletiyor
الرِّزْقَ
rızkı
لِمَنْ
o kimse için ki
يَشَٓاءُ
diler
مِنْ عِبَادِه۪
kullarından
وَيَقْدِرُۚ
ve daral- tıyor
لَوْلَٓا
eğer ol-masaydı
اَنْ مَنَّ
lütufta bu-lunması
اللّٰهُ
Allah'ın
عَلَيْنَا
bize
لَخَسَفَ
elbette ye-re batırırdı
بِنَاۜ
bizi
وَيْكَاَنَّهُ
demek şu gerçek ki
لَا يُفْلِحُ
iflah olmazmış
الْكَافِرُونَ۟
kâfirler
Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler, "demek ki Allah, kullarından dilediği kimseler için rızkı bol veriyor, (dilediğine de) daraltıyormuş. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kâfirler iflah olmazmış!" demeye başladılar.
اَصْبَحَ
Fiil-IV
ص ب ح
Oldu, sabahladı
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
تَمَنَّى
Fiil-V
م ن ي
Temenni etti, arzu etti
مَكَان
İsim
ك و ن
Yer, mekân, makam
اَمْس
İsim
اَمْس
Dün
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
وَيْكَاَنّ
Harf-i nasb
وَيْكَاَنّ
Vay demek ki, demek ki gerçekten
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
بَسَطَ
Fiil-I
ب س ط
Genişletti, uzattı, yaydı
رِزْق
İsim
ر ز ق
Rızık, yiyecek
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
شَاءَ
Fiil-I
ش ي ا
Diledi, istedi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
عَبْد
İsim
ع ب د
Kul, köle, âbd
قَدَرَ
Fiil-I
ق د ر
Güç yetirdi, takdir etti, daralttı, sıkıntıya soktu
لَوْلَا
Tahdid edatı + Şart edatı
لَوْلَا
olmamış olsa, olmasa, keşke, eğer olmasaydı
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
مَنَّ
Fiil-I
م ن ن
Lütufta bulundu, lütfetti, başa kaktı, minnet etti
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
خَسَفَ
Fiil-I
خ س ف
Batırdı, geçirdi
بِنَا
Zamir
بِنَا
Bizimle
وَيْكَاَنّ
Harf-i nasb
وَيْكَاَنّ
Vay demek ki, demek ki gerçekten
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اَفْلَحَ
Fiil-IV
ف ل ح
Felaha erdi, iflah oldu, kurtuluşa erdi, felah buldu
كَافِرُون
Etken fiil
ك ف ر
Kâfirler, inkâr edenler, nankörler