close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kasas Sûresi 81. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Feḣasefnâ bihi vebidârihi-l-arda femâ kâne lehu min fi-etin yensurûnehu min dûni(A)llâhi vemâ kâne mine-lmuntasirîn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Derken onu da, sarayını da yere geçirdik, Allah'tan başka ona yardım edecek bir topluluğa sahip değildi ve kendisinin de kendisine bir yardımı dokunamadı.
Kârun'un, Mûsâ Peygamberin teyzesinin, yahut amcasının oğlu olduğu rivâyet edilmiştir. Ahd-i Atıyk'te de adı, Korah diye geçer ve bununla berâber iki yüz elli kişinin Mûsâ ve Hârûn peygamberlere isyan ettikleri ve Tanrının onları yere batırdığı anlatılır (A'dâd, 16, 1-35).  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Nihayet Biz onu (Karun’u) da, konağını (ve hazine sandıklarını) da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah’a karşı ona yardım edecek bir taraftarı olmamış (olanlar da fayda vermemişti). Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden olan (bir kişi) de değildi.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve sonunda Kârûn'u da, sarayını da yerin dibine geçirdik. O'na Allah'a karşı yardım edecek bir kimse bulunmadı. Kendisinin de, kendisine bir yardımı dokunamadı.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Nihayet, onu da, konağını, hazinelerini ve yurdunu da yerin dibine geçirdik. Artık Allah'ın dışında, kulları durumundakilerden, kendisine yardım edecek avanesi olmadığı gibi, o kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.
Ahmet Varol
swap_vert close
Sonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi.
Ali Bulaç
swap_vert close
Sonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Nihayet Karûn'u, hem de sarayı ile yere geçirdik. Artık Allah'a karşı kendisine yardım edecek bir cemaatı yoktu onun. Allah'ın azabından kendini kurtarıcılardan da olmadı.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Nihayet Biz, onu da evini de yere batırdık. Allah’tan başka, ona yardım edecek bir cemaati olmadı. Kendi kendine de yardım edemedi. (Kendi imkânları da ona bir fayda vermedi.)
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Nihayet biz, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı ona yardım edebilecek yandaşları da yoktu; o, kendini kurtarabilecek kimselerden de değildi.
Besim Atalay
swap_vert close
Hem Karun'u, hem de köşkünü yere batırdık, Allahtan özge, hiç kimseler de yardım etmedi, öç dahi alamadı
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Sonunda (yaptıkları yüzünden) biz onu da sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı ona yardım edebilecek bir topluluk da olmadı (ve olamazdı da). O, kendisini kurtarabilecek durumda da değildi (zaten).
Kârun servetini sadece bir güç olarak Firavun’un kurduğu sistemin yaşaması ve muktedir olması için kullanıyor ve Allah’ın verdiği maddi güçle Hz. Musa ve Harun’a muhalefet ederek âdeta Allah’a karşı mücadele veriyordu. Dolaysıyla Kârun’un cezalandırılması serveti yüzünden değil, servetin verdiği şımarıklık ve taşkınlık yüzünden olmuştur.  
Cemil Said
swap_vert close
Kârun ve sarayı yere geçsün diyu emr itdik. Allâh’a karşu ânı kesretli âdemleri kurtaramadı, hiç bir imdâda nâil olamadı.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Sonunda, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı ona yardım edebilecek kimsesi de yoktu; kendini kurtarabilecek kimselerden de değildi.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah’a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi!
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Sonunda biz onu ve evini barkını yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı ona yardım edecek adamları olmadığı gibi, kendi kendini kurtarabilecek durumda da değildi.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Nihayet biz, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah'a karşı kendisine yardım edecek avanesi olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.
Edip Yüksel
swap_vert close
Onu eviyle birlikte yerin dibine geçirdik. ALLAH'ın dışında kendisine yardım edecek bir bölüğü yoktu; kazananlardan olmadı.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Derken biz onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah'a karşı kendisine yardım edecek taraftarları olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Derken biz onu hem de sarayı ile yere geçiriverdik o vakıt Allaha karşı yardımına gelecek tarafdarları da olmadı, kendini kurtaracaklardan da değildi
Emrah Demiryent
swap_vert close
Sonunda (yaptıkları yüzünden), biz onu (Kârûn’u) da sarayını da yerin dibine batırdık. Allah’ (ın azabın) a karşı ona yardım edebilecek bir topluluk olmadığı gibi, o, kendi kendine de yardım edemedi.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Sonra, onu ve yurdunu yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı kendisine yardım edecek bir taraftar da olmadı. Yardım edilenlerden de olmadı.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Nihayet biz onu da, sarayını da yere geçiriverdik. Artık Allaha karşı kendisine yardım edecek hiçbir cemâati da yokdu onun. Bizzat kendisini müdâfaa edebileceklerden de değildi o.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Nihâyet, onu da sarayını da yere geçiriverdik;(2) artık Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluk da olmadı. Kendi kendini kurtarabilecek kimselerden de değildi.
(2)“Ehl-i dalâletin (hak yoldan sapanların) şerrinden kâinâtın kızdıklarını ve anâsır-ı külliyenin (hava, su, toprak, ateş gibi büyük unsurların) hiddet ettiklerini ve umum mevcûdâtın (varlıkların) galeyâna geldiklerini, Kur’ân-ı Hakîm mu‘cizâne (mu‘cize sûretinde) ifâde ediyor. Yani: (...) Kavm-i Semûd ve Âd’ın inkârından hava unsurunun hiddetini ve Kavm-i Fir‘avun’a karşı su unsurunun ve denizin galeyânını ve Kārun’a karşı toprak unsurunun gayzını (öfkesini) (...) ve sâir mevcûdâtın ehl-i küfür ve dalâlete karşı hiddetini gösterip i‘lân ederek, gāyet müdhiş bir tarzda ve i‘cazkârâne (mu‘cize olarak) ehl-i dalâlet ve isyânı (kâfirleri ve fâsıkları) zecrediyor (isyanlarından men‘ ediyor).” (Lem‘alar, 13. Lem‘a, 85)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Sonunda (yaptıkları yüzünden) biz onu da sarayını da (şiddetli bir depremle) yere geçirdik (yerle bir ettik). Artık (zatım olan) Allah’ın dışında ona yardım edebilecek bir topluluk da olmadı (ve olamazdı da). O, kendisini kurtarabilecek durumda da değildi.*
(*) Dünya hayatına düşkün olanlar Karûn’un servet ve ihtişamını gördükçe onun şanslı bir insan olduğunu düşünüyor ve onun yerinde veya onun kadar zengin biri olmak istiyorlardı. İlim ve irfan sahibi kimseler ise onları kınayarak bu tür özentilerin yersiz olduğunu söylüyorlardı. Zira dünyadaki servet geçici, âhiret ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır (krş. Kehf18/46; A‘lâ 87/16-17). 80. âyete göre âhirette bu nimetlere kavuşabilmek için iman, sâlih amel ve sabır sahibi olmak gerekmektedir. Karûn, evi, barkı ve bütün servetiyle birlikte çöküp yerin dibine batırıldı. Daha önce onun ihtişamına imrenip özenenler bunu görünce söylediklerine pişman oldular ve Allah’ın verdiği rızka razı olmak gerektiğine, nankörlerin iflah olmayacaklarına kanaat getirdiler. Karûn kıssası servet ve gücüne güvenerek, kendini imtiyazlı ve büyük görüp Allah’a isyan, insanlara karşı haksızlık eden ve sınırı aşanlar için asırları aşıp gelen bir ibret tablosu, bir öğüt levhasıdır. Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 246-247) Kârun servetini sadece bir güç olarak Firavun’un kurduğu sistemin yaşaması ve muktedir olması için kullanıyor ve Allah’ın verdiği maddi güçle Hz. Musa ve Harun’a muhalefet ederek âdeta Allah’a karşı mücadele veriyordu. Dolaysıyla Kârun’un cezalandırılması serveti yüzünden değil, servetin verdiği şımarıklık ve taşkınlık yüzünden olmuştur…) Lafzen, “kendisine yardım eden bir topluluk olmadı/bulamadı”. Karûn’un “yere batırılması”, dünyevî varlık ve itibarının şu ya da bu sebeple, beklenmedik bir tarzda elinden çıktığını ifade eden mecazî bir anlamla yüklü olabilir. (M. Esed Meal Açıklaması)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Karun’u ve evini yerin dibine batırdığımızda ona, Allah’dan başka yardım eden hiçbir gurup olmadı. Zaten Karun da (yaptıklarından dolayı) yardım alanlardan olmadı.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Sonunda onu da sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı onun yardımına koşacak kimsesi de yoktu. O da kendi kendisini kurtarabilecek bir kimse değildi.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Biz hem onu, hem evini zelzele ile yere geçirdik. Ona Allah/tan başka yardım edip azaptan kurtarır hiçbir taraftar bulunmadı. Kendisi de Musa/dan öc alanlar arasına geçemedi [³].
[3] Yahut kendisini azaptan kurtaranlardan olamadı.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Sonunda Biz, onu ve sarayını yerin dibine batırdık [hasefnâ]. Artık, Allah’a karşı ona yardım edebilecek topluluğu [fi’e]²⁴ yoktu. Kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi.
24 “Fi’e” birbirine yardım eden cemaatlere verilen addır.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Sonunda onu da konağını da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Karun, bir süre daha lüks ve refah içinde hayat sürdü fakat sonunda, hem kendisini hem de o görkemli sarayını helâk edip yerin dibine geçirdik! Öyle ki, ne o güçlü kuvvetli orduları ve adamları onu Allah’a karşı koruyabildi, ne de kendi kendini bu acıklı sondan kurtarabildi!
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onu ve sarayını Yer’in dibine geçirdik. Allah’tan başka yardım edecek hiçbir destekçi olmadı. Kendisini Kurtaracaklar’dan da değildi.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Sonunda Kârûn'u da sarayını da toprağın derinliklerine gömdük. Hattâ ölürken yine Allah'tan başka elinden tutacak kimsesi olmadı. Kendi çabasıyla kurtulacak takati de yoktu.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Nihayet biz Karun’u da, evini de yerle bir ettik. Allah’a karşı Karun’a yardım edecek bir topluluk da çıkmadı! Kendi kendini savunup kurtulabileceklerden de değildi. Karun’un yok edici cezamıza karşı çıkacak gücü de yoktu. İnsanın dünyadaki zenginliği ne olursa olsun, orduları ne kadar güçlü olursa olsun, yok etmek istediğimiz zaman anında yok ederiz. Buna karşı çıkacak hiçbir güç yoktur. Onlar kendilerine verdiğimiz süreyi iyi değerlendirsin! Biz onlar şımarsınlar diye değil, düşünüp öğüt alsınlar diye süre verdik.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Sonunda biz onu da evini de yerin dibine geçirmiştik. Allah’a karşı kendisine yardım edecek grubu (kimsesi) de yoktu; kendini kurtarabileceklerden de değildi.
Mehmet Türk
swap_vert close
Sonunda Biz onu da sarayını da yerin dibine geçirdik. Onun Allah’ın dışında kendisine yardım edebilecek kimsesi olmadığı gibi o, kendisini (bile) kurtarabileceklerden değildi.
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve sonunda onu da, evini barkını da yere batırdık: öyle ki, Allah’a karşı hiçbir şey, hiç kimse onun yardımına yetişmedi; ⁹¹ pek tabii, kendi kendine yardım edebilecek durumda da değildi.
91 Lafzen, “kendisine yardım eden bir topluluk olmadı/bulamadı”. Kârûn’un “yere batırılması”, dünyevî varlık ve itibarının şu ya da bu sebeple, beklenmedik bir tarzda elinden çıktığını ifade eden mecazî bir anlamla yüklü olabilir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Sonunda biz de onu, köşk ve saraylarıyla birlikte yerin dibine geçirdik. Artık Allah’tan başka kimse ona yardım edemezdi, edemedi de, kurtulmak için de elinden hiçbir şey gelmiyordu. 22/45, 44/25
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Nihayet onu da, evini barkını da yerin dibine geçirdik.[³⁴⁵⁸] Artık Allah’a karşı kendisine yardım edecek bir topluluk da yoktu; kendisi de, yardımı hak edenlerden biri olmadı.
[3458] Servet, meratibü’l-vücutta (varlık hiyerarşisi) en aşağı tabakayı ifade eder. İnsan yüzünü servete dönerse sırtını Allah’a dönmüş olur. Kendisine tutunanı servet aşağı çekerek yerin dibine batırır. Sözün özü: Servet insanın nesnesidir. İnsan servet elinde nesneleşirse, Allah onu servetinin eline vererek cezalandırır. Bu takdirde at süvarisinin sırtına binmiş olur. Kıssanın verdiği ders şudur: Sırta alınan servet, sahibini yere geçirir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik, artık Allah'a karşı kendisine yardım edecek hiçbir kimsesi yoktu, bizzat kendisini (helâk olmaktan) koruyabilecek bir güce de sahip değildi.
Osman Fırat
swap_vert close
Ve sonunda onu da, evini barkını da yere batırdık: öyle ki, Allah’a karşı hiçbir şey, hiç kimse onun yardımına yetişmedi; pek tabii, kendi kendine yardım edebilecek durumda da değildi.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Derken onu konağı ile beraber yere geçirdik. Ve ona Allah'dan başka yardım eder bir cemaat bulunmadı ve kendisine yardım edeceklerden olmadı.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Derken Biz onu da, sarayını da yerin dibine geçiriverdik. Ne yardımcıları Allah'a karşı kendisine yardım edip, onu kurtarabildi, ne de kendi kendisini savunabildi. Krş. KM, Sayılar, 16
Süleyman Ateş
swap_vert close
Nihayet onu da, evini barkını da yere batırdık. Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Kendi kendini (savunup) kurtaranlardan da değildi.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Kârûn'ı malıyla ve hânesiyle berâber yere batırdık. Ona, Allâh'ın bu 'azâbına karşı yardım idecek bir tâife olmadı. O da kendine yardım idicilerden değildi.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Nihayet onu, yeriyle yurduyla birlikte batırdık. Allah’tan başka ona yardımcı olacak bir ekip ortaya çıkmadı. Herhangi bir yardım da görmedi.
Şaban Piriş
swap_vert close
Karun'u da, sarayını da yerin dibine geçirdik. O'na, Allah'a karşı yardım edecek kimse de yoktu. Kendi kendini de kurtaramadı.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Sonra Biz onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık ne Allah'a karşı ona yardım eden bir topluluk vardı, ne de o kendisine yardım edecek haldeydi.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Nihayet, Karun'u da sarayını da yere geçirdik. Allah'a karşı kendisine yardım edecek yandaşları da yoktu. Kendi kendisine yardım edebileceklerden de değildi.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
pes yire ķoyduķ anı daħı sarāyını yire. pes olmadı anuñ bölük ādemį kim yardım-ide aña Tañrı 'aźābı ileyinde daħı olmadı girü ŧurıcılardan ya'nį 'aźābdan.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Pes yire geçürdük Ḳārūnı, Ḳārūnuñ evini daḫı. Pes aña bulunmadı bircemā‘at ki yardım idüp anı ḳurtaralar Tañrı ‘aẕābından. Manṣūrlardan daḫıolmadı.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Nəhayət, (Musanın duasını qəbul buyurub bir zəlzələ nəticəsində) onu (Qarunu) sarayı ilə birlikdə yerə gömdük. Allaha qarşı ona yardım edə biləcək (Allahın əzabından onu qurtaracaq) bir camaat da yox idi. O özü də özünə heç bir kömək edə bilmədi. (Bu qədər cah-calalın, dəbdəbənin müqabilində nə özü, nə də başqası Allahın əzabını ondan dəf etməyə qadir olmadı. Allahın əzab vermək istədiyi bir kimsəni Allahın Özündən başqa o əzabdan heç kəs qurtara bilməz!)
M. Pickthall (English)
swap_vert close
So We caused the earth to swallow him and his dwelling place. Then he had no host to help him against Allah, nor was he of those who can save themselves.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Then We caused the earth(3411) to swallow up him and his house; and he had not (the least little) party to help him against Allah, nor could he defend himself.
3411 Seen. 3404 above. Cf. also 16:45 and n. 2071. Besides the obvious moral in the literal interpretation of the story, that material wealth is fleeting and may be a temptation and a cause of fall, there are some metaphorical implications that occur to me. (1) Qarun was with Israel in the wilderness, even his material wealth was of no use to him there; he had the mere empty keys; material wealth has no value in itself, but only a relative and local value. (2) In body he was with Israel in the wilderness, but his heart was in Egypt with its fertility and its slavery. Such is the case of many hypocrites, who like to be seen in righteous company but whose thoughts, longings, and doings are inconsistent with such company. (3) There is no good in this life but comes from Allah. To think otherwise is to set up a false god besides Allah. Our own merits are so small that they should never be the object of our idolatry. (4) If Qarun on account of his wealth was setting himself up in rivalry with Moses and Aaron, he was blind to the fact that spiritual knowledge is far above any little cleverness in worldly affairs. Mob-leaders have no position before spiritual guides.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
فَخَسَفْنَا
nihayet geçirdik
بِه۪
onu
وَبِدَارِهِ
ve evini
الْاَرْضَ
yere
فَمَا كَانَ
artık olmadı
لَهُ
onun için
مِنْ فِئَةٍ
bir topluluk ki
يَنْصُرُونَهُ
ona yardım edecekler
مِنْ دُونِ
başka
اللّٰهِۗق
Allah'
tan
وَمَا كَانَ
ve olmadı
مِنَ الْمُنْتَصِر۪ينَ
kendini kurtarabileceklerden
Nihayet Biz, onu da sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluk olmadı ve o (kendi) kendini kurtarabileceklerden de değildi.
خَسَفَ
Fiil-I
خ س ف
Batırdı, geçirdi
بِه
Zamir
بِه
Onunla, kendisiyle
دَارٌ
İsim
د و ر
Yurt, ev
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
لَهُ
Zamir
لَهُ
Onun, ona
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
فِئَة
İsim
ف ا ي
Topluluk, grup, birlik
نَصَرَ
Fiil-I
ن ص ر
Yardım etti
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
دُون
İsim
د و ن
Başka, başkası, arka, hariç, önce, dışında
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
مُنْتَصِر
Etken fiil-VIII
ن ص ر
Kurtarıcı, yardımlaşan