close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kasas Sûresi 63. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Kâle-lleżîne hakka ‘aleyhimu-lkavlu rabbenâ hâulâ-i-lleżîne aġveynâ aġveynâhum kemâ ġaveynâ(s) teberra/nâ ileyk(e)(s) mâ kânû iyyânâ ya’budûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Azap edeceğimize dair söylediğimiz sözü hakedenler, Rabbimiz derler, işte şunlar, azdırdığımız kişiler, biz nasıl azmışsak onları da öyle azdırdık. Onlardan uzaklaştık, tapına geldik; onlar, bize tapmıyorlardı zaten.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Üzerlerine (azap) sözü hak olan (saptırıcı)lar derler ki: ’Rabbimiz, işte bizim azdırıp saptırdıklarımız bunlardır; kendimiz azıp saptığımız gibi, onları da azdırıp saptırdık. (Şimdiyse) Sana (gelip onlardan) uzaklaşmış bulunmaktayız. (Zaten) Onlar bize tapıyor da değillerdi. (Kendi nefsani heves ve istekleri için bizim peşimize düşmüşlerdi.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Azap edeceğimize dair söylediğimiz sözü hakedenler: “Ey Rabbimiz!” diyecekler. “Bunlar bizim azdırdığımız kimselerdir, evet biz kendimiz azdığımız gibi, onları da azdırdık. Onların yaptıklarından uzak olduğumuzu, bu hususta bizim suçumuzun olmadığını sana arzederiz. Zaten onlar, bize tapmıyorlardı, kendi arzu ve heveslerine tapıyorlardı” dediler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, sana ve Kur'ân'a itibar etmedikleri için, aleyhlerinde gerekçeli hükümleri gerçekleşmiş olan liderler, güç ve iktidar sahipleri: “Rabbimiz, şunlar bizim azdırdığımız kimselerdir. Biz nasıl azmışsak, onları da öylece azdırdık. Onların suçlarıyla ilgimiz olmadığını arz eder, sana sığınırız. Onlar, aslında, bizlere de tapmıyorlardı.” derler.
Ahmet Varol
swap_vert close
Üzerlerine (azap) söz(ü) hak olanlar derler ki: "Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımız. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Şimdi (onlardan) uzaklaşarak sana yöneldik. Zaten onlar bize tapmıyorlardı."
Ali Bulaç
swap_vert close
Üzerlerine (azab) sözü hak olanlar derler ki: 'Rabbimiz, işte bizim azdırıp-saptırdıklarımız bunlar; kendimiz azıp saptığımız gibi, onları da azdırıp saptırdık. (Şimdiyse) Sana (gelip onlardan) uzaklaşmış bulunmaktayız. Onlar bize tapıyor da değillerdi.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Üzerlerine azab vacib olanlar şöyle diyecektir:” - Ey Rabbimiz! İşte şu düşükler, azdırdığımız kimseler. Biz nasıl azmışsak onları da öyle azdırdık, (hak yoldan çıkardık). Onların seçtiği küfürden beri olub sana döndük. Aslında onlar bize tapmıyorlardı (ancak hevalarına uyuyorlardı).”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
O gün, kendileri için azabın tahakkuk ettiği kişiler: “Ey Rabbimiz! İşte aldattığımız bunlar! Kendimiz aldandığımız gibi, onları da aldattık. (Onlardan) Sana sığınıyoruz. Zaten onlar bize ibadet etmiyorlardı. [Kendi hevalarına tapıyorlardı.]
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
O gün, söz aleyhlerine gerçekleşmiş olanlar, “Ey Rabbimiz! Şunlar azdırdığımız kimselerdir. Biz nasıl azmışsak, onları da öyle azdırdık. Onlardan uzaklaşıp sana geldik, zaten onlar bize tapmıyorlardı” derler.
Besim Atalay
swap_vert close
Kendi üzerlerine, söz hak olan kimseler diyecekler ki: «Ey Tanrımız! İşte bizim azdırmış olduklarımız, azmış isek biz nice, azdırdık da öylece, onlardan uzaklaştık, sana yaklaştık, onlar bize tapmazlardı»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Bunun üzerine) haklarında azap hükmü gerçekleşen (o saptırıcı önder)ler: “Ey Rabbimiz! İşte bunları sapıklığa sürükleyen biziz. Evet, biz kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık (fakat onlar da kendi iradeleriyle peşimizden geldi). Şimdi de onlardan uzaklaşıp sana döndük. Zaten (gerçekte) onlar bize tapmıyor (kendi istek ve arzularına tapıyor)lardı” diyecekler.
Bkz. 25/43, 10/28Yani; bizden öncekiler yanlış dini telkinlerle bizi nasıl yoldan çıkardılarsa, biz de atalarımızdan devraldığımız şekilde, hurafelerle ve yanlış dini telkinlerle onları öylece yoldan çıkardık. Üstelik onları yoldan çıkarabilmek için senin dinini de olduğundan farklı aktardık.  
Cemil Said
swap_vert close
O vakit ’aleyhlerine hüküm sâdır olan rüesâ "Yâ rabbî bu âdemleri biz iğfâl itdik, kendimiz nasıl iğfâl olunduk ise ânları da biz iğfâl itdik. Bize böyle bir dîn telkîn iylediler kabahatimiz yokdur. Ânlar bize tapmıyorlar idi." diyecekler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Hükmün aleyhlerine gerçekleştiği kimseler: "Rabbimiz! İşte bunlar bizim azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlardan uzaklaşıp Sana geldik, zaten aslında bize tapmıyorlardı" derler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Haklarında azap hükmü gerçekleşenler, “Ey Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Şimdi de onlardan uzaklaşıp sana döndük. Zaten (gerçekte) onlar bize tapmıyorlardı” diyeceklerdir.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Kendileriyle ilgili azap hükmü kesinleşmiş olanlar, “Rabbimiz! Şunlar azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Sorumluluklarını yüklenmiyor, onları senin hükmüne bırakıyoruz. Onlar zaten bize tapmıyorlardı” derler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
(O gün) aleyhlerine söz (hüküm) gerçekleşmiş olanlar: Rabbimiz! Şunlar azdırdığımız kimselerdir. Biz nasıl azmışsak onları da öylece azdırdık (yoksa onları zorlayan bir gücümüz yoktu. Onların suçlarından) berî olduğumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslında bize tapmıyorlardı (kendi arzularına tapıyorlardı), derler.
Edip Yüksel
swap_vert close
Aleyhlerinde yargının gerçekleştiği kimseler, "Rabbimiz, şunlar bizim saptırdığımız kimselerdir; biz kendimiz sapmış olduğumuz için onları saptırdık. Onları bırakıp sana sığınıyoruz. Onlar aslında bize tapmıyorlardı," derler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
(O gün) haklarında azaba itilme, hükmü gerçekleşen kimseler, "Rabbimiz! Biz nasıl azmışsak, işte bu azmışları da öylece azdırdık. (Onların suçlarından) beri olduğumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslında bizlere tapmıyorlardı." derler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Aleyhlerinde söz hakk olmuş olanlar şöyle demektedir: ey bizim yegâne rabbımız! daha işte şunlar: o azdırdığımız kimseler, biz onları kendi azdığımız gibi azdırdık sana teberri ettik onlar bizlere tapmıyorlardı
Emrah Demiryent
swap_vert close
Haklarında azap hükmü gerçekleşenler (şeytanlar ve küfür önderleri), “Rabbimiz! İşte şunları sapkınlığa sürükleyen biziz. (Evet,) biz kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık (fakat biz onları zorlamadık, onlar kendi cüz’î irâdeleriyle peşimizden geldiler). Şimdi de onlardan uzaklaşıp (yaptıklarımızın hesabını vermek üzere) sana (manevi huzuruna) döndük. Zaten (gerçekte) onlar bize tapmıyor (kendi hevâ ve heveslerine tapıyor) lardı” diyecekler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Haklarında sözün gerçekleştiği¹ kimseler: “Rabb'imiz! İşte bunlar azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi, onları da azdırdık.² Uzak olduğumuzu³ Sana arz ederiz. Zaten onlar, bize kulluk etmiyorlardı.” dediler.
1- Mahşerde toplayıp hesap sorma, hesaba çekme. 2- Biz azdık, onlar da bize uydular. 3- Onların yaptıklarından uzak olduğumuzu, bu konuda suçsuz olduğumuzu.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(O gün) aleyhlerinde söz hak olanlar (şöyle) demişdir (diyecekdir): «Ey Rabbimiz, işte bunlar bizim azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz nasıl azmışsak onları da öylece azdırdık. Uzaklaşdık, sana (döndük. Zâten) onlar bize tapmıyorlardı».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Aleyhlerine (azâbımıza dâir) söz hak olanlar der ki: “Rabbimiz! Bizim azdırdığımız kimseler (işte) şunlardır. (Biz) nasıl azdıksa, onları da (öyle) azdırdık.(Onlardan) sana (sığınıp) uzaklaştık! (Zâten onlar, nefislerinin peşindeydiler de) bize tapmıyorlardı.”
İhsan Aktaş
swap_vert close
(O gün o saptırıcı önderlerin) aleyhlerinde sözün (yargının) gerçekleştiği kimseler, Rabbimiz, şunlar bizim saptırdığımız kimselerdir; biz kendimiz sapmış olduğumuz gibi (ne yazık ki) onları (da) saptırdık. (Biz saptık, onlar da kendi arzularıyla bize uydular, böylece sapmalarına sebep olduk.) Şimdi de (onların yaptıklarından) uzak olduğumuzu, (onları zorlamadığımız için bu hususta bizim suçumuz olmadığını) sana arz ederiz. Aslında onlar bize tapmıyorlardı (kendi arzu ve heveslerine tapınıp duruyorlardı)."derler. *
(*) Yani Allah’ın yargısının aleyhlerine gerçekleştiğini gören kimseler Ayetin devamından da anlaşılacağı gibi, burada hitab edilen kimseler, toplumlarına yanlış ölçüler, yanlış değer hükümleri empoze ettiği farzedilen “din ve düşünce önderleri”dir; ve yandaşlarının tuttuğu eğri yoldan en başta bunlar sorumlu olduklarından, öte dünyada azabı en başta çekenler de bunlar olacaktır.(M. Esed Meal Açıklaması) Ayrıca bunlardan daha beter olanlar vardır ki, vahyin ve dinin tek kaynağı olan Kur’an’ı Kerimi uydurma hadislerin etkisi altında yazılan yanlış tefsir, yorum ve içtihatlarla halka anlatan ve böylece hem kendileri Kur’an’dan/indirilen hak dinden/ sapmışlar hem de halkı Kur’an’dan saptırmış olup adeta Kur’an dışı bir din icat etmişlerdir. Zira birçok konuda bunlara Kur’an’dan ayetleri/yüce Allah’ın sözlerini/anlatmaya çalıştığınız zaman, onlar da hemen uydurma hadislerle Kur’an’dan anlattıklarına karşılık veriyorlar. Yani (uydurma olsun olmasın) haşa o hadisleri yüce Allah’ın sözü olan Kur’an’nın önüne geçiriyorlar veya en azında Kur’an’a eşit ve denk tutuyorlar. Oysa hadis ve sünneti Kur’an’a denk tutmak, onun gibi vahiy ürünü olduğunu söylemek haşa Kur’an’ı gönderen yüce Allah’la resulünü birbirine denk tutmak anlamına gelir ki, bu da şirkin ve putperestliğin ta kendisidir. Ayrıca bu, Kur’an ayetlerini hadis ve sünnetle hükümsüz kılma çabasından başka bir şey değildir.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Allah’ın vaat ettiği sözün üzerlerine hak olduğu kimse dedi ki “Rabbimiz! İşte bizim azdırdıklarımız bunlar. Kendimiz azıp senden uzaklaştığımız gibi, onları da yoldan biz çıkardık. Sana koşulan tüm ortaklıklardan seni arındırırız ki, onlar dünyada iken yalnızca bize kulluk etmiyorlardı” dediler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Üzerlerine azap gerekenler: "Çalabımız! İşte azdırdığımız kimseler! Biz nasıl azdıysak onları da öyle azdırmıştık. Ancak, bizim sana karşı yüzümüz aktır. Çünkü onlar bize tapmadılar."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Üzerlerine azap sözü sabit olacak elebaşıları «— Ey Rabbimiz! Biz nasıl azmışsak azdırdıklarımızı da öyle azdırdık. Fakat zorlamadık, sana gelip onlarla ilişiğimizi kestik. Onlar bizlere değil, heveslerine taparlardı» diyecekler.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Haklarında azap sözü gerçekleşmiş olanla, “Ey Rabbimiz! İşte bunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık.¹⁶ Onlardan kaçıp/uzaklaşıp Sana geldik. Aslında onlar bize tapmıyorlardı” derler.
16 Burada hitaba muhatap olan kişiler; toplumlara yanlış hedefler gösteren, yanlış değer hükümleri empoze eden, din ve düşünce önderleri olduğu açıktır. Tuttukları bu eğri yoldan en başta bunlar sorumludur. Önce kendileri sapmışlar daha sonra da diğer insanları saptırmışlardır.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Üzerlerine söz (azap) hak olanlar derler ki: “Rabbimiz! İşte bizim azdırıp saptırdıklarımız bunlar; kendimiz azıp saptığımız gibi, onları da azdırıp saptırdık. (Şimdiyse) Sana (gelip onlardan) uzaklaşmış bulunmaktayız. Onlar bize tapıyor da değillerdi.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Bunun üzerine, haklarında azap hükmü kesinleşmiş olan o saptırıcı önderler, “Ey Rabb’imiz!” diyecekler, “Bunları sapıklığa sürükleyen biziz! Evet, biz nasıl kendi irâdemizle azdıysak, onları da öyle azdırdık. Onlar da kendi arzularıyla bizim peşimizden geldiler. Fakat şimdi, onlarla hiçbir ilgimiz kalmadığını sana arz ediyoruz!Zaten onların tapındığı, gerçekte biz değildik. Aslında onlar, sadece kendi arzu ve heveslerine kulluk ediyorlardı.”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Söz aleyhlerinde gerçekleşmiş olanlar dedi ki: “Rabbimiz! İşte onlar azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. (Onlardan ayrılarak) Sana iltica ettik / sığındık. Onlar sadece bize kulluk ediyor değillerdi”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Cezası kesinleşmiş olan ağalar, itiraf edip: " Ya Rab! bunları pohpohlayıp azdıran biz idik. Kendimiz azdığımız için onları da azdırdık. İtiraf etmeliyiz ki bunların bize hizmet ettiklerinin de aslı yoktu " diyecekler.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Hesap günü cezaya çarptırılanlar; “Rabbimiz! Şunlar azdırdığımız kimselerdir. Biz nasıl azmışsak onları da öylece azdırdık. Biz onların yaptıklarından uzağız. Gerçekte onlar yasalarımıza uyarak bize tapmıyorlardı. Onlar yasalarımız çıkarlarına uygun geldiği için bize uyuyorlardı. Aslında onlar arzularına heveslerine tapan insanlardı. Yasalarımız çıkarlarına uymamış olsaydı anında karşı çıkarlardı.” derler.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(O gün) hüküm aleyhlerine gerçekleşmiş olanlar şöyle diyeceklerdir: “Rabbimiz! Şunlar, azdırdığımız kişilerdir. Biz nasıl azmışsak onları da öyle azdırdık. (Kendilerinden) uzak olduğumuzu sana (arz ederiz). Zaten onlar, bize de tapmıyorlardı.” [*]
Benzer mesajlar: Yûnus 10:28-29; İbrâhîm 14:22; Nahl 16:86; Meryem 19:82; Furkân 25:18-19; ‘Ankebût 29:25; Rûm 30:13; Sebe’ 34:41; Fâtır 35:14; Ahkâf 46:6.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(O gün) helâk olmayı hak edenler: “Ey Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdığımız kimseler, biz nasıl azmışsak onları da öylece azdırdık.¹ Şimdi de onlardan uzak olduğumuzu sana arz ediyoruz. Zâten onlar, aslında yalnız bize tapmıyorlardı” derler.
1 Yani; bizden öncekiler bizi nasıl yoldan çıkardılarsa, biz de atalarımızdan devraldığımız şekilde, onları yoldan çıkardık.  
Muhammed Esed
swap_vert close
[Bunun üzerine, vaktiyle yapılan] uyarının apaçık aleyhlerine tecelli ettiğini gören ⁶⁵ kimseler: “Ey Rabbimiz!” diyecekler, “Bunlar bizim azdırdığımız kimselerdir; (evet,) biz kendimiz azdığımız gibi, onları da azdırdık ⁶⁶ (Ama şimdi) onları Senin hükmüne bırakıyoruz; zaten onların tapındığı gerçekte biz değildik”. ⁶⁷
65 Yani Allah’ın yargısının aleyhlerine gerçekleştiğini gören kimseler (karş. 27:82 ve ilgili 73. not). Ayetin devamından da anlaşılacağı gibi, burada hitab edilen kimseler, toplumlarına yanlış ölçüler, yanlış değer hükümleri empoze ettiği farzedilen “din ve düşünce önderleri”dir; ve yandaşlarının tuttuğu eğri yoldan en başta bunlar sorumlu olduklarından, öte dünyada azabı en başta çekenler de bunlar olacaktır.66 Yani, “biz onları yoldan çıkardıysak, bu, kötü niyetimizden ötürü değildi; bizi nasıl bizden öncekiler yoldan çıkardıysa, biz de onlardan devraldığımız bakış açıları ve yaşam tarzıyla sonrakileri yoldan çıkarmış olduk”. Bu “cevap”, hiç şüphesiz, zevahiri kurtarmak için söylenmiş mesnetsiz bir sözdür; fakat burada bu söze, insanın kaba maddeciliğe dayanan sahte -ve böyle olduğu halde, yine de yüceltilmekten geri durulmayan- değer ve kavramlara karşı gösterdiği bağlılığın sadece bir “toplumsal sirayet” meselesi olduğunu; bir başka deyişle, bu maddeci sahte değerlere sırf öncekilerden intikal ettiği ve sonraki nesiller tarafından da körü körüne benimsendiği için zaman içinde reddedilemez gözüyle bakılır olduğunu göstermek için yer verilmiştir. En derin anlamıyla bu pasaj, Kur’an’daki benzer başka ifadeler gibi, zihnî ya da ahlakî bir önermenin doğruluğuna hükmetmek için öteki bütün şartları bir kenara bırakıp sadece onun önceki nesiller tarafından muteber görülmüş olmasını yeterli görmenin zihnen ve ahlaken kabul edilemez olduğunu vurgulamaktadır.67 Bir başka deyişle, onlar sadece kendi arzu ve heveslerine kulluk ediyorlar, ama bu arzu ve heveslerini haricî varlıklara yansıtıyor yahut onlarla özdeşleştiriyorlardı. Bu konuda bkz. 10:28 ve ilgili notlar, özellikle 46. not, ayrıca bkz. 34:41 ve 52. not.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Haklarında azap hükmü gerçekleşmiş olanlar derler ki: – Rabbimiz, azdırıp yoldan çıkardıklarımız işte şunlardır. Biz nasıl azdıysak onları da öyle azdırdık. Şimdi onlardan ilişiğimizi kesip sana sığınıyoruz. Zaten onlar gerçekte bize kulluk etmiyorlardı, derler. 46/4...6
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Aleyhlerindeki sözün gerçekleştiğini gören kimseler, “Rabbimiz!” diyecekler; “İşte şunlar bizim azdırdıklarımız; kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık: (onlarla) ilişiğimizi kesip sana sığınıyoruz; zaten onlar aslında bize tapıyor değildiler.”[³⁴³⁸]
[3438] Zımnen: kendi arzu ve tutkularına tapıyorlardı (25:43 ve 10:28).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Aleyhlerine hüküm gerçekleşmiş olanlar (onları azdıranlar gelip) "Ey Rabbimiz, evet şunlar azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz nasıl azmışsak, onları da öylece azdırdık. (Fakat) onlardan uzaklaşıp sana geldik. Zaten onlar bize tapmıyorlardı." (Kendi hevâ ve heveslerine tapıyorlardı) derler. (Ve onları terk ederek uzaklaşırlar)
Osman Fırat
swap_vert close
Haklarında azap hükmü gerçekleşenler, "Ey Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Şimdi de onlardan uzaklaşıp sana döndük. Zaten (gerçekte) onlar bize tapmıyorlardı" diyeceklerdir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Üzerlerine söz hak olanlar diyeceklerdir ki: «Ey Rabbimiz! Şunlar kendilerini sapıttırmış olduğumuz kimselerdir. Biz onları kendi sapıttığımız gibi sapıttırdık (onlardan) uzaklaştık. Sana iltica ederiz. Onlar bize tapar olmadılar.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
(Şeytanlardan ve insanlardan putlaştırılmış oldukları için) kendileri hakkında azap hükmü kesinleşmiş olanlar: “Ulu Rabbimiz! İşimiz meydanda, azdırdığımız kimseler işte karşımızda, inkâr edemeyiz. Ama sırf kötülük olsun diye değil, kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onları zorlamadık. Onların iddiaları ile, onların bizi putlaştırmaları ile hiçbir ilişkimiz olmadığını ilan ediyoruz, Sana sığınıyoruz. Zaten aslında onlar bize tapmıyorlardı, kendi hevalarına tapıyorlardı. ”
Ebu’s-suûd efendi azap hükmü kesinleşmiş olanlarla ilgili olarak der ki: Bunlar şeytanlardan olan şerikleri veya Allah’tan başka rab edindikleri liderler ve önderleridir. Onları rab saymaları, verdikleri her emirde, yasakladıkları her hususta kendilerine itaat etmeleridir.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
(Azab) söz(ü) üzerlerine hak olanlar: "Rabbimiz, azdırdıklarımız şunlar. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. (Biz azdık, onlar da bize uydular. Onların yaptıklarından) uzak olduğumuzu, (bu hususta bizim suçumuz olmadığını) sana arz ederiz. Zaten onlar bize tapmıyorlardı (kendi arzularına tapıyorlardı)." derler.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Üzerlerine 'azâb hak olanlar (ruesâ-yı küffâr): "Yâ Rabbî! Bunlar bizden iğvâ idilmelerini istedikjleri cihetle biz onları iğvâ iyledik, şimdi onlardan berîyiz. (Onlarla bir münâsebetimiz yokdur) Ve onlar dünyâda iken bize 'ibâdet itmezlerdi. (Hevâ ve şehvetlerine 'ibâdet iderlerdi)" dirler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Cezayı hak edenler diyecekler ki: “Rabbimiz! Bunlar, hayallere daldırdığımız kimselerdir; tıpkı bizim daldığımız gibi daldırdık. Onlardan ilişkimizi kesip sana yöneldik. Zaten kulluk ettikleri yalnız biz değildik”.
Şaban Piriş
swap_vert close
Hüküm aleyhlerinde gerçekleşmiş olanlar:-Rabb'imiz, işte azdırdıklarımız onlardır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlardan uzaklaştık, sana geldik. Zaten onlar bize de kulluk etmiyorlardı, dediler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Haklarında azap vaadi gerçekleşmiş olanlar, “Rabbimiz,” derler. “İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz nasıl azdıysak, onları da öylece azdırdık. Şimdi biz onlardan uzaklaşıp Sana sığınıyoruz. Zaten onlar bize tapmıyorlardı.”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Üzerlerine hüküm hak olanlar şöyle diyecekler: "Rabbimiz, azdırdıklarımız işte şunlar! Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlardan uzak olduğumuzu sana arz ediyoruz. Zaten onlar sadece bize kulluk/ibadet etmiyorlardı ki!.."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
eyitti anlar kim vācib oldı anlaruñ üzere söz “iy çalabumuz! uşbunlar anlar kim azdurduķ azdurduķ anları nite kim azduķ. bįzār olduķ şendin yaña olmadılar bize ŧapalar.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Eyide ol kimseler ki vācib oldı anlar üstine ‘aẕāb: Yā Rabbenā, bunlar ol kişilerdür ki azdurduḳ anları biz azġan gibi. Biz bīzāruz anlardan. Anlar bize ṭapmazlardı.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Haqlarında hökm (və’d etdiyimiz əzab) vacib olanlar (şeytanlar və müşriklərin rəisləri) deyəcəklər: “Ey Rəbbimiz! Bunlar bizim (haqq yoldan) azdırdığımız kimsələrdir. Özümüz nə cür azmışdıqsa, onları da elə azdırdıq. Biz onlardan uzaqlaşıb (onlarla əlaqəmizi kəsib) Sənə tərəf gəldik. Əslində onlar bizə ibadət etmirdilər (yalnız öz nəfslərinə uyurdular).
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Those concerning whom the Word will have come true will say: Our Lord! These are they whom we led astray. We led them astray even as we ourselves were astray. We declare our innocence before Thee: us they never worshipped
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Those against whom the charge(3393) will be proved, will say: "Our Lord! These are the ones whom we led astray: we led them astray, as we were astray ourselves: we free ourselves (from them) in Thy presence: it was not us they worshipped."(3394)
3393 This and the next verse are concerned with the examination of those who neglected truth and righteousness and went after the worship of false gods, viz., their own lusts. These were the "partners" they associated with Allah. Insofar as they were embodied in false or wicked leaders, the leaders will disown responsibility for them. 'We ourselves went wrong, and they followed our example, because it suited them: they worshipped, not us, but their own lusts' (Cf. n. 4017) 3394 Cf. 10:28 . False worship often names others, but really it is the worship of the Self. The others whom they name will have nothing to do with them when the awful Penalty stands in the sight of both. Then each wrongdoer will have to look to his own case. The wicked will then realise the gravity of the situation and wish that they had accepted the true guidance of Allah's Messengers.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
قَالَ
dedi
الَّذ۪ينَ
o kimse-ler ki
حَقَّ
hak oldu
عَلَيْهِمُ
üzerlerine
الْقَوْلُ
söz
رَبَّنَا
Rabb-imiz
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ
şunlar
الَّذ۪ينَ
o kimse-lerdir ki
اَغْوَيْنَاۚ
azdırdık
اَغْوَيْنَاهُمْ
onları azdırdık
كَمَا
o şey gibi ki
غَوَيْنَاۚ
azdık
تَبَرَّاْنَٓا
uzaklaştık
اِلَيْكَۘ
Sana (arz ederiz)
مَا كَانُٓوا
olmadılar
اِيَّانَا
bize
يَعْبُدُونَ
tapıyorlar
(O gün) Üzerlerine (azap) söz(ü) hak olanlar derler ki: "Rabbimiz! Şunlar azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık (bizim onları zorlayıcı bir gücümüz yoktu, onlar bize uyarak azdılar. Bu yüzden onların suçlarından), uzak olduğumuzu Sana arz ederiz. Zaten onlar bize tapmıyorlardı (kendi arzu ve isteklerine tapıyorlardı)."
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
حَقَّ
Fiil-I
ح ق ق
Hak oldu, hakikat oldu, hakkını verdi
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
قَوْل
İsim fiil
ق و ل
Söz, laf, hitâp
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
هٰذَا
İşaret zamiri
هٰذَا
Bu, budur
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اَغْوَي
Fiil-IV
غ و ي
Azdırdı
اَغْوَي
Fiil-IV
غ و ي
Azdırdı
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
غَوٰى
Fiil-I
غ و ي
Azdı
تَبَرَّاَ
Fiil-V
ب ر ا
Uzaklaştı, alakasını kesti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
اِيَّا
Edat
اِيَّا
Yalnız, sadece, ancak
عَبَدَ
Fiil-I
ع ب د
Âbd oldu, taptı, kulluk etti