“Seninle aynı yolu izleyecek olursak kendi toprağımızdan koparıp atarlar bizi” diyorlar. ⁵⁷ Oysa, Katımızdan rızık olarak her türlü ürünün getirilip toplandığı, koruyucu örf altında güvenli bir yere yerleştirmedik mi onları? ⁵⁸ Ne var ki, çokları [bunun] farkında değil.
57 Lafzen, “Seninle beraber doğru yolu tutacak olsak, bizi ülkeden koparıp atarlar”. Bu pasajın içiçe iki anlamı vardır. Tarihî planda, yukarıdaki ifade, Muhammed (s)’in çağrısına karşı Mekke’li pek çok müşrikin şu mazeretini dile getirmektedir: “Senin çağrını kabul edecek olursak diğer kabilelerden pek çoğu bizi cedlerimizin dinine ihanetle suçlayacaklar ve bizi kendi topraklarımızdan sürüp çıkaracaklardır”. Aynı ifade, daha genel ve zamana bağımlı olmayan anlamıyla, hangi çağda, hangi kültürel ve dinî ortamda olursa olsun, manevî planda yeni bir çağrının hak olduğunu fark etmiş olmakla birlikte, kendileriyle mensup oldukları çevrenin arasını açacağından ve onları toplum içinde dayanaksız bırakacağından çekindikleri için hakkı açıkça tanımaya yanaşmayan insanların tereddüdünü yansıtmaktadır.58 Yukarıda dünyaya ve çevrelerine tutsak insanların korkularını dile getiren önceki ifade gibi bu Kur’ânî cevap da iki seviyede anlamlandırılmalıdır. Sınırlı ve tarihsel anlamıyla bu cevap, Hz. İbrahim’in, Kâbe’nin etrafındaki toprakların her çağda güvenli kılınması ve çoraklığının, verimsizliğinin dışarıdan gelecek bereketli yardımlarla telafî edilmesi yolundaki duasını îma etmekte (karş. 14:35-41; ayrıca, 2:126) ve böylece Hz. Peygamber’in Mekke’li çağdaşlarına Allah’a karşı dürüst ve inançlı oldukları sürece yurtlarından atılmaktan korkmamaları gerektiğini hatırlatmaktadır. Öte yandan, ifadede geçen -ve 61. ayette de atıfta bulunulan- “koruyucu örf altında, güvenli yer” sözü, Allah’ın kendisine inanan ve O’na karşı sorumluluklarının bilincinde olan kimselere bu dünyada manevî huzur, öte dünyada da bitmeyen bir mutluluk, esenlik bahşedeceği ve böylece iyi hallerinin, dürüst ve erdemli davranışlarının bereketli “ürünleriyle” ödüllendirilecekleri, “korku ve üzüntü çekmelerine gerek kalmayacağı” yolundaki vaadini dile getirmektedir (karş. 2:62, 3:170, 5:69, 6:48, 7:35, 10:62, 46:13). Ayrıca bkz. 29:67 hk. 59. not.