close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Kasas Sûresi 48. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Felemmâ câehumu-lhakku min ‘indinâ kâlû levlâ ûtiye miśle mâ ûtiye mûsâ(c) eve lem yekfurû bimâ ûtiye mûsâ min kabl(u)(s) kâlû sihrâni tezâherâ ve kâlû innâ bikullin kâfirûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Fakat katımızdan o gerçek gelince de Musa'ya verilen mucizeler gibi mucizeler verilseydi ona derler; önce Musa'ya verilen mucizeleri de inkar edip iki büyü, birbirini desteklemede bunlar demediler mi ve şüphesiz biz, hepsini de inkar ediyoruz demediler mi?
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Fakat onlara Kendi katımızdan Hakk (Peygamber ve Kur’an-ı Kerim) geldiği zaman: "Musa’ya verilenlerin bir benzeri buna da verilmeli değil miydi?" dediler. (Oysa) Onlar, daha önce Musa’ya verilenleri inkâr edip "İki büyü (ustası olan Musa ve Harun) birbirine arka çıktı" dememişler miydi? Ve: "Gerçekten biz bunların hepsini inkâr edenleriz" deyip (karşı gelmemişler miydi)?
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Buna rağmen yine de onlara tarafımızdan gerçek dolu mesajlarımız ve mucizelerimiz gelince: “Musa'ya verilenlerin bir benzeri buna da verilmeli değil miydi” dediler. İyi ama daha önce Musa'ya verilen gerçekleri de örtbas etmemişler miydi? “Bunlar, yani Musa ve Muhammed, birbirine yardım eden iki büyücüdür veya Tevrat ve Kur'ân birbirini destekleyen iki büyü kitabıdır. Biz de onların hiç birini tanımıyoruz” demişlerdi.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Fakat onlara tarafımızdan o hak peygamber, o hak kitap Kur'ân gelince: “Mûsâ'ya verilen mûcizelerin, uygulamakla sorumlu tutulduğu emir ve hükümlerin benzeri ona da verilmeli değil miydi?” dediler. Peki, daha önce Mûsâ'ya verilen mûcizeleri, uygulamakla sorumlu tutulduğu emir ve hükümleri de inkâr etmemişler miydi? “Birbirini destekleyerek aklı etki altına alan büyüleyici iki kitap, birbirini destekleyen iki sihirbaz!” dediler. “Doğrusu biz hiçbirine inanmıyoruz.” dediler.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 10/78; 23/48; 74/24.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Fakat onlara bizim katımızdan hak gelince: "Musa'ya verilenin benzeri ona da verilmeli değil miydi!" dediler. Daha önce Musa'ya verileni inkar etmemişler miydi? "İki büyü birbirine destek oldu!" dediler. Yine: "Biz hepsini inkar edenleriz" dediler.
Ali Bulaç
swap_vert close
Fakat onlara kendi katımızdan hak geldiği zaman: 'Musa'ya verilenlerin bir benzeri buna verilmeli değil miydi?' dediler. Onlar, daha önce Musa'ya verilenleri inkar etmemişler miydi? 'İki büyü birbirine arka çıktı' dediler. Ve: 'Gerçekten biz hepsini inkar edenleriz' dediler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Fakat, şimdi onlara tarafımızdan hak (Kur'an'la peygamber) gelince: “- Mûsa'ya verilenler (mucizeler), aynen ona verilse ya!” dediler. Ya bundan evvel Mûsa'ya verileni (Tevrat'ı ve mucizelerini) inkâr etmediler mi? (Mekke kâfirleri, Tevrat ve Kur'an için): “- İki sihir birbirine destek oldu.” dediler. Bir de: “- Biz hepsini inkâr ediciyiz.” söylediler.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Kendi katımızdan onlara hak ve doğru din geldiği zaman: “Neden, Musa’ya verilenler gibi buna da (mucizeler) verilmedi?” dediler. Acaba daha önce Musa’ya verilenleri yalanlamadılar mı? (Musa ve Muhammed için:) “Birbirini destekleyen iki büyücüdürler” dediler. (“Ne Kur’anı ne Tevratı) hiçbirini kabul etmiyoruz” dediler.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Ama onlara katımızdan gerçek gelince, “Mûsâ'ya verildiği gibi buna da mucize verilmesi gerekmez mi?” derler. Daha önce Mûsâ'ya verileni de inkâr etmemişler miydi? “Yardımlaşan iki sihirbaz” demişlerdi; “hepsini inkâr edenleriz” demişlerdi.
Besim Atalay
swap_vert close
Onlara, katımızdan hak vardığında: «Musa'ya gelmiş olan, bize de gelseydi!» diye söylerler; önceden Musa'ya geleni dahi: «Bunlar iki büyücü, birbiriyle arkadaş!» diye küfretmemişler miydi?; «Hiç birine inanmayız!» dediler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Fakat onlara katımızdan hakikat geldiği zaman “Niçin ona da Musa'ya verilmiş olan (mucize)lerin bir benzeri verilmedi?” derler. Fakat böyleleri, bundan önce, Musa'ya verilen (bütün mucizeler)i de inkâr etmemişler miydi? (Nitekim şimdi de) “Birbirini destekleyen iki aldatmaca örneği! Biz topunu birden reddediyoruz!” diyorlar.
Maksatları inanmak olmayan ve sadece Hz. Muhammed’i zor duruma düşürmek isteyen bazı sözde Yahudiler, Hz. Muhammed’e haber göndererek, Hz. Musa’nın gösterdiği mucize gibi bir mucize göstermesini istedi. Oysa onlar Hz. Musa’yı da yalanlıyordu çünkü hem Hz. Musa’nın mucizesini istiyorlar hem de her ikisi için yani Hz. Muhammed’in ve Hz. Musa’nın getirdikleri için “birbirini destekleyen iki aldatmaca” diyorlardı. Kur’an, Yahudilerin bu tip tutarsızlıklara son verip ciddi olmalarını ve Hakka dönmelerini öneriyor.  
Cemil Said
swap_vert close
Lâkin hakîkat bizim tarafımızdan ânlara gösterildiği zamân "Niçün Mûsâ’ya bahş olunan iktidâr âna bahş olunmadı?" didiler. Halbuki vaktiyle Mûsâ’ya virilen kitâbı inkâr itmediler mi? "Mûsâ ve Hârûn biri birine yardım iden iki sihirbazdır, biz hiç birine inanmayız" dimediler mi?
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Ama onlara katımızdan gerçek gelince: "Musa'ya verildiği gibi buna da mucize verilmesi gerekmez mi?" dediler. Daha önce Musa'ya verileni de inkar etmemişler miydi? "Yardımlaşan iki sihir (Tevrat ve Kuran); hepsini inkar edenleriz" dediler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Onlara katımızdan gerçek gelince, “Mûsâ’ya verilen (mucize)lerin benzeri niçin buna da verilmedi” dediler. Onlar daha önce Mûsâ’ya verilen (mucize)leri inkâr etmemişler miydi? Onlar, “İki sihirbaz birbirlerine destek oluyor” dediler. “Biz hepsini inkâr ediyoruz” dediler.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Fakat onlara tarafımızdan o gerçek (Kur’an) gelince, “Ona da Mûsâ’ya verilenin benzeri verilmeli değil miydi?” dediler. Peki daha önce Mûsâ’ya verileni de inkâr etmemişler miydi? “Birbirini destekleyen iki sihir!” demişler ve eklemişlerdi: “Doğrusu biz hiçbirine inanmıyoruz.”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Fakat onlara tarafımızdan o hak (Peygamber) gelince: «Musa'ya verilen (mucizeler) gibi ona da verilmeli değil miydi?» dediler. Peki, daha önce Musa'ya verileni de inkâr etmemişler miydi? «Birbirini destekleyen iki sihir!» demişler ve şunu söylemişlerdi: Doğrusu biz hiçbirine inanmıyoruz.  
 Buradaki manaya göre Kur’an ve Tevrat kastedilmiş olur. Diğer kıraatlere göre, «Yardımlaşan iki sihirbaz!» şeklinde manalandırmak gerekir. Bu taktirde Hz. Musa ile Hz. Harun ya da Hz. Musa ile Hz. Muhammed kastedilmiş olabilir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Tarafımızdan kendilerine gerçek ulaştığında, "Keşke Musa'ya verilen (mucizeler) in bir benzeri bize de getirilseydi!" dediler. (Aynı kafa yapısına sahip olanlar) daha önce de Musa'ya verilenleri inkar etmemişler miydi? "Birbirini destekleyen iki büyü (kitabı) dır. Biz ikisini de reddediyoruz," dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Fakat onlara tarafımızdan o hak (peygamber) gelince, "Musa'ya verilen (mucizeler) gibi ona da verilmeli değil miydi?" dediler. Peki daha önce Musa'ya verileni de inkâr etmemişler miydi? "Birbirini destekleyen iki sihir" demişler ve şunu söylemişlerdi: "Doğrusu biz hiçbirine inanmıyoruz."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
47,48. Ellerinin takdim eylediği günahlar yüzünden başlarına birer musîbet gelib de o vakıt «ya rabbenâ bize bir Resûl gönderseydin de âyetlerine uyup verilse ya!» Dediler, ya bundan evvel Mûsâya verilene küfretmediler mi? İki sihir tezâhür etti dediler ve biz hiç birisine inanmayız dediler
Emrah Demiryent
swap_vert close
Fakat onlara (müşriklere), bizim tarafımızdan hak (peygamber) gelince, “Mûsâ’ya verilen (mu‘cizen) in benzeri ona da verilmeli değil miydi” dediler. Daha önce Mûsâ’ya verilen (mu‘cizeler) i inkâr etmemişler miydi? (Zira onlar “Tevrât ve Kur’ân) birbirini destekleyen iki sihirdir, biz kesinlikle hepsini inkâr ediyoruz (hiçbirine inanmıyoruz)!” demişlerdi.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ne var ki onlara hakk gelince: “Mûsâ'ya verilen gibi¹ ona da verilseydi olmaz mıydı?” dediler. Oysaki Mûsâ'ya verilenleri de daha önce inkâr etmediler mi? “Bunlar, birbirine destek olan iki sihir.” dediler. Biz hepsini inkâr edenleriz.” dediler.
1- Mucize.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Fakat) şimdi onlara tarafımızdan o hak (peygamber) gelince: «Musâya verilenler gibi ona da verilmeli değil miydi?» dediler! Onlar (ın ataları) daha evvel Musâya verileni (inkâr ile) kâfir olmadılar mı (sanki)? «iki sihir birbirine destek oldu dediler, «Doğrusu biz hepsini (inkâr edici) kâfirleriz» dediler.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Fakat onlara katımızdan hak gelince: “Mûsâ'ya verilenin benzeri (bir mu'cize, ona da) verilmeli değil miydi?” dediler. (Onlar) daha önce Mûsâ'ya verileni de inkâr etmemişler miydi? “(Tevrât ve Kur'ân) birbirini destekleyen iki sihirdir” deyip; “Şübhesiz biz hepsini inkâr eden kimseleriz” demişlerdi.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Onlara kendi katımızdan hak (insanlığın hidayet ve kurtuluş rehberi Kur’an) geldiği zaman, “Musa’ya verilen (mucizeler) gibi ona da (Muhammed’e) verilmeli değil miydi?” dediler. Peki daha önce Musa’ya verilmiş olanları inkâr etmemişler miydi? “İki büyü (ustası olan Musa ve Harun) birbirine arka çıktı” diye söylemişler ve de “Gerçekten biz hepsini inkâr edenleriz” demişlerdi.*
(*) Allah Teâlâ insanoğlunu yarattıktan sonra ona doğru yolu gösterecek kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Eğer bunu yapmamış olsa ve insanların yanlış yolda gitmelerinden dolayı gerek dünyada gerekse âhirette başlarına sıkıntılar gelseydi, o zaman Allah’a karşı doğru yolu göstermediği şeklinde bir mazeret ileri sürebilirlerdi. 47. âyet insanların bu tür mazeretlere sığınmamaları için peygamberler ve kitaplar gönderildiğini ifade etmektedir. Ancak peygamber ve kitap geldiğinde de çokları iman etmemiş, ilâhî çağrıya uymamakta direndikleri için helâk olup gitmişlerdir. Nitekim 48. âyet Hz. Peygamber ve Kur’an geldiğinde Mekke müşriklerinin de inkârda direndiklerini, Hz. Musa’ya mucizeler verildiği gibi Hz. Muhammed’e de verilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Oysa daha önce Hz. Musa’ya verilmiş olanlar da inkâr edilmişti. Bu nedenle eğer Hz. Muhammed’e Kur’an’dan başka mucizeler verilseydi yine de inkâr edeceklerdi. Ayrıca bu ayetten de anlaşılıyor ki, Hz. Muhammed’e verilen tek mucize sadece Kur’an’ı kerim’dir, ondan başka bir mucize verilmemiştir. (الله اعلم) Not: İbni Kesir’in teyid ettiği görüşe göre ayette geçen (سحران)’’sihrani’’ den kasıt Hz. Musa ve Hz. Harun’dur. İşte İbni Kesir tefsirinin metnine bkz: أَوَلَمْ يَكْفُرُواْ بِمَآ أُوتِىَ مُوسَىٰ مِن قَبْلُ قَالُواْ سِحْرَانِ تَظَـٰهَرَا } قال: يعني: موسى وهارون صلى الله عليهما وسلم { تَظَـٰهَرَا } أي: تعاونا وتناصرا، وصدق كل منهما الآخر وبهذا قال سعيد بن جبير وأبو رزين في قوله: { سِحْرَانِ } يعنون: موسى وهارون، وهذا قول جيد قوي، والله أعلم (تفسير القرآن العظيم – ابن كثير)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Katımızdan Hak (Kur’an) onlara geldiğinde “Musa’ya verilenin bir benzeri verilseydi ya” derler. O zaman, daha önce Musa’ya verilenleri inkâr etmediler miydi? “(Tevrat ve Kur’an) Birbirlerini destekleyen iki aldatmaca sihirdir. Biz hepsini de reddediyoruz” dediler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Bir de Bizim katımızdan doğru olan elçi gelince derler: "Musa’ya verilenler gibisi, buna da verilmeli değil miydi?" onlar bundan önce Musa’ya verilenleri de tanımazlık etmediler mi? "bunlar biribirlerine yardım eden iki büyücüdür." Demediler mi? Yine onlar "biz bunların hiçbirini tanımıyoruz" demediler mi?
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onlara nezdimizden hak peygamber gelince onlar dediler ki Musa/ya verilen mucizeler [⁶] ona da verilmeliydi. Bunlar [⁷] daha evvel Musa/ya verilenleri tanıdılar mıydı? Onlar hem «— Birbirine yardım eder iki büyücüdür [⁸]» dedilerdi, hem «— Biz her birini [⁹] tanımıyoruz» dedilerdi.
[6] Def'aten münzel bir Kitap, yedbeyza, âsa gibi mûcizeler.[7] Ebnay-i cinsleri.[8] Veya iki büyü, kail-i müşrikin Arap ise (Kur'an ile Tevrat) veya (Muhammed ile Musa) aleyhimüsselâm'dır. Kiptiler ise Musa ile Harun aleyhimüsselâm'dır.[9] Kur'an ile Tevrat veya peygamberleri.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Onlara katımızdan gerçek/hak geldiği zaman, “Musa’ya verilen (mucizelerin) bir benzeri niçin buna verilmedi?” dediler. Bunlar daha önce Musa’ya verilenleri/mucizeleri inkâr etmemiş miydiler? Onlar, “Birbirine arka çıkan/ destek olan iki sihirbaz” demişlerdi. Sonunda: “Muhakkak biz hepsini inkâr ediyoruz” dediler.
Kadri Çelik
swap_vert close
Fakat onlara kendi katımızdan hak geldiği zaman, “Musa'ya verilenlerin bir benzeri de buna verilmeli değil miydi?” dediler. Onlar, daha önce Musa'ya verilenleri inkâr etmemişler miydi? “İki büyü birbirine arka çıktı” diye söylemişler ve de “Gerçekten biz hepsini inkârcılarız” demişlerdi.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Fakat katımızdan hakîkat bilgisini getiren bir Peygamber onlara gelince, “Madem ki Muhammed Peygamber olduğunu iddia ediyor, o hâlde, ona da Mûsâ’ya verilen mûcizelerin bir benzeri verilseydi ya!” dediler. Oysa onlarla aynı mantığı paylaşan geçmişteki putperestler, Mûsâ’ya verilmiş olan bütün mûcizeleri ve ona vahyedilmiş olan Tevrat’ı vaktiyle inkâr etmemişler miydi? Geçmiştekilerin inkâr ettiğine, günümüz kâfirlerinin iman edeceğini mi sanıyorsunuz? Hayır! Nitekim onlar, Kur’an ve Tevrat hakkında, “Bunlar, birbirini destekleyen iki büyülü sözden, göz boyayıcı aldatmacadan ve insanı uyuşturan masallardan başka bir şey değildir!” dediler. Ve eklediler: “Doğrusu biz, ister Kur’an olsun, isterse Tevrat veya Zebur ya da İncil bizi bir tek Allah’a kul olmaya çağıran ve omzumuza ahlâkî sorumluluklar yükleyen kutsal kitapların hiçbirini kabul etmiyoruz!”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Bizim katımızdan onlara Hakk geldiğinde: “Musa’ya verilmiş şeylerin benzeri verilseydi ya?” dediler. Önceden, Musa’ya verilmiş şeyleri de inkâr etmediler mi? “Birbirine arka çıkan iki sihirbaz!” dediler. Biz, hepsini inkâr etmekteyiz” de dediler.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Kendilerine tarafımızdan Kuran geldiğinde ise: " Keşke bize de Musa'ya verilen gibi toplu bir şey gelseydi " demeye başladılar. Sanki Musa'ya verilen hiç inkar edilmemiş gibi Nitekim daha önce Yahudiler: " Tevrat da Kur'an da aynı numara " demişlerdi. " Her ikisini de kabul edemeyiz " demişlerdi.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Onlara katımızdan bir elçi gönderilince; “Musa’ya verilenler O’na da verilmeli değil miydi?” dediler. Onlar daha önce Musa’ya verileni inkâr etmemişler miydi? “Birbirini destekleyen iki büyücü!” diyerek inanmıyoruz dememişler miydi?
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Kendilerine tarafımızdan hakikat gelince “Musa’ya verilen (mucizeler) gibi ona da verilmeli değil miydi?” demişlerdi. Daha önce Musa’ya verileni de inkâr etmemişler miydi? “Birbirine arka çıkan iki büyü(cü)” demişlerdi. (Sözlerine devamla) “Doğrusu biz hepsini inkar edenleriz.” demişlerdi.
Mehmet Türk
swap_vert close
Fakat onlara katımızdan o hak (Peygamber)¹ gelince: “Mûsa’ya verilen (mûcizeler) gibi ona da verilse olmaz mıydı?” dediler. Ama daha önce, Mûsa’ya verilen (mûcizeleri) de “birbirini destekleyen iki büyü!” deyip “kesinlikle biz, hiçbirine inanmıyoruz.”² diyerek, inkâr etmemişler miydi?
1 Bu hak; Kur’an da olabilir.2 Hz. Mûsa’ya verilen mûcizeleri “birbirini destekleyen iki büyü” diye inkâr ettiler veya Tevrat’ı da Kur’an’ı da “cazibesiyle insanları kandıran ve fakat aslı olmayan bir sihir” olarak gördüler ve; “biz hepsini inkâr ediyoruz” dediler. Mekkeliler Yahudilere bir bayramlarında içlerinden bir heyet gönderip, onlara Hz. Peygamberin şanından sordular. Onlar da: “Tevrat’ta biz onu tüm sıfatlarıyla buluyoruz” dediler. Bu heyet dönüp Yahudilerin söylediklerini haber verdiği zaman Mekke müşrikleri böyle dediler.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Buna rağmen, yine de kendilerine katımızdan hakikat geldiği zaman “Niçin ona da Musa’ya verilenin bir benzeri verilmedi?” ⁴⁷ derler. Fakat böyleleri, bundan önce, Musa’ya verileni de inkar etmemişler miydi? [Nitekim] “Birbirini destekleyen iki aldatmaca örneği!” ⁴⁸ diyorlar ve ekliyorlar: “Biz topunu birden reddediyoruz!”
47 Kur’an’da sık sık belirtildiği gibi, Muhammed (s)’e vahyedilen temel ahlakî gerçekler, bozulmamış haliyle önceki vahyî kitaplarda vaz‘edilenlerle esasta aynıdır. Muhammed (s)’in gerek kendi çağındaki gerekse sonraki çağlardaki muhaliflerinin, Kur’an’ın güvenilirliğini (authenticity) sorgularken, “Eğer Allah tarafından vahyedilmiş olsaydı, getirdiği teklifler ve özellikle de toplumsal ilkeler, daha önceki kitaplarda, örn. Tevrat’ta öngörülen esaslarla bu kadar kökten ayrılıklar gösterir miydi?” diyerek itiraz ettikleri ifade budur. Bu itirazı yapanlar önceki kitapların (Tevrat, İncil) zaman içinde tahrifata uğrayıp uğramadığını hesaba katmadıkları bir yana, Kur’an’da sıkça belirtildiği gibi, önceki yasa örgülerinin (şeriatların) belli toplumların manevî/ahlakî seviyelerine, insanlık tarihinin belli safhalarına tekabül ettikleri ve dolayısıyla insan inkişafının daha sonraki safhası için yeni ilke ve yasalarla yenilenmeleri gerektiği gerçeğini gözardı etmektedirler (bu konuda bkz. 5:48’in ikinci paragrafı ve ilgili 66. not). Oysa, ayetin devamından ve özellikle son cümlesinden açıkça anlaşılacağı üzere, bu gayrisamimî iddianın amacı Kur’an karşısında eldeki Eski Ahid’in güvenilirliğini, sıhhatini savunmak değil, fakat daha çok, hem Eski Ahid’e hem de Kur’an’a duyulan güveni sarsarak, din dışı zihniyetin doğal olarak her zaman karşı olduğu temel dinî ilkeyi, yani ilahî vahiy fikrini, insanın var olan her şeyin Yaratıcısı ve Âmili olan Allah’a karşı mutlak bağımlılığı ve sorumluluğu fikrini çürütmektir.48 Bir yandan, Eski Ahid’in Muhammed (s)’in gelişini önceden haber verdiği fikrini (karş. 2. sure, 33. not), bir yandan da Kur’an’ın önceki kitapları tevhidî ve ahlakî temel ilkeler doğrultusunda teyid ettiği yolundaki sık tekrarlanan Kur’ânî ifadeyi hedef alan karalayıcı bir ifade. Sihr (“büyü”) terimine bizim yüklediğimiz “aldatmaca” ve bazan da “gözbağcılık” anlamı için bkz. 74:24 hk. 12. not.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Ama kendilerine, tarafımızdan hakkı getiren elçi geldiğinde bu sefer de: – Musa’ya verilenin bir benzeri sana da verilseydi ya? Dediler. Oysa bunlar, daha önce Musa’ya verilene de inanmamışlardı? Ve onlar için: – Bunlar birbirine destek veren iki sihirbaz ve biz bunların getirdiğine inanmıyoruz, demediler mi? 17/59
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Ama, kendilerine Bizim katımızdan gerçeğin ta kendisi geldiğinde, “Musa’ya verilen (mucizeler)in bir benzeri ona da verilseydi ya!” derler. Peki ama, onlar bundan önce Musa’ya geleni de inkâr etmemişler miydi? (Bu kez de) “Birbirini destekleyen iki sihirbazlık işte!” diyorlar ve ilave ediyorlar: “Zaten biz, tamamını inkâr ediyoruz.”[³⁴²⁰]
[3420] Kelimeyi sâhirâni şeklinde okuyanlara göre anlam şöyle olur: “Birbirlerini destekleyen iki sihirbazlar işte!” “Hepsini birden inkâr ediyoruz” diyenler, Mekke müşrikleridir. “Tamamı” ile kastedilen Kur’an ve Tevrat’tır. Zira Mekke müşrikleri, Medine Yahudilerinden, bu yakınlarda bir elçi gelip gelmeyeceğine dair bilgi isterler. Yahudiler de “Evet bir elçinin geleceğini kitaplarımızdan öğreniyoruz” derler. Bunun üzerine müşrikler; “Biz her ikisini birden inkâr ediyoruz” derler. Bir elçinin geleceği Tevrat’ta haber verilir (Tesniye 18:21-22). Tevrat’ta, Hz. İsmail’in oğlu Kedar’ın neslinden bir elçi geleceği müjdesini açıkça görüyoruz (İşâya 42:1-4 ve 42:10-12; Yaratılış 25:13-15). İsmail’in nesli Havila’da (Havilah) yerleşmiştir (Yaratılış 25:12-18). Havila, Arabistan’da yer alan bir bölgedir. İçinden Pişon nehri geçen Havila’da akik ve altın vardır (Yaratılış 2:10-12). Pişon nehri, bir kolu Medine’ye uzanan (Akik Vadisi), yarımadayı batıdan doğuya kadar baştan başa kat edip Kuveyt’in kuzeyinde denize kavuşan, bugün suyu kurumuş eski bir ırmak yatağıdır. Bütün bunlardan öte, Tevrat’ta bizzat İbranice orijinalinde “MUHAMMED” ismini okuyoruz (Ezgilerin Ezgisi 5:16). Türkçe’ye “sevgilim” diye çevrilen bu kelimenin İbranice telaffuzu “MUHAMMED’IM”dir. Sondaki “mem/mim”, tıpkı Allahumme’deki “mim” gibi azamet içindir. Yahudiler bunu şehvet düşkünü büyücü bir kralın (Süleyman) sevgilisine yazdığı aşk şiiri olarak okumaktadırlar. Fakat Kur’an’daki Süleyman ilim ve hikmeti, güç ahlakını ve gücü birleştirmiş büyük bir nebîdir. Bu durumda sözlerin değeri şehvet düşkünü bir kralın sevgilisi için düzüp koştuğu dizeler değil, bir nebînin vahyin kaynağından aldığı gelecek peygambere dair sembolik bir ihbar olarak okunabilir. Nitekim Allah Rasûlü döneminde Medine’ye yerleşen Yahudiler bunu böyle okumuşlar, belki Medine’ye yerleşmelerinin sebebi bu olmuş, düşmanlarını gelecek nebî ile korkutmuşlar, peygamberliğin ilk yıllarında Mekkeli müşriklere onu kitaplarında bulduklarını söylemişlerdir. Nüzul ortamında bir düzine kadar çocuğu “Muhammed” isminin verilmesi de bu haberle birebir alakalıdır.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Fakat onlara katımızdan o hak (Hz. Peygamber) gelince "Musa'ya verilen mucizeler gibi, ona da verilmeli değil miydi?" dediler. Oysa onlar daha önce Musa'ya verileni de inkar etmemişler miydi?" Birbirini destekleyen iki büyücü " ve "Biz, hepsini inkar edenleriz" dememişler miydi?
Osman Fırat
swap_vert close
Fakat onlara katımızdan hak gelince: "Mûsâ’ya verilenin eşi, buna da verilmeli değil miydi?" dediler. Daha önce Mûsâ’ya verileni de inkâr etmemişler miydi? "Birbirine destek olan iki sihirbaz" dediler. Ve "Biz hepsini inkâr ederiz", dediler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Vaktâ ki, onlara tarafımızdan hak geldi, dediler ki: «Mûsa'ya verilenin misli (buna da) verilmeli değil mi idi?» Evvelce Mûsa'ya verilmiş olanı da inkâr etmiş olmadılar mı? Dediler ki: «İki sihir, birbirine yardım ettiler» ve dediler ki: «Biz şüphe yok hepsini de münkirleriz.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Buna rağmen yine de kendilerine tarafımızdan hakikat, (yani Kur'ân ve Peygamber) gelince: “Mûsa'ya verilen mûcizelerin benzeri ona da verilse ya! ” diyorlar. Oysa daha önce Mûsâ'ya verilen vahyi de inkâr etmemişler miydi? Ve hatta: “Bunlar, birbirini destekleyen iki sihir (aldatmaca) biz hepsini reddediyoruz! ” demişlerdi. [10, 78; 23, 48; 74, 24]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Fakat onlara katımızdan hak gelince: "Musa'ya verilenin eşi, buna da verilmeli değil miydi?" dediler. Daha önce Musa'ya verileni de inkar etmemişler miydi? "Birbirine destek olan iki büyü", dediler. "Biz hepsini inkar ederiz", dediler.
Başka kırâate göre iki büyücü, yani Mûsâ ile Muhammed.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Vaktâ ki tarafımızdan onlara hak geldi: "Ne olurdı ona, (Muhammed'e) Mûsâ'ya virilen mu'cizeler gibi mu'cizât virile idi" didiler. Onlar, bundan evvel Mûsâ'ya virilen mu'cizelere küfür itmemişler ve bunlar birbirine yardım ider iki sihirbazdır ve onların cümlesini inkâr ideriz" dimemişler miydi?
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Fakat onlara katımızdan, bütünüyle gerçek olan (Kur’an) gelince şöyle dediler: “Musa’ya verilenin bir benzeri (mucize) ona da verilseydi, olmaz mıydı!”. Bu anlayışta olanlar daha önce Musa’ya verileni görmezlikten gelip de (Musa ile Harun için) “Bunlar birbirinin destekçisi iki büyücü; biz onların getirdiği hiçbir şeyi tanımıyoruz” dememişler miydi?
Şaban Piriş
swap_vert close
Onlara, katımızdan hak geldiği zaman:-Musa'ya verilenin bir benzeri de ona verilmeli değil miydi? dediler. Daha önce Musa'ya verileni inkar etmemişler miydi?-Birbirini destekleyen iki sihirbaz, biz, onların hiç birini tanımıyoruz, demediler mi?
Ümit Şimşek
swap_vert close
Onlara tarafımızdan hak geldiğinde, “Musa'ya verilenin benzeri verilse ya!” dediler. Bunlar daha önce Musa'ya verileni de inkâr etmemişler miydi? “İki büyü birbirine arka çıktı” dediler.(5) Yine dediler ki: “Biz bunların hepsini reddediyoruz.”
(5) Tevrat ile Kur’ân. Veya Musa ile Harun.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Fakat hak, katımızdan kendilerine geldiğinde şöyle dediler: "Mûsa'ya verilenin aynısı buna da verilseydi ya!" Bunlar daha önce Mûsa'ya verileni inkâr etmemişler miydi? Şöyle demişlerdi: "Birbirini destekleyen iki büyü/sırt sırta iki büyücü." Ve dediler: "Biz bunların ikisine de inanmıyoruz."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
pes ol vaķt kim geldi anlara ḥaķ muḥammed daħı ķur’ān bizüm ķatumuzdan eyittiler “virinilmedi muḥammed ancılayın kim virinildi mūsā ?” ya'nį 'aśā daħı aķ el. kāfir olmadılar mı aña kim virinildi mūsā ilerüden? eyittiler “iki cādūdur arķa birıķdürdiler. daħı eyittiler “bayıķ biz dükeline kāfirlerüz.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Pes ol vaḳt ki ḥaḳ geldi anlara bizüm ḳatumuzdan, eyitdiler: Niçün viril‐medi aña, Mūsāya virilgen gibi. Kāfir olmadılar mı Mūsāya virilen kitābadaḫı andan burun? Eyitdiler: İki cāẕūdur, biri birine yardım[cı] olmuşlar. Daḫıeyitdiler: Biz barçasına kāfirler‐biz, didiler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Dərgahımızdan onlara (müşriklərə) haqq (Qur’an və Peyğəmbər) gəldikdə onlar: “Musaya verilən (mö’cüzələr) nə üçün eynilə ona da verilmədi?” – dedilər. Məgər onlar daha öncə Musaya verilənləri danıb: “İki sehr (Tövrat və Qur’an) bir-birilə köməkləşdi və biz (iki sehrbazın – Musanın və Muhəmmədin) hər birini inkar etdik!” – deməmişdilərmi?
M. Pickthall (English)
swap_vert close
But when there came unto them the Truth from Our presence, they said: Why is he not given the like of what was given unto Moses? Did they not disbelieve in that which was given unto Moses of old? They say: Two magics that support each other; and they say: Lo! in both we are disbelievers.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
But (now), when the Truth has come to them from Ourselves, they say, "Why are not (Signs) sent to him, like those which were sent to Moses?"(3381) Do they not then reject (the Signs) which were formerly sent to Moses? They say: "Two kinds of sorcery, each assisting the other!"(3382) And they say: "For us, we reject all (such things)!"
3381 When a Revelation is sent to them, in the Qur'an, adapted to all their needs and the needs of the time they live in, they hark back to antiquity. The Prophet was in many respects like Moses, but the times in which he lived were different from the times of Moses, and his age did not suffer from the deceptions of sorcery, like that of Moses. The remedies which his age and future ages required (for his Message was universal) were different. His miracle of the Qur'an was different and most permanent than the Rod and the Radiant- White Hand of Moses. But supposing that Quraysh had been humoured in their insincere demands, would they have believed? Did they believe in Moses? They were only put up by the jews to make objections which they themselves did not believe in. 3382 Moses was called a sorcerer by the Egyptians, and the wonderful words of the Qur'an were called sorcery by Quraysh. As the Qur'an confirmed the Message of Moses, Quraysh objectors said that they were in collusion. Quraysh did not believe in Allah's Revelation at all.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
فَلَمَّا
ne za-man ki
جَٓاءَهُمُ
onlara geldi
الْحَقُّ
hak
مِنْ عِنْدِنَا
katımızdan
قَالُوا
dediler
لَوْلَٓا
değil miydi
اُو۫تِيَ
verilmeli
مِثْلَ مَٓا
o şeylerin benzeri
اُو۫تِيَ
verildi
مُوسٰىۜ
Mûsâ'ya
اَوَلَمْ يَكْفُرُوا
peki inkâr et-memişler miydi
بِمَٓا
o şe-yi ki
اُو۫تِيَ
verildi
مُوسٰى
Mûsâ'ya
مِنْ قَبْلُۚ
önceden
قَالُوا
dediler
سِحْرَانِ
iki sihirdir ki
تَظَاهَرَا۠قف
ikisi birbirini destekledi
وَقَالُٓوا
ve demiş-lerdi
اِنَّا
muhak-kak biz
بِكُلٍّ
hepsini
كَافِرُونَ
inkâr eden-leriz
Fakat onlara katımızdan hak (olarak sen) gelince, "Mûsâ'ya verilen (mucize)lerin benzeri (ona da) verilmeli değil miydi?" dediler. Peki, daha önce Mûsâ'ya verileni de inkâr etmemişler miydi? "(Bunlar, Kur'ân ve Tevrât) Birbirini destekleyen iki sihirdir!" demiş ve "muhakkak biz hepsini inkâr ediyoruz" demişlerdi.
لَمَّا
Zaman zarfı
لَمَّا
Ne zaman ki, zaman, vakit
جَاءَ
Fiil-I
ج ي ا
Geldi, ortaya çıktı, meydana geldi
حَقّ
İsim
ح ق ق
Hakk (Allah'ın esması, ismidir. Hakk olan, gerçek olan demektir), hak, hakkını verdi, hakiki, gerçek, hakikat
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
عِنْدَ
İsim
ع ن د
Katında, yanında, huzurunda, tarafında
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
لَوْلَا
Tahdid edatı + Şart edatı
لَوْلَا
olmamış olsa, olmasa, keşke, eğer olmasaydı
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
مِثْل
İsim
م ث ل
Benzer, misli, aynısı, gibi, dengi, kadarı
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
مُوسٰى
Özel isim
مُوسٰى
Hz. Musa (a.s.)
لَم
Olumsuzluk eki
لَم
-Me, -ma (olumsuzluk eki)
كَفَرَ
Fiil-I
ك ف ر
Kâfir oldu, inkâr etti, nankör oldu, küfretti, karşılıksız bıraktı
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
مُوسٰى
Özel isim
مُوسٰى
Hz. Musa (a.s.)
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
قَبْل
İsim
ق ب ل
Önce, öteden beri
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
سِحْر
İsim
س ح ر
Sihir
اَظْهَرَ
Fiil-IV
ظ ه ر
Üstün kıldı, destekledi, öğlene girdi, çıkardı, açıkladı, açtı
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
كُلّ
İsim
ك ل ل
Hep, hepsi, bütün
كَافِرُون
Etken fiil
ك ف ر
Kâfirler, inkâr edenler, nankörler