İnsanın öteki kişiliği: ¹⁹ “Yâ Rabbi!” diyecek, “Onun aklını, bilincini ²⁰ kötülüğe bulaştıran ben değilim; [hayır,] ama o [kendi yüzünden] sapıklığa düştü!” ²¹
19 Lafzen, 23. ayette olduğu gibi, “onun yakın arkadaşı” (karîn): bu ifade, insanın ahlakî bilincini veya aklını göstermiş olabileceği halde (karş. yukarıdaki 15. not), bu örnekte, “konuşan” onun öteki parçasıdır, yani sâik (“onu süren/sürükleyen”) teriminde özetlenen ve çoğu zaman şeytân (şeytan veya şeytanî güç: bkz. 14:22 ile ilgili 31. notta değinilen Râzî’nin görüşleri) olarak sembolize edilen, günahkarın içgüdüsel (instinctive) dürtülerinin ve sınırsız, ölçüsüz isteklerinin bileşimidir. Bu anlamda karîn terimi, 41:25 ve 43:36’daki anlamın aynısına sahiptir.20 Lafzen, “o [kişi]yi” veya “o [nesne]yi” -insanın düşünme ve kontrol melekesi olan aklına (şehîd) işaret.21 Yani insanın zihni moral hakikatlerden sapmadıkça onun şeytanî dürtüleri ve istekleri bir üstünlük sağlayamaz: ve bu gerçek, yukarıdaki 24-25. ayetlerin bu bağlamdaki anlamlarını da açıklamaktadır.