close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

İsrâ Sûresi 59. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vemâ mene’anâ en nursile bil-âyâti illâ en keżżebe bihâ-l-evvelûn(e)(c) veâteynâ śemûde-nnâkate mubsiraten fezalemû bihâ(c) vemâ nursilu bil-âyâti illâ taḣvîfâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Bizi, mucizeler göndermekten meneden şey, ancak evvelki ümmetlerin, onları yalanlamalarıdır ve Semud'a apaçık bir mucize olarak dişi deveyi verdik de zulmettiler ona ve biz ayetleri, ancak korkutmak için göndeririz.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Bizi (müşrik ve münafıkların her istedikleri) ayet (ve mucize)leri göndermekten alıkoyan şey; (daha) öncekilerin (yaptığı gibi) onu yalanlamalarından (kendilerinin de inkâr ve isyana kalkışıp daha büyük belalara uğramalarından) başka bir şey değildir. (Hani Hz. Salih’in kavmi) Semud’a dişi deveyi gözle görünür (açık bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmişlerdi. Oysa Biz ayetleri (mucizeleri) ancak (gafil ve cahil takımını) korkutmak (uyarıp uyandırmak) için göndeririz.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Bizi mucizeler ve açık belgeler göndermekten alıkoyan şey, ancak önceki ümmetlerin, onları yalanlamalarıdır. Semûd kavmine, apaçık mucize olarak dişi deveyi verdik de, deveyi boğazlamak suretiyle, kendilerine yazık ettiler. Biz ayetlerimizi daima, korkutup uyarmak için göndermişizdir.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Peygamberler görevlendirirken mûcizelerle onları desteklemekten bizi alıkoyan tek şey, öncekilerin bu mucizeleri yalanladıklarını, kanunlarımız gereği, helâke maruz kaldıklarını biliyor olmamızdır. Nitekim Semûd kavmine açık bir mûcize olmak üzere bir dişi deve vermiştik. Onlar, bu devenin haklarına riayet etmemek, onu öldürmek suretiyle bu maddî mûcizeyi hiçe sayıp helak oldular. Bizim, insanları endişeye düşürerek uyaran mucizelerle destekli peygamberler görevlendirip göndermemiz, onları korunma esaslarını benimsemeye teşvik içindir.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 5/115; 7/65.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Bizi mucizeler göndermekten alıkoyan, öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir. Semud'a apaçık (bir mucize) olarak dişi deveyi verdik de ona zulmettiler. Oysa biz mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz.
59.Hakim, Taberani ve daha başkalarının Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre Mekke müşriklerinin Resulullah (a.s.)`tan Safa tepesini kendileri için altın yapmasını ve çevrelerindeki dağları ortadan kaldırmasını istemeleri üzere, bu mucizenin gösterilmesinden sonra yine de inkâr etmeleri durumunda kesin helâk edilecekleri bildirilmiş ve bu ayeti kerime indirilmiştir.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Bizi ayet (mucize)ler göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir şey alıkoymadı. Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar bununla (onu boğazlamakla) zulmetmiş oldular. Oysa biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
(Kureyş kavminin iman etmek için istediği) o mûcizeleri göndermekten bizi alıkoyan da yoktur. Ancak bu mûcizeleri, evvelki ümmetler yalanladılar (Yine imana gelmediler). Biz, Semûd'a, açık bir mûcize olarak o dişi deveyi verdik de, sonra inkâr edip öldürdüler. Halbuki biz, o mûcizeleri, ancak korkutmak için göndeririz.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Bizi mucizeleri göndermekten alıkoyan tek şey, evvelkilerin onları yalanlamasıdır. (Yani size de mucize gelse, siz de inkâr edeceksiniz.) Nitekim Semud kavmine apaçık bir mucize olarak deveyi gösterdik. Yalanladılar ve ona zulmettiler. Biz artık mucizeleri, ancak korkutmak için göndeririz. (Yani her mucize, kendilerine göründüğü kâfir toplumun başına bir belanın geldiğini bildirir. Çünkü böyle zalim bir toplum, mucizelere aldırış etmez, neticede azabı hak ederler.)
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Mucizeler göndermekten bizi alıkoyan husus, öncekilerin mucizeleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine gözle görülebilen bir mucize olarak dişi deveyi vermiştik de, onu haksız yere öldürmüşlerdi. Oysa Biz, mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz.[290]
[290] Mucize gönderilmeme nedeni hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XI, 310-315.  
Besim Atalay
swap_vert close
Belgeler göndermekten bizi alıkoyan şey, eskilerin yalanlamış olmasıdır; Semud ulusuna, belge olarak dişi deve gönderdik, ona zulmettiler, belgeleri ancak biz korkutmakçin göndeririz
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Kureyş toplumunun iman etmek için istediği) o mucizeleri göndermekten bizi alıkoyan da yoktur. Ancak bu mucizeleri, evvelki ümmetler yalanladılar (yine imana gelmediler). Biz, Semûd kavmine, açık bir mucize olarak o dişi deveyi verdik ve (onu öldürdüler de) bu yüzden zalim oldular. Hâlbuki biz, o mucizeleri, ancak (ahiret azabından) korkutmak için göndeririz.
Bkz. 7/73, 26/141  
Cemil Said
swap_vert close
Eğer evvel gelen milletler mu’cizeleri kizb telâkkî itmemiş ola idiler seni de mu’cizeler ile göndermeğe hiç bir mâni’ kalmaz idi. Semûd ehline bir ihtâr olmak üzere nâka’yı (dişi deve) gösterdik. Fakat ânlar zulüm itdiler biz mu’cize ile ancak tahfîf içün rasûl göndeririz.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Bizi mucize göndermekten alıkoyan, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud milletine gözle görülebilen bir mucize, bir dişi deve vermiştik de ona zulmetmişlerdi. Oysa Biz mucizeleri yalnız korkutmak için göndeririz.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Bizi, (Kureyş’in istediği) mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. (Nitekim) Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Bizi mûcizeler göndermekten alıkoyan şey, öncekilerin bunları yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine, açık bir mûcize olmak üzere (olağanüstü özelliklere sahip) deveyi vermiştik, ama (inanmayıp) ona kötülük yaptılar. Oysa biz mûcizeleri yalnızca korkutup uyarmak için göndeririz.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Bizi, âyetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu âyetleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine, açık bir mucize olmak üzere bir dişi deve vermiştik. Onlar ise, (bu deveyi boğazladılar ve) bu yüzden zalim oldular. Oysa biz âyetleri ancak korkutmak için göndeririz.  
 Burada «âyet»ten maksat, kâfirlerin, keyiflerine göre gösterilmesini istedikleri mucizelerdir. Nitekim, Abdullah b. Abbas’ın rivayetine göre Mekke müşrikleri, Resûlullah (s.a.)tan, Safa tepesini altın ve gümüş yapmasını istemişlerdi. Âyet-i kerimeden anlaşıldığına göre, daha önceki kavimler de bu tür mucizeler istemişlerdi ki, onların asıl maksadı, inanmak değildi. Allah Teâlâ, onların, peygamberlerinden istediği bu mucizeleri tahakkuk ettirmiş, fakat iman etmedikleri için de onları helâk etmişti. Bu, Allah’ın bir kanunudur. Eğer Hz. Peygamber de, müşriklerin istedikleri bu nevi mucizeleri göstermiş olsaydı, -ki, onlar yine de inanmayacaklardı- o takdirde geçmiş kavimler gibi onlar da helâk olacaklardı. Nitekim bu âyette Sâlih Peygamber’in kavmi Semûd’un isyankâr tutumuna değinilmekte ve mucizeden maksadın korkutmak olduğu tasrih edilmektedir ki, ancak bu takdirde mucize imana vesile olabilir ve beklenen faydayı sağlayabilir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Bizi ayetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan şey, öncekilerin onları yalanlamış olmasıdır.* Örneğin, Semud'a açık bir (mucize) olarak deveyi vermiştik. Fakat ona haksızlık ettiler.** Biz mucizeleri yalnızca uyarı amacıyla göndeririz
* Bak 29:51. ** Bak 7:73-77; 26:155; 54:27; 91:13.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Bizi, âyetler (mucizeler) ve peygamber göndermekten alıkoyan şey, ancak öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semûd'a, açık bir mucize olarak o dişi deveyi vermiştik de ona zulmetmişlerdi (deveyi boğazlayarak kendilerine yazık etmişlerdi). Oysa biz, o mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
O istenilen âyetler (mu'cizeler) le risalet vermekten bizi men'eden de yoktur, ancak onları evvelki ümmetler tekzib ettiler, Semude gözleri göre göre o nakayı verdik de onunla kendilerine zulmettiler, halbuki biz o âyetleri ancak korkutmak için göndeririz
Emrah Demiryent
swap_vert close
Bizi (müşriklerin keyfi olarak istedikleri) mu‘cizeleri göndermekten alıkoyan şey, (daha) önceki (ümmet) lerin (yaptığı gibi mu‘cizeleri) yalanlamaları (ve bu yüzden azaba çarptırılmaları) dır. Nitekim Semûd kavmine, açık bir mu‘cize olmak üzere dişi bir deve vermiştik de ona zulmetmişlerdi. (Onlar mu‘cizeyi hiçe sayıp, dişi deveyi kestiler de bu sebeple helâk edildiler.) Oysa biz mu‘cizeleri ancak (inkârcıları uyarmak ve âhiret azabından) korkutmak için göndeririz.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Bizi âyet¹ göndermekten alıkoyan şey, öncekilerin onu² yalanlamış olmalarıdır. Semûd halkına göz göre göre o dişi deveyi verdik. Onunla kendilerine zulmettiler.³ Ve Biz, âyetleri⁴ uyarmaktan başka bir şey için göndermeyiz.
1- Mucize. 2- Gönderdiğimiz mucizeleri. 3- Onu öldürmekle. (Bak 11:65). 4- Mucizeleri.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Bizi (Kureyşe) âyetler (mucizeler) göndermemizden alıkoyan (sebeb başka değil) ancak evvelki (ümmet) lerin onları tekzîb etmiş olduklarıdır. Biz, Semuda gözleri göre göre o dişi deveyi verdik de (onu öldürdüler ve) bu yüzden (kendilerine) zulmetdiler. Halbuki bir âyetleri (azâb ve ihlâk için değil) ancak (âhiret azabından) korkutmak için göndeririz.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Müşriklerin istedikleri) o mu'cizeleri göndermekten bizi alıkoyan (tek) şey, evvelkilerin onları yalanlamasıdır. Nitekim Semûd (kavmin)e (peygamberlerinin hakkaniyetini) gösteren (bir mu'cize) olarak o dişi deveyi vermiştik de ona (o mu'cizeyiyalanlamaları sebebiyle, kendilerine) zulmettiler. Hâlbuki (böyle) mu'cizeleri, ancak korkutmak için göndeririz.(1)
(1)Mekkeliler, Resûl-i Ekrem (asm)’dan kendileri için Safâ tepesinin altın olmasını ve Mekke’nin etrâfındaki dağların bereketli bir arâzi hâline gelmesini ve çiftçilik yapmalarına elverişli olmasını istediler. Cenâb-ı Hakk da peygamberine bildirdi ki: “Şâyet onların bu isteklerini yerine getirseydik ve onlar da bu mu‘cizeleri yalanlasalardı, artık bütün müşriklerin köklerini tamâmıyla kesecek bir azab üzerlerine inerdi.” (Râzî, c. 10/20, 236)Ayrıca insanları kabûle mecbur bırakacak nev‘den mu‘cizeler gösterilmeyişinin hikmeti hakkında bakınız; (sahîfe 127, hâşiye 2)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Ey Resulüm! Sana) ayetleri (mucizeleri) göndermeyişimizin tek sebebi, daha önceki toplumların onları (o mucizeleri gözleriyle gördükleri hâlde) hep yalanlamış (ve daha sonrakilerin de aynı şekilde yalanlayacak) olmalarıdır. (Dolayısıyla, çağdaş inkârcıların da mucize görünce iman edeceklerini sanma¬yın. Nitekim, bir zamanlar.) Semud (halkın)a da bir kanıt (hissi mucize) olarak dişi deveyi vermiştik. Onlar ise (o deveye saldırarak onu vahşice öldürdüler ve) bu yüzden (kendilerine) zulüm (yazık) etiller. (O hâlde, inkârcılar ne kadar isteseler de, artık onlar istedi diye böyle mucizeler göndermeyeceğiz.) Hâlbuki biz ayetleri (hissi mucizeleri azap ve ihlâk için değil) ancak (ahiret günü azabından) korkutmak (uyarıp uyandırmak) amacıyla göndeririz (İşte bunun için, biz sana sadece büyük ve kalıcı bir mucize olan Kur’an’ı gönderdik.)*
(*) Bu âyet, Hz. Muhammed’e, daha önceki peygamberlere verilen türden hissi ilâhî kudret delilleri (mucizeler) verilmediğini açıkça söyler. Aynı zamanda bu verilmeyişin gerekçesini de açıklar. Allah Rasûlü’nün risaletini destekleyici ‘ilâhî kudret delîli’ (âyet), daha öncekiler gibi beş duyuya hitap eden türden değil, akla hitap eden türdendir. O ilâhî kudret delîli vahiydir: “Ne yanı! Şimdi, bu ilâhî kelâmı kendilerine iletmen için sana indirmiş olmamız (ilâhî kudret delîli isteyen) o kimselere yetmedi mi?” (29:51). Bu, “Rabbinden ona bir ilâhî kudret delîli/âyet indirilmesi gerekmez miydi?” (29:50) sorusuna verilmiş bir cevaptır. İlk inkârcı muhatapların bu tür taleplerini reddeden bir başka âyet, bu red için “Eğer kendilerine bir ilâhî kudret delîli gelmiş olsaydı yine de inanmazlardı” (6:109) gerekçesini gösterir. (M. İslamoğlu, M. Okuyan) Yani yüce Allah onlara mucizeleri göstermiş olsaydı, yine de ona büyü diyerek birçoğu inanmayacaktı ve o zaman dünyevi azaba çarpılacaklardı, yani iman etmeden diğer toplumlar gibi kendileri de helâk olacaklardı, oysa yüce Allah o müşriklerin imansız gitmelerini istemiyordu. Bu nedenle Hz. Peygambere hissi bir mucize vermedi. Zaten yüce Allah daha sonra onların çoğunun (Mekke fethi ile) iman edeceklerini biliyordu. İşte bu nedenlerle yüce Allah, Hz peygambere mucize olarak sadece Kur’an vermiştir. Bu Kur’an mucizesi kıyamete kadardır, o değiştirilmedi ve değiştirilmeyecektir de. İşte Kur’an’dan başka Hz. Peygambere mucizeler verilmiştir diyen rivayetler yalan ve uydurmadan başka bir şey değildir. Zaten söz konusu iddia edilen mucizeler olsaydı, elbette Kur’an onlardan da söz ederdi. Kur’an, Hz. Musa ve diğer peygamberlerin mucizelerinden söz ediyor da, neden Hz. Peygamberin mucizelerinden söz etmiyor? Ayrıca bu ayet ile bundan sonraki 60. ayetin birlikte gelmesi de bize bu konuda aydınlatıcı bir mesaj verilmektedir. O mesaj şudur: 59. ayetle Hz. peygambere Kur’an’dan başka hissi bir mucize verilmediği ve 60. ayetle de İsra olayının bedensel bir yolculuk olmadığı, bilakis Hz. peygamberin bir rüyayı sadıka yani ruhani bir yolculuk olduğu gösterilmektedir. Onun mucizesi sadece Kur’an olduğunu söyleyen aşağıdaki tefsir ve yorumlara bakılabilir. Ayrıca Hz. peygambere Kur’an’dan başka bir ayet/mucize verilmediğini üzerinde ittifak edilen bir hadis metni de aşağıdadır. Üzerinde ittifak edilen o hadis şöyledir "Hiçbir peygamber yoktur ki, onlara kendi zamanlarındaki insanların inandıkları bir mûcize verilmiş olmasın. Bana mûcize olarak verilen ise, ancak Allah’ın bana vahyettiğidir/Kur’an’dır/" buyurmuştur (Buhârî, Müslim). Demek ki, Hz. peygambere verilen tek ve ebedi mucize sadece Kur’an’dır. Kur’an’ın ve üzerinde ittifak edilen bu hadisi şerifin verdiği mesaj, mucize üreticilerine cevap olarak yetmiyor mu? Onlar Kur’an deseler, Kur’an hissi mucizeelri reddediyor, hadis deseler, sahih hadis de reddediyor, akıl ve mantık deseler, bunlar da onların ürettikleri mucizeleri reddediyor. Peki bütün bunlara rağmen mucize üreticileri de Kur’an’ın anlattıklarına inanmayanlar gibi (فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ (Mürselat-50) ‘’Artık onlar ondan (Kur’an’dan) sonra hangi söze inanacaklar?’’ şeklindeki ilahi mesajın hükmü altına girmiyorlar mı? İşte Kur’an mucizesi dışında bütün mucizeleri reddeden Buhari ve Müslim’in de üzerinde ittifak ettikleri hadisin Arapça metni ve açıklamalar aşağıya alınmıştır. ما من الأنبياء من نبيٍّ ، إلا و قد أُعطَى من الآيات ما مِثلُه آمنَ عليه البشرُ ، و إنما كان الذي أُوتيتُه وحيًا أوحاه اللهُ إليَّ ، فأرجو أن أكون أكثرَهم تابعًا يومَ القيامة (متفق عليه)ِ الراوي : أبو هريرة | المحدث : الألباني | المصدر : صحيح الجامع | الصفحة أو الرقم : 5681 | خلاصة حكم المحدث : صحيح | التخريج : أخرجه البخاري (7274)، ومسلم باختلاف يسير.)ِ وكما يفهم من هذه الاية يفهم أيضا من أن ايات القران كلها تنص على عدم اعطاء النبي اية ومعجزة كونية يراها الناس كي يؤمنوا وانما الاية والمعجزة القران الكريم وحده : اذا إن معجزة الإسلام هي القرآن . وهو كتاب يرسم منهجا كاملا للحياة . ويخاطب الفكر والعقل , ويلبي الفطرة القويمة . ويبقى مفتوحا للأجيال المتتابعة تقرؤه وتؤمن به إلى يوم القيامة . أما الخارقة المادية فهي تخاطب جيلا واحدا من الناس , وتقتصر على من يشاهدها من هذا الجيل . على أن كثرة من كانوا يشاهدون الآيات لم يؤمنوا بها . وقد ضرب السياق المثل بثمود , الذين جاءتهم الناقة وفق ما طلبوا واقترحوا آية واضحة . فظلموا بها أنفسهم وأوردوها موارد الهلكة تصديقا لوعد الله بإهلاك المكذبين بالآية الخارقة . وما كانت الآيات إلا إنذارا أو تخويفا بحتمية الهلاك بعد مجيء الآيات . هذه التجارب البشرية اقتضت أن تجيء الرسالة الأخيرة غير مصحوبة بالخوارق . لأنها رسالة الأجيال المقبلة جميعها لا رسالة جيل واحد يراها . ولأنها رسالة الرشد البشري تخاطب مدارك الإنسان جيلا بعد جيل , وتحترم إدراكه الذي تتميز به بشريته والذي من أجله كرمه الله على كثير من خلقه ولقد ارتد بعض من كان آمن بالرسول [ ص ] بعد حادثة الإسراء , كما ثبت بعضهم وازداد يقينا . ومن ثم كانت الرؤيا التي أراها الله لعبده في تلك الليلة "فتنة للناس" وابتلاء لإيمانهم . أما إحاطة الله بالناس فقد كانت وعدا من الله لرسوله بالنصر , وعصمة له من أن تمتد أيديهم إليه .--- القرآن الكريم، هو المعجزة الخالدة لنبيناً محمد صلى الله عليه وسلم، ... (القرآن الكريم معجزة دائمة - إسلام ويب - مركز الفتوى) والملاحظة المهمَّة في مجال المعجزات أنَّ جميعَ معجزات الأنبياء والرسل عليهم السلام باستثناء معجزة الرسول الأكرم صلى الله عليه وآله وسلم كانت مقصورة على الحاضرين، حيث كانت تثبت عندهم بالمشاهدة ثمَّ يتمّ إثباتها للغائبين عن طريق النقل. فجميع الرِّسالات السَّماوية السَّابقة على الإسلام كانت محدودةً في الزَّمان والمكان، والآيات القرآنيّة تشيرُ إلى ذلك بوضوح.). لكن لمَّا كانت رسالة النبيّ صلى الله عليه وآله وسلم هي الرِّسالة الخاتمة حيث إنَّه لا نبيّ بعده وبما أنَّه صلى الله عليه وآله وسلم لم يُبعثْ لأمَّةٍ محدّدة في مكانٍ محدّد، وزمان معيَّن، أو زمان خاص، وإنّما أُرسل إلى النَّاس كافّةً كما تشيرُ الآيات القرآنيّة إلى شموليَّة دعوته صلى الله عليه وآله وسلم وعمومية نبوّته لجميع البشر: اقضت الحكمةُ الإلهيّةُ تزويد النبيّ صلى الله عليه وآله وسلم بمعجزة خالدة لا تقتصر على زمان خاص، ولا على مكانٍ معيّن وهي القران وحده (القرآن الكريم المعجزة الخالدة) فكلمة (منعنا) تفيد بأن الله تعالى لم يظهر أي معجزة على يد نبيه الخاتم عدا القرآن الكريم .لقد طالب المشركون نبينا محمدا عليه السلام بالمعجزات التي تدل على نبوته، كحال من سبقوه من الأنبياء، فجاء الرد بأنه لن يُرسل لهم ما طلبوه؛ وذلك للسبب الذي وضحته الآية نفسها: (إِلَّا أَنْ كَذَّبَ بِهَا الْأَوَّلُونَ) (حبل الله).  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Mucizeleri göndermekten bizi alıkoyan şey, yalnızca daha önceki toplumların kendilerine gelen mucizeleri yalanlamasıdır. Semud kavmine sadece gözlemlemeleri için dişi deveyi vermiştik de onlar o deveye zulüm ederek boğazlamışlardı. Biz mucizeleri yalnızca korkutmak için göndeririz.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Bizi belge göndermekten alıkoyan, bundan önce gelenlerin onları yalan saymaları olmuştur. İşte Semud’a göze görünür bir belge olarak o dişi deveyi vermiştik de ona kıyıvermişlerdi. Biz ise belgelerimizi ancak korkutmak için göndeririz.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Evvelkiler mûcizeleri yalan saymasalardı o istedikleri mûcizeleri şimdi göndermeye bizim için hiçbir mâni yoktu. Semud kavmine dişi deveyi görünür bir mûcize vermiştik. Onlar deveyi itlâf etmekle kendilerine zulüm ettiler. Biz mûcizeleri ancak korkutup inanmaları için göndeririz.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Bizi, (müşriklerin istediği) mucizeleri [âyât]²⁸ göndermekten alıkoyan, ancak öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semûd (kavmine) gözle görülür bir mucize olarak dişi bir deve verdik.²⁹ O da zulmetmelerine sebep oldu. Biz mucizeleri [âyât] yalnız korkutmak amacıyla göndeririz.³⁰
28 Ayetin iniş sebebi; Kureyş müşriklerinin eski kavimlerde olduğu gibi, maddi mucizeler talep etmeleridir. Ayette de belirtildiği gibi, eski kavimler görünür mucize almalarına rağmen, yine inanmadılar ve yalanlamaya devam ettiler hatta zulümlerine zulüm kattılar. Bu anlamda maddi ve görünür mucizeler gönderilmesine son verilmesi aynı zamanda insanlığın bağımsız düşünme, kavrama ve anlama yeteneklerinin yani akli ve mantıki verilerin gelişmiş olması da mucizevî alâmet ve işaretlere pek gerek bırakmamaktadır. Unutmayalım ki Kur’an Arap edebiyatı ve şiirinin zirvede olduğu bir ortama gelmiştir. Kur’an, bu hâliyle zaten başlı başına bir mucizedir. Maddi başka mucizelere gerek yoktur. Çünkü maddi mucizeler duyulara hitap eder ve korkutmak amaçlıdır. Kur’an ayetleri ise, duyulardan ziyade akla ve mantığa hitap etmektedir. İnsanlardan düşünmelerini ve akıllarını kullanmalarını istemektedir. 29 Krş. Hûd, 11/65 30 Krş. Mâide, 5/115;  
Kadri Çelik
swap_vert close
Bizi mucizeler göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir şey alıkoymadı. Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik, fakat onlar ona zulmettiler. Oysa biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.
Mahmut Kısa
swap_vert close
İnkârcıların keyfî olarak istedikleri mûcizeleri göndermeyişimizin tek sebebi, daha önceki toplumların bu tür mûcizeleri gözleriyle gördükleri hâlde onları hep yalanlamış ve daha sonrakilerin de aynı şekilde yalanlayacak olmalarıdır. Dolayısıyla, çağdaş kâfirlerin —öy­le iddia ettikleri gibi— mûcize görünce iman edivereceklerini sanma­yın. Nitekim, bir zamanlar Semud halkına apaçık bir mûcize olarak yarılan bir kayadan çıkan o meşhur deveyi vermiştik fakat ona azgınca saldırarak kendilerine zulmetmişlerdi! O hâlde, inkârcılar ne kadar isteseler de, artık onlar istedi diye böyle mûcizeler göndermeyeceğiz. Çünkü Biz mûcizeleri, insanları zorla imana getirmek veya toplumları helâk etmek için değil, ancak korkutup uyarmak amacıyla göndeririz. İşte bunun için, büyük mûcizeyi, Kur’an’ı gönderdik:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Âyetler’i göndermemize engel olan şey, ancak İlk Öncekiler’in onları yalanlamalarıdır. Semûd’a, ibret olmak üzere / göz göre göre Deve’yi verdik; ona zulmettiler. Oysa Âyetler’i ancak korkutmak üzere gönderiyoruz.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Bizim mucize göndermemize engel olan tek şey, eskilerin, mucizeleri inkar edip hiçe saymalarıdır. Meselâ Semûd halkına gönderdiğimiz deve, bir mucize idi. Maksadımız korkutmak olduğu halde, onu bahane edip daha da azdılar.
Mehmet Çoban
swap_vert close
İnkâr edenler gönderdiğimiz ayetler yetmiyormuş gibi senden çıkarlarına uygun başka ayet ister. Bizi inkâr edenlerin isteği üzerine ayetler göndermekten alıkoyan şey, gönderilen ayetleri yalanlamış olmalarıdır. Onlar sanki daha önce okuduğun ayetleri kabul etmişler gibi, yeniden ayet mi istiyorlar? Akıllarını başlarına toplamak için delil mi istiyorlar? Biz Semud toplumuna açık bir delil olan deveden örnek vermiştik! Ne oldu? Onlar verdiğimiz delile inandılar mı? Semud toplumu deveyi kesmekten başka ne yaptı? Su için develerini keserek yaşamlarına son vermediler mi? Akılları başına gelince inanmadılar! Sadece “Eyvah biz ne yaptık?” deyip yakındılar. Açlık sefalet içinde yok olup gittiler. Biz ayetlerimizi düşünüp öğüt alsınlar, yasalarımıza uymazlarsa başlarına geleceklerden korksunlar diye göndeririz. Sen onlara sürekli ayetlerimi okuyorsun! Hangi ayetten ders alıp yola geldiler de yeniden ayet istiyorlar?
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Bizi, ayetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin onları yalanlamış olmasıdır. [*] (Nitekim) Semûd kavmine de (mucize olarak) aydınlatıcı, (ders verici) bir dişi deve vermiştik de onlar (vahşice katlettikleri için) ona haksızlık etmişlerdi. (Oysa) biz ayetleri (mucizeleri) ancak (inkârcıları) korkutmak için göndeririz.
Bu ayet ‘Ankebût 29:50-51. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Bu ayetler, Hz. Muhammed’e Kur’an dışında mucize verilmediğinin delillerindendir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Bizi mûcizeleri (hemen) göndermekten alıkoyan (tek şey), önceki (ümmet)lerin (mûcizeleri) yalanlamaları (ve bu yüzden azaba çarptırılmaları)dır. Semûd (toplumuna) dişi deveyi açık bir mûcize olarak verdik de onlar, onunla (onu boğazlayarak kendilerine) zulmettiler. Oysa Biz (somut) mûcizeleri sadece insanları korkutmak için göndeririz.¹
1 Bu âyetin iniş sebebi: Mekkelilerin Peygamberimizden Safa tepesinin altın yapılmasını ve Mekke civarındaki dağların kaldırılmasını istemeleridir. Peygamberimiz bunu Allah’tan isteyince; Allah: “istersen yaparım ve eğer inkâr ederlerse önceki kavimler gibi onları da helâk ederim.” buyurdu. Bunun üzerine Peygamberimiz; “istemem yarabbi!” dedi ve bu âyet nâzil oldu. (Ahmed, Neseî)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Bizi [öncekiler gibi, bu mesajı da] mucizevî belirtilerle birlikte göndermekten alıkoyan tek sebep, önceki toplumların onları hep yalanlamış olmalarıdır; ⁷¹ nitekim, Semûd kavmine uyarıcı-aydınlatıcı bir belirti olarak o dişi deveyi verdik, ama onlar bunu kâle almadılar. ⁷² Oysa biz bu kabil belirtileri yalnızca korkutup uyarmak amacıyla göndermişizdir.
71 Bu son derece vecîz ve dolayısıyla ilk bakışta biraz kapalı gibi görünen cümle, bir bütün olarak Kur’an’ın anlam ve amacı konusunda temel bir açıklama ortaya koymaktadır. Kur’an’ın pek çok yerinde Peygamber Muhammed (s)’in, Allah’ın elçilerinin sonuncusu ve en büyüğü olmakla birlikte, önceki bazı peygamberlerin sözlü mesajlarını desteklemek ya da pekiştirmek için gösterildiği söylenen türden mucizeler gösterme gücüyle donatılmadığı ısrarla belirtilmiştir. Denebilir ki, o’nun tek mucizesi: açıklığıyla, ahlakî kapsam ve mahiyetiyle kusursuz; insanlık tarihinin her çağına, her gelişim safhasına uyan; insanların hem duygularına hem akıllarına hitab eden; hangi ırktan, hangi toplumsal katmandan gelirse gelsin her insana açık olan ve hem lafzıyla, hem de muhtevasıyla Kıyamet Günü’ne kadar değişmeden kalacak olan Kur’an’ın kendisiydi ve bugün de böyle olmakta devam etmektedir. Önceki peygamberler değişmez biçimde hep kendi toplumlarına, kendi kavimlerine ve yalnız kendi çağlarına tebliğ etmekle görevlendirildikleri için onların tebligatı ister istemez kendi toplumlarının ve kendi çağlarının toplumsal ve düşünsel şartlarıyla sınırlıydı; ve hitab ettikleri insanlar da henüz bağımsız düşünme evresine varmamış olduklarından, bu peygamberler, üstlendikleri görevin iç gerçeğini, sarsıcı mahiyetini kavrayabilmeleri yönünde insanların dikkatlerini uyandırmak için sembolik nitelikte birtakım alametlere, birtakım mucizelere ihtiyaç duymuşlardır (bkz. 6. sure, 94. not). Ama Kur’an, insanlığın (özellikle, Yahudilik, Hristiyanlık gibi çıkışları itibariyle vahye dayanan dinsel gelişmelerin etkili olduğu bölgelerde yaşayan toplumların) belli bir düşünce ve inanç sistemini (ideology), artık yukarıdaki ayetin işaret ettiği tarzda geçmişte vuku bulan ve çoğu zaman sadece yeni ve ciddî kavrayış, anlayış bozukluklarına yol açan birtakım mucizevî alamet ya da işaretlerin zuhuruna ihtiyaç duymadan kavrayabileceği bir çağda vahyedilmiştir.72 Bkz. 7:73’ün ikinci paragrafı ve ilgili 57. not. Kur’an’da, sözkonusu dişi devenin mucizevî bir mahiyet taşıdığına dair herhangi bir işaret yoksa da, bu ifade onun Semûd kavmi için bir deneme, bir sınama nesnesi ve bu anlamda “uyarıcı-aydınlatıcı bir belirti” (mubsıra) olduğunu işaret etmektedir (karş. 54:27).  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Öncekilerin yalanlamış olması bizi ayetler göndermemizi engellemedi. Semûd’a, apaçık bir mucize olarak o dişi deveyi vermiştik ama onu hunharca keserek emrimize karşı gelip kendilerine zulmettiler. Zira biz ayetleri korkutarak uyarmak için göndeririz. 120/133-134, 29/50-51, 226/154...157, 91/11...15
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Bizim (yeni) ilâhî kudret delilleri göndermemize yalnızca önceki toplumların onları yalanlamış olmaları engel oldu.[²²⁸⁸] Nitekim Semud’a (risaletin) görünür bir delili olarak dişi deveyi vermiştik,[²²⁸⁹] fakat temsil ettiği gerçeği inkâr yoluyla ona zulmettiler;[²²⁹⁰] oysa Biz bu tür âyetleri, yalnızca korkutma amacıyla göndermişizdir.[²²⁹¹]
[2288] Bu âyet, Hz. Muhammed’e, daha önceki peygamberlere verilen türden hissi ilâhî kudret delilleri verilmediğini söyler. Aynı zamanda bu verilmeyişin gerekçesini de açıklar. Allah Rasûlü’nün risaletini destekleyici ‘ilâhî kudret delîli’ (âyet), daha öncekiler gibi beş duyuya hitabeden türden değil, akla hitabeden türdendir. O ilâhî kudret delîli vahiydir: “Ne yani! Şimdi, bu ilâhî kelâmı kendilerine iletmen için sana indirmiş olmamız (ilâhî kudret delîli isteyen) o kimselere yetmedi mi?” (29:51). Bu, “Rabbinden ona bir ilâhî kudret delîli/âyet indirilmesi gerekmez miydi?” (29:50) sorusuna verilmiş bir cevaptır. İlk inkârcı muhatapların bu tür taleplerini reddeden bir başka âyet, bu red için “Eğer kendilerine bir ilâhî kudret delîli gelmiş olsaydı yine de inanmazlardı” (6:109) gerekçesini gösterir. [2289] Mubsıraten, besâir’den farklı olarak edilgen ve nesne konumunda, kendisini görecek göz arayan risalet delilleridir (Bkz: 17:102, not 120). Bu deliller Sâlih peygamberin dişi devesi, gündüzün ve gecenin âyetleri (17:12) ve kendisi risaletin apaçık delili (âyâtun beyyinâtun) olan gaybî âyetler gibi (27:13) gözleri faltaşı gibi hakikate açıcı unsurlardır. [2290] Bihâdaki bâ edatının işlevinden yola çıkarak Ebu Ubeyde ve Zemahşerî, buradaki zulmü “inkâr” olarak almışlardır. Aynı işlevi göz ardı etmeden, fakat A’râf 73’teki “vahşice katletmeyi” de göz önüne alarak, ulaşılabilecek en kapsamlı anlam bu olsa gerektir. [2291] İlk muhatabı olan inkârcı topluma, istedikleri (Bkz: Âyet 90-93) ilâhî kudret delillerinin gelmemesinin kendi lehlerine olduğu, helâk olan Semud toplumu örnek verilerek îmâ ediliyor. “Muhatabı aciz bırakarak zorla boyun eğdirme” anlamına gelen mucize kelimesi Kur’an’da ve sahih hadislerin ve 9 ünlü hadis kitabının hiçbirinde geçmez. İslam tarihinde “mucize” ıstılahı ilk defa hicri 4. yüzyılda görülür. Esasen mucize ile iman, zorla imana benzer. Mucize ile ifade edilen hakikati Kur’an âyet ve onun çoğulu olan âyât ile ifade eder. Kur’an aynı kelimeyi insan, tabiat ve kâinattaki varlıklar için de kullanır. Yani âyet/âyât hem olağan hem de olağandışı için kullanılır. Mucize kelimesi İslam kültürüne, hicri 3. yüzyılın ikinci yarısında girmiştir. Bu kelimenin İslam kültürüne girişinin hangi şartların zorlamasıyla gerçekleştiği ve bunun Kur’an bilgi sisteminden kopuşu ne derece etkilediği, müstakil bir araştırma ve inceleme konusudur. Kur’an’ı bütünsel bir okumaya tabi tuttuğumuzda, mucize konusunda şu sonuçlara ulaşmaktayız: 1) Kâinatta Allah’ın kudret eli değmiş olan her şey mucizedir. Etrafımız bu tür olağan mucizelerle kuşatılmıştır (12:105). 2) Olağandışı hiç bir mucize, Allah’ın sünnetinin dışında değildir. Zira Allah’ın sünnetinde bir değişme ve bir dönüşme olmaz (35:43). Mucizelerin olağanüstü bulunması, insanoğlunun tecrübesinin ve bilgisinin sınırlılığındandır. Olağandışı mucizeler, yaratıcıya ait sünnetin değil, yaratılmışa ait adetin istisnasıdırlar. 3) Hz. Musa gibi önceki rasullerden bazılarına, olağanüstü mucizeler verilmiştir. 4) Allah Rasûlü’nün Kur’an’dan başka mucizesi yoktur (29:50-51 ve 17:59). Aksini iddia eden Kur’an’ı yalanlamış olur. İsra rüyasında Nebi’ye gösterilen “âyetlerden bazıları” eğer “mucize” olarak adlandırılacaksa, “Allah Rasûlü’nün gösterdiği” değil, “Allah Rasûlü’ne gösterilen” mucizedir. 5)Kaynaklarımız, Kur’an dışında, Hz. Muhammed’in mucizesine şahit olup da iman eden tek bir kişinin varlığını kaydetmemiştir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Bizi, (Kureyş'e) mucizeler göndermekten alıkoyan tek şey, önceki ümmetlerin (peygamberleriyle gelen) mucizeleri yalan saymış olmalarıdır. Nitekim Semud kavmine de açık bir mucize olmak üzere bir dişi deve vermiştik! Onlar ise, onu boğazladılar da zalimlerden oldular. (Ve helâka uğradılar. Bu bakımdan Kureyş'in istediği olur olmaz mucizeleri gerçekleştirmiyoruz ki, onların da inkar ettikleri takdirde helak olmaları gerekecektir.. Ey Muhammed; biz seni alemlere rahmet olarak gönderdiğimiz için, onları böyle bir mucize ile imtihan etmedik) Onları uyaracak ve korkutacak ayetler gönderiyoruz. (Ki içlerinden şirk ve küfrü terk edip İslam kervanına katılan bir ümmet teşekkül etsin)
Osman Fırat
swap_vert close
Bizi âyetler (mu’cizeler) göndermekten alıkoyan şey, evvelkilerin, onları yalanlamış olmasıdır. Semûd (kavmin)e apaçık bir mu’cize olarak dişi deveyi verdik, ve ona zulmettiler. Ve biz mucizeleri sadece korkutmak için göndeririz.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve Bizi âyetler ile peygamber göndermekten bir şey men etmiş değildir. Ancak onları eski kavimler tekzîp etmişlerdir. Ve Semûd'a gözleri göre göre o dişi deveyi verdik, onlar ise onunla zulmettiler ve Biz âyetleri göndermeyiz, ancak korkutmak için göndeririz.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Kâfirlerin keyfî olarak istedikleri mûcizeleri göndermeyişimizin tek sebebi, daha önceki kâfirlerin bu gibi mûcizeleri yalanlamış olmalarıdır. Nitekim Semud halkına açık bir mûcize olarak o dişi deveyi verdik de onu öldürdüler ve bu yüzden kendilerine zulmettiler. Biz o âyetleri sadece korkutmak için göndeririz. [5, 115; 7, 65] {KM, Markos 8, 12}
Süleyman Ateş
swap_vert close
Bizi ayetler (mu'cizeler) göndermekten alıkoyan şey, evvelkilerin, (onları) yalanlamış olmasıdır. Semud(kavmin)e açık bir mu'cize olarak dişi deveyi verdik, o zulmetmelerine sebeb oldu (deveyi boğazlayarak kedilerine yazık etmiş oldular). Biz mu'cizeleri, yalnız korkutmak için göndeririz.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Bizi onların istedikleri mu'cizeyi irsâlden men' iden şey evvelki kavimlerin o gibi mu'cizeleri tekzîb itmeleridir. Biz, Semûd kavmine (istedikleri) deve mu'cizesini gönderdik. Ona zulüm ve tecâvüz itdiler. Biz mu'cizâtı ancak korkutmak içün irsâl ideriz.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Seni mucizelerle göndermemizi engelleyen tek şey, öncekilerin onlar karşısında yalana sarılmalarıdır. Semûd’a, gerçeği gösteren belge olarak bir dişi deve vermiştik ama ona yanlış iş yapmışlardı. Biz mucizeleri sadece korkutmak için göndeririz.
Şaban Piriş
swap_vert close
Bizi mucize göndermekten alıkoyan, ancak öncekilerin onları yalanlamış olmalarıdır. Semud kavmine mucize olarak gözleri önündeki Deve'yi vermiştik. Ama ona zulmettiler. Oysa biz mucizeyi sadece korkutmak için göndeririz.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Onların istedikleri mucizeleri göndermeyişimizin sebebi, daha öncekilerin de bunları yalanlamış olmalarıdır. Nitekim Semud kavmine hakikati apaçık gösteren bir mucize olarak deveyi vermiştik de onlar bu yüzden zulmetmişlerdi. Halbuki Biz mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz.(8)
(8) Helâk etmek için değil, başlarına gelecek azaptan sakındırmak için göndeririz. İbret alan alır; inkârında direten de azaba müstehak olur.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Bizi, mucizeler göntermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir. Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onunla kendilerine zulmettiler. Biz, mucizeleri yalnız korkutup sindirmek için göndeririz.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı yıġmadı bizi kim viribiyevüz nişānları illā kim yalan duttı anları öñdüngiler daħı virdük ŝemūd’a arvava devesin bellü eyleyici-y-iken pes žulm eylediler aña. daħı viribimezüz nişānları illā ķorķıtmaķ içün.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı ne nesne ḳaytardı bizi āyetler göndermekden illā yalanlamaġ‐ıçunevvelki ümmetler. Daḫı virdük ẞemūd ḳavmine deveyi mu‘cizāt. Pes kāfir ol‐dılar anı öldürmek bile. Daḫı biz göndermezüz āyetleri illā ḳorḳutmaġ‐ıçun.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Bizə mö’cüzələr göndərməyə mane olan şey ancaq əvvəlkilərin (keçmiş ümmətlərin) onları yalan hesab etmələridir. Biz Səmud tayfasına açıq-aşkar bir mö’cüzə olaraq dişi (maya) bir dəvə verdik, lakin onlar ona zülm etdilər (dəvəni tutub kəsdilər). Biz mö’cüzələri yalnız (bəndələrimizi) qorxutmaq üçün göndəririk.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Naught hindereth Us from sending portents save that the folk of old denied them. And We gave Thamud the she camel a clear portent but they did wrong in respect of her. We send not portents save to warn.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And We refrain from sending the signs, only because the men of former generations treated them as false:(2245) We sent the She-camel(2246) to the Thamud to open their eyes, but they treated her wrongfully: We only send the Signs by way of terror (and warning from evil).(2247)
2245 Past generations treated Signs and Portents with contempt or rebellion, and brought about their own undoing. It is only Allah's Mercy that gives them Grace for a time and prevents the coming of those Portents and Punishments which would overwhelm them if they were put to their trial at once. 2246 An example is cited from the story of Thamud. A wonderful she-camel was sent among them as a Portent and a Symbol. In their wickedness they hamstrung her. So instead of her reclaiming them she was a cause of their destruction, as their sin and rebellion were laid bare. For the story of the she-camel and the reference to the passages in which she is mentioned, see n. 1044 to 7:73. 2247 Signs, Miracles, and Portents are sent by Allah as a warning, to strike terror into the hearts of evildoers and reclaim them to the right path. I have discussed Fear as a motive for reclaiming certain kinds of hard hearts, in my note 82 to 2:74. But some hearts are so hard that even this motive does not work. As they have a limited free will given by Allah, they are to that extent free to choose. But when they actually choose evil, Allah in His infinite Mercy delays their punishment and removes the occasion for their immediate self-destruction by withholding the Signs which might make them transgress all the more and compass their total destruction.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَمَا مَنَعَنَٓا
ve Bizi alıkoymadı
اَنْ نُرْسِلَ
göndermekten
بِالْاٰيَاتِ
mucizeleri
اِلَّٓا
ancak
اَنْ كَذَّبَ
yalanlaması
بِهَا
onları
الْاَوَّلُونَۜ
öncekilerin
وَاٰتَيْنَا
nitekim verdik
ثَمُودَ
Semûd'a
النَّاقَةَ
o dişi deveyi
مُبْصِرَةً
gösteren olarak
فَظَلَمُوا
ve zulmettiler
بِهَاۜ
ona
وَمَا نُرْسِلُ
ve göndermeyiz
بِالْاٰيَاتِ
mucizeleri
اِلَّا
ancak
تَخْو۪يفاً
korkutmak için
Bizi, (müşriklerin istedikleri) o mucizeleri göndermekten alıkoyan şey; öncekilerin (mucizelerimizi gördükleri hâlde) yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semûd kavmine (apaçık bir mucize olarak) görünen bir dişi deve verdik de onlar (bu deveyi boğazlayarak) ona zulmettiler (ve zalimlerden oldular). Biz mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz.
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
مَنَعَ
Fiil-I
م ن ع
Engel oldu, men etti, mâni oldu, alıkoydu
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
اَرْسَلَ
Fiil-IV
ر س ل
Gönderdi
ءَايَة
İsim
ا ي ي
Âyet, mucize, alamet, işaret, nişane, ibret, delil
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
كَذَّبَ
Fiil-II
ك ذ ب
Yalanladı, yalan saydı
بِهَا
Zamir
بِهَا
Onunla, onlar hakkında
اَوَّل
İsim
ا و ل
İlk, önce, birinci, başta, evvel
اٰتَى
Fiil-IV
ا ت ي
Verdi
ثَمُود
Özel isim
ثَمُود
Semûd (Hz. Salih (a.s.)'ın kavmi)
نَاقَة
İsim
ن و ق
Dişi deve
مُبْصِرَة
Etken fiil-IV
ب ص ر
Basiretli, aydınlatıcı (مُبْصِر kelimesinin müennes hâli)
ظَلَمَ
Fiil-I
ظ ل م
Zulmetti, haksızlık etti
بِهَا
Zamir
بِهَا
Onunla, onlar hakkında
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اَرْسَلَ
Fiil-IV
ر س ل
Gönderdi
ءَايَة
İsim
ا ي ي
Âyet, mucize, alamet, işaret, nişane, ibret, delil
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
تَخْوِيف
Fiilimsi-II
خ و ف
Korkutmak