Ve biz onu (Kur’an’ı) anlamaları (istememeleri) noktasında (melekler tarafından tanınmaları için iman etmediklerine dair) kalblerine (akıl, duygu ve karar verme merkezi olan beyinlerine) ekinne (manevi izler) oluşturduk. (Yine Kur’an’ı doğru anlamak için dinlemek istemediklerinden) kulaklarına da (manen) bir ağırlık (koyduk). Ayrıca Kur’an’da Rabbini tek olarak zikrettiğin zaman da onlar nefret ederek arkalarına döner giderler. *
(*) Burada da kalb, akletme merkezi olan beyin demektir. Yani bunlar Kur’an’ı dinleyip, anlamak istemedikleri için Allah’da akletme merkezi olan beyinlerine manevi izler koyar ki, melekler tarafından tanınsınlar. Çünkü meleklerin bir görevi de mümin olanlara dünyada dua ve istiğfarda/şefaatte bulunmaktıır, eğer kişinin imanı yoksa melekler ona istiğfarda bulunmazlar. İşte melekler âleminde bunların imansızlığına işaret eden alametler, Kur’an’da geçen (أكنة – ختم - طبع) ‘’ekinne, hatm ve tab’ gibi’’ izler ve işaretlerdir. Bunlar oldu mu, o kimseye melekler istiğfarda/şefaatte bulunmazlar. Bu nedenle Kur’an’da geçen bu tür manevi olaylar, yani (أكنة - ختم - طبع) gibi manevi işaretler Kur’an’ı kerimi anlamamaları veya kalblerinin/ akıl merkezi olan beyinlerinin kilitlenmesi için değildir. İşte birçok ayetlerle ilgili olduğu gibi maalesef bu ayetle ilgili mealler de hep hatalıdır. Çünkü yüce Allah Kur’an anlaşılsın diye göndermiştir, anlaşılmasın diye değil. Ayrıca kalblerine yani beyinlerine ekine /manevi izler, kulaklarına ağırlık konulmadan önce de bunlar Allah’ın ayetlerinden yüz çevirip anlamak istememiş ve inanmamış bir gruptur. Yani kalblerine/beyinlerine ekinneyi çektiren ve buna sebep olan kendileridir. Yine bunlar inanmayanların tümü değil, kendilerine Allah’ın ayetleri defalarca hatırlatıldığı ve hakkıyla tebliğ aldıkları halde inanmamaya şartlanmış olan Ebu Cehil, Nadır Bin Haris, Velid Bin Muğire ve Ubey bin Halef gibi birkaç müşrik liderlerdir. Bu nedenle ayetin sonunda ‘’sen bu tip insanları doğru yola çağırsan da onlar doğru yola gelmezler deniliyor. Yani onları dinleyip anlamaktan engelleyen söz konusu ekinne/manevi işaretler değildir. Zira söz konusu ekinne kalberine çekilmeden önce de bunlar dinleyip anlamak ve inanmak istemiyorlardı. Zaten Allah zorla kimseyi inandırmak istemez, iman irade ve gönül işidir, gönülden olması gerekir. Gönülden değilse buna iman denilmez. Aşağıdaki tefsir metinlerine bkz:
أن الله- سبحانه- يسير الأمور وفق حكمته العلياء فمن يسلك سبيل الهداية يرشده وينير طريقه ويثيبه، ومن يقصد إلى الغواية ويسير في طريقها تجيئه النذر تباعا إنذارا بعد إنذار، فإن أيقظت النذر ضميره وتكشفت العماية عن قلبه فقد اهتدى وآمن بعد كفر. ومن لم تجد فيه النذر المتتابعة ولم توقظ له ضميرا ولم تبصره من عمى فقد وضع الله- تعالى- على قلبه غشاوة وفي آذانه وقرا (الوسيط لطنطاوي)والثني : أن الإنسان الذي علم الله منه أنه لا يؤمن وأنه يموت على الكفر فإنه تعالى يسم قلبه بعلامة مخصوصة يستدل الملائكة برؤيتها على أنه لا يؤمن ، فصارت تلك العلامة دلالة على أنهم لا يؤمنون - والثاني: أنها سمة تكون علامة فيهم، تعرفهم الملائكة بها من بين المؤمنين. [ ص: 73 ] تفسير الماوردي ) وإذا ثبت هذا فنقول : لا يبعد تسمية تلك العلامة بالكنان والغطاءوالختم والطبع ، مع أن تلك العلامة ليست مانعة عن الإيمان{وجعلنا على قلوبهم أكنة} غطاء {أن يفقهوه} فيعلموه، يعني جعلنا بالحكم أنهم بهذه المنزلة {وفي آذانهم وقراً} أي ثقلاً للقرآن (تفسير الأعقم) {أَن يَفْقَهُوهُ } كراهة أن يفقهوه (تفسيرالكشاف) {أَن يَفْقَهُوهُ}، كراهية أن يفقهوه (معالم التنزيل) ويحتمل أيضاً أن يكون سمى الكفر الذي في قلوبهم كِنّاً تشبيهاً ومجازاً وإعراضهم عن تفهّم القرآن وقراً توسّعاً لأن مع الكفر والإعراض لا يحصل الإيمان والفهم كما لا يحصلان مع الكنّ والوقر(مجمع البيان في تفسير القرآن) وليس جعل الأكنة والوقر جبراً على الشرك، ولو كان ذلك لعذرهم ولم يمنعهم (هميان الزاد إلى دار المعاد)