Ve biz bir kenti (halkının yaptıkları zulüm ve kötülükler yüzünden) helâk etmek istediğimiz zaman, (elçimiz vasıtasıyla) onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına, (zulüm ve kötülüğü bırakıp) yola gelmelerini emrederiz. Ama onlar (hem halk hem de elebaşları) yoldan çıkarlar (sa), artık o kent yok olmayı hak eder. Biz de orayı darmadağın ederiz.*
(*) Şımarmış olan bu ileri gelenler, yüce Allah’ın kendilerine günah, zulüm, kötülük ve suç işlemekten dönmeleri husûsunda olan emrini dinlemediklerinde, oranın halkı başlarındaki idârecilerin bu isyânına bizzat iştirâk ederek (veya hoş görerek) zulümlerine ortak olduklarında, artık isyan umûmîleşir ve böylece azab, o beldeye hak olur. (Râzî, c. 10/20, 178) Arapça bilenler aşağıdaki tefsir metinlerine bakabilirler.
وإذا أردنا أن نهلك قرية أي : أهل قرية أمرنا مترفيها متنعميها وجبابرتها بالطاعة عن أبي عمرو والزجاج ففسقوا فيها أي : خرجوا عن الأمر )قيل : معناه : أمرناهم بالطاعات ففعلوا الفواحش فاستحقوا العقوبة . رواه ابن جريج عن ابن عباس ، وقاله سعيد بن جبير أيضا ومتعلق ( أمرنا ) محذوف ، أي أمرناهم بما نأمرهم به ، أي بعثنا إليهم الرسول ، وأمرناهم بما نأمرهم على لسان رسولهم فعصوا الرسول ، وفسقوا في قريتهم (ابن كثير (تفسير النسفي تفسير الألوسي ) (تفسير البيضاوي ) (التحرير والتنوير ) أبي السعود)