close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

İsrâ Sûresi 15. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Meni-htedâ fe-innemâ yehtedî linefsih(i)(s) vemen dalle fe-innemâ yadillu ‘aleyhâ(c) velâ teziru vâziratun vizra uḣrâ(k) vemâ kunnâ mu’ażżibîne hattâ neb’aśe rasûlâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Kim doğru yolu bulursa ancak kendisi için bulmuştur ve kim doğru yoldan sapmışsa kendisini sapıtmıştır ve kimse, bir başkasının yükünü yüklenmez ve biz, peygamber göndermedikçe hiçbir topluluğu azaplandırmayız.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Kim (hidayete uyar) doğru yolu (arayıp) bulursa, kendisi için (Hakkı ve hayrı) bulmuş olacaktır. Kim de sapıtırsa kendi zararına sapıtmış olacaktır. Günahkâr olan hiç kimse bir başkasının günah yükünü taşımayacaktır. (Ve zaten) Biz, (aydınlatıcı ve uyarıcı) bir Resul göndermedikçe (hiçbir kavme ve kişiye asla) azap edici olmayız (kendilerini sorumlu tutmayız).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Kim doğru yolu bulursa, ancak kendisi için bulmuştur ve kim de doğru yoldan sapmışsa, kendisi sapmıştır ve kimse bir başkasının yükünü yüklenmez. Ve biz bir peygamber göndermedikçe, hiçbir topluluğa azap etmeyiz.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Kim hür iradesiyle hidayeti tercih eder, İslâm'da sebat ederse, sadece kendi iyiliği, kurtuluşu için hak yola girmiş, İslâmî hayatı yaşamış olur. Kim de başına buyruk hareket ederek hak yoldan uzaklaşır, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ederse, yalnızca kendi felâketini hazırlamış, kendisi zarara, ziyana uğramış olur. Hiçbir günahkâr, günah yüklü, suçlu bir kişi, başkasının günahının suçunun cezasını çekmez. Biz, tebliğ ile görevli, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere bir Rasul göndermedikçe kimseye azap edecek değiliz.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 16/25; 29/13; 35/18, 37; 39/70-71; 67/8-9.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Kim hidayete ererse kendi nefsi için hidayete erer. Kim de sapıtırsa yalnız kendi aleyhine sapıtır. Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü taşımaz. Biz peygamber göndermedikçe azap edecek değiliz.
Ali Bulaç
swap_vert close
Kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiç bir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiç bir topluluğa) azab edecek değiliz.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Kim doğru yolda giderse ancak kendisi için doğru yolda bulunur (Sevab kendisinedir). Kim de sapıklık ederse, yalnız kendi aleyhine sapıklık eder (cezasını çeker). Hiç bir günâhkâr da başkasının günahını taşımaz. Bir de biz, bir Peygamber göndermedikçe azab etmeyiz.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Kim doğru yolu bulursa, o kendisi için doğru yolu bulmuştur. Kim de saparsa, o kendi aleyhine sapmıştır. Hiç kimse, kimsenin yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, elçi göndermeden azap edici değiliz.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Her kim doğru yolu izlemeyi seçerse, bunu kendi iyiliği için yapmış olacaktır. Her kim de yoldan saparsa, bu kendi kötülüğüne olacaktır; kimse kimsenin suçunu taşıyacak değildir. Ayrıca, biz bir peygamber göndermedikçe azap etmeyiz.[285]
[285] Hidayet ve dalâletin ferdîliği hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XI, 207-210.  
Besim Atalay
swap_vert close
Doğru yola giden, kendisi için gitmiştir; sapıtan da kendisiyçin sapıtır; birinin yükünü, öbürü almaz, Peygamber göndermedikçe, biz azap eylemeyiz
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa yine kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr bir başkasının suç (ve günah) yükünü yüklenmez (ve onunla yargılanarak azap görmez). Ve biz, (uyarıcı olarak) bir resul göndermeden (günahları sebebiyle hiçbir kimseye ve hiçbir topluma) azap etmeyiz.
Bkz. 16/25, 29/13, 35/18Allah’ın Peygamber göndermediği toplumlar var mı? “…Hiçbir toplum yoktur ki içlerinden bir uyarıcı çıkmamış olsun.” (Fatır 35/24) Bu uyarıcı kimselerin illa da Kur’an’da adı geçen ya da tarihte peygamber olarak bilinen kimselerden olması gerekmez. Bir toplumun içinden iyiyi ve kötüyü anlatan, zulmü ve haksızlığı ortadan kaldırmaya çalışan ve toplumun huzuru için erdemli çalışmalar ortaya koyan birileri çıkmışsa onlar da Allah’ın dininin yardımcılarıdır. Allah’ın yasalarının savunucusu olmak, kötülüğü engellemek ve hayır adına topluma istikamet vermek için illa da peygamber olmak gerekmez. Nitekim bütün iradeleri yöneten ve yönlendiren Allah’tır.  
Cemil Said
swap_vert close
Kim tarîk-i hidâyete sülûk ider ise kendi nefsine hayır itmiş olur, kim dalâlete sapar ise kendi mutazarrır olur. Herkesin taşıdığı başkasının yükü değildir içlerinden peygamber çıkarmaksızın hiç bir kavmi ’azâba dûçâr itmedik.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Kim doğru yola gelirse ancak kendi lehine yola gelmiş ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıştır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz peygamber göndermedikçe kimseye azabetmeyiz.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.[311]
Âyet hıristiyanların, “İsa, insanların günahını yüklenmiş ve bu günahın cezasını kanıyla ödemiştir” şeklindeki inancını iptal etmektedir. Âyette ayrıca suçun şahsîliğine de işaret vardır.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Kim doğru yolu seçerse kendi iyiliği için seçmiştir, kim de saparsa kendi zararına sapmış olur. Hiç kimse başkasının günah yükünü üstüne almaz. Biz bir resul göndermedikçe azap da etmeyiz.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üslenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.
Edip Yüksel
swap_vert close
Kim doğru yola gelirse kendisi için yola gelmiş bulunur. Kim saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçkimse başkasının yükünü çekmez. Biz bir elçi göndermeden hiç kimseyi cezalandırmayız
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Kim doğru yola gelirse sırf kendi iyiliği için gelir. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar başkasının günah yükünü çekmez. Biz bir Peygamber göndermedikçe, hiç kimseye azab edecek değiliz.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Kim doğru giderse sırf kendi lehine gider, kim de sapıklık ederse ancak aleyhine eder ve hiç bir vizir çeken diğerinin vizrini çekmez, biz bir Resul göndericiye kadar ta'zib de etmeyiz
Emrah Demiryent
swap_vert close
Kim hidâyet yolunu seçerse, şüphesiz kendi iyiliği için seçmiş olur, kim de hak yoldan saparsa, şüphesiz kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez. Ve Biz bir peygamber göndermedikçe (günahlarından dolayı kimseye) azap edecek değiliz.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Kim doğru yolda olursa, ancak kendi iyiliği için doğru yolda olur. Kim de saparsa ancak kendi kötülüğü için sapmış olur. Ve hiçbir yük taşıyıcı, başkasının yükünü yüklenmez.¹ Ve Biz, bir resul göndermedikçe azap edecek değiliz.
1- Her kim zerre miktarı bir hayır işlerse onu görecek, her kim zerre miktarı bir şer işlerse onu görecek. (99:7-8)  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Kim doğru yolu bulursa, o doğru yolu ancak kendi fâidesine bulmuş olur. Kim de sapıklık ederse o da yalınız kendi aleyhine sapmış olur. Hiç bir günahkâr başkasının günâh yükünü yüklenmez. Biz bir resul gönderinceye kadar (hiç bir kimseye ve kavme) azâb ediciler değiliz.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Kim hidâyete ererse, artık ancak kendisi için hidâyete ermiş olur. Kim de dalâlete düşerse, o takdirde ancak kendi aleyhine dalâlete düşmüş olur. Hem hiçbir günahkâr, başkasının günâhını yüklenmez. (Biz) bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azâb ediciler değiliz.(2)
(2)“ وَماَ كُنَّا مُعَذِّب۪ي۪نَ۪ حَتّٰي نَبْعَثَ رَسُولًا*[(Biz) bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azâb ediciler değiliz] sırrıyla; ehl-i fetret (iki peygamber arasında ve hak bir dînin hükümlerinin unutulduğu bir zamanda yaşayanlar), ehl-i necâttırlar (kurtulmuş kimselerdir). Bil-ittifak (ittifakla), teferruâttaki hatîâtlarından (hatâlarından) muâhezeleri (mes’ûliyetleri) yoktur. İmâm-ı Şâfiî ve İmâm-ı Eş‘arî’ce; küfre de girse, usûl-i îmânî de bulunmazsa (îmânın esaslarını da bilmiyorsa), yine ehl-i necâttır. Çünki teklîf-i İlâhî (mes’ûliyet) irsâl ile (peygamber göndermekle) olur ve irsâl dahi, ıttılâ‘ (haberdâr olmak) ile teklîf takarrur eder (gerçekleşir).” (Mektûbât, 28. Mektûb, 237)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Kim doğru yolu seçmişse, ancak kendi lehine seçmiş olur; kim de sapıp gitmişse, ancak kendi aleyhine olarak sapıp gitmiştir. Ve hiçbir kimse bir başkasının suç (ve günah) yükünü çekmez ve onunla yargılanmaz. Ve biz, önceden (mesajlarımızın tebliğini hakkıyla yapan) bir elçi (mübelliğ) göndermeden (inkâr, isyan ve günahları sebebiyle ne dünyada ne de ahirette hiçbir kimseye) azap edecek değiliz.*
(*) Allah insanları iyiyi kötüden ayırmalarına yarayacak yeteneklerle donatmıştır; ancak yine de merhametinin sonucu olarak ilahi mesajların tebliğini yapan bir elçi göndermedikçe, hiçbir kimseyi sorumlu tutmayacak ve azap etmeyecektir. Bu hususta şu üç nokta önemlidir: 1. Elçinin gönderilmesinden maksat, onun getirdiği dinî davet hakkında insanların yeteri kadar bilgi sahibi olmalarına elverişli bir ortamın sağlanmasıdır. 2. Âyetin bu kısmı, bilinmesi, anlaşılması ve inanılıp uygulanması ancak bir elçinin açıklamasına bağlı olan, insanın beşerî aklı ve bilgisiyle aydınlanamayacağı salt dinî konularla ilgilidir. 3 Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Âyetin, on dört asır önce suçun ve cezanın kanunîlik ilkesini bu kadar açık ve kesin bir şekilde ifade etmesi ilgi çekicidir…. Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 470) Bugünkü ehli kitap ve gayrimüslimlerin durumu? 1. Hz. Peygamber ve onun getirdiği Kur’an hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayanlar, yani hakkıyla tebliğ almayanlar. Bunların İslâm karşısında hiçbir sorumlulukları olmaz. Durumları, fetret döneminde yaşayanların durumuna benzer. İslam’la sorumlu değildirler. 2. Hz. Peygamberi ve Kur’an’ı duymakla birlikte bunlar hakkında sağlıklı bir bilgiye sahip olmayanlar; Sağlıklı bir bilgiye sahip olmamaları, kendi din adamlarının veya başkalarının İslâm’ı yanlış tanıtmalarından, İslâm hakkında iftira etmelerinden kaynaklanıyor olabilir. Hatta Müslümanların İslâm’ı yanlış tanıtma ve yanlış uygulamalarından da kaynaklanabilir veya başka bir sebepten de olabilir. Bugün kitap ehlinin kahir ekseriyeti bu durumdadır. Bunların da hakkıyla doğru bir tebliğ almadıklarından yüce Allah’ın sınırsız merhameti gereği bunlar da ahirette sorumluluktan kurtulabilirler. (الله اعلم) 3. İslâm daveti eksiksiz olarak kendilerine ulaştırılmış olanlar: Bunlar, İslâm’ı bilip tanımalarına rağmen ihmalleri yahut inatları yüzünden veya kimi çıkarlarını kaybetme endişesiyle vs. İslâm’ı kabul etmeyenlerdir, işte bunlar sorumludurlar ve bu hâlleriyle âhirette kurtuluşa ermeleri mümkün değildir. Aslında ilk iki grubun sorumluluğu Müslümanlara aittir. Çünkü Müslümanlar (İslâm’ı ve Kur’an’ı doğru öğrenmek, doğru uygulamak ve) başkalarına doğru bir şekilde ulaştırmaktan sorumludurlar. Önce kendilerini, sonra da başkalarını Hz. peygamberin mucizesi olan Kur’an-ı Kerim’le, akıl, mantık ve bilim ışığında tanıştırmadıkça bu sorumluluklarını yerine getirmiş olmazlar. Ve dolayısıyla bu durumda Müslüman olmayanlar gerçek bir tebliğ almamış olduklarından dolayı Allah’ın engin merhameti gereği sorumlu tutulmazlar. ((الله اعلم Ayrıca geniş bilgi için: Bk: [İmam-ı Gazali, İslâm’da Müsamaha (Tercüme: Süleyman Uludağ), s. 60-61.] Bu nedenle hakkıyla tebliğ almayan yaşadığımız çağdaki çoğu insanın, Gazzali’nin (kendi eserindeki) üçüncü maddede (sorumlu tutulmayıp kurtulacaktır diye) nitelediği sınıfa gireceğini söylemek mümkündür. Gazzali’nin meseleye bakış açısı ilahi rahmetin tecellisini yansıtma bakımından son derece önemlidir. Bu bakış açısı bizim de meseleyi değerlendirmedeki temel paradigmamızı oluşturmaktadır. Özet: Bir insanın İslam dinine inanması ve inanmadığı takdirde sorumlu olması için, İslam dini hakkında doğru bilgiye, yeterli yoğunlukta davete (İslam’a çağrıya) ulaşmış olması gerekir. Bu nedenle dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan insan bu imkânı bulamamış ise ona din ulaşmamış, tebliğ edilmemiş demektir. Ayrıca "Peygamber gelip bir bölgede bazı insanlara dini tebliğ etti diye bütün zamanlarda ve mekânlarda yaşayan insanlar buna, kendi gayretleriyle ulaşmalıdırlar, ulaşmayan sorumlu (cehennemlik) olur" şeklindeki anlayış da, İslam’ın mantığına, tabiatına ve sorumluluk kurallarına uygun değildir."Elçi göndermedikçe asla azap etmeyiz" mealindeki âyet, insanın tabiatı ve yükümlülüğün genel kuralları her bir insana dinin, doğru anlatılmasını ve yeterli yoğunlukta dine davet edilmesini gerekli kılmaktadır. Yine detaylı bir bilgi için bkz: قال الزجاج في تفسير هذه الآية : إن الآثم والمذنب لا يؤاخذ بذنب غيره وما كنا معذبين حتى نبعث رسولا لما ذكر سبحانه اختصاص المهتدي بهدايته والضال بضلاله ، وعدم مؤاخذة الإنسان بجناية غيره ، ذكر أنه لا يعذب عباده إلا بعد الإعذار إليهم بإرسال رسله ، وإنزال كتبه ، فبين سبحانه أنه لم يتركهم سدى ، ولا يؤاخذهم قبل إقامة الحجة عليهم ، والظاهر أنه لا يعذبهم لا في الدنيا ولا في الآخرة إلا بعد الإعذار إليهم بإرسال الرسل ، وبه قالت طائفة من أهل العلم ( فتح القدير - تفسير ابن عطية - تفسير البيضاوي - القرطبي ) (زاد المسير- أضواء البيان ) أنه لا عذاب من غير إنذار، ودل على ذلك قوله تعالى: وما كنا معذبين حتى نبعث رسولا إن العقل يدرك الخير والشر، ولكن لأن الغرائز البشرية متشابكة يؤثر بعضها على بعض، فالغريزة الجنسية توجد الهوى، والهوى يجعل غشاء على القلوب فلا تفقه، وعلى الآذان فلا تسمع سماع هداية، ولا يبصر بصر اعتبار، يكون ذلك، فلا بد من منبه يزيل غشاوة الأعين وضلال القلوب، ووقر الآذان، وهذا هو النذير، والعذاب من غير النذير لا يكون من رحمة الله تعالى بعباده، وما كنا معذبين حتى نبعث، أي ما كان من شأننا ولا من رحمتنا أن نعذب إلى أن نبعث رسولا علم الحق ويبينه، والباطل ويزهقه، وقال تعالى: وإن من أمة إلا خلا فيها نذير (زهرة التفاسير ) (التبيان الجامع لعلوم القرآن) وعن الإمام الغزالي: أن الناس في شأن بعثة النبي أصناف ثلاثة: من لم يعلم بها بالمرة - أي كأهل أمريكا لذلك العهد - هؤلاء ناجون حتما (أي إن لم تكن بلغتهم دعوة أخرى صحيحة). ومن بلغته الدعوة على وجهها ولم ينظر في أدلتها إهمالا أو عنادا أو استكبارا وهؤلاء مؤاخذون حتما. ومن بلغته على غير وجهها أو مع فقد شرطها، وهو أن تكون على وجه يحرك داعية النظر،وهؤلاء في معنى الصنف الأول. هذا معنى عبارته المطابقة لأصول الكلام وأقول: عبارته في كتاب فيصل التفرقة في هذا الصنف هي: وصنف ثالث بين الدرجتين بلغهم اسم محمد - - ولم يبلغهم نعته وصفته، بل سمعوا منذ الصبا أن كذابا مدلسا اسمه محمد ادعى النبوة كما سمع صبياننا أن كذابا يقال له: المقفع (لعنه الله) تحدى بالنبوة كاذبا، فهؤلاء عندي في معنى الصنف الأول الخ (تفسير المنار)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kim doğru yola girmişse, kendisi için girmiş olur. Kimde sapıklık yolunu tercih ederse, sapkınlığı yalnızca kendisine aittir. Hiçbir günahkâr bir başka günahkârın yükünü yüklenmez. Biz bir topluma elçi göndermeden, o topluma azap edecek değiliz.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Her kim doğru yolu tutarsa kendi için tutmuş olur. Herkim de iğri yola saparsa yine kendine karşı sapmış olur. Hiçbir günahlı başkasının günahını yüklenmez. Biz önce bir elçi göndermedikçe de azaba uğratıcı değilizdir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Her kim yol bulursa ancak kendisi için yol bulur, saparsa yine ancak kendisinin helâki için sapar, hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez, biz peygamber göndermedikçe azap edecek değiliz.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Kim doğru yolu bulursa, ancak kendi lehine bulmuş olur. Kim de saparsa ancak kendisi aleyhine sapmış olur. Hiçbir kimse/günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez.⁹ Biz elçi göndermedikçe azap edecek değiliz.¹⁰
9 Burada Hıristiyanların “Hz. İsa’nın, insanların kurtuluşu için günahlarını yüklenip çarmıha gerilmeye razı olduğu” inancı yıkılmaktadır. 10 Krş. Nisâ, 4/165; Hicr, 15/4; Şuarâ, 26/208; Fâtır, 35/24  
Kadri Çelik
swap_vert close
Kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiç bir günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber gönderinceye kadar (hiç bir topluma) azap edecek değiliz.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Her kim iyiliği, güzelliği tercih ederek doğru yola yönelirse, ancak kendi iyiliği için yönelmiş olur ve her kim de kötülüğü, çirkinliği tercih ederek doğru yoldan saparsa, o da ancak kendi zararına sapmış olur.Dolayısıyla, hiç kimse bir başkasının günahını taşımayacaktır. Ve biz,iyinin-kötünün ne olduğunu açıkça ortaya koyan bir Peygamber veya onun görevini aynen yüklenen bir dâvetçi göndermedikçe, insanlara azap edecek değiliz! Elçi gönderir göndermez de, öyle alelacele helâk etmeyiz.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Kim hidayete erdiyse, kendi nefsi için hidayete erer. Kim de saptıysa, kendi aleyhine sapar. Yüklü bir kişi bir başkasının yükünü çekmez. Bir rasûl seçip göndermedikçe azap edecek değildik.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Yola gelen kendisi için gelir, yoldan çıkan da kendisine eder. Kimse başkasının suçunu üstlenemez. Zaten biz, elçi göndermeden kimseye ceza vermeyiz.
Mehmet Çoban
swap_vert close
İyi bilin ki kim inanarak İslam’ı seçer yasalarımıza uyarak yaşarsa, bunu kendi iyiliği için yapmıştır. Kim inkâr eder yasalarımıza meydan okuyarak insanların çıkardıkları yasalara göre yaşarsa, kendi aleyhine yolumuzdan sapmış olur. Bilin ki hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenemez. Biz toplumlara bir Resul göndermedikçe azap edecek değiliz. Ayetlerimizle nelerin suç, nelerin suç olmadığını açıklar ona göre sorumlu tutarız. Katımızda ayetlerimizin dışında insanlara sorumluluk yükleyen bir yasa yoktur. Yasalarımız kendilerine gönderildikten sonra bilmiyorduk demeleri, hafife alıp inkâr etmeleri veya kendi uydurdukları yasaları yasalarımızdan üstün görmeleri, kendi suçlarından ibarettir. Suçlarından dolayı cezalandırılmalarında Rabbinin bir zorlaması yoktur. Çünkü ayetlerle insanlar yeteri kadar uyarılmıştır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Kim doğru yola gelirse, sadece kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa, sadece kendi aleyhine sapmış olur. [*] Hiçbir (günah) yüklüsü, başkasının (günah) yükünü yüklenemez. Biz bir elçi gönderinceye kadar (kimseye) azap ediciler değiliz. [*]
Bu mesaj Bakara 2:134, 141, 272, 286, En‘âm 6:52, 164, İsrâ 17:13-15, Lokmân 31:33, Fâtır 35:18, Zümer 39:7, 41, Fussilet 41:46, Câsiye 45:15, Necm 53:38-39 ve Zilzâl 99:7-8. ayetlerle birlikte okunmalıdır.,Bu ayet En‘âm 6:131, Enfâl 8:33, Hûd 11:117 ve Kasas 28:59. ayetlerle birlikte okunmalıdır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Kim hak yola gelirse, ancak kendi lehine hak yola gelir ve kim de sapıtırsa ancak kendi aleyhine sapıtır. Hiçbir günâhkâr bir başkasının günâhını yüklenemez.¹ Biz, bir Peygamber göndermedikçe de kimseye azap etmeyiz.²
1 Vizr: Ağır yük, günâh ve günâhın cezâsının ağırlığı demektir. Herkes kendi günâhından sorumludur. Günâhı ağır basan birisi, bir başkasını günâhını yüklenmesi için çağırsa bu, mümkün değildir. Ancak bir kimse, birisini kötülüğe sevk ederse birisi aldandığının cezâsını, diğeri de aldattığının cezâsını cektir. Bk. (En’am: 164, Zümer: 7, Necm: 38, Fâtır: 18) 2 Bir topluma Peygamber gönderilince hak tebliğ edilmiş olur. Fakat onu kabul edip etmemek, kendilerine bağlıdır. Bu âyetten bütün toplumlara Peygamber gönderildiği veya Peygamber gönderilmeyen toplum varsa sorumluluklarının olmayacağı anlaşılmaktadır. Bk. (Kasas: 46, Secde: 3, Fâtır: 24)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Her kim ki doğru yolu izlemeyi seçerse, bunu kendi iyiliği için yapmış olacaktır. Ve her kim ki yoldan saparsa, bu kendi kötülüğüne olacaktır; kimse kimsenin yükünü taşıyacak değildir. ¹⁹ Ayrıca, Biz, [kendilerine] bir elçi göndermeden ²⁰ [yaptığı haksızlıklardan ötürü hiçbir topluma] azap etmeyiz.
19 Bkz. 6:164, 35:18, 39:7 ve ilgili notlar; ayrıca, bu temel ahlakî ilkeye ilişkin Kur’ânî ifadenin ilk yer aldığı 53:38.20 Zımnen, “ki doğru ile eğrinin anlamını iyice anlayabilsinler”: karş. 6:131-132 ve ilgili 117. not; ayrıca, iniş sırasına göre İsrâ’ suresinden hemen önce gelen 28. surenin 59. ayeti.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Doğru yolu tercih eden kişi, ancak kendisi için doğru yola girmiştir. Sapan kimse de kendi aleyhine sapmış olur.1 Zira hiç bir sorumlu bir başkasının sorumluluğunu taşımaz.2 Çünkü biz elçi göndererek uyarmadıkça hiç bir toplumu cezalandırmayız.3 16/125, 10/108, 27/92, 45/15, 26/164, 14/51, 35/18, 313/7, 28/59, 35/24, 39/71
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Kim doğru yola yönelirse, iyi bilsin ki o sadece kendisi lehine yönelmiş olacaktır; kim de saparsa, unutmasın ki o da yalnızca kendi aleyhine sapmış olacaktır: zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz; üstelik Biz, bir elçi gönderinceye kadar, asla (bir topluma) azap edici olmadık.
Orhan Kuntman
swap_vert close
Kim doğru yolu seçerse; kendi yararına hidayete ermiş olur. Kim de saparsa (doğru yoldan ayrılırsa) kendi aleyhine sapmış olur. Hiç bir günahkar başkasının günahını yüklenmez. (Herkes kendi günahının cezasına kavuşur) Biz hiç bir kavme, peygamber göndermeden onlara azap etmedik. (Ancak peygamberlerinin hak davetini inkar edenleri helake uğrattık)
Osman Fırat
swap_vert close
Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtışsa kendi aleyhine sapıtıştır. Bir kimse başka bir kimsenin günah yükünü yüklenmez. Biz, bir resul göndermedikçe kimseye de azap edici değiliz.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Kim doğru yola giderse ancak kendisi için doğru yola gitmiş olur ve her kim sapıtırsa ancak kendi aleyhine olarak sapıtmış bulunur. Ve bir günkar kimse başkasının günahını yüklenmez ve Biz bir resûl gönderinceye kadar azap ediciler olmadık.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Kim doğru yolu seçerse, kendisi için seçmiş olur; kim de doğru yoldan saparsa, kendi aleyhinde sapmış olur. Hiçbir kimse başkasının günah yükünü taşımaz. Biz peygamber göndermediğimiz hiçbir halkı cezalandırmayız. [35, 18; 29, 13; 16, 25; 67, 8-9; 39, 70-71; 35, 37]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur, kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü taşımaz. Biz elçi göndermedikçe azab edecek değiliz.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
İhtidâ iden kendi nefsine ihtidâ ider, dalâlete düşen de kendi nefsini dalâlete düşürir. Biri diğerinin günâhıyla günâhkâr olmaz. Biz bir kavmi, ona rasûller göndermedikce ta'zîb ider değiliz.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Kim yola gelirse kendi yararına gelir, kim de yoldan çıkarsa kendi zararına çıkar. Kimse kimsenin yükünü çekmez. Biz elçi göndermeden azap etmeyiz.
Şaban Piriş
swap_vert close
Doğru yola giren kimse ancak kendisi için girmiş olur. Sapan kimsenin de sapıklığı ancak kendi aleyhinedir. Hiç bir günahkar bir başkasının günahını yüklenmez. Biz, elçi göndermedikçe azap etmeyiz.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Doğru yolu bulan, kendisi için bulmuştur. Yoldan sapan da kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Ve Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur. Sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Hiçbir günahkâr, bir başka günahkârın yükünü taşımaz. Ve biz, bir resul göndermedikçe azap edici değiliz.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
ol kim ŧoġru yol duttı bayıķ ŧoġru yol dutar gendüzi içün. daħı ol kim aza bayıķ azar gendü üzere daħı yazuķ götürmeye yazuķ götürici ayruķ yazuġını. daħı olmaduķ 'aźāb viriciler tā viribiyevüz yalavacı.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Kim ki doġru yol üstinedür, pes hidāyeti öz nefsi‐çündür. Daḫı kim azsaazmaġı daḫı özi‐çündür. Daḫı götürmez yük götürici özgenüñ yükini ya‘nī bir kişiye özge kişi‐çün ‘aẕāb olmaz. Daḫı ‘aẕāb eylemezüz bir ümmete anlarapeyġamber göndermeyince.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Doğru yol tutan yalnız özünə xeyir, haqq yoldan azan da ancaq özünə zərər edər. Heç bir günahkar başqasının günahını daşımaz. (Hərə öz günahına cavabdehdir). Biz, peyğəmbər göndərməmiş (heç bir ümmətə) əzab vermərik!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Whosoever goeth right, it is only for (the good of) his own soul that he goeth right, and whosoever erreth, erreth only to its hurt. No laden soul can bear another's load. We never punish until We have sent a messenger.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Who receiveth guidance, receiveth it for his own benefit: who goeth astray doth so to his own loss:(2190) No bearer of burdens can bear the burden(2191) of another: nor would We visit with Our Wrath until We had sent a messenger (to give warning).
2190 The doctrine of personal responsibility is insisted on, and the basis of ethics is shown to be our own good or evil as furthering or obstructing our highest development. 2191 The doctrine of vicarious atonement is condemned. Salvation for the wicked cannot be attained by the punishment of the innocent. One man cannot bear the burden of another; that would be unjust. Every man must bear his own personal responsibility. Cf. 6:164. But Allah never visits His wrath on anyone until due warning is conveyed to him through an accredited messenger.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
مَنِ
kim
اهْتَدٰى
hidâyete ererse
فَاِنَّمَا
artık ancak
يَهْتَد۪ي
hidâyete erer
لِنَفْسِه۪ۚ
kendisi için
وَمَنْ
ve kim
ضَلَّ
dalâlete düşerse
فَاِنَّمَا
artık ancak
يَضِلُّ
dalâlete düşer
عَلَيْهَاۜ
kendi aleyhine
وَلَا تَزِرُ
ve yüklenmez
وَازِرَةٌ
bir yük-lenici
وِزْرَ
yükünü
اُخْرٰىۜ
başkasının
وَمَا كُنَّا
ve olmadı
مُعَذِّب۪ينَ
azap edici
حَتّٰى نَبْعَثَ
Biz gönderinceye kadar
رَسُولاً
bir resul
Kim hidâyete ererse ancak kendisi için hidâyete ermiş olur, kim de dalâlete düşerse ancak kendi aleyhine dalâlete düşmüş olur. (O gün) Hiçbir (günah) yüklenici, başkasının (günah) yükünü yüklenemez. Biz, bir resul göndermedikçe (kimseye) azap edici değiliz.
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
اِهْتَدٰى
Fiil-VIII
ه د ي
Hidâyete erdi, doğru yolu buldu, maksadına ulaştı, muvaffak oldu
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
اِهْتَدٰى
Fiil-VIII
ه د ي
Hidâyete erdi, doğru yolu buldu, maksadına ulaştı, muvaffak oldu
نَفْس
İsim
ن ف س
Kendi, kendisi, nefis, can
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
ضَلَّ
Fiil-I
ض ل ل
Saptı, şaşırdı, dalâlete düştü, kayboldu, boşa gitti, yanıldı
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
ضَلَّ
Fiil-I
ض ل ل
Saptı, şaşırdı, dalâlete düştü, kayboldu, boşa gitti, yanıldı
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
وَزَرَ
Fiil-I
و ز ر
Yüklendi
وَازِرَة
Etken fiil
و ز ر
Günahkâr, yüklenici
وِزْر
İsim
و ز ر
Günah, yük, ağırlık
اٰخَر
İsim
ا خ ر
Diğeri, öteki, arkası, başkası, sonraki
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
مُعَذِّب
Etken fiil-II
ع ذ ب
Azaba uğratıcı, azap edici
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
بَعَثَ
Fiil-I
ب ع ث
Diriltti, gönderdi, ulaştırdı, kaldırdı
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi