Kim doğru yolu seçmişse, ancak kendi lehine seçmiş olur; kim de sapıp gitmişse, ancak kendi aleyhine olarak sapıp gitmiştir. Ve hiçbir kimse bir başkasının suç (ve günah) yükünü çekmez ve onunla yargılanmaz. Ve biz, önceden (mesajlarımızın tebliğini hakkıyla yapan) bir elçi (mübelliğ) göndermeden (inkâr, isyan ve günahları sebebiyle ne dünyada ne de ahirette hiçbir kimseye) azap edecek değiliz.*
(*) Allah insanları iyiyi kötüden ayırmalarına yarayacak yeteneklerle donatmıştır; ancak yine de merhametinin sonucu olarak ilahi mesajların tebliğini yapan bir elçi göndermedikçe, hiçbir kimseyi sorumlu tutmayacak ve azap etmeyecektir. Bu hususta şu üç nokta önemlidir: 1. Elçinin gönderilmesinden maksat, onun getirdiği dinî davet hakkında insanların yeteri kadar bilgi sahibi olmalarına elverişli bir ortamın sağlanmasıdır. 2. Âyetin bu kısmı, bilinmesi, anlaşılması ve inanılıp uygulanması ancak bir elçinin açıklamasına bağlı olan, insanın beşerî aklı ve bilgisiyle aydınlanamayacağı salt dinî konularla ilgilidir. 3 Kanunsuz suç ve ceza olmaz. Âyetin, on dört asır önce suçun ve cezanın kanunîlik ilkesini bu kadar açık ve kesin bir şekilde ifade etmesi ilgi çekicidir…. Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 470) Bugünkü ehli kitap ve gayrimüslimlerin durumu? 1. Hz. Peygamber ve onun getirdiği Kur’an hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayanlar, yani hakkıyla tebliğ almayanlar. Bunların İslâm karşısında hiçbir sorumlulukları olmaz. Durumları, fetret döneminde yaşayanların durumuna benzer. İslam’la sorumlu değildirler. 2. Hz. Peygamberi ve Kur’an’ı duymakla birlikte bunlar hakkında sağlıklı bir bilgiye sahip olmayanlar; Sağlıklı bir bilgiye sahip olmamaları, kendi din adamlarının veya başkalarının İslâm’ı yanlış tanıtmalarından, İslâm hakkında iftira etmelerinden kaynaklanıyor olabilir. Hatta Müslümanların İslâm’ı yanlış tanıtma ve yanlış uygulamalarından da kaynaklanabilir veya başka bir sebepten de olabilir. Bugün kitap ehlinin kahir ekseriyeti bu durumdadır. Bunların da hakkıyla doğru bir tebliğ almadıklarından yüce Allah’ın sınırsız merhameti gereği bunlar da ahirette sorumluluktan kurtulabilirler. (الله اعلم) 3. İslâm daveti eksiksiz olarak kendilerine ulaştırılmış olanlar: Bunlar, İslâm’ı bilip tanımalarına rağmen ihmalleri yahut inatları yüzünden veya kimi çıkarlarını kaybetme endişesiyle vs. İslâm’ı kabul etmeyenlerdir, işte bunlar sorumludurlar ve bu hâlleriyle âhirette kurtuluşa ermeleri mümkün değildir. Aslında ilk iki grubun sorumluluğu Müslümanlara aittir. Çünkü Müslümanlar (İslâm’ı ve Kur’an’ı doğru öğrenmek, doğru uygulamak ve) başkalarına doğru bir şekilde ulaştırmaktan sorumludurlar. Önce kendilerini, sonra da başkalarını Hz. peygamberin mucizesi olan Kur’an-ı Kerim’le, akıl, mantık ve bilim ışığında tanıştırmadıkça bu sorumluluklarını yerine getirmiş olmazlar. Ve dolayısıyla bu durumda Müslüman olmayanlar gerçek bir tebliğ almamış olduklarından dolayı Allah’ın engin merhameti gereği sorumlu tutulmazlar. ((الله اعلم Ayrıca geniş bilgi için: Bk: [İmam-ı Gazali, İslâm’da Müsamaha (Tercüme: Süleyman Uludağ), s. 60-61.] Bu nedenle hakkıyla tebliğ almayan yaşadığımız çağdaki çoğu insanın, Gazzali’nin (kendi eserindeki) üçüncü maddede (sorumlu tutulmayıp kurtulacaktır diye) nitelediği sınıfa gireceğini söylemek mümkündür. Gazzali’nin meseleye bakış açısı ilahi rahmetin tecellisini yansıtma bakımından son derece önemlidir. Bu bakış açısı bizim de meseleyi değerlendirmedeki temel paradigmamızı oluşturmaktadır. Özet: Bir insanın İslam dinine inanması ve inanmadığı takdirde sorumlu olması için, İslam dini hakkında doğru bilgiye, yeterli yoğunlukta davete (İslam’a çağrıya) ulaşmış olması gerekir. Bu nedenle dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan insan bu imkânı bulamamış ise ona din ulaşmamış, tebliğ edilmemiş demektir. Ayrıca "Peygamber gelip bir bölgede bazı insanlara dini tebliğ etti diye bütün zamanlarda ve mekânlarda yaşayan insanlar buna, kendi gayretleriyle ulaşmalıdırlar, ulaşmayan sorumlu (cehennemlik) olur" şeklindeki anlayış da, İslam’ın mantığına, tabiatına ve sorumluluk kurallarına uygun değildir."Elçi göndermedikçe asla azap etmeyiz" mealindeki âyet, insanın tabiatı ve yükümlülüğün genel kuralları her bir insana dinin, doğru anlatılmasını ve yeterli yoğunlukta dine davet edilmesini gerekli kılmaktadır. Yine detaylı bir bilgi için bkz: قال الزجاج في تفسير هذه الآية : إن الآثم والمذنب لا يؤاخذ بذنب غيره وما كنا معذبين حتى نبعث رسولا لما ذكر سبحانه اختصاص المهتدي بهدايته والضال بضلاله ، وعدم مؤاخذة الإنسان بجناية غيره ، ذكر أنه لا يعذب عباده إلا بعد الإعذار إليهم بإرسال رسله ، وإنزال كتبه ، فبين سبحانه أنه لم يتركهم سدى ، ولا يؤاخذهم قبل إقامة الحجة عليهم ، والظاهر أنه لا يعذبهم لا في الدنيا ولا في الآخرة إلا بعد الإعذار إليهم بإرسال الرسل ، وبه قالت طائفة من أهل العلم ( فتح القدير - تفسير ابن عطية - تفسير البيضاوي - القرطبي ) (زاد المسير- أضواء البيان ) أنه لا عذاب من غير إنذار، ودل على ذلك قوله تعالى: وما كنا معذبين حتى نبعث رسولا إن العقل يدرك الخير والشر، ولكن لأن الغرائز البشرية متشابكة يؤثر بعضها على بعض، فالغريزة الجنسية توجد الهوى، والهوى يجعل غشاء على القلوب فلا تفقه، وعلى الآذان فلا تسمع سماع هداية، ولا يبصر بصر اعتبار، يكون ذلك، فلا بد من منبه يزيل غشاوة الأعين وضلال القلوب، ووقر الآذان، وهذا هو
النذير، والعذاب من غير النذير لا يكون من رحمة الله تعالى بعباده، وما كنا معذبين حتى نبعث، أي ما كان من شأننا ولا من رحمتنا أن نعذب إلى أن نبعث رسولا علم الحق ويبينه، والباطل ويزهقه، وقال تعالى: وإن من أمة إلا خلا فيها نذير (زهرة التفاسير ) (التبيان الجامع لعلوم
القرآن) وعن الإمام الغزالي: أن الناس في شأن بعثة النبي أصناف ثلاثة: من لم يعلم بها بالمرة - أي كأهل أمريكا لذلك العهد - هؤلاء ناجون حتما (أي إن لم تكن بلغتهم دعوة أخرى صحيحة). ومن بلغته الدعوة على وجهها ولم ينظر في أدلتها إهمالا أو عنادا أو استكبارا وهؤلاء مؤاخذون حتما. ومن بلغته على غير وجهها أو مع فقد شرطها، وهو أن تكون على وجه يحرك داعية النظر،وهؤلاء في معنى الصنف الأول. هذا معنى عبارته المطابقة لأصول الكلام وأقول: عبارته في كتاب فيصل التفرقة في هذا الصنف هي: وصنف ثالث بين الدرجتين بلغهم اسم محمد - - ولم يبلغهم نعته وصفته، بل سمعوا منذ الصبا أن كذابا مدلسا اسمه محمد ادعى النبوة كما سمع صبياننا أن كذابا يقال له: المقفع (لعنه الله) تحدى بالنبوة كاذبا، فهؤلاء عندي في معنى الصنف الأول الخ (تفسير المنار)