Gerçekten insan (türü) üzerinde dehirden (zamandan) öyle (uzun) bir müddet gelip- geçti ki o, (var olduğu hâlde henüz insan olarak) anılmaya değer bir şey (insanlıkla tanınan, insanı değerlerle anılan ve henüz tekâmül sürecini geçiren bir varlık) bile değildi. *
(*) Bu âyetle, insanın ’’ruh’’ üflenmeden, yani ilahi mesajlara muhatap olmadan, sorumluluk duygusunu taşımadan, insani özelliklerle henüz donatılmadan, ilkel bir yaşam sürdüren ve homo sapiens türünden önceki beşer hâli kastedilmiş olabilir. Hiçbir şey değildi demek yerine ’anılmaya değer’ bir şey değildi denmesi bu ihtimali doğrular. Yani beşer, anılmaya değer bir şeyler yapması için ilahi bilgi demek olan ’’ruh’’ ile desteklenince, o beşer sorumluluk duygusunu taşıyan, vicdan ve irade sahibi kılınan ve ilahi vahiy ile muhatap olunan insan olmuştur. Dehr denen uzun sürede edindiği ’’bilgiyi kullanma potansiyeli taşıyan aklî melekeleri’’nutfedeki genlerle sonraki nesillere de aktarabilmiştir. Bu sûrenin ilk âyeti‘’insanın tarih sahnesine çıkana kadar belli belirsiz uzun bir süre geçirdiğinden ve kayda değer hiçbir şey yapmadığından’’ bahseder. Günümüzdeki araştırmalara göre de İnsansılar, anatomik olarak yaklaşık 200 ile 300 bin yıl önce Afrika’da ortaya çıkmış ve dil kullanma gibi modern davranışlarına 50. 000 yıl önce kavuşmuşlardır. Bkz: (Homo sapiens" ve İlk İnsan Göçleri (Makale) - Khan Academy) Demek ki, İnsan sûresi 1. ayette de belirtildiği gibi insanın tarih sahnesine çıkıp kayda değer bir şeyler yapma süresi, yani modern davranışlarına kavuşması günümüzdeki araştırmalara göre aşağı yukarı 50. 000 yıllık bir süreç içinde olmuştur. Beşerin rûh üflenerek yeryüzünün halifesi kılındığı tarih Allah’ın katında bir gün, bir dönemdir. (Ki, Mearic-4. ayette o gün, bizim 50. bin yılımıza takabul eder.) Buna göre ilk beşerler arasından seçilen ve vahiyle modern insanlığın sıçramasına yol açan Hz. Âdem ile son Nebî Hz. Muhammed arasındaki süre de 50 bin yıl olabilir. Yani ayeti, iç ve dış bağlamı ile düşündüğümüzde, Allah’tan haber alan peygamberlerin yaşadığı dönem 50 bin yıllık bir dönem olabilir. (الله اعلم) ‘’Ama en doğrusunu yüce Allah bilir’’ Ayrıca Kurtubi ve Fethu-l Kadir tefsirlerinin ilgili metinlerinde de şöyle deniliyor: Bazılarına göre ise bu ifadeyle, insanın önemsiz bir varlık olarak üzerinden uzun bir zaman geçtikten sonra Adem’in halife olarak yaratılıp emaneti yüklenmesiyle tüm varlıktan üstün bir seviyeye ulaşarak adı anılır bir şey olduğu anlatılmaya çalışılmaktadır. Kaynak: (Kurtûbî, Câmiu li ahkâm, 21/445) Bu nedenle ona henüz ilahi vahiy üflenmediği, halife seçilmediği, diğer canlı türleri gibi davranışlarından sorumlu tutulmadığı, kendilerine elçiler gönderilmediği, ilahi emir ve mesajlarına muhatap kılınmadığı, bozgunculuk yapıp kan döktüğü ve henüz medenileşmeyip diğer canlı türleri gibi yaşadığı için onun/insan türünün varlığı üzerinden uzun bir dönem geçtiği hâlde insan namına anılan bir konumda değildi. Yani insan türü arasından Hz. Âdem halife seçildiği zamana kadar, insanın değeri, şerefi ve kıymeti yoktu diye anlaşılıyor. Yoksa varlık sahnesine gelmediği veya yaratılmadığı şeklinde değil. Eğer 1. ayette henüz insanın yaratılmadığından söz edilseydi, ayetin Arapça metni şöyle olması gerekirdi; (هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنسَانِ حِينٌ مِّنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْئًا مخلوقا)‘’Hel etâ ‘alâ-l-insâni hînun mine-ddehri lem yekun şey’en mahluken’’ yani ‘’Gerçekten insanın (insan türünün) üzerinden uzun zamanlardan öyle bir süre geçti ki, o henüz yaratılmış bir şey değildi.’’ şeklinde olurdu. Ama ayet bu şekilde değildir. Ayrıca metinleri aşağıya alınan tefsirlerde de belirtildiği gibi, ‘’insan yaratılmadan önce onun üzerinde nice zaman geçti’’ denilemez. Zira insan yokken onun üzerinde zaman geçemez! Ancak var iken, üzerinde zaman geçebilir. Demek ki ayette ‘’o zaman insanın var olmadığından/yaratılmadığından değil, onun henüz değerli bir varlık (yaratık) konumuna gelmediğinden, modern davranışlarına kavuşmadığından ve yaptıklarından sorumlu tutulmadığından (modern insan olmadan önceki durumdan) söz ediliyor. (الله اعلم) İşte bu ayette insanın tarih öncesi insan olmadan önceki yani henüz insanlaşmadan önce üzerinden geçen uzun bir zamandan bahsedilmektedir. Demek ki insanın paleontolojik tekâmülü çok uzun bir sürede olmuştur. Ayrıca ayetin başında bulunan (هل)’’hel’ ’edatı, (قد), yani muhakkak anlamındadır, (الانسان)’’el İnsan kelimesi ise,’’ Hz. Âdem değil, insan türüdür.
والمراد بالإِنسان الجنس لقوله {إِنَّا خَلَقْنَا ٱلإِنسَـٰنَ مِن نُّطْفَةٍ (انوار التنزيل واسرار التأويل) :الثاني : أنه كل إنسان ، قاله ابن عباس وابن جريج (تفسير الماوردي) والمراد بالإنسان: جنس بني آدم، بدليل : { إِنَّا خَلَقْنَا ٱلإِنسَـٰنَ مِن نُّطْفَةٍ } [الإنسان: 2] (تفسير الكشاف) والمرادُ بالإنسان الجنسُ (إرشاد العقل السليم إلى مزايا الكتاب الكريم) والقول الثاني: أن المراد بالإنسان بنو آدم بدليل قوله: {إِنَّا خَلَقْنَا ٱلإِنسَـٰنَ مِن نُّطْفَةٍ } فالإنسان في الموضعين واحد، وعلى هذا التقدير يكون نظم الآية أحسن. (مفاتيح الغيب) اتفقوا على أن {هَلُ } ههنا وفي قوله تعالى: { هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ٱلْغَـٰشِيَةِ } [الغاشية: 1] بمعنى قد، (مفاتيح الغيب ،) قوله تعالى : هل أتى على الإنسان حين من الدهر لم يكن شيئا مذكورا هل : بمعنى قد ; قاله الكسائي والفراء وأبو عبيدة . (تفسير القرطبي ) هل أتى} أي: قد أتى (تفسير القرآن) بل هذا الذِّكر بمعنى الخطر والشرف والقدر؛ تقول: فلان مذكور أي له شرف وقدر. وقد قال تعالى: { وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ } } [الزخرف: 44] أي قد أتى على الإنسان حين لم يكن له قَدْرعند الخليقة. ثم لما عَرَّف الله الملائكة أنه جعل آدم خليفة، وحمَّله الأمانة التي عجز عنها السموات والأرض والجبال، ظهر فضله على الكل، فصار مذكوراً.( الجامع لاحكام القرآن - فتح القدير) قالوا: ومعنى قوله: ( لَمْ يَكُنْ شَيْئًا مَذْكُورًا ) لم يكن شيئا له نباهة ولا رفعة، ولا شرف الخ ... وقال آخرون: لا حدّ للحين في هذا الموضع؛ وقد يدخل هذا القول من أن الله أخبر أنه أتى على الإنسان حين من الدهر، وغير مفهوم في الكلام أن يقال: أتى على الإنسان حين قبل أن يوجد، وقبل أن يكون شيئا، وإذا أُريد ذلك قيل: أتى حين قبل أن يُخلق، ولم يقل أتى عليه (تفسير الوسيط) ثم لخص القرطبي المعنى العام للآية قائلا: أي قد أتى على الإنسان حين لم يكن له قدر عند الخليقة، ثم لما عرَّف الله الملائكة أنه جعل آدم خليفة وحمَّله الأمانة التي عجز عنها السموات والأرض والجبال ظهر فضله على الكل، فصار مذكورا